GeriGündem Kozmik Oda soruşturmasına verilen takipsizlik kararında çarpıcı ifadeler
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    35
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kozmik Oda soruşturmasına verilen takipsizlik kararında çarpıcı ifadeler

Kozmik Oda soruşturmasına verilen takipsizlik kararında çarpıcı ifadeler
refid:28434597 ilişkili resim dosyası

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının, kamuoyunda "Kozmik Oda" soruşturması olarak anılan ve bazı Seferberlik Tetkik Kurulu Personelinin adının karıştığı soruşturmaya ilişkin takipsizlik kararında, soruşturmanın Ankara Emniyet Müdürlüğüne gelen ihbar telefonu üzerine başlatıldığı, ihbarın Keçiören'deki bir telekom bayisinden yapıldığı, iş yerinde kamera bulunmadığı ve ihbarcının tespit edilemediği belirtildi. Kararda, 19 Aralık 2009'da yakalanan şüpheliler E.Y.B. ve İ.G'nin ifadelerinde, bölge başkanından aldıkları şifahi emirle Bülent Arınç'ı değil Albay B.K'yi yaklaşık bir yıldır takip ettiklerini söyledikleri ifade edildi.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın "mağdur" olarak yer aldığı kararda, 38 kişi "şüpheli" olarak gösterildi ve soruşturmanın, "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs, silahlı terör örgütü kurma veya yönetme, silahlı terör örgütüne üye olma, kişiyi yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle öldürmeye teşebbüs" suçlarından yürütüldüğü bildirildi.

Kararda, 19 Aralık 2009 saat 14.50 sıralarında, Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne ait telefonu arayan erkek bir şahsın "Çukurambar'da Bülent Arınç'ın evine geliş gidişlerinde, civarda 06 BH ... ve 06 LJY ... plakalı araçları gördüğünü, araçlardan, içindekilerden ve Arınç'a yönelik saldırıda bulunabileceklerinden şüphelendiğini" belirterek, telefonu kapattığı anlatıldı ve bunun bildirilmesi üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekilliğinin soruşturma başlattığı aktarıldı.

İhbar konusu olayın araştırılması için nöbetçi savcının, "Günün önemine binaen ihbarda geçen araçların ve şahısların tespit edilmesine yönelik çalışma yapılması, tespit edilmesi halinde şahısların etkisiz hale getirilerek yakalanması, üst ve araçlarının titizlikle aranması" talimatı verdiği ifade edilen kararda, şunlar kaydedildi:

"Kolluk görevlilerince telefon ihbarında belirtilen bölge civarında yapılan çalışmalarda saat 17.00 sıralarında Çukurambar Mahallesi 1425. Cadde No: 22 adresinde ihbarda geçen 06 BH ... plakalı aracın park halinde görüldüğü ve bir süre beklenildiği, saat 17.10'da park halinde bulunan aracın yanına ihbarda geçen ikinci araç olan 06 LJY ... plakalı araç ile şüpheliler E.Y.B. ve İ.G.'nin geldikleri, daha sonra da araçtan inip park halinde bulunan 06 BH ... plakalı aracın yanına geldiklerinin görüldüğü, kolluk görevlilerince her iki şahsa kimlik ibraz edildikten sonra şahıslar etkisiz hale getirilmek istendiği, şahısların askeri personel olduklarını beyan ettikleri, yapılan kimlik kontrolünde şüpheli E.Y.B'nin albay, şüpheli İ.G'nin binbaşı rütbesinde askeri personel oldukları belirlenmiştir.

Yakalanan şahısların askeri personel olduklarının anlaşılması ve nöbetçi Cumhuriyet Savcısı'nın 'Merkez Komutanlığı ile irtibata geçilmesi, Merkez Komutanlığı personeliyle birlikte şüphelilerin üst ve araçlarının aranması' talimatı üzerine Ankara Merkez Komutanlığı yetkilileri haberdar edilmiş ve şüphelilerin kabaca üst aramaları yapılmıştır."

Kararda, Merkez Komutanlığı personelinin gelmesi beklenirken şüpheli E.Y.B'nin "su içmek istediği sırada sağ avucunun içerisindeki bir kağıdı yutmaya çalıştığı", zorla alınan kağıtta "1424. Cd. ... A" ibaresinin bulunduğuna dair Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü görevlilerince tutanak tutulduğu, ancak şüphelilerin, tutanağı imzalamadıkları bildirildi.

Şüphelilerin üzerlerinde, ikametlerinde ve araçlarda yapılan aramalarda el konulan not, bilgisayar, hafıza kartı, cep telefonu, kartvizit, ajanda, CD, DVD gibi eşya ve dokümanların sıralandığı kararda, şüphelilerin, arama işlemlerinin ardından, ifadeleri alınmadan serbest bırakıldıkları aktarıldı.

Şüphelilerin kullandıkları 06 LJY ... plakalı araçtaki aramada elde edilen "Tekerlekli Araç Günlük Görev ve Koruyucu Bakım" formuna göre, aracın birlik komutanlığının Ankara Seferberlik Belge Başkanlığı olduğu belirtilen kararda, bunun üzerine aracın görevlendirme ve sevk işlemlerinde imzası bulunan ve şüphelilerle "ilişki ve irtibatlı oldukları değerlendirilen" M.A, O.D, A.B, Y.A, S.A ve S.T'nin de şüpheli sıfatıyla soruşturmaya dahil edildiği bildirildi.

İhbarcıya ulaşılamadı

Araştırmalar sonucunda, ihbarın, Keçiören'deki bir telekom bayisinden yapıldığı, iş yerinde kamera bulunmadığı ve ihbarı yapanın tespit edilemediğine yer verilen kararda, ihbara konu araçlardan birinin Genelkurmay Başkanlığına, diğerininse araç kiralama şirketine ait olduğu ve şüpheli E.Y.B'nin 19 Aralık 2009'da kiralandığının belirlendiği anlatıldı.

Tanıklığına başvurulan oto kiralama şirketi işletmecisi A.D'nin, otomobili E.Y.B'nin 2 günlüğüne kiraladığını bildirdiği, onunla birlikte arkadaşları O.D, İ.G, M.A'nın da birlikte veya tek gelerek araba kiraladıklarını, bu kişilerin Genelkurmay Başkanlığında çalıştıklarını bildiğini ancak tam görev yerlerini bilmediğini, bu şahısların arkadaşı olan A.B'nin de kendisinden araç kiraladığını, O.D'nin kendisini hafta içi arayarak araç kiralamak istediklerini söylediğini, aracı almaya kendisinin veya ismini saydığı diğer arkadaşlarından birinin geldiğini, genellikle araçların hafta sonu kullanılmak üzere kiralandığını beyan ettiği kaydedildi.

Araç kiralama firmasından elde edilen orijinal kiralama sözleşmelerinin birer nüshalarının 26 Aralık 2009'da Genelkurmay Başkanlığı Seferberlik Bölge Başkanlığında, şüpheli Y.A'nın kullandığı odadaki aramada ele geçirildiği belirtilen kararda, şüphelilerin kullandıkları cep telefonlarının HTS kayıtları sıralandı ve "bunların incelenmesinde, çeşitli tarihlerde Çukurambar mevkisinde CELL bilgisi verdikleri, özellikle son iki ayda buradan CELL bilgilerinin yoğunlaştığı" ifade edildi.

Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü görevlilerinin E.Y.B'den "yutmak üzereyken elde edildiği belirtilen" kağıttaki adreste Başbakan Yardımcısı Arınç'ın yanı sıra milletvekilleri, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan, emekli ve esnaf kişilerin ikamet ettiği ve apartman girişinde kamera sisteminin bulunmadığı anlatılan kararda, bu şüphelinin üst aramasında elde edilen adresin ise Dikmen'deki Milli Savunma Bakanlığı Lojmanlarına ait olduğu ve burada bir askeri personelin ikamet ettiğine dikkat çekildi.

E.Y.B'nin ikametinde ele geçirilen ajandada yazılan ve "Abdullah Gül" ibaresiyle başlayan yazı içeriğinde, ağırlıklı olarak eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, eski cumhurbaşkanları Ahmet Necdet Sezer ve Süleyman Demirel gibi birçok kişi hakkında gerçeği yansıtmayan ibarelerin bulunduğu ifade edilen kararda, bu araştırma ve işlemlerden sonra 25 Aralık 2009'da Ankara Merkez Komutanlığına müzekkere yazılarak, 8 şüphelinin gözaltına alınması ve istendiğinde savcılıkta hazır edilmesinin istendiği aktarıldı.

Kararda, soruşturmanın başlamasının ardından Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinden "şüphelilerin iş yeri olan Genelkurmay Başkanlığı Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığında bölge başkanı odasında, subay ve astsubay odalarında, muhabere ve brifing odasında, çalışma odalarında, arşivlerde, nöbetçi subay odalarında, özel işlem odalarında, idari işler subay ve astsubay odalarında ve tüm binada, gerektiğinde şifreli ve çelik kapılı tüm odalarda arama yapılmasını” talep ettiği, mahkemenin 25 Aralık 2009'daki kararına istinaden de burada cumhuriyet savcılarının katılımıyla arama yapıldığı hatırlatıldı.

Şüphelilerin odalarında yapılan aramalarda ele geçirilen, dosya, ajanda, not kağıtları, el yazıları gibi belgelerin sıralandığı kararda, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimliğinin kararı ile bu şüphelilerin ve bunlarla "irtibatlı oldukları değerlendirilen" diğer şüphelilerin iletişimlerinin ve kamuya açık yerlerdeki faaliyetlerinin takibe ve kayda alındığı belirtildi.

"Şüphelilerin haklarında CMK'nun 135. maddesi gereğince yapılan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması işlemlerine defalarca alınan mahkeme kararlarıyla devam edildiği" ifade edilen kararda, soruşturma sürecinde, Aralık 2009'da basında çıkan ve "Arınç'ın evinin yakınlarında gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılan iki subayın ekibinde yer aldığı iddia edilen er S.T, teknik takibe takıldı, babası ile yaptığı telefon konuşmasında Seferberlik Tetkik Kurulu binasında çok sayıda evrak yaktıklarını anlattı" iddiasının bulunduğu haber aktarıldı.

Ancak şüpheli S.T'nin, bu şekilde konuşma yaptığına dair ses kayıt çözüm tutanağının dosya içerisinde bulunmadığı, kaldı ki CMK uyarınca, şüpheli ile tanıklıktan çekinebilecek kişilerden olan babası ile arasındaki iletişiminin kayda alınamayacağı, kayda alma gerçekleşmişse bunun anlaşılması halinde alınan kayıtların derhal yok edilmesi gerektiği, şüphelinin babası ile konuşmasının hiçbir şekilde dosya kapsamında delil olarak kullanılamayacağı hatırlatıldı.

Savcılığın, Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığında arama talep ederken "haklarında teknik takip yapılan şüphelilerin telefon konuşmalarında Seferberlik Tetkik Kurulu binasında çok sayıda evrak yaktıklarına” ilişkin gerekçe de gösterilmediğine dikkat çekilen kararda, CMK'nın 135. maddesi uyarınca hakkında tedbir uygulanan şüpheli Y.A'nın, avukatı Süleyman Ayhan ile yaptığı, suç unsuru niteliği de taşımayan telefon görüşmelerinin kayda alınarak ses kayıt tutanağı olarak düzenlenip dosyaya konduğu bildirildi.

Tapede, Ayhan'ın avukat olduğunun belirtildiğine işaret edilen ve CMK uyarınca şüphelinin müdafii ile telefon görüşmelerinin hiçbir şekilde kayda alınamayacağı ve ses kayıt çözüm tutanağı haline getirilemeyeceği vurgulanan kararda, Y.A'nın, avukatı Ayhan ile yaptığı suç unsuru niteliği taşımayan 8 telefon görüşmesine ilişkin 20 sayfa tapenin, soruşturma savcısı odasında kağıt biçme makinesinde imha edildiğine yer verildi.

Kararda, olayda sorumluluğu bulunan iki TEM personeli hakkında soruşturma açıldığı belirtildi.

"Suç unsuru tespit edilememiştir"

Şüpheliler hakkında CMK'nun 135. ve 140. maddeleri uyarınca verilen tedbir kararlarında başlangıçta suç ibaresi bölümünde "terör", sonradan ise "silahlı örgüt ve cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs" yazıldığına işaret edilen kararda, "CMK'nun 135 ve 140. maddeleri uyarınca şüpheliler hakkında yaklaşık 4 yıl süresince uygulanan 'İletişimin denetlenmesi' ve 'Teknik araçlarla izleme' tedbirleri sırasında isnat edilen suçlar ile ilgili herhangi bir bulgu, suç unsuru teşkil edecek herhangi bir konuşma, söz, eylem ve davranışları tespit edilememiştir" bilgisine yer verildi.

Kararda, Aralık 2009 ve Ocak 2010'da, Genelkurmay Seferberlik Ankara Bölge Başkanlığında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi nöbetçi hakimince yapılan arama sürecine, Genelkurmay Başkanlığınca "devlet sırrı" gerekçesiyle aramaya yapılan itiraza ve bu itirazın reddine ilişkin bilgiler aktarıldıktan sonra, başkanlıktaki fiziki çalışma sonucunda, "suçun açıklığa kavuşturulmasında ve delillerin tartışılmasında faydalı olacağı değerlendirilen evrak ve belgelere el konularak Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği" ifade edildi.

"Devlet sırrı içeren belgeler, dava açılan mahkeme hakimi veya heyetince incelenebilir"

Takipsizlik kararında, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Hakimliğinin, "Kozmik Oda"da arama yapılmasına ilişkin kararları değerlendirilirken, CMK'nın 47/1. maddesinde, "'Bir suç olgusuna ilişkin bilgiler, devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz. Açıklanması, devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek; anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler devlet sırrı sayılır” denildiğine; 125/2. maddesinde ise devlet sırrı niteliğindeki bilgileri içeren belgelerin ancak mahkeme hakimi veya heyeti tarafından incelenebileceğinin düzenlendiğine işaret edildi.

Kararda, şöyle denildi:

"CMK'nın hükümleri dikkate alındığında; devlet sırrı niteliğindeki bilgileri içeren belgeler ancak dava açılan mahkeme hakimi veya heyeti tarafından incelenebilir. İnceleme sırasında cumhuriyet savcısı, zabıt katibi, taraflar veya avukatlar hazır olamaz. Devlet sırrı niteliğindeki belgelerde suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte bilgiler, hakim veya mahkeme başkanı tarafından tutanağa geçirilir. Hakimin soruşturma evresinde delil araştırması yapması hukukumuz tarafından kabul edilmediği de dikkate alındığında, soruşturma safhasında (ya da dava açılmadığı takdirde) devlet sırrı niteliğindeki belgelerin hakim ya da cumhuriyet savcısı tarafından incelenmesi mümkün değildir.

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Hakimliğinin 26 Aralık 2009 tarih ve 2009/1066 değişik iş sayılı kararı doğrultusunda, Genelkurmay Başkanlığı Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığına ait 11 ve 16 nolu odalarda nöbetçi hakim tarafından CMK'nun 116. maddesi uyarınca arama ve inceleme işlemi yapıldığı, arama ve inceleme işlemleri sırasında dijital belgelerde yer alan içeriklerin 1,5 terabaytlık sabit diske alındığı, 'devlet sırrı' niteliğinde bilgi ve veriler içerdiği kabul edilen bu verilerin dava açıldığı takdirde mahkemeye sunulması, dava açılmadığı takdirde ilgili kuruma iade edilmesine karar verildiği belirlenmiştir.

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2 Ocak 2010 tarih ve 2010/1 sayılı kararında da CMK'nun 125. maddesi kapsamındaki devlet sırrı niteliğindeki belgelerin soruşturma safhasında hakimlikçe incelenmesinin mümkün olmadığına, hakimlikçe yapılan işlemlerin ise CMK'nın 116 ve 119. maddesi uyarınca yapılan arama ve inceleme işlemi olduğuna karar verildiği belirlenmiştir.

Mahkemenin kararlarında belirtildiği üzere, devlet sırrı niteliğindeki bilgi ve verilerin ancak dava açıldığı takdirde mahkemeye sunulmasının, dava açılmadığı takdirde ise ilgili kuruma teslim edilmesinin gerektiği, bu belge ve verilerin soruşturma safhasında cumhuriyet savcısı ya da hakim tarafından incelenemeyeceği değerlendirilmiş ve 1,5 terabaytlık sabit diske alınan imaj ve içerikleri devlet sırrı niteliğinde kabul edilerek cumhuriyet savcılığımızca incelenmemiştir.

Bu tespitlerin haricinde Genelkurmay Başkanlığı Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığına ait 11 ve 16 nolu odalarda 26 Aralık 2009 - 20 Ocak 2010 arasında arama ve inceleme işlemi yapan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi nöbetçi hakimliğinin, cumhuriyet başsavcılığına gönderdiği bilgi ve belgelerin şüpheliler isnat edilen soruşturma konusu olay ve eylemler ile irtibatı tespit edilememiştir.

Hakimlik tarafından gönderilen bilgi ve belgelerin Genelkurmay Başkanlığı Özel Kuvvetler Komutanlığı Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığının askeri kadro görevleri ile ilgili bilgi, belge ve yönergeler (istihbarat
çalışmaları, etütler v.s) olduğu, belge içeriklerinde Devlet Bakanı ve Başbakan
Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eylemleri ile ilgili herhangi bir bulgu, içerik, plan, kroki, görevlendirme ve iş bölümü bulunmadığı anlaşılmıştır."

Takipsizlik kararında, şüpheliler E.Y.B. ve İ.G'nin kullandığı araç içinde elde edilen krokinin, Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığının bir yazıcısının, tamir için bırakıldığı servise ait olduğu belirtilerek, adres tarifi amacıyla özensiz ve basit çizilen kağıttan hareketle Bakanlar Kurulu üyeleriyle ilgili alan çalışması yapıldığı, kaçış güzergahlarının çizildiği sonucunun çıkarılamayacağı ifade edildi.

Şüpheli E.Y.B'nin ikametgah aramasında elde edilen ajandadaki "Abdullah Gül" ibaresi ile başlayan yazı içeriğinden hareketle "eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile ilgili illegal bilgi toplama faaliyetinde bulunulduğu, devlet büyüklerini karalamaya yönelik, gerçeği yansıtmayan bilgiler olduğunun iddia edildiğine" dikkat çekilen kararda, "Yapılan araştırmada el yazısı notlarda, ağırlıklı olarak eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hakkında, ayrıca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Merkez Bankası eski Başkanı Durmuş Yılmaz, eski Cumhurbaşkanları Ahmet Necdet Sezer ve Süleyman Demirel gibi birçok kişi hakkında gerçeği yansıtmayan ibarelerin bulunduğu belirlenmiştir" denildi.

Şüpheli E.Y.B'nin, savunmasında, yazıların kendisine değil, oğluna ait olduğunu beyan ettiği aktarılan kararda, tanık olarak ifadesi alınan oğlunun da bir arkadaşından okumak üzere edindiği kitaplardan notlar aldığını, bir sayfa kadar not aldıktan sonra sıkıldığını, not almayı ve kitabı okumayı bıraktığını söylediği, kriminal inceleme sonucunda yazıların çocuğa ait olduğunun belirlendiği aktarıldı.

Kararda, "Olay tarihinde lise çağında olan bir kişinin kitap okuması ve okuduğu kitaptan not alması şeklinde gelişen davranışlarının, eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile ilgili illegal bilgi toplama faaliyeti veya devlet büyüklerini karalamaya yönelik, gerçeği yansıtmayan bilgi toplama ve oluşturma faaliyeti ya da bir suç unsuru olarak kabul edilemeyeceği, ajandada yer alan el yazısı not ve ibarelerin şüphelilere isnat edilen soruşturma konusu olay ve eylemlerle herhangi bir irtibatının bulunmadığı anlaşılmıştır" ifadesine yer verildi.

Şüpheliler bir albayı takip ediyordu

Kararda, 19 Aralık 2009'da yakalanan şüpheliler E.Y.B. ve İ.G'nin ifadelerinde, bölge başkanından aldıkları şifahi emirle Albay B.K'yi yaklaşık bir yıldır takip ettiklerini söyledikleri ifade edildi.

Olay tarihinde Seferberlik Tetkik Kurulu Ankara Bölge Başkanı olan şüpheli Y.A'nın da savunmasında "B.K'yi izleme emrini kendisinin şifahen verdiğini, kendisine ise emrin üst komutanlarınca şifahen verildiğini, Bülent Arınç'ın izlenmesi emri vermediğini " beyan ettiği anlatılan kararda, savcılığın B.K'nin de ifadesini aldığı bildirildi ve ifadeden şu bölüm aktarıldı:

"Ben askeri teamülde takip edilebileceğimi düşünmüyorum. Burada Genelkurmayın da mağdur edildiğini düşünüyorum. Terfi dönemlerinde, terfi sırası gelenler ve başarılı olanlar hakkında karalama mektupları gönderilir. Bu mektuplar isimsizdir, sonradan öğrendiğim kadarı ile Genelkurmay açıklamasında, benimle ilgili olarak 'bilgi sızdırdığıma' dair ihbarda bulunulduğunu ifade etmiştir. Ben hakkımda böyle bir ihbar yapılıp yapılmadığını bilmiyorum. Ancak ameliyatım sonrası sıralı amirlerimle konuştum, gerçekten benim hakkımda bir inceleme, soruşturma, araştırma olup olmadığını sordum 'Hiçbir şey yok' dediler. Zaten ben de görev yaptığım bu dönemde, kendi amirlerimden tam sicil aldım en ufak bir olumsuz durum hissetmedim. Bu durum Genelkurmaydan sorulduğunda da ortaya çıkar. Ben iki yıl görevde olmadığım halde Genelkurmaydan hangi kritik bilgiyi taşıyabilir ya da sızdırabilirim? Zaten üç gün sonraki bir açıklamada da Genelkurmay 'O askeri yetkilinin hiçbir bilgi sızdırmadığı' şeklinde açıklama yaptılar. Tekrar belirtmek isterim ki benim takip edilmemi gerektiren sebep yoktur, zaten yaptığım görev itibarıyla da çok gizli bilgilere vakıf olmam mümkün değildir ki bunları sızdırmış olayım. Bir ihbarda bulunulmuş ise normalde sıralı amirlerime yazı gönderilip izlenmem istenilebilir ve süreci benim sıralı amirlerim takip eder ya da hakkımda kuvvetli bir şüphe varsa askeri savcılığa havale edilip onlar takip edebilirdi."

Kararda, B.K'yi takiple görevlendirilen şüphelilerin telefonlarının 4 Nisan 2009'dan 19 Aralık 2009'a kadar, B.K'nin ikamet ettiği Çukurambar'da birçok kez sinyal bilgisi verdiğine işaret edilerek, şüphelilerin, sözlü emirle B.K'yi dönüşümlü şekilde yaklaşık bir yıl süreyle takip ettikleri belirtildi.

Şüphelilerin takip sırasında Genelkurmay Başkanlığına ait araçların yanı sıra, kiraladıkları araçları da kullandıkları ifade edilen kararda, ilgili yönerge uyarınca, Özel Kuvvetler Komutanlığı Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı personeline verilen B.K'yi takip emrinin askeri hizmetlerin görülmesiyle uygunluk göstermediği ve hukuka uygun olmadığının anlaşıldığı ancak Çukurambar Mahallesi 1425. Cadde üzerinde bulunma nedenlerinin, ihbar ve iddia edildiği gibi Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ı takip etmek ya da ona saldırı gerçekleştirerek Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs olmadığı, üstelik Arınç'ın olay günü Manisa'da bulunduğu anlatıldı.

Kararda, HTS kayıtlarına göre, "sözde ihbarın yapıldığı" saat 14.50'de şüpheliler E.Y.B. ve İ.G'nin Çukurambar'da değil, Ümitköy'deki Gordion AVM'de bulundukları kaydedildi.

Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığındaki arama ve inceleme çalışmalarında bir apartman girişinin kapı zillerinin bulunduğu bölümün fotoğrafının ele geçirildiği belirtilen kararda, araştırma sonucu, apartmanda yazar Nuri Pakdil'in kiracı olduğunun belirlendiği, şüphelilerin takip ettiği B.K'nin de Pakdil'i zaman zaman ziyaret ettiği, şüphelilerden O.D'nin de ziyaret anında kapı zilinin fotoğrafını çektiği bildirildi.

Kararda, B.K'nin Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı personelince takibinin askeri hizmetlerinin görülmesi ile uygunluk göstermemesi ve hukuka aykırı olması nedeniyle Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığında görev yapan şüpheliler hakkında ayrı soruşturma açıldığına yer verildi.

Şüpheli E.Y.B'nin, "su içerken yutmaya çalıştığı" iddia edilen kağıdın kendisine ait olmadığı yönünde ifade verdiği, TÜBİTAK'ın kriminal incelemesi sonucunda da kağıttaki yazının şüphelinin el ürünü olmadığının belirlendiği anlatılan kararda, olay tarihinden önce defalarca olay yerine ve B.K'nin ikametinin civarına giden şüphelilerin, sanki ilk kez olay yerine gitmişler gibi "1424 Cd. Feza A" ibarelerini bir kağıda yazmalarının hayatın olağan akışına aykırı olduğu belirtildi.

"Telefon ihbarı gerçek dışı"

Kararda, "ihbar telefonuna" ilişkin tutanak tutan polisin ifadesinin alındığı bildirilerek, şunlar kaydedildi:

"TİB tarafından düzenlenen yazılar, HTS kayıtları, tutanak mümziinin çelişkili beyanları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, soruşturmanın başlatılmasına neden olan telefon ihbarının gerçek dışı olduğu, aslında böyle bir telefon ihbarının yapılmadığı, cumhuriyet savcısının soruşturma açması için başlangıç şüphesini oluşturacak emarelerin dahi başlangıçta bulunmadığı, olay günü nöbetçi amir olarak görev yapan Komiser Yardımcısı M.Y. tarafından olay tarihi ve saatinde herhangi bir telefon ihbarı gelmediği halde, sanki telefon ihbarı gelmiş gibi soruşturmanın başlatılmasına neden olacak şekilde, 652 sayılı ihbar tutanağının gerçeğe aykırı olarak düzenlendiği kanaatine varılmış; M.Y. ve onunla irtibatlı diğer görevliler hakkında gerekli soruşturmanın yürütülmesi için evrak tefrik edilmiştir."

Kararda, soruşturma sürecinde Genelkurmay Başkanlığı Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı binasında 18 Eylül 2013'te de arama yapıldığı, sonuçta ele geçirilen dokümanların, şüphelilere isnat edilen suçlar ile ilgisinin bulunmadığı, bu belgelerin şüphelilerin görev yaptığı Genelkurmay Başkanlığı Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığının askeri görev ve faaliyetleriyle ilgili olduğunun anlaşıldığı ifade edildi.

Şüphelilerin üzerlerinde, araçlarında, ikamet ve işyerlerinde yapılan arama ve incelemeler sonucunda, soruşturma konusu amaç suça ait plan, liste, kroki, keşif raporu, eylem planı, görevlendirme çizelgesi, personel listesi ve işbölümü gibi herhangi bir delil elde edilemediği belirtilen kararda, takipsizlik şöyle gerekçelendirildi:

"Şüphelilerin, Türk Silahlı Kuvvetlerinin hiyerarşik yapısı dışında illegal bir oluşum kurarak, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a ya da hükümet üyesi diğer bakanlara karşı suikast hazırlığı yaptıklarına, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eylemini gerçekleştirmek üzere, silahlı bir terör örgütü kurduklarına, yönettiklerine veya üye olduklarına, önceden gizlice anlaştıklarına dair herhangi bir delil bulunamamıştır.

Suçun icrasına başlanmasından tüm neticelerinin gerçekleşmesine kadarki safhaları belirleyen bir planlama, bu planlamayı hayata geçirecek kapsamlı bir organizasyon, bu organizasyona uygun bir iş bölümü, bu iş bölümü dahilinde görevlendirmeler ve bu görevlendirmelerin gereklerine uygun görüşmeler, çalışma grupları, fişlemeler, takipler, keşifler, istihbarat faaliyetleri ile özel operasyon ve sorgulama, özel görevli toplama, darbe harekat planı gibi maddi cebir olarak ortaya çıkacak zorlayıcı, korkutucu, cebri hareketlerin kolaylaşması, aksamadan yürütülmesi ve suç bakımından öngörülen neticeye ulaşmasını sağlayacak çalışmalar yaptıklarına dair dosya kapsamında herhangi bir delil elde edilememiştir."


Yorumları Göster
Yorumları Gizle