GeriGündem Koca soyadı alan Halide Edip'e inat Cahit Uçuk oldu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Koca soyadı alan Halide Edip'e inat Cahit Uçuk oldu

Önce şair-i azam Abdülhak Hámid, arkasından da şair-i azamı hemen hiç sevmeyen Názım Hikmet cesaretlendirir kendisini. Ancak, her ikisi de şiirden vazgeçerek nesirde karar kılmasının vatana-millete daha faydalı olacağını fısıldar kulağına.

O da kabul eder bunu ve Názım'ın çıkardığı Yarımay dergisine bir hikáye verir. Hikáyeyle birlikte, Názım'ın kendisi ile ilgili yarım sayfalık bir tanıtım yazısı da yayımlanır. Belki tesadüfen, belki de bilinçli olarak, çok erkeksi bir nitelik taşıyan Cahit Uçuk isminin genç ve güzel bir kadına ait olduğunu belirtme gereğini hissetmemiştir Názım. Bu da, iki yıllık ‘‘erkek’’ Cahit Uçuk serüveninin temelini teşkil eder. Döneminin hemen her gazete ve dergisinde hikáyeleri yayımlanır, romanları tefrika edilir, hatta Yarımay'da ‘‘Pamuk Nine’’ adıyla cinsel öğütler vererek ilk Güzin Ablamız bile olur. Kadın olduğu anlaşılınca küçük çapta bir kıyamet kopar ama o pek fazla aldırmaz böyle şeylere. Evlilikleriyle, 25 yıl boyunca her hafta iki kez kapısını çalıp önünde diz çöktüğü şeyhiyle ilginç bir isim Cahit Uçuk. Devrin ünlü romancısı Mahmut Yesari'ye evlenme teklif edecek kadar uçuk! Erkekler Dünyasında Bir Kadın Yazar kitabıyla hatırlandı.

Hayır canım, ismi ‘‘Cahit Uçuk’’ filan değil, apaçık ‘‘Cahide Üçok’’ diye yazıyor nüfus cüzdanında. Ama babasının Hüseyin Cahit Yalçın'a olan düşkünlüğü, kuyruğundaki ‘‘e’’nin düşmesiyle noktalanıyor bir süre sonra. Kendisi de, 'Bana Cahide Hanım gözüyle bakmayınız. Ben ismimin sonundaki 'e' harfini Sirkeci'deki yokuşun başında bırakıyorum' diyecektir çok geçmeden.

Soyadının öyküsü ise deyim yerindeyse ilk feminist başkaldırı olarak okunabilecek bir muhteva teşkil ediyor. Kütüphaneli evlerden birine doğmak gibi, yabana atılamayacak bir şansa sahiptir Cahit (e). En çok da Halide Edib'i sevmektedir. Hele ‘‘Kalp Ağrısı’’ romanı, aklını başından almıştır. Ertesi sene bir kitabı daha yayımlanır Halide Edib'in. Ne var ki, bu kez kitabın üzerinde ‘‘Halide Edip’’ değil, ‘‘Halide Salih’’ imzası vardır. Bir sonraki sene yeniden ‘‘Halide Edip,’’ netice itibariyle de bildiğimiz Halide Edip Adıvar olur. Halide Edip gibi bir yazarın her koca değişikliğinde soyadı değiştirmesi çileden çıkartmıştır 12 yaşındaki genç kızı. Hatta, ‘‘Sen isim yapmış bir yazarsın, kocanın adının senin kuyruğunda ne işi var’’ diye düşünmekten de alamamıştır kendisini. Halide Edib'e duyduğu öfke, Babıáli'ye ‘‘Cahit Uçuk’’ kimliğini armağan etmesiyle noktalanır. Dört kez evlilik geçmesine rağmen başından, bir kez bile değiştirmez soyadını. ‘‘Peki kocalarınızın hiçbiri kendi soyadını size vermeye kalkışmadı mı?’’ sorusunun cevabı açıklıyor aslında her şeyi: ‘‘Hayır efendim, ne münasebet, hadlerine mi düşmüş...’’

Halbuki Kaymakam Vehbi Bey'le Hadiye Hanım'ın ilk çocuğu olarak Selanik'te dünyaya geldiğinde, bu tür kışkırtıcı fikirlere sahip değildir henüz. Ailesi, Selanik'te Mustafa Kemal'le aynı mahalledendir. Yıllar sonra Antalya'da bunu hatırlatacaktır Paşa'ya ve iltifatlarına mazhar olacaktır. Halbuki, Cahit Uçuk'un ilk kocası olan ‘‘pudralı avukat’’ın dedikleri doğruysa eğer, Mustafa Kemal, o sıralar henüz damat adayı olan genç avukatın nişanlısının Selanikli olduğunu duyunca, ‘‘Dönmedir, boz nişanı’’ diye buyruk vermiş, ailenin kökenlerini öğrendikten sonra ise bu düşüncesinden vazgeçmiştir.

Cahit Uçuk, Antalya'daki karşılaşmaları sırasında bir hayli yakın ilgi gördüğü Mustafa Kemal'e, Olimpos'taki tanrılara benzettiği için áşık olmadığını söylüyor ama gözbebeklerini gözbebeklerine dikip dakikalarca baktığını itiraf etmekten de çekinmiyor.

GÜZİN ABLA'NIN DANİSKASIYIM

Ancak, Cahit Uçuk'un hayatının seyrinin değişmesi için 1935 yılında Názım Hikmet'le karşılaşmasını beklemek gerekecektir. Názım, çıkartacağı Yarımay dergisi için bilhassa Anadolu'ya ilişkin hikáye, masal türü şeyler istemektedir kendisinden. Kabul eder ve ilk öyküsünü yazarak annesi vasıtasıyla gönderir dergiye. 14 Şubat'ta yayımlanan ilk sayıda Cahit Uçuk'un hikáyesi ve sayfanın sağ alt köşesinde de Názım'ın takdim yazısı mevcuttur:

‘‘Siz Cahit Uçuk imzasını bugün ilk defa bu yazının altında göreceksiniz. Belki ilk defa ona rehber, heveskár imzasına olduğu gibi istifhamla, emniyetsizlikle bakacaksınız. Fakat bu yazıyı okuduktan sonra bu canlı masalın müellifi muhayyelenizde duygulu, içli şahsiyetler ve çok verimli bir yazıcı mevkiini alacaktır. Bu imzayı, bu yazının sahibini tıpkı sıcakkanlı insanlar gibi ilk görüşte meşhur olmuş çok değerli muharrirler kadar seveceksiniz, hem de çok haklı olarak.’’

Názım, övgü ve beklentilerinde yanılmamıştır doğrusunu söylemek gerekirse. Ama bir şeyi ya bilinçli bir biçimde gündeme getirmemiş veya zihninin bir anlık bir oyununun kurbanı olmuştur. Çünkü yazıda, Cahit Uçuk'un cinsiyetiyle ilgili hiçbir bilgi yoktur ve doğal olarak okuyan herkes, ismine bakarak erkek olduğuna karar vermektedir:

‘‘İki sene gerçek kimliğimi sakladım ben. Erkekler başıma bela olacaklar diye korkuyordum. Beni erkek sandıkları için kadınlardan dünya kadar aşk mektubu aldım. Annem alıp götürüyordu yazıları ve hikáyeleri. Kısa sürede meşhur oldum. Ama bir gün olsun gitmedim Babıáli'ye. Hatta bir ara 'Pamuk Nine' diye de bir köşe açtı patron bana. Ben işte 22-23 yaşındayım. Delikanlılar bana cinsel sorunlarını anlatıp akıl soruyorlardı. Güzin Ablalar filan benden sonra çıktı ortaya. Ben Güzin Abla'nın daniskasıydım.’’

BÜYÜK YAZARLAR KISKANINCA

Tam da Názım'ın öngürdüğü gibi, kısa sürede şöhrete kavuşur Cahit Uçuk, Dönemin bütün gazete ve dergilerine yazı yetiştirir. Babıáli'de, kelimenin gerçek anlamıyla bir Cahit Uçuk fırtınası esmektedir. Lakin, kimsenin kimliği, cinsiyeti, ne yiyip ne içtiği hakkında bilgisi yoktur. Bu durum, yılların yazarlarını rahatsız etmekte gecikmez. Bu yeniyetme yazar da nereden çıkmıştır, hadi çıkmıştır da, nasıl bütün gazete ve dergilere yetişebilmektedir, yoksa kendilerinin pabucu dama mı atılacaktır?

Semih Lütfi Kitabevi'nin çıkardığı Perşembe dergisinin ofisinde yapılan toplantının amacı da, bu sorulara cevap aramaktır zaten. Kendi ifadesine göre, ‘‘Yarımay dergisinin sahibi Vecdi Eren Bey'e yapılan baskı sonunda, Babıáli'nin bütün hikáye sütunlarını ve sırasında röportajları kapan Cahit Uçuk'u sessiz sedasız ortadan kaldırmak kararı alınmış. Ben yazıyordum, annem Vecdi Eren Bey'e götürüyordu. Yazılarım on beş günde bir Yarımay dergisinde çıkıyordu. Fakat altlarındaki imza her seferinde başka başkaydı. Şaşırıyordum, üzüntü içindeydim. Neydi, niçindi? Bunu kime soracaktım. Názım Hikmet artık ortalarda yoktu.’’

Názım ortalarda yoktur, çünkü hapistedir. Dolayısıyla, Cahit Uçuk'a yardım edebilecek patrondan başka kimse kalmamıştır orta yerde. O da gidip Vecdi Eren'in kapısını çalacak ve Vecdi Eren, tuzağı kuranların maskesini düşürmek için yeni bir plan hazırlayacaktır:

‘‘Ertesi gün Gavsi Ozansoy, yanında bir fotoğrafçı bizim evimizin kapısını çaldı. Fotoğraflar çektiler. Benim büyük bir fotoğrafım vardı. Onu alırlarken Gavsi Ozansoy benimle uzun ve güzel bir konuşma yaptı. On beş gün sonra, 'Esrarengiz Cahit Uçuk'un fotoğrafı ve röportajı çıktığında, Babıáli'de olduğu kadar okurlar arasında da bir bomba patlamıştı.’’

25 SENELİK MÜRİD

Ancak, Babıáli'de yakaladığı şöhret tatmin etmez Cahit Uçuk'u. O, kendisine İslamiyeti ve Kuran'ı anlatacak birisinin, kendisinin apaçık ifadesiyle, bir şeyhin peşindedir. Zaman zaman gidip çalar da bazı şeyhlerin kapısını. Gencecik ve son derece alımlı kızı görenlerin içi geçmekte, Uçuk'un sözleriyle, ‘‘hatta bazılarının abdesti bozulmaktadır.’’

Bu arada, dönemin önde gelen kadın yazarlarından olan Samiha Ayverdi, Safiye Erol ve Nezihe Araz ekibi, kendi şeyhleriyle yani Kenan Rifai ile tanıştırmak ister Cahit Uçuk'u. Kabul eder:

‘‘Gittim. Adamın gözlerine baktım, vel-fecr okuyor. Dört tane de karısı var. Her biri bir tarafını oğuyor. Bizim kızların şeyhi bu. Karşısında oturup hayran hayran bu manzarayı izliyorlar. Beni de bu Rifai tarikatına sokmak istiyorlar. Ben kabul etmedim tabii ve mürşit aramaya devam ettim. İstiklál Marşı'nın bestekárı Zeki Üngör'ün genç bir hanımı vardı. Onunla ahbap olmuştuk. Bir gün onu yolda gördüm. Zeki Bey'in şir-pençe çıkardığını ve ameliyata gireceğini söyledi. Arkasından da, 'Ama' dedi, ‘‘ben şeyhime danışmadan bu ameliyatı yaptırmam.' 'Senin şeyhin mi var' diye sordum. 'Var' dedi. Kim olduğunu sorunca da, 'Ömer Fevzi Mardin' dedi. Her neyse, Fevzi Baba ameliyata izin vermiyor. Bir patates alıp okuyor ve Zeki Bey'den yastığının altına koymasını istiyor. 'Patates buruştukça bu yara da buruşacak' diyor. Nitekim öyle de oluyor. Aydınlık adamdı yani.’’

Ve Ömer Fevzi Mardin'in müridi olur Cahit Uçuk, profesörler, avukatlar, hakimler vardır haftada iki kez yapılan toplantılarda. Üstelik, ‘‘Fevzi Baba'nın gözleri melaike gibidir.’’

İLK KOCASI EŞCİNSELDİ

Şeyhten yana şanslı olsa da, kocadan yana dertlidir hep. İlk kocası ‘‘pudralı avukat’’ eşcinsel, ikinci kocası Mahmut Yesari hasta çıkmıştır. Üçüncü kocası olan Galatasaraylı ünlü futbolcu Necdet Cici'yi ise kumar borcu yüzünden koymuştur kapının önüne. Sonuncu kocası Murteza Kağıtçı en dayanaklısıdır dayanıklı olmasına ama o da iki sene önce terk-i dünya eylemiştir ne yazık ki.

Kendisi mi? Arnavutköy'deki nefis apartımanın penceresinden bakarak Boğaz'ın sevinçli sularına, sözleri Yahya Kemal'e, bestesi Münir Nurettin Selçuk'a ait olan, ‘‘Körfez'deki dalgın suya bir bak, göreceksin / Geçmiş gecelerden biri durmakta derinde’’ şarkısına eşlik ediyor sık sık. Bir taraftan da, kendisinden yeni bir Mina Urgan yaratma çabalarına içerliyor:

‘‘Mehtap iri güller ve senin en güzel aksin

Velhasıl o rüya duruyor yerli yerinde...’’
False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle