GeriGündem Katil yeğeni soybağı DNA’sı ele verdi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Katil yeğeni soybağı DNA’sı ele verdi

Katil yeğeni soybağı DNA’sı ele verdi
refid:15148258 ilişkili resim dosyası

Şanlıurfa Emniyet Müdürü Sabri Uzun, son on yılda işlenen faili meçhul cinayetleri çözmek için sekiz ay önce özel bir ekip kurdu. Özel ekibin çözdüğü beş cinayetten en ilginci, 15 Şubat 2007’de evlerinde boğazları kesilerek öldürülen Yaziy Toru ve oğlu Yusuf Toru cinayeti. Üç yıldır karısını ve çocuğunu öldürmekle suçlanan Hüseyin Toru’nun kâbusu sona ererken Türkiye’de pek de rastlanmayan soybağı usulü DNA ile yakalanan katilin kimliği de açıklandı: Maktulun ablasının oğlu, yani öz yeğeni Ali Uluğ

15 Şubat 2007 sabahı. Onikiler Mahallesi’ndeki Toru Ailesi’ne ait üç katlı apartmanın ikinci katı. Yaziy (28), çocukları Esranur (10) ile Mehmet (12) ile kahvaltı edip onları 07.30’da okula gönderir. Eşi Hüseyin Toru da her zamanki gibi 08.00’de evden çıkar. Yaziy’in diğer oğlu İsmail (8), olan bitenden habersiz hala uymaktadır. İyi ki öyle, çünkü eğer erken uyansa kardeşi Yusuf gibi o da ölecek. İsmail saat 09.30’da kalkar. Annesine seslenir, cevap yok. Odasından çıktığında, annesi ve küçük kardeşi Yusuf (6)’u kanlar içinde görür. Anne Yaziy’in parçalanmış gırtlağından belli belirsiz bir hırıltı duyulmaktadır ama oğlu Yusuf, kan gölünün içinde nefessiz...

ACIDAN PARÇALADIĞI GÖMLEĞİN DÜĞMELERİ DELİL TORBASINDA

Üst kattaki dedesi Halaf ile babaannesi Kenşe’nin oturduğu dairenin kapısını yumruklar. Ev halkı aşağıya inip korkunç manzarayla karşılaştığında çığlıklar yükselir. Oğulları Hüseyin’e haber verilir. Hüseyin geldiğinde karısını ve oğlunu o halde görünce acısından gömleğini parçalar, kopan düğmeler etrafa saçılır. Polis geldiğinde cesetler olay yerinde yoktur. Çünkü ailesi, Yaziy ve Yusuf’u son bir umutla bir taksiye bindirip hastaneye götürmüştür. Ama yapabilecek bir şey yoktur. Cesetleri morga kaldırılır. Polis, eve gelir. Kan gölünün yanındaki terliklerin üzerinde, bir numaralı delil durmaktadır: Kanlı ekmek bıçağı... Kapıda zorlama yoktur. Katil ya da katiller, tanıdıktır. Hüseyin’in gömleğinden kopan düğmeler de polisin delil torbasına girer. Hüseyin, cinayet şüphelisi olarak gözaltına alınır. Yaziy’in beş bileziği ve yüzükleri yoktur ama gasp süsü verilmiş bir cinayet ihtimali de vardır. Hüseyin serbest bırakılır. Emniyet, hiçbir görgü tanığı olmayan bu cinayeti iki yıl sonra, faili meçhuller rafına kaldırır.

HAVLUDAKİ ÜÇ YILLIK LEKE MUAMMA CİNAYETİN ANAHTARI

Bir yıl önce Şanlıurfa’ya atanan Emniyet Müdürü Sabri Uzun’un faili meçhul cinayetleri araştırmak için özel bir ekip kurar. Asayiş Şube Müdürü Sedat Yorgancı ve Cinayet Büro Amiri Ertuğrul Güler’in yönettiği özel ekip son 10 yılda faili yakalanamamış cinayetlerin dosyalarını tozlu raflardan indirir. Bunlar arasında evinde öldürülen Yaziy ve oğlu Yusuf’un dosyası vardır. Cinayet gününden bu yana kilitli olan kapı açılır. İsim ve adresler, ifadelerine başvurulanlar defalarca yeniden gözden geçirilir. Olay yerinde yeniden 200 fotoğraf çekilir. Telefon kayıtları ve evdeki eşyalar yeniden gözden geçirilir. Cinayet zamanında çamaşır makinesi için eve gelen tamirciler, civar inşaatlarda çalışan işçiler, dolabı yapan marangoz, perdeleri yapan perdeci bile bulunur, tekrar sorgulanır. Maktulenin giysisinden dökülen pullar takip edilir ve olayın oturma odasında başladığı anlaşılır. Cesetlerin yanıbaşında duran iki no’lu delil, cesetlerin yanındaki açık mavi el havlusudur. Üzerinde belli belirsiz bir leke vardır. Katil, cinayet sonrası bu havluyu kullanmıştır. Kilidi açacak anahtar, bu havludur.

17 SÜLALEDEN BİRER ERKEĞE SOYBAĞI İÇİN DNA TESTİ

Dosyayı sil baştan yapan cinayet bürosu ekibi, Yaziy’in evine tam 200 kez gider, 1500 kişinin ifadesini alır. Yapılan incelemede, katilin cinayeti tek başına işlediği sonucuna varılır. Katil genç, zayıf ve 1.70 cm. boyundadır. Bıçağı kullanma şeklinden korkak ve heyecanlı olduğu da anlaşılır. Üç yıldır zan altında olan Yaziy’in kocası Hüseyin, şüpheliler listesinden silinir. Bıçakta Yaziy ve Yusuf’un DNA’sı, havludaki lekede ise yabancı bir DNA vardır. Tamirciden çiçekçiye 69 kişinin alınan kan örnekleri Ankara Adli Tıp’a gönderilir. Gelen sonuçlar, havludaki DNA ile örtüşmez. Geriye bir yol daha kalmıştır: Soybağı... Babadan geçen soybağı DNA’sı için aileyle bağlantısı olan 17 sülale tespit edilir. Her sülaleden rastgele birer erkek seçilir. Kan, kıl ve tırnak numuneleri alınır. Adli Tıp’a gönderilip maktullerle akrabalık bağı sorulur. Gelen sonuçlardan birindeki DNA ile havludaki DNA’da benzerlik vardır. Bu DNA, Uluğ Sülalesi’ne aittir. Hedef artık iyice daralmıştır.

CİNAYETİ İŞLEYEN ÖZBEÖZ KENDİ YEĞENİ

Uluğ, Yaziy’in eniştelerinden birinin soyadıdır. Bu soyadına sahip, katil profiline uyan 31 kişi tespit edilir. Hepsiyle tek tek görüşülür. Bunlardan biri de 20 yaşındaki Ali Uluğ’dur. Ali, Yaziy’in özbeöz yeğenidir. Polis, 31 kişiye, aynı gün kıl, tırnak ve kan örneği için hastaneye götürüleceklerini söyler. 30 kişi gelir ama Ali gelmez. Peşine düşen polisler, Ali’nin motosikletini terk edilmiş halde Şanlıurfe E Tipi Cezaevi’nin yakınlarında bulur. İnternet adresi incelenir. Arkadaşına gönderdiği e-postanın çıkış yeri, İstanbul Aksaray’daki bir internet kafedir. Hemen bir ekip gönderilir ve 22 Nisan 2010 Çarşamba günü Ali Uluğ yakalanır. İfadesinde de cinayeti itiraf eder: “Teyzemden para istedim, vermedi. Boğuştuk. Öldürdüm. Bu sırada uyanan Yusuf, beni gördü. İsmimi verir diye onu da öldürdüm. Bıçağı o havluyla sildim. Teyzemle yeğenimin cenazesinde akrabalarımı teselli ettim. Benden kimse şüphelenmeyince rahatladım...”
Ali Uluğ şimdi Şanlıurfa E Tipi Cezaevinde tutuklu...

EŞİNİ VE ÇOCUĞUNU ÖLDÜRMEKLE SUÇLANAN HÜSEYİN TORU
Eşimin ailesiyle aramızda çok kötü olaylar çıkacaktı

Üç yıl 66 gün boyunca zan altındaydım. Neler çektim bilmezsiniz. İnsanların bakışları üzerimdeydi. Sanki karımın ve oğlumun katili bendim. En yakın akrabalarım bile beni suçladı. Sokaktan geçen kadınlar beni gösteriyor, “Bu adam, karısını ve çocuğunu öldürdü” diyordu. Bir yıl işten eve, evden işe başım önde gittim. Kendimi kimselere anlatamadım. 95 kilodan 72 kiloya düştüm. 12 yaşındaki kızım Esranur hep ağladı. “Bütün katiller bulunuyor, bizimki neden bulunmadı?” diyordu. Oğlum İsmail 1.5 yıl psikoloğa gitti. Rahmetli karımın ailesi, vücutlarından kol keser gibi beni kesip attılar. Bu cinayet çözülmeseydi eğer, eşimin ailesiyle aramızda husumet ve çok kötü olaylar çıkacaktı. Yusuf’un hatırası büyük. Ölmeden bir gün önce çerez istedi, aldım. “Saklayalım, yarın yeriz” dedi. Yiyemedi. Bir gün önce de bisiklet almıştım, binemedi. Cinayet çözülmeden 15 gün önce Yusuf’um rüyama girdi. “Baba ne zaman geleceksin” dedi. İntihar etmeyi düşündüm ama eğer etseydim cehenneme gidecektim, cennetteki Yusuf’umu göremeyecektim.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle