KARAMURAT 1 AÄŸustos 2000 atv akÅŸam kusağında Cüneyt Arkın'ın 'Karamurat' serisinden 'Devlerin Savaşı' adlı filmini bilmem kaçıncı kere izledim. Bu Karamurat/MalkoçoÄŸlu

Güncelleme Tarihi:

KARAMURAT 1 Ağustos 2000 atv akşam kusağında Cüneyt Arkının Karamurat serisinden Devlerin Savaşı adlı filmini bilmem kaçıncı kere izledim. Bu Karamurat/Malkoçoğlu
OluÅŸturulma Tarihi: AÄŸustos 14, 2000 00:00

KARAMURAT 1 AÄŸustos 2000 atv akÅŸam kusağında Cüneyt Arkın'ın 'Karamurat' serisinden 'Devlerin Savaşı' adlı filmini bilmem kaçıncı kere izledim. Bu Karamurat/MalkoçoÄŸlu filmleri ayrı bir fenomendir. Ãœzerlerine doktora tezleri yapılsa az gelir...Türünün tipik bir örneÄŸi olması nedeniyle, 'Devlerin Savaşı' filminden bazı notları sizinle paylaÅŸmak istedim. Önce senaryoyu kısaca özetlemekte yarar var...Fatih Sultan Mehmet'in devr-i saltanatında, Mora (bugünkü Yunanistan, Atina'nın güneyindeki yarımada -hatta Korint kanalı ile anakaradan ayrıldığı için 'ADA' olarak da adlandırılabilir) karışıklıklar içindedir. Eski vali şüpheli bir ÅŸekilde ölmüş, Fatih'in atadığı yeni vali ise görev yerine giderken yolda kaybolmuÅŸtur. Rum dönmesi sadrazam Kani PaÅŸa sarayda birtakım entrikalar çevirmektedir. (Åžimdi bu 'Rum dönmesi' lafı benim deÄŸil... Filmde geçiyor. Hatta filmin sonlarına doÄŸru, bizzat padiÅŸahin kendisi bu paÅŸayı 'Beru gel dönme köpek!!' diye yanına çağırıyor. Burada yapımcı kardeÅŸimiz bize ilkel bir ırkçılık örneÄŸi sunarken, besbelli Fatih'in annesinin de Rum dönmesi olduÄŸunu aklına bile getirmemiÅŸ.) Ayrıca, bu Kani paÅŸa, entrika ve kumpas dünyasının adamı olduÄŸu için, koca Osmanlı sultanını bile kolayca dolduruÅŸa getirmekte ve saygıdeÄŸer ve muhterem bir zat olan diÄŸer sadrazam Mahmut PaÅŸa'nın altını oymaya çalışmaktadır. (Burasi filmin en gerçekçi yeridir bence... Osmanli sarayı entrikalarını yansıtmayan bir tarihi filmin çekiver kuyruÄŸunu gitsin...)Birgün padiÅŸah, vezirleri ve komutanlarıyla selamlıkta iken, Kani PaÅŸa'nın dolduruÅŸa getirmesiyle, sadrazam Mahmut PaÅŸa'yı ihanetle suçlar. Karamurat ise buna dayanamaz ve ortaya atılıp 'Kırk yıllık Yani olur mu Kani, sultanım?' diyerek seyirciye ilk dumuru yaÅŸatır... BilindiÄŸi gibi sözün aslı 'Kırk yıllık Kani olur mu Yani?' ÅŸeklindedir. ('Olur mu yani?' ÅŸeklinde kullandığımız deyimin kökü budur.) Malum olduÄŸu üzere, Karamurat bir akıncı beyidir, ama burada Kapıkulu askeri giysileri içinde koskoca padiÅŸaha lagaluga yapmaktadiı. Fakat, Fatih Sultan Mehmet bu!.. Yer mi? Karamurat'ı zindana attırıp Ä°ran üzerine sefere çıkar. Karamurat ise kendisine inanan ve daha önce hayatını kurtarmış olduÄŸu bir vezirin himmetiyle zindandan kaçıp Mora'ya doÄŸru yola çıkar. Cüney Arkın bu rolde bıyıksızdır ve Kapıkulu askeri olmadığı zamanlarda başı açık dolaÅŸmaktadır. Osmanlı'da erkekler bıyıkları çıktığı andan itibaren bıyık bırakır ve başı açık dolaÅŸamazdı. BaÅŸka türlüsü utanılacak ve ayıp birÅŸey sayılırdı. (Bugün sokaklarda don ve atletle dolaÅŸmak gibi birÅŸey...) GiydiÄŸi Ä°spanyol paça pantalonlara ise söylenecek söz yok.. E burada diyeceksiniz ki: Osmanlı askerlerinin giydiÄŸi gibi carik ve potur giyse, Cüneyt'ciÄŸim nasıl karate figürleri yapsın? DoÄŸru! Ama aslında Osmanlı askerleri karate yapmayı da bilmezdi zaten... Herneyse, Karamurat Mora'ya varır ve kendine pısırık bir vali süsü vererek saraya yerleÅŸir. Elinde de, nerden bulduÄŸunu anlayamadığımız bir papaÄŸan vardır ve bu papaÄŸan 20. Yüzyıl Türkçesinin argo aÄŸzını konuÅŸmaktadır. Saray içindeki Hristiyan eÅŸraf ise Katolik giysileri içindedir. (BilindiÄŸi gibi Yunanlılar Ortodoks'tur. ) Hatta bazıları 17. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Fransa'da kullanılmaya baÅŸlayacak olan peruklar takmaktadir. (Filmimiz ise Fatih Sultan Mehmet zamanında geçtiÄŸine göre, takvimler 15. Yüzyıl ortalarını gösteriyor olmalıdır...) Bitmedi! Mora piskoposu Katolik külahı takmakta ve Latince dualar etmektedir. Biz seyirciler de bunu yeriz. Halbuki eloÄŸlu kendi yaptığı filmde mesela Araplarla Türkleri karıştırsa, kazaen Türklerin konuÅŸtuÄŸu dil Arapçadır, gibi bir laf etse, hatta imada bulunsa, 'Vay cahil herif!!' diye baÅŸlar adamı bir güzel kalaylarız... Neyse, adamımız Cüneyt araziye uyar ve gündüz pısırık vali, gece hırt, pardon Karamurat olarak vaziyeti tetkike baÅŸlar. Åžimdi filmden dumur yaratan bir dialog: Engizisyon gibi ÅŸekillenmiÅŸ Mora mahkemesinde yargılanan müftüye, Hıristiyan yargıç sorar: 'Sen hükümete karşıymışsın, öyle mi?' (Lafın güzelliÄŸine bakar mısınız? Osmanlı Ä°mparatorluÄŸu'nun yükselme döneminde, Osmanlı mülkünde bir Hiristiyan yargıç müslüman müftüyü yargılıyor... Sanki bu kadarı yetmezmiÅŸ gibi bir de ona 'hükümete' karşı olup olmadığını soruyor.) Bilmeyenler için not: Osmanlı'da hükümet kavramı diye de birÅŸey yoktu.. Herkes padiÅŸahın tebaı idi. Devletlu padiÅŸahımızdan baÅŸka bir siyasi otorite yoktu zaten. Peki müftü bu güzel soruya nasıl bir karşılık verir dersiniz? 'Ben hükümetlere saygılıyım, ama insanların hakkını koruyan hükümetlere..' Vayyyyy, müftü rolündeki Kadir Savun bu cevabıyla kopardı beni... Uzaklara savurdu... Adam neredeyse Kopenhag Kriterleri'nden bahsedecek... Filmin müteakip sekanslarında adamımız Cüneyt fırtına olur eser. Cin olur adam çarpar. Bu arada, hayatta kalmak ve haksızlığa direnmek çabasındaki Mora Türk/Müslüman cemaatiyle tanış olur, ki aralarında öldürülen eski valinin kızı Zeynep de vardır. Eee, ne var bunda? diyeceksiniz... Eski valinin kızı Zeynep yüzü gözü açık ve dekolte bir kıyafetle ortalarda dolaÅŸmakta ve Mora baÅŸkumandanına bile alenen posta koyabilmektedir. (O tarihlerde Müslüman bir kadının, hem de vali kızı gibi bir saraylının bu tür bir tutum sergilemesi havsalanın alacağı ÅŸey deÄŸildir. Ama senaryo böyledir. Olur.)Aaaaaaaaaaaaaaa, bana fenalıklar geldi.. Burada bırakıyorum... Kalınız saÄŸlıcakla... Alper EÄžMÄ°R - 14 AÄŸustos 2000, Pazartesi Â
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!