JERUSALEM Yeni olan her ÅŸey, benim için her zaman çekici ve heyecan verici olmuÅŸtur. Yeni bir kitap, odama eklediÄŸim bir detay, ilk defa aldığım ve kendi

Güncelleme Tarihi:

JERUSALEM Yeni olan her şey, benim için her zaman çekici ve heyecan verici olmuştur. Yeni bir kitap, odama eklediğim bir detay, ilk defa aldığım ve kendi
OluÅŸturulma Tarihi: Ekim 04, 2000 00:00

JERUSALEM Yeni olan her ÅŸey, benim için her zaman çekici ve heyecan verici olmuÅŸtur. Yeni bir kitap, odama eklediÄŸim bir detay, ilk defa aldığım ve kendi kendime kuracağım herhangi bir elektronik eÅŸya, yeni lezzetler sunan mekanlar ve tabii ki yeni, yepyeni kentler…Yurt dışında bizlere her zaman "bizden" çok daha iyi gibi görünen ama her zaman da öyle olmadığını zaman içinde tecrübe etme ÅŸansına sahip olduÄŸum kentlerden, iÅŸte tam yukarıda anlatmak istediÄŸim gibi bir tanesi, Kudüs.Kudüs, 14 Mayıs 1948 yılında bağımsızlığını ilan eden Ä°srail Devleti'nin baÅŸkenti ancak ülkenin tek havaalanı deniz kenarında bulunan Tel Aviv kentinde olduÄŸundan dolayı Kudüs'e gitmek için öncelikle, yaklaşık 2 saat süren bir uçak yolculuÄŸu ile Tel Aviv'e ulaÅŸmanız gerekiyor. Buradan Kudüs'e gitmek için çok da fazla alternatifiniz yok aslında. Ya arabanız olacak, ya araba kiralayacaksınız ya da ÅŸehirlerarası otobüs ÅŸirketlerinin verdiÄŸi hizmetlerden yararlanacaksınız. Biz ikinci şıkkı seçip araba kiraladık.Tel Aviv ile Kudüs arası araba ile, hızınıza da baÄŸlı olarak, yaklaşık bir saat sürüyor. Ancak daha önceden Kudüs hakkında tecrübeniz veya yanınızda orayı çok iyi bilen biri yoksa elinizde haritanız bile olsa otelinizin yerini bulmanız bir hayli zor. Çünkü tabelaların havaalanı gibi çok merkezi yerleri gösterenleri dışındakiler ibranice harflerle yazılmış, adres sorduÄŸunuz insanlar da elinizdeki haritadaki latince harfleri okuyamadığı için size çok yardımcı olamıyor. Zor bela, daha önce defalarca önünden geçtiÄŸimizi daha sonra fark ettiÄŸimiz otelimizi buluyoruz ve biraz da içerdeki ağır baharat kokusunu yadırgayarak, eÅŸyalarımızı odamıza bırakıp ÅŸehirde küçük çaplı bir keÅŸif turu yapmak için kendimizi dışarı atıyoruz.Kudüs, genel itibariyle sessiz, düzenli ve dini özellikleri, içinde barındırdığı mekanlarla da doÄŸru orantılı olarak, baskın ÅŸekilde gözlemlenen bir kent. Kente tepeden baktığımızda baÅŸtan aÅŸağıya taÅŸtan yapılmış bir ÅŸehirle karşılaşıyoruz. Dolayısıyla kentte ciddi bir sarı renk hakimiyeti söz konusu. Arabamız olduÄŸu halde, bu her tarafı renkler ve mekanlar itibariyle birbirine çok benzeyen kentte kaybolmamak adına taksiye binmeye karar veriyoruz. Kapının önünden bindiÄŸimiz taksi ise çoÄŸu Avrupa ülkesinde ve Kıbrıs'ta da karşılaÅŸtığımız gibi bir Mersedes ve ÅŸoförü ise bizim ÅŸansımıza uzun yıllar GüneydoÄŸu Anadolu'da yaÅŸamış, dolayısıyla türkçe bilen bir arap.Taksinin ÅŸoförüyle tanıştıktan sonra bize kısa bir ÅŸehir turu yaptırmasını, sonrada bizi yemek yiyebileceÄŸimiz otantik bir yere götürmesini istedik. Tur, gecenin o saati için fena deÄŸildi ama bizim otantik yemekten kastımız Ä°srail'e özgü olanlardı, o ise bizi bir arap lokantasına götürdü ve kebap yedik.Kudüs'teki ikinci günümüzde hedefimiz genel olarak adı Harem-i Åžerif olan alanı ziyaret etmekti. Harem-i Åžerif, içinde Yahudi, Ermeni, Müslüman/Arap ve Hristiyan mahallelerini, Kubbetüssahra ve Mescid-i Aksa'yı barındırır. Dört duvarla çevrili alanın batı duvarı da, geçmiÅŸten kalan tek orjinal bölüm olan ve Yahudiler için çok kutsal sayılan AÄŸlama Duvarı'nı oluÅŸturur. İçeriye girmek için birçok kapı var ve biz Kubbetüssahra'ya en yakın olanını tercih ettik. Ancak bunun için bile uzunca bir süre daracık, taÅŸtan yapılmış sokaklarda, etrafta yalın ayak koÅŸuÅŸan çocukların, başı kapalı arap kadınların sokaklara astığı çamaşırların ve bizi hiç bırakmayan baharat kokusunun arasında ilerlememiz gerekti. Sonunda baÅŸka, kocaman, demir bir kapıya ulaÅŸtığımızda, kapıda bekleyen askerler tarafından durdurulduk. Bize o günün Müslümanlar için kutsal olan Ramazan Bayramı'nın ilk günü olduÄŸunu dolayısıyla içeri giriÅŸlerin Müslümanlar haricindeki ziyaretçilere kapalı olduÄŸunu söylediler. Biz de hemen pasaportlarımızı gösterip içeri girebilen ayrıcalıklı insanların arasına katılıyoruz.Ä°lk ziyaret ettiÄŸimiz yer, Kubbetüssahra. DiÄŸer bir adı da Süleyman tapınağı olan ve M.Ö. 950 yılında inÅŸa edilmiÅŸ olan bu mekan, tüm müslümanlar için Mekke ve Medine'nin ardından en kutsal yer olarak kabul ediliyor. Biz de dua etmek ve Hz. Muhammed 'in Mirac'a çıkmak için Burak'a binerken bastığı ve üzerinde ayak izinin kaldığı söylenen taşı da görmek için içeri giriyoruz.İçerisi bildiÄŸimiz camiler gibi ancak sanki biraz daha ürperiyorsunuz. Taşın üzerindeki ayak izini göremedik ancak bir ÅŸekilde havada durduÄŸu için altındaki küçücük oda gibi yere girip, etrafımızda türkçe konuÅŸan insanların sayısına ÅŸaşırarak namaz kılma ÅŸansımız oldu. Bir inanışa göre burada kılınan namazın Allah katında 500 kat daha fazla sevabı varmış. Dışarı çıkıp arkanıza bir kez daha baktığınızda, 1447 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından onarılmış olan yapının, duvarlarındaki çiniler ve yakın dönemde kubbesine kaplanan altın zırh ile ne kadar görkemli ve etkileyici olduÄŸunu sanki daha iyi anlıyorsunuz. Bir sonra ziyaret edeceÄŸiniz mekan genellikle Mescid-i Aksa, Aksa Camii yada diÄŸer bilinen adıyla Ömer Camii oluyor. Burası gösteriÅŸten daha uzak, dikdörtgen ve sade bir yapı. Bizde neredeyse camilerde oturmak bile yasakken burada güneÅŸten kaçmak için buraya sığınmış, hatta uyuyan insanlara bile rastlamak mümkün.Buradan çıktıktan sonra yönümüzü batıya çeviriyoruz ve popülaritesini giriÅŸteki otobüslerin yoÄŸunluÄŸundan da anlayabileceÄŸiniz, Yahudiler için çok kutsal olan ve Süleyman tapınağının orjinalinden geriye tek kalan yer olan Batı yada çok bilinen adıyla AÄŸlama Duvarına gidiyoruz.Hakikaten insanlar aÄŸlıyor mu? gibi bir soru varsa aklınızda, cevabı evet. Burada da bizdaki bir numaralı kural iÅŸliyor. Kadınların ve erkeklerin aÄŸlama duvarındaki yerleri birbirinden ayrılmış durumda. Kadınların baÅŸları kapalı, erkeklerde ise ÅŸapka veya küçük takkelerden var. Kudüs'ün genelinde sıkça gördüğümüz, Yahudilerin radikal kesimini temsil eden siyah ÅŸapkalı, uzun sakallı, zülüflü ve uzun siyah pardesülü erkekler burada daha bir yoÄŸun. Kadınlar kısmında duvara yaklaÅŸtığımda aÄŸlayan kadınların yanısıra dikkatimi çeken diÄŸer bir nokta da, minicik kağıtlara yazılmış ve duvarın taÅŸları arasına sıkıştırılmış dua ve dilek içeren ibranice yazılmış kağıtlar oldu. Milyonlarca kağıt parçası vardı desem yalan olmaz. Ä°srail'de yaÅŸayan Yahudiler için 13 yaşına gelmiÅŸ erkek çocuklarının Barmitshvah denilen ergenlik törenlerinin burada yapılması ise ayrı bir önem taşıyor.Harem-i Åžerif'in doÄŸusunda bütün dinler için kutsal bir baÅŸka mekan olan Zeytin Dağı bulunuyor. Tepesinde kentin panaromik görüntüsünü izleyebileceÄŸiniz boÅŸ bir alan ve hemen yanında da bir otel bulunan dağın, Harem-i Åžerif'i dolayısıyla da Kubettüssahra'yı gören yamacı eteklerine kadar, hoÅŸ ve manzaralı bir yerde tripleks ev alabileceÄŸiniz fiyata satılan, mezarlık yerleriyle dolu. Esasında çokta fazla boÅŸ yer kaldığını söylemek mümkün deÄŸil. Burada Yahudi kültürüne ait bir baÅŸka ilginç uygulamayla da karşılaÅŸtık. Bu mezarlar ülkemizde veya Amerikan filmlerinde görmeye alıştığımız gibi yeÅŸiller içinde deÄŸil. Sanki kentin yapısını yansıtıyormuÅŸ gibi, tüm mezarlık taÅŸtan oluÅŸuyor. Ä°nanışlarına göre de, mezarlık üstüne konan çiçekler kısa ömürlü olduÄŸu için de, mezar üzerine çiçek yerine, uzun ömürlü olması için, minik minik taÅŸlar koyuyorlar. Zeytin Dağı'ndan Kudüs'te bulunan çok önemli kutsal mekanlardan bir diÄŸerine, Kıyamet Kilisesi'ne gidiyoruz. Kilisenin en önemli özelliÄŸi, bir duanın bilinen tüm dillerde, mermer bir plaka üzerinde, kilisenin dışındaki avluya teker teker yerleÅŸtirilmiÅŸ olması. Hemen türkçe var mı diye baktık ama onun yerine arapça ile karşılaÅŸtık. Kıyamet kilisesi'nin ardından Hz.Ä°sa'nın 12 havarisiyle beraber son akÅŸam yemeÄŸini yediÄŸi ve daha sonra da Leonardo Da Vinci'in Son AkÅŸam YemeÄŸi tablosuna konu olan olayın geçtiÄŸi mekanı aramak için yola çıkıyoruz. Bulmamız çok kolay oldu diyemem. Ä°ki, üç farklı yer dolaÅŸtıktan sonra doÄŸru yere ulaşıyoruz. Sultanahmet'te turistlere yapılan can sıkıcı muamelenin bir benzerine maruz kalıyoruz ve oranın rehberi olduÄŸunu iddia eden bir adam zaten bildiÄŸimiz ÅŸeyleri bir kere daha tekrar ediyor bize. Mekanda görünüşte o anı ve dönemi hatırlatacak hiçbir ÅŸey olmaması ise karşılaÅŸtığımız ayrı bir ilginçlik. Günün yorgunluÄŸu artık iyice üstümüze çöktüğü için otele dönüp bir duÅŸ alıp, dinlendikten sonra, dışarda bir akÅŸam yemeÄŸi yiyip, Kudüs'ün gece nasıl olduÄŸunu görmek için biraz etrafta dolaÅŸmayı planlıyoruz. Biz planladık ancak gezerken fark ettik ki, gece Kudüs'te yapılacak pek de fazla bir ÅŸey yok. Öncelikle en kalabalık gibi görünen caddedeki Pizza Hut'a girip kocaman bir süper supreme yeme hayallerimiz hüsran ile sonuçlandı. Çünkü biz kapıdaki Kosher'e uygundur ibaresini ne olduÄŸunu bilmediÄŸimiz için atlamıştık. Sonradan öğrendik ki, Yahudiler, özellikle de radikal olup kuralları harfi harfine uygulayanlar Kosher kurallarına göre yemek yerlermiÅŸ. Buna göre, eti yenen hayvanlar keçi, koyun, sığır gibi tırnaklı olmalı ve bu hayvanlar haham önünde dini kurallara göre kesilmeliymiÅŸ. Karides, midye, istakoz gibi kabuklu hayvanlar yenmez, sadece balık yenirmiÅŸ ve en önemlisi, et ve hayvani gıdalar, süt ve sütlü gıdalarla birlikte alınmayacağı için hem peynir hem de salam ve kıyma içeren pizzamızı yememiz mümkün olamazmış. Dolayısıyla biz de bir seferliÄŸine vejeteryan olmaya karar verdik.Ardından ben, bizde kapatıldığı için belki orada bir Casino'ya gitme imkanı bulabilirim diye düşünmüştüm ancak öğrendim ki, Casino'lar Ä°srail'de de yasak ve eskiden bize gelen Ä°srail'liler ÅŸimdi bizimkilerle birlikte Kıbrıs'a gidiyorlarmış.Süprizlerle geçen bir gecenin sabahında hedefimiz Ölü Deniz'di. Türkçe konuÅŸan arap soförümüzle anlaşıp Ölü Denize doÄŸru yola çıktık. Uzunca bir süre eskiden deniz yatağı olan çölün içinde aÅŸağıya doÄŸru bir yolculuk yaptıktan sonra -410m kotunda, yani deniz seviyesinin 410 m. altında bulunan ve Ä°srail'in Lübnan ile sınırının da bir bölümünü oluÅŸturan Ölü Deniz'e ulaşıyoruz. Ölü Deniz esasında bir göl ancak geçmiÅŸte deniz ile baÄŸlantısı olduÄŸu için bu adı almış. Gölün ÅŸifalı olduÄŸuna inanıldığı için yol boyunca bir kaç tane plaj var. Taksi soförü bizi bir tanesinin kenarındaki küçük cafeye götürdü ve gölün çok tuzlu olduÄŸu konusunda bizi uyardı. Ancak bu uyarıya raÄŸmen ne kadar tuzlu olduÄŸu konusundaki merakım günün geri kalanında hiçbir ÅŸeyin tadını doÄŸru ÅŸekilde algılayamamama neden oldu.Ölü Deniz'den dönüşümüzde Tevrat'ın ilk nüshaları olan ve Ölü Deniz civarında bulunduÄŸu için de Ölü Deniz Ruloları denen yazıtların bulunduÄŸu müzeye gittik. Mantar gibi bir formu olan müzenin içi ruloları korumak için gerçekten çok karanlık ve soÄŸuktu. Rulolar cam korumanın içinde daire ÅŸeklindeki alanın dış çevresine ve merkezine yerleÅŸtirilmiÅŸti. Zaten hasar görmüş bu ruloları koruyabilmek adına fotoÄŸraf çekmekle ilgili kurallar burada daha sıkıydı.Günün sonunda yine yorgunduk ve birer çay ve kahve için ruhumuzu satabilirdik. Ancak bizi yine bir süpriz bekliyordu. O gün Cuma idi ve Cuma günleri Yahudilerce özel olarak kabul edilen Åžabbat kutlamasına denk geliyordu. On emrin hükümlerinden biri, " Altı gün çalışacaksın…ama yedinci gün Tanrı'na ayrılmış olan dinlenme günüdür." ( Göç, XX, 9-10 ), olan Åžabbat, çalışan insanın kuvvet toplayabilmesi için ve Tanrı'nın yaratılıştan sonra bir gün dinlenmesi örnek alınarak konmuÅŸtu. Buna göre Cuma öğlenden baÅŸlayarak Yahudiler Cumartesi akÅŸamına kadar, ateÅŸ yakmıyorlar, yemek piÅŸirmiyorlar, daha sonra açamayacakları için ışıkları öğlen saati yakıyorlar ve ertesi günün akÅŸamına kadar söndürmüyorlar. Bunun bize yansıması ise, çay için kaynayan ve tabii ki ertesi günün akÅŸamına kadar da kaynayacak olan su olduÄŸu ancak kahve için süt ısıtamayacakları ÅŸeklinde idi. Biz de sadece çay ile yetinmek zorunda kaldık.Kudüs'teki son günümüzde programımızda olan ve ziyaret etmeyi çok istediÄŸimiz tek bir mekan kalmıştı, Soykırım Müzesi. Anılar Dağı üzerine inÅŸa edilmiÅŸ bu müze, iÄ°kinci Dünya Savaşı sırasında hayatını kaybetmiÅŸ 6 milyon insan adına yapılmış son derece etkileyici bir yapı. Ä°simlerle dolu duvarların ortasında yakılmış olan sonsuzluk ateÅŸi tepedeki baca görevi gören açıklığı ile birlikte yaÅŸananların hiçbir zaman unutulmayacağının simgesi gibi.Soykırım Müzesi'nden çıkıp bu sefer arabamıza binerek yine bir kere ters yöne saptıktan sonra doÄŸru yolu bulup Tel Aviv'e doÄŸru yola çıkıyoruz. Uçağımız havalandıktan sonra ise, tepeden görme ÅŸansına sahip olduÄŸumuz gökdelenleri ve geniÅŸ caddeleri ile Tel Aviv ve Kudüs arasındaki farkı gözden kaybolana dek ÅŸaÅŸkınlık ile izliyoruz.Bedenimizde yoÄŸun günlerin yorgunluÄŸu, ruhumuzda kutsal bir mekanın verdiÄŸi huzur...Özlem GÃœNDOÄžDU - 4 Ekim 2000, ÇarÅŸamba Â
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!