GeriGündem İşte İstanbul'un ‘Delil Avcıları’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İşte İstanbul'un ‘Delil Avcıları’

İstanbul Olay Yeri İnceleme ve Kimlik Tespit Şube Müdürlüğü bünyesindeki Parmak İzi Geliştirme Laboratuvarı ile Adli Görüntüleme Büro Amirliği ekipleri, faili meçhul suçların aydınlatılması ve şüphelilerin tespiti noktasında hassasiyetle çalışıyor.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü, kentte güvenliği arttırarak suç oranlarını azaltmak ve olası durumlarda şüphelileri kısa sürede yakalamak için aralıksız çalışıyor. Teşkilattaki birçok birim gibi Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü ekipleri de suç ve suçlularla mücadele kapsamında adalete katkı sağlıyor.

İstanbul Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü Parmak İzi Geliştirme Laboratuvarı ekipleri, kentte işlenen suçların faillerine ulaşılması noktasında, laboratuvar ortamında yoğun çaba sarf ediyor.

Olayların aydınlatılması için "iz süren" ekipler, toplanan delilleri laboratuvar ortamında değerlendirerek, terör saldırıları, cinayet, hırsızlık, yaralama ve tecavüz gibi olayları aydınlatmak için çalışma yürütüyor. Çalışmalar sonucu tespit edilen parmak izleriyle, birçok suçun failine kısa sürede ulaşılıyor.

Yetkili makamlarca inceleme talep edilen olaylarda ekipler tarafından toplanan materyaller laboratuvara getiriliyor. Kimyasal çalışma alanına alınan materyaller üzerinde çeşitli kimyasallarla yapılan çalışmalar sonucu izlerin görünür hale gelmesi sağlanıyor.

Materyaller arasında üzerinde gözle görülemeyen parmak izi olanlar, bu izlerin tespiti için "Karanlık Oda" diye tabir edilen bölüme alınıyor.

Burada, çeşitli dalga boylarında ışık kaynağı ile izler görünür hale getiriliyor, ardından bu izlerin fotoğrafları çekiliyor. Işık kaynağında kullanılan dalga boylarına göre çeşitli renkte ışık yansıtılıyor.

Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın 2 Ekim'de, ülkesinin İstanbul Başkonsolosluğunda öldürülmesinin ardından, burada yapılan detaylı incelemelerde kullanıldığı için gündeme gelen mavi ışık da çeşitli dalga boylarında yansıtılan bu ışık renklerinden bir tanesi. Mavi ışık, ekipler tarafından, Luminol kimyasal sıvı uygulanan yüzeylerde ve genellikle kan izlerini tespitte kullanılan bir yöntem olarak değerlendiriliyor.

"30 YIL ÖNCEYE KADAR BIRAKILMIŞ BİR PARMAK İZİNİ TESPİT EDEBİLİYORUZ"

Parmak İzi Geliştirme Laboratuvarı Büro Amiri Hasret Feride Yaşar, AA muhabirine, tarihteki ilk parmak izi çalışmasının 19. yüzyılda Arjantin'de, komşusunu öldüren bir şahsın, kanlı parmak izini lambaya bırakması ve bunun tespit edilmesiyle başladığını belirtti.

Yaşar, Türkiye'de ise 20. yüzyılın başlarında kullanılmaya başlanan bir sistem oluşturulduğunu dile getirerek, "1910 yılında Yusuf Cemil tarafından bir sistem geliştirilmiş ve parmak iziyle kimlik tespitlendirme bu dönemde başlatılmıştır." dedi.

Materyallerin üzerinde çeşitli kimyasallar ve tozlar kullandıklarına değinen Yaşar, "Tabii delilin, yani bulgunun nevine ve türüne göre, hem kimyasal hem toz kullanıp, bazen kabin çalışmaları yapmaktayız. Yaptığımız bütün çalışmalarda amacımız, faile ulaşmak için bir parmak izi yada avuç izini tespit edebilmek." ifadesini kullandı.

Suç sayısı ve potansiyelinin fazla olduğu bir ilde görev yaptıklarını hatırlatan Yaşar, kendilerine gelen materyal sayısının her sene değişebildiğini, 2018 yılı içerisinde yaklaşık 80 bin bulgu üzerinde çalışma yaptıklarını söyledi.

Herhangi bir yüzeyde uzun yıllar sonra bile parmak izine ulaşılabileceğine vurgu yapan Yaşar, "Parmak izinin bir yüzeyde kalma süresi o yüzeyin nevine, hava durumuna, çevre durumuna ve failin bu parmak izini bırakırken ki hareketliliğine kadar çeşitlilik göstermektedir. Fakat şöyle bir tanım yapabilirim; bazı yüzeyler üzerinden biz 30 yıl önceye kadar bırakılmış bir parmak izini tespit edebiliyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

"TÜRKİYE'DE, FAİLİNE EN KISA ZAMANDA ULAŞILAN OLAY..."

Ekibin önemli çalışmalara imza attığına örneklerle dikkati çeken Yaşar, Sultanahmet'teki terör saldırısından bahsetti.

Bombalı saldırı eylemini gerçekleştiren terör örgütü DEAŞ militanı canlı bombanın kimliğinin olayın gerçekleştiği ilk saat içerisinde tespit edildiğini kaydeden Yaşar, şöyle devam etti:

"Sultanahmet saldırısı vatandaşın çok yoğun olduğu bir alanda gerçekleşti. Burada bizim faili bu kadar kısa süre içerisinde tespit etmemizin en önemli faktörü ekiplerimizin çok sistematik çalışmasıydı. Şahsın, canlı bombanın kendini patlatma yönü, ceset parçalarının dağılma yönünü çok iyi tahmin ve tahlil etmek ve bu parçaya ulaşmak yaklaşık 10 dakikalarını aldı. Çok kısa bir zaman içerisinde şahsın parmak uzvu şube müdürlüğümüz kimlik tespit büro amirliğine gönderildi ve şahsın kimliği yaklaşık 15 dakikalık bir süre içerisinde tespit edildi. Bunun (Sultanahmet'teki terör saldırısı) Türkiye'de, failine en kısa zaman içerisinde ulaşılan konu olduğunu söyleyebilirim."

Atatürk Havalimanı'ndaki patlama sonrası da rekor sayılabilecek sürede çalışma yürüttüklerini anımsatan Yaşar, "Atatürk Havalimanı'ndaki patlamanın ardından önceliğimiz tabii ki şahsın kimliğine ulaşmaktı. Bunun için aldığımız çeşitli materyaller üzerinden şahsın kimliğine ulaşabileceğimiz parmak izlerini çıkardık. Bu çok kısa bir sürede oldu. Hatta 8 saatte incelemenin tamamını bitirip havalimanını kullanıma açtık." dedi.

Olay yeri inceleme ve kimlik tespit işlemleri bakımından Türkiye'nin sürekli gelişme katettiğini aktaran Yaşar, şu bilgileri verdi:

"Şube müdürlüklerinde alanında uzman çalışanlar tercih ediyoruz. Bunu yapmak için de üç aylık bir süre içerisinde arkadaşlarımıza kurs veriyoruz. 3 aydan sonra laboratuvarda çalışacak arkadaşlarımız uzmanlıklarını aldıkları için, laboratuvar anlamında kendilerini geliştirmeleri adına kriminal daire başkanlığının vermiş olduğu tekamül eğitimlerine tabi tutuluyor, o da 2 haftalık bir süreyi kapsıyor. Tabii ki belli noktalarda Avrupa'dan geride ya da daha ileride olduğumuz yönlerimiz mutlaka mevcuttur. Ama şunu söyleyebilirim, kimliğin belirlenmesi adına laboratuvar incelemesi olarak Türkiye'de gerçekten çok güzel bir noktaya geldiğimizi düşünüyorum."

ADLİ GÖRÜNTÜLEME BÜRO AMİRLİĞİ EKİPLERİ ÇALIŞMALARI

Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü Adli Görüntüleme Büro Amirliğinde görevli ressam polisler de bilgi ve tanımlamalar doğrultusunda çizilen robot resimlerle olayların aydınlatılmasına katkı sunuyorlar. Zaman zaman başvurulan robot resim çizimi, herhangi bir iz, delil ya da kamera kaydı bulunmayan durumlarda tercih ediliyor. Ressam polis tarafından çizilen robot resim sayesinde belirlenen eşkal, soruşturmacı birimlerin çalışmasını daha da kolaylaştırıp, hızlandırıyor ve aydınlatılamayan bazı soruşturmaları sonuca ulaştırabiliyor.

Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğünde görevli ressam polis H.B, AA muhabirine, yaklaşık 10 yıldır robot resim çizdiğini ve robot resim çiziminde geçerli bazı kriterler olduğunu anlattı.

Robot resim yapabilmek için iyi resim yapmanın yeterli kriter olmadığını ifade eden H.B, "Çünkü herkes resim yapabilir ya da resim yeteneği olan kişiler portre çizebilir ama robot resim çizemez. Bunun sebebi, herkesin imgeseli çok iyi olamayabilir. Görselinde ya da hafızasında her şeyi canlandıramayabilir. Bunun bir eğitimi de yok, bol bol çizmek ve tasarlamak gerekiyor. Otobüste, markette, sokakta yürürken, nerede olursa olsun herkesin yüzünü tek tek inceliyorsunuz. Çünkü artık bu sizin için bir iş, hem de haz alıyorsunuz yaptığınız işten. Çiziyorsunuz ve o kişi yakalanıyor ve o haz sizi bir doyuma ulaştırıyor. Burada çizmek yeterli değil, görmek ve incelemek gerekir." diye konuştu.

Güvenlik kameralarının olmadığı yerlerde kendilerinin devreye girdiğini ve belli kriterlere göre çizim yaptıklarını vurgulayan H.B, "Mağdur şok anındadır ve çok kısa bir süreyi uzunca bir zaman anlatabilir. Yarım dakikalık bir olaydır, yalnız iki saat anlatabilir. Burada bizim şahıstan alabildiğimiz ne varsa, boyu, yaşı, kilosu ya da şahsın üzerinde, elinde, yüzünde ve gözünde bir iz, emare. Bunlar da bizim robot resmimizin oluşmasında çok büyük bir konuyu oluşturuyor. Ve burada çok daha elzem bir konu var, biz bunu altın oranı da katarak çiziyoruz." dedi.

Çizdikleri robot resmin, çizilen şahsa benzeme oranının yüzde 50'nin üzerinde olması gerektiğine işaret eden polis memuru, "Bizim için robot resme benzeme oranı yüzde 50'nin üzerinde olması gerekir. Çünkü bunun altındaki oranlarda bu çizim herkese benzeyebilir. Ama yüzde 50'nin üzerine çıktığımız zaman bu sefer biz daha detaycı olduğumuz için yani detaylar öne geldiği için bu sefer oran bize detayları veriyor. Detaylar şüpheliye götürüyor. Çizdiğim resimlerin çoğu yüzde 50'nin üzerine çıktı. Şöyle söyleyebilirim, birkaç vakada biz yüzde 90'ı bulduk. Zaten bunlar da çok kısa süre zarfında yakalandılar." şeklinde konuştu.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle