GeriGündem İstanbul’un baroklukları
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İstanbul’un baroklukları

Borusan Sanat Galerisi'nin konferans salonundaki dinletili söyleşi için Leyla Pınar'ı bekliyoruz. Beş yaşındaki ‘‘İstanbul Barok Müzik Festivali’’nin (bugün son günü) sanat yönetmeni Leyla Pınar nefese nefese içeri giriyor ve ‘‘İstanbul'un baroklukları bitmiyor,’’ diyor.

Buraya gelirken tam bir barokluk yaşandı, arabaların hepsi birbirini bloke etti, trafiğe takıldık,’’ diyor Leyla Pınar biraz gecikmesinin nedenini söylerken ve hayatına bu kadar nüfuz etmiş ‘‘barok’’ sözcüğünü kısaca açıklıyor: ‘‘Barok, geleneğin dışın çıkabilme ve kabuğunu kırabilme özgürlüğüdür. Barok, mimariden müziğe dek bir döneme hükmeden bir stil, kısacası barokluk her çağda yaşanan bir olgu,’’ diyor ve ekliyor: ‘‘Eğer barok müziği ve barok dönemi anlayabilirsek günlük hayatımızdaki kargaşaya bile daha yumuşak ve anlayışlı bakabiliriz.’’ Sırf bu gerekçe bile Leyla Pınar'ı ilgiyle dinlemek için yeterli. Öyleyse devam edelim: ‘‘Rönesans sonrası dönemdeki müziğin dini kimliğinden sıyrılıp, insanın insana aşkı gibi dünyevi durumları anlatan müzik eserlerine dönüşmesi barok müziğin temellerini atmış. Müziğin kişiselleşmesi, özgürleşmesi ve demokratikleşmesi bu döneme denk düşüyor. Müzik sarayın ve soyluların tekelinden çıkıp, halktan insanların da kolayca erişebileceği bir sanat haline geldi.’’ Bu kadar tarih dersi yeter demeden önce, dönemin barok müziğinin Osmanlı Devleti'indeki, hatta Amerika'daki müzisyenleri bile etkilediğini söyleyelim.

Leyla Pınar'ın dinletili söyleşisinde anlattıkları elbette bu kadar değil ama Leyla Pınar'ın kendisinden de söz etmeli. Söyleşiye sesi kısıldığı için bal yutarak gelen bu son derece tatlı kadın, İstanbul Belediye Konservatuvarı'nda keman, piyano ve korno bölümlerinden diploma alarak mezun olmuş. Cemal Reşit Rey ile özel olarak kompozisyon çalışan Pınar, elinde onun yazdığı bir kartla Roma Konservautarı'na başvurmuş ve orada okumaya başlamış. Pınar, Rey'in kendisiyle ilgili hoş tavsiye sözlerinin bulunduğu bu kartı hálá sakladığını söylüyor. Piyano eğitimi gören Leyla Pınar, bir klavsen hocasıyla tanışınca ondan çok etkilenmiş ve böylece ‘‘benim sakin enstrümanım’’ diye tanımladığı klavsenle yıllarca sürecek dostluğu başlamış. Barok müziğin olağanüstü özgürlüğüne, esnekliğine ve cazibesine tutulan Pınar, müzik kariyerini sadece ve sadece cazla kıyaslayabildiği barok müzik üzerine kurmuş. Türk müziğindeki kanunun klavye eklenmiş halini andıran ve ‘‘tırmalanarak çalınan’’ sofistike bir enstrüman olduğunu söylediği klavseni seçme nedenini şöyle anlatıyor: ‘‘20 tane piyano konçertosunun etrafında dönüp durmaktansa 200'ü aşkın klavsen eserini yorumlamak bana daha cazip geldi.’’

Ünlü 68 olayları sırasında Paris Sorbonne Üniversitesi'nde müzik öğrencisi olduğunu söyleyen Pınar, ellerinde notalarıyla barikatların üstünden atladığını şimdi gülerek anlatıyor ama ‘‘Benim o zaman da tek derdim müzikti’’ diye eklemeyi ihmal etmeden. Uzun yıllar Türkiye'de solfej, kontrpuan, eşlik ve müzik tarihi dersleri veren Pınar, şimdi Belçika ile Türkiye arası gidip gelerek yaşıyor. Elliye yakın üyesi olan İstanbul Barok Topluluğu'nun kurucusu olan Pınar, topluluğun üyelerinin hemen hemen hepsinin hocası da olmuş.

Neredeyse Leyla Pınar'ın ismiyle özdeşleşen ‘‘İstanbul Barok Müzik Festivali’’nin bugün son günü. Beşinci yılını kutlayan festivalin kapanış konserinde, İstanbul Barok Grubu, Marc Grauwels (flüt), Gülden Turalı (keman), Leyla Pınar (klavsen), Çağnur Gürsan ve Şebnem Tuncay Ünal (şan), saat 19.00'da Avusturya Kültür Ofisi Yalısı'nda Bach'ın 5 No'lu Brandenburg Konçertosu, Vivaldi'nin ‘‘Beyazıd’’ operasından seçmeler, Yeniçeri ve Bostancı Marşları, Hafız Post'tan ‘‘Şarkı’’ ve Dilhayat Kalfa'nın Saz Semai'sini seslendirecek. Davetiyeli olarak izlenebilecek konser için (0212) 237 37 42 numaralı telefondan bilgi alınabilir. ‘‘Barokluk’’ sahiden ne demek acaba diye bir merak ederseniz, pişman olmayacağınızı söyleyebiliriz...


Yorumları Göster
Yorumları Gizle