GeriGündem İstanbul bir haftalığına dünyanın insan hakları başkenti olacak
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İstanbul bir haftalığına dünyanın insan hakları başkenti olacak

İstanbul bir haftalığına dünyanın insan hakları başkenti olacak
refid:23344716 ilişkili resim dosyası

Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH) 38’inci toplantısını tarihinde ilk kez Türkiye'nin hassas bir süreçten geçtiği bir dönemde İstanbul'da yapacak. Bugün başlayan toplantılarda 130 ülkeden 200’den fazla sivil toplum örgütü “Demokratik Geçiş Süreçleri ve İnsan Hakları: Deneyimler ve Tehditler” konularını tartışıp görüş alışverişinde bulunacak. Federasyon, toplantıların açılış ve kapanışına Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın katılacağını açıkladı.

Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu toplantıları kapsamında, 2003’te Nobel Barış Ödülü’ne layık görülen İranlı Şirin Ebadi, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Başkanı Sang-Hyun Song ve Başsavcısı Fatou Bensouda, 2004-2012 yılları arasında Birleşmiş Milletler Din özgürlüğü Özel Raportörlüğünü yapmış olan Hindistanlı Asma Jahangir ile Bağımsız Seçim Yüksek Kurumu Başkanı Tunuslu Kamel Jendoubi’nin de aralarında bulunduğu 400’e yakın insan hakları savunucusu 23-27 Mayıs tarihleri arasında İstanbul'da bir araya gelecek.

Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu Başkanı Souhayr Belhassen, toplantıyla ilgili açıklamasında, Türkiye’nin kararlı bir süreçten geçmekte olduğunu belirterek, “Konferansımız bu anlamda çok uygun bir zamanda yapılıyor ve umuyoruz ki, bu beş günlük süre boyunca gerçekleştireceğimiz paylaşımlar insan hakları savunucularının ifade özgürlüğü, azınlık hakları ve adalet konularında önümüzde bulunan tehditleri daha iyi anlamasına katkıda bulunacaktır. Türkiye ve PKK arasında başlatılan barış müzakerelerinin çatışmanın yönetiminde önemli bir dönüm noktasını oluşturduğunu, diyalog yönteminin seçilmiş olmasının çok önemli olduğunu, sonuç alıcı bir değişim için devam edilmesi gerektiğini ve bütün bu süreçlerde bir bütün olarak insan haklarının güvence altına alınmasının da önemli olduğunu” söyledi.

Belhassen, “Yakın zamanda 22 sendika üyesi ile beş insan hakları savunucusunun tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmaları ülkede insan haklarının iyileştirilmesine ilişkin bir bağlılığı yansıtmaktadır. Bu girişimler şimdi, haksız yere özgürlüğünden yoksun bırakılan bütün avukatlar, gazeteciler ve savunuculara da uygulanmalıdır. Türkiye bir dönüm noktasındadır, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’daki pek çok ülke tarafından gözlemlenmektedir. Dolayısıyla bir örnek oluşturmalıdır” ifadesini kullandı

TAVSİYE MEKTUBU
Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu toplantısı nedeniyle, Başbakan Erdoğan'a ve yardımcısı Atalay'a iletilmek üzere “Türkiye’nin uluslararası yükümlülükleri ile uyumlu olarak, ifade özgürlüğünün tam olarak güvence altına alınması, siyasal şiddetle mücadele ederken insan haklarına saygı gösterilmesi, keyfi olarak özgürlüğünden yoksun bırakılanların serbest bırakılması, insan hakları ihlalleri mağdurlarının adalet, hakikat ve tazminat haklarının sağlanması ve bunların tekrar etmemesinin güvence altına alınmasını” içeren sekiz temel alanda atılması gerekli adımları öngören bir tavsiye mektubu gönderdi. Erdoğan’a gönderilen mektupta özetle şu görüşlere yer verildi:
“Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH) ve Türkiye’deki üye organizasyonları İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) 38’inci Dünya Kongresi’ni 23-27 Mayıs 2013 tarihleri arasında İstanbul’da yapmaktan memnuniyet duyar. Bu bağlamda, organizasyonlarımız Türkiye’nin uluslararası yükümlülükleri uyarınca ifade özgürlüğüne riayeti güvence altına almak, insan hakları saygı bağlamında siyasal şiddete karşı mücadeleyi sağlamak, keyfi olarak hapiste tutulan kişileri tahliye etmek ve mağdurların adalet, hakikat ve tazminat haklarının sağlanması ve bunların tekrar etmemesinin güvence altına alınması için size 8 temel önlem sunmaktadır.
Uluslararası hukuk çerçevesinde ifade özgürlüğüne riayet edilmesinin güvence altına alınması, Medya ve aynı zamanda mahkemelerde Kürtçe dilinin kullanılmasına izin verilerek Türkiye’de çok dilliliğin gelişmesi için önemli kararlar kabul edildi. Buna ilaveten, 4. Yargı Paketi’nin “terör propagandasını” sınırlayan hükümleri ifade özgürlüğünü uluslararası hukukta güvence altında olduğu gibi tam olarak korumamasına karşın pozitif bir adımdır.
Organizasyonlarımız, size özellikle Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’ndeki mahkumiyetine yanıt olmak için daha fazla atmayı tavsiye etmektedir.
1. Türk milletini, Türk etnisitesini ve hükümet kurumlarını aşağılama (TCK 301. Madde), karalama ve aşağılama (TCK 125. Madde) hükümlerini yürürlükten kaldırın;
2. Nefret ve kin üzerine gelişmiş olan ifade özgürlüğü ve savunuculuğuna getirilmiş olan kısıtlamaların kaldırılması (“halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek” TCK 216. Madde) bilhassa şiddete yönelik kışkırtma; ve
3. Özellikle vicdani ret konusunda ki (TCK 318. Madde) bütün hükümlerin 4. Yargı Paketi’nin içeriğinin ötesinde yürürlükten kaldırılması. Siyasal şiddete karşı mücadelede insan hakları standartları ile uyumlu ve iç hukuktaki “terörizm” suçu tanımının uluslararası hukuk ile uyumlu olmasının sağlanması
Organizasyonlarımız Dördüncü Yargı Paketinin “terörizm” propagandasının (TCK 220/6. Madde) sınırını şiddet unsuru ekleyerek sınırlaması konusunda duyarlıdır. Fakat bu pozitif adım tek başına “terörist” faaliyetlerin tanımının daha fazla değiştirilmesini gerektiren uluslararası hukuk ile uyumu sağlamamaktadır. Bu nedenle, size
4. Terörle mücadele ederken insan hakları ve temel özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi Birleşmiş Milletler Özel Raportörü’nün  tavsiyeleri ile uyumlu hale getirmek için “terörizm” faaliyetlerinin (mevcut Terörle Mücadele Kanunu’nun 1. Maddesi’nde yer alan) ve “silahlı örgüt üyeliğinin” (TCK 314. Madde) tanımının değiştirilmesini. Şiddet içermeyen ifade veya üyelik nedeniyle cezaevlerinde keyfi tutulan herkesi tahliye edilmesi. Birçok insan hakları savunucusu, sendikacı, gazeteci, entelektüel, avukat, öğrenci lideri, politik aktivist ve diğer sivil toplumun diğer kesimlerinden kişiler Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’nun yukarıda değinilen maddelerine dayanılarak suçlanmış, yargılanmış ve bazı davalarda ceza almıştır. Yakın zamanda, piyanist ve besteci Fazıl Say ve sosyolog Pınar Selek bu durumun örnekleridir. Bu hükümlerin kullanılması Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’nce mahkum edilmesine yol açmıştır.
Yukarıda değinilen ceza hükümleri değiştirildiği veya yürürlükten kaldırıldığı için tutuklu bulunan kişilerin tahliye edilmesi ve onlara yönelik suçlamaların düşürülmesi önemlidir. Terörle mücadele ederken insan haklarının korunması Özel Raportörü’nün tavsiyelerine göre yalnızca fiziksel şiddet uygulayan veya bu yönlü çaba içerisinde olan kişiler uygun yasal zeminde ve adil yargılanma hakkına uyumlu bir şekilde yargılanır.
Bu nedenle, size
5. TCK’nın yukarıda değinilen maddeleri uyarınca tutuklanan herkesin tahliye edilmesini ve onlara yönelik suçlamaların düşürülmesini tavsiye ediyoruz. Dikkatinizi özellikle FIDH üyesi İHD’nin şu anda cezaevinde bulunan ve/veya yargılanan üç yöneticisinin durumuna çekmek isteriz:
Muharrem Erbey-Diyarbakır Şubesi Eski Başkanı, Reşit Teymur-Siirt Şube Yöneticisi, Mensur Işık-Muş Şubesi Eski Başkanı ve diğer 8 kişi tahliye edilmelerine rağmen yargılanmaya devam ediyor: Orhan Çiçek ve Mehmet Şerif Süren-Aydın Şubesi Yönetim Kurulu üyeleri, Veysi Parıltı-Mardin Şubesi Yöneticisi, Şaziye Önder-Doğubeyazıt Temsilcisi, Bekir Gürbüz-Adıyaman Şubesi Eski Başkanı, Osman İşçi- Merkez Yürütme Kurulu Üyesi, Ali Tanrıverdi-Mersin Şubesi Başkanı, Dilek Hoş-Adana Şubesi Yöneticisi, Türkiye’nin uluslararası hukuktaki yükümlülüklerine uyum sağlaması için bu insan hakları savunucularının tahliye edilmesi ve onlara yönelik suçlamaların düşürülmesi gerektiği kanaatindeyiz.
Cezasızlık politikasına karşı mücadele edilmesi ve adalet, hakikat, tazminat haklarını sağlanması ve tekrar etmemesini güvence altına alınması. Organizasyonlarımız Dördüncü Yargı Paketi’nin işkence suçlarına ilişkin (TCK 94. Madde) sınırlama statüsünü kaldıran hükümlerini memnuniyetle karşılamaktadır. Bu hüküm cezasızlık politikasına karşı mücadeleye katkı ve geçmişteki suçlara da uygulanması durumunda böylesi başka suçların işlenmesini önlemeye katkı sunabilir.  Ayrıca, diğer hükümler şiddet mağdurlarının tüm haklarına erişimine yardım edebilir, uluslararası suçların işlenmesinin tekrar etmemesini güvence altına alabilir ve barışın güçlenmesine yönelik çabalara destek olabilir. Bu bağlamda, size
6. Uluslararası Ceza Mahkemesini kuran Roma Statüsünü onaylamanızı ve iç hukuka dahil etmenizi;
7. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından yetersiz görüşen tüm suç soruşturmalarının- zaman aşımı olmaksızın-yeniden açılması yetkisini vermenizi ve
8. Yasal sınırlamanın iptalinin geçmişteki suçlara da uygulanacağını ve sivillere yönelik kamu görevlilerinin şüpheli olduğu diğer uluslararası suçlara da uygulanacağını sağlamanızı tavsiye ederiz.
Farklı bölge ve ülkelerdeki deneyimlerimize dayanarak, böylesi önlemlerin uygulanmasının barışçıl bir gelecek inşa etmeye, Türkiye’nin girdiği görülen daha önce yaşanmamış geçiş sürecini güçlendirmeye yararlı bir şekilde katkı sunacağı kanaatindeyiz. Her durumda bu konu sizin Türkiye’nin yasal mevzuat ve pratiğini uluslararası yükümlülüklere uyumlu hale getirme konusundaki kararlılığınızı ifade edecektir. FIDH ve yüz seksen insan hakları organizasyonunun İstanbul’daki Dünya Kongresi arifesinde, ümidimiz ve size çağrımız bu yöndedir.

 

Yorumları Göster
Yorumları Gizle