Gündem Haberleri

    İcat çıkarma, Felix, in aşağı!

    Emre KIZILKAYA / DIŞ AÇI
    18.10.2012 - 00:00 | Son Güncelleme:

    “O adam uzaydan atladı da ne oldu” diyenler var Türkiye’de... Ne olacak? Bu yüzden onlar gelişti, biz geri kaldık. Çünkü Hezârfen Ahmed Çelebi’yi “tehlikeli” sayıp sürgüne gönderen zihniyet işte bu kadar kökleşmiş. Yenilikçiliği aşağılamak ve bastırmak, ne yazık ki yüzyıllar içinde kültürümüze işlenmiş. Ama hayaller yasaklanabilir mi?

    Felix Baumgartner, 20 Nisan 1969’da, Avusturya’nın Salzburg kentinde doğmuş.

    Henüz beş yaşındayken bir resim yapıyor. Kendisini bir paraşütle yeryüzüne doğru inerken çiziyor. Resimde, ailesi de aşağıda bekliyor.

    Annesi bu resmi yıllarca saklıyor. Oğlu 23 Ağustos 1986'da ilk hava dalışını yaptığında bu resmi çıkarıp ona gösteriyor.

    İnsan, hayallerinin peşinde koşabildiği sürece mutludur,” diyen annesi, onca çılgın denemede hayatını tehlikeye atmasına rağmen maceraperest oğlunu destekliyor.

    Ardından Felix’in rekorları geliyor:

    Bir gökdelenden en yüksek atlayışı yapan paraşütçü, Manş Denizi’ni hava dalışıyla geçen ilk insan, dünyanın en alçak irtifadan (29 m.) yapılan BASE atlayışı…

    Aynı Felix, üç yıllık hazırlığın ardından pazar günü 39 km irtifadan atlayıp, taşıt kullanmadan ses hızını aşan ilk insan oldu.

    Hedeflediği dört rekordan üçünü kırarken yerdeki kontrol merkezinde bekleyen annesi onu heyecanla izliyordu. Tıpkı Felix'in beş yaşında çizdiği resimdeki gibi.

    Bense Türkiye’deki tepkileri dikkatle izledim.

    Türk savaş uçakları Felix’i inişe zorlamış” türünden esprilerin bazıları komikti. Ama trajik gördüğüm bir tepki türü de vardı:

    Uzaydan atladı da ne oldu?”

    * * *

    Aslında bu cümle, bireysel bir tepki olmanın çok ötesinde, toplumsal zihniyetimizin bir özetidir.

    Son yazımda, Osmanlı sistemini Avrupa karşısında gerileten temel sebebin rekabetçiliğe izin vermemesi olduğunu söylemiş ve sonra bir başka etkene dikkat çekmiştim. (Bkz. Davutoğlu'nun yükselişi ve düşüşü)

    Karasabanın 600 yıl boyunca tarlalarda hiç geliştirilmeden kullanılması, yenilikçiliğin de Osmanlı toplumunda barınamadığının göstergesiydi.

    Sultan Dördüncü Murad, daha 17. yüzyılda planör yapıp uçmayı başaran Hezârfen Ahmed Çelebi’yi ve ilk “roket adam” Lagâri Hasan Çelebi’yi Cezayir’e sürgüne gönderirken boşuna şöyle dememişti:

    Bu adam her istediğini yapabilir. Böylelerini uzaklaştırmak gerek.”

    Bu sözler de Sultan'ın bireysel bir tepkisine yahut şahsi gericiliğine indirgenemez.

    Osmanlı’da rekabeti, yenilikçiliği ve girişimciliği bastıran kesimlerin giderek kökleştiğini gösteriyor bu ifade.

    Nitekim Hezârfen ve Lagâri’den tam yüzyıl önce de egemenlerin  “istikrar takıntısı”, bir başka yenilikçi Osmanlı Türk’ünü tasfiye etmişti.

    Takiyüddin bin Manıf’ın Tophane’de kurduğu rasathaneye önce izin veren Sultan Üçüncü Murad, kısa süre sonra gerici şeyhülislamın “gazıyla” onu topa tutup yerlebir ettirmişti.

    Oysa Takiyüddin’in yıldızların koordinatlarını bulmak için geliştirdiği yöntem, çağdaşları olan büyük gökbilimciler Danimarkalı Brahe ve Polonyalı Kopernik’inkinden çok daha isabetliydi (ki Brahe, Takiyüddin’in çalışmalarını izliyordu).

    Ve 16. yüzyılda Twitter olsa, çokbilmiş bir Osmanlı genci, Takiyüddin rasathaneyi kurunca muhtemelen şu mesajı yazar, hatta belki şeyhülislam da bunu “retweet” ederdi:

    Fezayı seyretti de ne etti?”

    * * *

    Eski köye yeni adet getirmemenin”, “durduk yere icat çıkarmamanın” tohumları işte kültürümüzde böyle atıldı.

    Maddeye dokunmamak, ellerini kirletmemek, keşif uğruna riske girmemek hep erdem gibi görülmeye başladı.

    Gerilemenin İslam ile hiçbir ilgisi yoktu:

    "Bir günü diğerine eşit olan ziyandadır" diyen Hz. Muhammed'in düsturuna da aykırı olarak kutsallaştırdık yerinde saymayı, durağanlığı...

    Matbaa biraz da bu yüzden bizde geç yaygınlaştı. Trenler ise bu topraklarda 19’ncu yüzyıldan beri taşlandı, taşlanıyor.

    Avusturya bayrağının renklerindeki paraşütüyle “uzaydan atlayan” Felix’in küçük, dağlık ülkesinde neler oldu bu arada?

    Birkaç örnek verelim:

    Mucit Siegfried Marcus, 1870’te dünyanın benzinle çalışan ilk otomobilini üretti.

    Mühendis Anselm Franz, 1940’ta dünyanın ilk turbojet motorunu tasarladı.

    1940’ların güzeller güzeli Hollywood yıldızı Hedy Lamarr, aynı zamanda bir matematik dâhisiydi.

    Avusturyalı aktris, bugünkü kablosuz iletişim teknolojisinin temellerini atan bir icat geliştirdi.

    Ve Christian Doppler’den Gernot Zippe’ye dek, bilimin her alanında çığır açan daha nice “yenilikçi” çıktı, Mozart’ın ülkesinden…

    * * *

    Sonuçta, Higgs Bozonu’nun keşfedilmiş olması nasıl ki bugünden yarına hayatımızı değiştirmeyecekse, Felix’in atlayışı da bir çığır açmayacak.

    Bu deneyin bilimsel anlamda tek katkısı, insan vücudunun ses hızını taşıtsız aşmaya dayanabildiğini kanıtlamak olacak belki de…

    Öyle ki Felix bu uğurda, tıpkı radyoaktif maddeleri keşfedebilmek için ölümü gözen alan (ve sonunda ölen) Kopernik’in vatandaşı Marie Curie gibi hayatını ortaya koydu.

    Ama hepsinden önemlisi şu:

    Günümüzün Yuri Gagarin’i yahut Neil Armstrong’u sayılabilecek Felix, harita metod defterlerine kuruboyayla hayallerini çizen bugünün çocuklarının belleğinde bir rol model olarak kalacak.

    O hayalperest çocukları “İcat çıkarma” diye azarlayan ebeveynlerin memleketleri yerinde sayacak.

    O çocukların çizdiği resimleri, bir gün hayalleri gerçek olduğunda onlara vermek üzere saklayan ebeveynlerin memleketleri ise ilerlemeyi sürdürecek.

    Etiketler: gündem
    Son Dakika Haberler
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı