GeriGündem Huysuz ve tatlı grup
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Huysuz ve tatlı grup

Blue Jean Dergisi Ağustos sayısında Beastie Boys'a yer verdi. Grubun son albümü Hello Nasty'yi masaya yatıran Blue Jean'de aynıca Dana International, Deep Forest, Antiloop, Sven Vath, Dario G ile yapılmış özel röportajlar; Part-time işler ve müzik aletleri piyasası üzerine yapılmış araştırmalar; 98 yazının hitleri; sinemanın yeni yüzleri, film müzikleri dosyası gibi konular da var.

Onlara boşuna ‘‘Dünyanın En Cool Grubu’’ denmiyor. Parti savaşçıları, artık Tibet'in özgürlüğü için kavgaya tutuşuyorlar; kendi şirketleri Grand Royal'de yetenek keşfediyorlar ve herkes tarafından bir şekilde seviliyorlar. Beastie Boys'un ABD ve İngiltere listelerine bir numaradan giren beşinci uzun metrajlı albümü ‘‘Hello Nasty’’ yine gösteriyor ki, dünyanın bu adamlara ihtiyacı var!

Eğer bundan 10 sene öncesine dönecek olsaydık çoğunluğun onları ‘‘anti-cool’’lukta zirveye yerleştirdiğini görürdük. 1981'de henüz 15-16 yaşlarındayken bir hardcore rock grubunun yarısını oluştururlar. Aslında -ayıptır söylemesi- harikulade embesil tiplemeleriyle tüm hedefleri MCA plak şirketinin 15.yıl kutlamalarında birşeyler çalabilmektir. O zamanki bacaksızların diğer yarısı, ‘‘Polly Wog Stew’’ adlı bir E.P. kaydeder kaydetmez ayrıldıktan sonra, geriye kalan üçlü de haliyle Beastie Boys'u kurar. Beastie Boys'un ilk misyonu hardcore'u rock çizgisinden hip hop'a taşımaktır. İlk paralarını ilk single'ları ‘‘Cookie Puss’’ın arka yüzü, Beastie Revolution'un British Airways'in reklamında kullanılması sonucu kazanırlar ve 40.000 dolarlık telifi cebe indirirler. Bu sıralarda onlara eşlik eden DJ Double RR ise sonradan son 20 yılın en önemli yapımcıları arasına girecek olan Rick Rubin'dir. Zaten Beastie Boys da kısa bir süre sonra Rubin'in şirketi Def Jam'le kontrat imzalayıp başarıdan başarıya koşacaktır.

İlk albümlerini çıkartmaları 1987'yi bulur. Rick Rubin ortaklığıyla kaydedilen ‘‘Licensed To Ill’’ bir beyaz topluluğa ait olmasına karşın ABD'de listebaşı olan ilk rap albümü olarak tarihe geçer. Hatta müthiş hit ‘‘Fight For Your Right (To Party)’’nin başta İngiltere olmak üzere birçok ülkede sansüre takılması bile onları engelleyemez.

DÜŞÜYORUUZ!

Bu arada pek çok skandala karışırlar ve bunların acısı üçlüden fazlasıyla çıkmaya başlar. Çoğu eleştirmene göre en iyi albümleri olan ‘‘Paul's Boutique’’ satışlarda başarılı olamaz. Ne de olsa devir değişmeye başlamış; LL Cool J, MC Hammer gibi yeniler Run DMC, Kurtis Blow ve Beastie'ler gibi mucitlerin yerini almıştır.

'92'de ‘‘Check Your Head’’le yeniden ortaya çıktıklarında Beastie Boys cephesinde de birçok şeyin değiştiği görülür. Olgunlaşmışlardır ve arada şaşırsalar da sosyal yaşamın bir parçası haline gelmişlerdir. Aynı yıl içinde Red Hot Chili Peppers'la birlikte AIDS hastaları için bir konser verirler ve ilk kez canlı enstrümanlarla sahne alırlar. Yine de ‘‘Check Your Head’’, ‘‘Paul's Boutique’’in akıbetine uğramaktan kurtulamaz; grup giderek kült bir hareket olarak görünmeye başlar.

Olumsuzluklara rağmen müziğe tutkularından vazgeçmemelerinin karşılığını '94'de yayınladıkları ‘‘Ill Communication’’ ile alır ve ilginçtir ki yine hastalıklı(!) bir albümle ikinci defa bir numara olurlar. ‘‘Sabotage’’, ‘‘Sure Shot’’ gibi şarkılarla eski popülariteyi yakalarlar; fakat bu kez kazandıkları bir şey daha vardır: ‘‘Saygı’’.

Üçlünün sosyal konulardaki duyarlığı iyice artmaya başlar. On yıl öncesinin partiler için kavga eden gençleri artık Tibet'in özgürlüğünün kavgasını vermeye başlar. Bunun için San Francisco'da 15-16 Haziran 1996'da düzenledikleri konsere Beck, Björk, Smashing Pumpkins, Rage Against The Machine, Sonic Youth, John Lee Hooker gibi devler de teşrif ederler ve organizasyon büyük ses getirir.

Gelelim grubun dört yıl boyunca gece gündüz üzerinde çalıştığı ‘‘Hello Nasty’’ye. Çıkar çıkmaz İngiltere ve ABD listelerine bir numaradan giren ‘‘Hello Nasty’’, gerçekten de uzun süredir konuşulduğu gibi hayranlarının gözdesi ‘‘Paul's Boutique’’in tarzında ve kalitesinde. ‘‘Paul's Boutique’’in deneysel yanı, ‘‘Ill Communication’’ın punk ve funk sound'u göze ilk batan unsurlar. 22 şarkılık çalışmada yine Eric Bobo, Mixmaster Mike, Lee Perry gibi dostlarla biraradalar.

YENİDEN yollarda

‘‘Super Disco Breakin’’', onun takipçisi konumundaki ‘‘Body Movin’’, ‘‘Remote Control’’ ve ilk single ‘‘Intergalactic’’ nefes kesen parçalardan sadece birkaçı. Sırada Beastie Boys'un en sevdiği iş var. Yine yollara düşecekler, kapalı mekanlarda millet düşüp bayılına dek coşturacaklar. Sonra da cep telefonundan Dalai Lama'yı arayıp halini hatırını soracaklar... Herhalde!

Brezilyalı gitar ve vokal virtüözü Badi Assad, yeni albümü 'Chameleon' ile büyülüyor

Her rengin tek şarkıcısı

Dünya bir yana, Brezilya öbür yana. Sizi şaşırtacak, şu ana kadar keşfedilmemiş, yeni bir melodinin peşindeyseniz, güzergahınız orası. İlk ve son durak. Daima. Geçenlerde Istanbul'dan gelip geçen -ne yazık ki çok az bir dinleyici ile buluşan- muhteşem Gilberto Gil'e 'bizlere şarkının tadını yıllar boyu yaşattığı, bir melodinin dünyanın tüm vitaminlerine bedel olduğunu öğrettikleri için' teşekkür ettim. 'Bitmeyen bir yolculuk' dedi, gülerek.

En zor, ama en çekici besteyi bulma ve onu en farklı biçimde söylemede dünyanın en doğal ve tatlı rekabeti Brezilya'da yaşanıyor. Böyle bir kültür potasında başka türlüsü de olamazdı. Avrupa, Afrika ve Kuzey Amerika'nın özgür buluşma noktası. 1920'ler, efsanevi Pixinguinha'nın dixie etkisindeki ilk Avrupa-Afrika alaşımına sahne olmuştu.

Gerisi çorap söküğü gibi geldi: Birbirinden usta ahçılar, her türlü malzemenin bol bol bulunduğu o dev mutfakta, benzersiz yemekler hazırladılar. Menü zenginleştikçe etki büyüdü. 1950'lerden itibaren yenen yemeklerin tadına doyulamadı.

Tom Jobim, Joao Gilberto, Hermeto Pascoal, Dori Caymmi, Chico Buarque, Tavinho Moura, Lo Borges, Elis Regina, Maria Bethania, Caetono Veloso, Gil, Beto Guedes, Joao Bosco, Leila Pinheiro, Djavan, Ivan Lins, Milton Nascimento... ahçıların adları saymakla bitmez. Müzisyenler için de, klişelerden sıkılan müzik tutkunları için de bir cennet, Brezilya. Üzerinde ne ekseniz bitecek bir garip toprak.

Badi Assad, ülkenin son 'ahçılarından' biri. Gitar virtüözü. '87 Villa Lobos Ödülü'nün sahibi. Sesi renklerin her tonuna açık. Maceraperest bir vokalist. Müzik tarzı? İşte zor olan soru bu. İsrailli Noa gibi, Assad'ın da geniş kitlelere tanıtılması için çaba sarfeden Brezilya müziği hayranı Pat Metheny'e göre, 'bütün dünyanın müziği onda birarada'.

Olabilir: Brezilya gibi bir kültür potası Milton gibi, Lins gibi dünya vatandaşlarını öyle kolayca ürettiyse, Assad neden farklı olsun?

Sao Paulo yakınlarında doğmuş. İki ağabeyi de müzisyen. Klasik müzik çalıyorlar. Ona da bulaşmış. Önce piyano, ardından gitar. Marimba ve vokal. Ünü hızla yayılmış. İlk albümü, Milton ve Metheny ile tanıştığı 1987'nin ertesinde, ilgi odağı olmuş.

Bağımsız Chesky Records ile anlaşma ve 1994'teki 'Solo' albümüyle dünyaya yelken açma ardından parmak tekniği, vokalle ritm tutma becerisi, söyleyişindeki tutku, hiçbir kategoriyi kabul etmeyen müziği ile jazz dünyası tarafından da kucaklanmış bir yetenek ile karşı karşıyayız.

Son albümü de bu ilginç kişiliğin müziğini tanımlayan bir isme sahip: 'Chameleon'. Bir bukalemun gibi renkten renge dönüşüyor Assad. Pop, rock, jazz veya klasik sevin, her biriniz için bu ilginç sanatçıda haz alınacak birşeyler var.

12 bestenin 9'u, her albümünde gittikçe ustalaşan ve her yeni bölgeye korkusuzca giren Assad'a ait. Onu dinlerken, rüzgarın etkisiyle sürekli biçim değiştiren bulutları izler gibi oluyorsunuz.

Ne anlatıyor? Kirlenen dünyayı, bilinçötesi ile ilişkisini kaybetmiş ve rüya görmeyi unutmuş insanı, yarı-kayıp kabilelerin mitolojisini, ölüm döşeğindeki tanrıları, sınırsız tutkuyu, önüne set çekilemeyen aşkı... Kaybolmaya mahkum kutsal dengeleri... Assad'ın klişeler de, ticari kaygılar da, gelir-geçer şöhretler de umurunda değil. Bu müzisyeni tanımak için, 'Chameleon' denemeye değer.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle