GeriGündem Hortumcuyu ayırt etme şansım olsa Reina'dan içeriye almam
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Hortumcuyu ayırt etme şansım olsa Reina'dan içeriye almam

Boğaz'ın gözler ve ayaklar altına serildiği Reina'nın sahibi Mehmet Koçarslan, eğlence dünyasının pek güleryüzlü denmeyecek patronlarından biri. Öğle sıcağının gölgesine kurulmuş masaya otururken ‘‘Yarım saat geciktiğim için özür dilerim’’ dedi. Oturduktan sonraki ilk sözü ise ‘‘Sizin için renkli, özel bir malzeme olduğumu düşünmüyorum’’ oldu. Avokadolu karidesin üstüne hakiki Ege levreğini yedikten sonra anca açılabildi. Kahvelerimizi yudumlarken Mehmet bey tam kıvamına gelmişti.

Koskoca Reina'nın yanı sıra ‘‘Türkçe Kulüp’’ ve iddialı underground mekanlarından ‘‘Cyristal’’ın sahibi olacaksınız... Bodrum Cennet Koy'un en güzel arazisini alıp butik Hotel

Reina'yı yapmaya hazırlanacaksınız... Bodrum Türkbükü'nde Aslı Altan'la birlikte ‘‘Safran’’ı açacaksınız... Peynircilikten madenciliğe, Çemişkezek'ten Los Angeles'a kadar uzanan bir yaşamöykünüz olacak... Sonra da kalkıp ‘‘Sizin için renkli, özel bir malzeme olduğumu düşünmüyorum’’ diyeceksiniz...

Mehmet bey, madem öyleydi de nereden çıktı saatler süren 4 kaset dolusu konuşma?.. Meğer ne renkli bir yol haritanız varmış da, kendiniz bile farkında değilmişsiniz...


Kavga ettiğim eşimi ABD’de bulup barıştım


- Eşim Müge'yle bir arkadaşım vasıtasıyla tanıştım, kısa zamanda birbirimizi tanıyıp flört etmeye başladık. İlişkimiz tatlı tatlı sürerken İkinci senenin sonunda aramızda büyük bir tartışma oldu. Ertesi gün öğrendim ki, başını alıp New York'a gitmiş. Uzun süre aradıktan sonra Müge'nin Amerika'daki adresini bir biçimde öğrendim. Sene 1992, mevsim kış. İki ay Türkiye'deki işlerimi askıya alıp onunla birlikte kaldım. Mütevazı bir gökdelenin, mütevazı bir stüdyo dairesini kiralayıp birlikte döşedik, bu süre içinde aramızdaki sorunlar da çözüldü. Müge birkaç ay sonra Türkiye'ye geldi, ani bir kararla sokaktan iki adam çevirip evlendik. O sırada kız kardeşim Berna eşiyle Los Angeles'ta bir ev alıp orada yaşamaya başlamıştı. Müge de oraya yerleşmeyi çok arzulayınca okyanus kıyısında bir cennet olan Palos Verdes'te bir villa satın aldım. O kadar güvenli bir yer ki, kapıları bile kilitlemiyoruz, 27 yıldır hiçbir suç işlenmemiş. Kızlarımız Yasemin, Melisa ve Reyna da orada dünyaya geldiler, bu yüzden hepsi otomatik olarak Amerikan vatandaşı oldu.


Kızım Reyna’ya layık olacağım


- Gece hayatının yabancısı değilim, özellikle bekárlık yıllarımda en çok 29'a, Şamdan'a giderdim. Bu sektörde çalışmak konusunda hiçbir ilgim yoktu, ta ki 1997'de burasının satışa çıkarıldığını duyana kadar.

Geçen yıla kadar çok işletme geldi buraya, Nyx'den Havana'ya, Chinawhite'a kadar; o zamanlar ben hep arkadaki insandım. Chinewhite, benim sözümü dinleyip tek restoran yerine bugünkü konseptimizi uygulasaydı bitmezdi. Sonunda işi kendim yapmaya karar verdim. Yeniden dekore edildi ve sonunda buraya küçük kızım Reyna'nın adını verip açtık. Reyna, Müslümanların da kullandığı bir ad, İspanyolcada kraliçe anlamına geliyor. Her baba gibi, benim için de kızım kutsaldır. Buraya kızımın adını verdiysem,ona layık bir şeyler yapacağım.


Üst düzey güvenlik personelinin silahlarını da içeride alıyoruz


- İki yıl önce narkotik polise başvurup kapı personelimize eğitim vermelerini sağladım. Bu konuda da çok titizim, tuvaletler sürekli aranır, ayrıca aşırı alkollülere içki servisi yapılmaz. Öteki mekanlarımın bir işletmecisi bana inanılmaz bir olay anlattı. Bir uyuşturucu satıcısı gizlice lokalden içeri girmiş, onlar da hemen yakalayıp dışarı atmışlar. Yarım saat sonra narkotikte başkomiser olduğunu söyleyen biri bu satıcıyla birlikte gelip ‘‘Bu benim ajanım, içeri alın’’ demiş. Silaha da aynı şekilde düşmanım, içeri silah girmesiyle içeride cinayet işlenmesi arasında bence hiçbir fark yok. Çünkü alkollü insanın algılaması farklıdır, bu yüzden bize gelen üst düzey güvenlik personelinden de silahlarını içeri teslim etmelerini rica ediyoruz.


Çağırdığımız doktor hastadan daha sarhoştu


Reina'nın giriş fiyatını başka yerlerle rekabet için değil, ülkenin ekonomik gerçeklerine göre ayarlıyorum. Geçen yıl giriş 20 milyondu, dolar 1 milyon 700 bin liraydı. Bu yıl ilk kez dolar geri gidince ben de 30 yerine 25 milyon yaptım, başkaları ne yaparsa yapsın.

Geçen yıl bir müşterimiz alkol komasına girdi, getirdiğimiz doktor ondan daha alkollüydü. Bir ara o hasta müşterimiz yattığı yerden doğrulup ona yardım etmeye çalıştı.

Şu anda ses konusunda herhangi bir problem yok, kimse kapımıza gelmiyor. Devletin kurallarına sonuna kadar uyacağız, ona karşı çıkmak yok.

Ben bunca senedir bu işin içindeyim, yeraltı dünyası bu tür yerlere bulaşmaz, hele bana hiç bulaşmaz. Bahsi geçen o malum şahıslar böyle işlerle uğraşmaz; onlar iki üç insanın arasındaki milyonlarca dolarlık anlaşmazlıklara racon kesiyor, sanki mahkemelerin yerini onlar aldı.

En azından madenci olduğum için silah ruhsatım, silahım var ama, yanımda taşımıyorum.


Bu işte korkunç tehlikeler var


- Yener bey, bu işi kesinlikle seçilmiş, doğru insanların yapmalarına izin verilmeli. Buralarda korkunç tehlikeler var: Buralara 18 yaşında gençler giriyor, bence bu sınır kesinlikle 21 yaşa yükseltilmeli. Çünkü 21 yaş tam olgunlaşma, sorumluluk yüklenme dönemi. 18 yaşındaki birisinin viski, votka gibi ağır alkolleri alıp sabahlara kadar oturması doğru değil. Bu durumdaki bir gencin ‘‘Hadi şunu da yapalım’’ gibi teklifleri kabul etmeyeceğini kimse garanti edemez. Ben sigara kullanmam, alkolü de çok seyrek ve sınırlı alırım.


Buraya yöneticiler ve işadamları gelir


Türkiye'deki bu tarz mekanları alt alta koyun, her şeylerini kazanç olarak kabul edin, iddia ediyorum ki toplam cirosu 50 milyon dolar değildir. O zaman bu mekanlar niye günah keçisi gibi gösterilmeye çalışılıyor? Buraya üretenler, yönetenler, işadamları geliyor, magazinel tipler ise yüzde 7'yi geçmez.

Belki hortumcular da geliyordur, onları ayırt etme şansım olsa asla içeri almam. Müşterilerim arasında tarzını, tavrını sevmediğim insanlar da var ma, onları içeri almamak gibi bir lüksüm yok.


İstanbul kömürünü askere ilk veren benim


- Ben 1958 Tunceli Çemişkezek doğumluyum. 1967'de de İstanbul'a geldik. Babam sayfiye amacıyla Kemerburgaz Çiftalan Köyü'nde denize sıfır 120 dönüm bir yer aldı. Derken o bölgede kömür çıkarılmaya başlanınca babam da peynirciliğin yanı sıra 1974'te madenciliğe başladı. Kabataş Lisesi'ni bitiremedim babamın yanına geçip madencilikte çalışmaya başladım, ardından kömür üretimi ve pazarlamasıyla ilgili kendi şirketimi kurdum. Kısa zamanda bütün kurulu tezgahları bozdum, ilk defa İstanbul kömürünü askeri birliklere ben verdim.

YARIN: Laila'nın sahibi Şefik Öztek
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle