Güneydoğu’daki Efes

Güncelleme Tarihi:

Güneydoğu’daki Efes
Oluşturulma Tarihi: Haziran 07, 1998 00:00

Haberin Devamı

Görün beni

M.Ö. 8 bin yıllarına uzanan tarihi; bu uzun tarih içinde yaşamış olduğu rivayet edilen peygamberleri, Balıklıgöl'ü, kapalı çarşıları, camileri, kiliseleri; uçsuz bucaksız Harran Ovası, irili ufaklı 289 aşireti; sıra geceleri, muhteşem kebapları; ve artık Atatürk Barajı sayesinde ‘‘deniz manzarası’’ ve balıklarıyla Şanlıurfa, dünyaya ‘‘Beni görün’’ demeye hazırlanıyor. Tüm kenarda bırakılmışlığıyla Güneydoğu, bugüne kadarki olumsuz imajını değiştirebileceği umudunu veriyor kendi başına. Ve Urfa, keşfetmeye meraklı yerli yabancı turistler için zengin bir alternatif sunuyor.

SIRA GECELERİ'NDE SANAT MÜZİĞİ

Urfa'nın ‘‘Sıra Geceleri’’ni Eşkıya filmi ve daha sonra da İbo Show'larla daha bir tanır olduk. Malum

geleneklere göre, şimdiye kadar sadece erkeklerin tadabildiği bu zevk, artık en azından ‘‘dışardan gelen’’ kadınlara da nasip oluyor. Erkekler servis yapıyor, erkekler çalıp söylüyor, geriye yiyip içmek ve eğlenmek kalıyor. Sıra gecelerinin vazgeçilmez türküsü, ‘‘Urfa'nın Etrafı Dumanlı Dağlar...’’ Ama şimdilerde, İbrahim Tatlıses'in son repertuarından şarkılar ve hatta ‘‘Dönülmez Akşamın Ufkundayız’’ bile söyleniyor.

YOLLARIN KESİŞTİĞİ YER

Toprağın altında sakladığı arkeolojik zenginliği, günyüzüne çıkarılabilenlerden çok daha fazla Harran'ın. GAP sayesinde suyun gelmesiyle yavaş yavaş yeşilleniyor da şimdi. Sinesinde, Tunç Çağı'ndan Hititler'e, Asurlular'dan Romalılar'a, Bizans döneminden Osmanlı'ya pek çok uygarlığın izini taşıyor. Harran, kesişen yollar demek. Geçmişte doğu ile batı ve kuzeybatının birleştiği kavşakta önemli bir merkez olan Harran, zenginliğini yok olmadan ortaya çıkaracak sorumluluktaki yetkilileri bekliyor.

NEMRUT MANZARASINA İLAVE

Kim duymamıştır ki, Nemrut dağında güneşin doğuşu ve batışının bir başka olduğunu. Ve dünyanın dört yanından gelen insanların 2200 metrelik zorlu tırmanışı gerçekleştirip, bu özel anları beklediğini... İşte komşu kent Adıyaman da Nemrut'u ve tepesindeki dev tanrı ve kral heykelleriyle, Urfa'nın turizm potansiyeline eşlik edip katkıda bulunuyor. Artık Nemrut Dağı'ndan ‘‘deniz manzarası’’ da var: Batan güneşin kızıllığı, antik heykellerle birlikte Atatürk Barajı'nın oralara uzanan sularına da vuruyor.

ZEUS GAP'A BAKIYOR

Güneydoğu'nun uygulamada olan tek milli parkı, Adıyaman'ın Nemrut Dağı'nda. Urfa'yla ne ilgisi var demeyin, güneşin doğuşunu ya da batışını seyrederken, aynı zamanda Atatürk Barajı'nın yarattığı ‘‘deniz manzarası’’nı göreceksiniz. ‘‘Ben genç ve güzel yüzümü, diğer tanrıların yüzleriyle beraber bütün insanların ebediyen görmesi için yanyana dizdim’’ diyen yakışıklı Kral Antikos sizi orada bekliyor olacak. Yandaki ise dünyadaki en büyük Zeus kafası, tam 4,5 ton ağırlığında.

Yüzyıllar sonra su yüzünü gösterdi ve hayatı değişti.

Gerçi kaynaklara bakılırsa Urfa'ya Büyük İskender zamanında Edessa denmiş; bu da ‘‘suyu bol’’ anlamına geliyor, demek ki eskiden suyu varmış. Ama biz onu ve genel olarak Güneydoğu'yu kuraklığıyla, çatlamış toprak görüntüleriyle tanımıştık.

Şimdi ise hayat bambaşka yönlere doğru akıyor. Su bir kez daha geliyor ve yeniden yaratıyor. Uçsuz bucaksız toprağın kahve rengini giderek yeşil alıyor. Harran yeşille birlikte ‘‘pamuk beyazı’’na bürünüyor. Yavaş yavaş, henüz yüzde 10 düzeyinde, ama giderek çoğalacağını müjdeliyor. Fırat ve Dicle'nin suları bir deniz gibi yayılıyor Güneydoğu kentlerinin arasında. Görüntüyü sil baştan yapıyor; görüntüyle birlikte insanı, ilişkileri, ekonomiyi, kültürü, tarihi, sanatı da değiştiriyor.

Türkiye'nin en büyük projesi GAP, başta Güneydoğu'nun umudu. Fırat ve Dicle nehirlerinin aşağı kısımları ile bunlar arasında uzanan ovaları kapsıyor, 74 bin kilometrekarelik bir alana yayılıyor. Şanlıurfa, Mardin, Gaziantep, Adıyaman, Diyarbakır, Batman, Şırnak, Siirt ve Kilis kentlerinin tamamını veya bir kısmını kapsıyor. Tamamlandığında, 1 milyon 696 bin 713 hektarlık alan sulu tarıma açılacak ve sulama öncesi saatte 27 milyon 345 bin megavat, sulama sonrası ise saatte 23 milyon megavat enerji üretilecek. Dünyanın en uzun sulama tünelleri olan Şanlıurfa tünelleri ise barajda depolanacak suları, Harran, Ceylanpınar ve Mardin ovalarına aktaracak.

İşte 33 milyar dolarlık bu büyük yatırım, tüm Güneydoğu'da yeni bir sayfa açarken Urfa'daki uyuyan devi de uyandırıyor. Çeşitli zamanlarda yedi peygamberin yaşadığına inanılan ve bu nedenle ‘‘Peygamberler Şehri’’ diye anılan Urfa, bugüne kadar doğru dürüst keşfedilmemiş potansiyelini dünyaya açmak istiyor. Nasıl bir potansiyel mi? Ekonomik yapı bugüne kadar ağırlıklı olarak tarım ve hayvancılığa dayanmış ama GAP'la birlikte sulu tarıma geçiliyor ve ekonomi boyut değiştiriyor. Artık en önemli tarım ürünü pamuk. Ayrıca susam, soya, mısır, yerfıstığı da ekilecek. Seracılık, bağcılık, sebze ve meyve tarımı, antep fıstığı, mantar, arıcılık ve baraj balıkçılığı... Sanayicilerin de daha çok ilgilenmesiyle ekonomik anlamda çok şey vaadedebilir; ama Urfa'nın dikkate alınması gereken asıl özelliği, müthiş tarihsel ve kültürel birikimi...

BAKANLIĞA DUYURU

M.Ö. sekiz bin yıllarına uzanan tarihiyle, pek çok uygarlıktan kalıntılarla dolu bir kent Urfa. Yavaş yavaş restore edilen bu tarihsel miras, Kültür Bakanlığı'nın, İsa'nın 2000'inci doğum yıldönümü kutlamaları nedeniyle önem verdiği İnanç Turizmi açısından da bulunmaz bir örnek oluşturuyor. Çok önemli bilimadamları ve filozoflar yetiştiren Harran Üniversitesi'nin kalıntıları, Hazreti İbrahim'in ateşe atıldığına inanılan Balıklıgöl, tarihe İsa'nın kutsadığı kentlerden biri olarak geçmesi, Urfa'yı çeşitli dinlerden pek çok insanın ilgi odağı haline getirebilir, bakanlığa duyurula! Ama Urfa sadece bunlarla değil; sıra geceleri, otantik yemekleri, pek çok açıdan (Mesela Adıyaman'daki Nemrut Dağı'ndan) baraj görüntüleri, barajda yetişen balıkları, müze, cami, kilise ve kapalıçarşılarıyla da turist çekiyor şu anda, ama daha fazlasını hakeden bir kent.

Tabii ilgiye ihtiyacı var. Yani sorumluluk sahibi yetkililere. Mesela İnanç Turizmi'ni Türkiye'de yerleştirmek isteyen sorumluların, bunun hayata geçmesi için adım atmasına... Turistler gelsin, aman ne güzel, diyenlerin daha fazla ve sağlam altyapılı turistik tesis kurulmasını sağlamalarına... Kente ve turizm mekanlarına ulaşımın çağdaş standartlara uygun hale getirilmesine... Yöre insanının eğitimine artık ciddiyetle eğilinmesine (2700 yerleşim yeri var ama o kadar okul yok. 70-80 bin çocuk hiç okula gitmiyor. Kadınların yarısına yakını okuma yazma bilmiyor)... Harran'da toprak altında yok olmaya bırakılan arkeolojik zenginliğin ciddi projelerle artık günümüze ulaştırılmasına... Daha fazla tanıtım yapılmasına...

NERELERE GİDEBİLİRSİNİZ

Harran'a gidin. Ama uçsuz bucaksız ovada yürürken, bastığınız yeri toprak deyip geçmeyin; altında yüzyıllardan buyana birikmiş bir hazine var; Tunç çağından Hitit'e, Babil'den Bizans'a, Emeviler'den Selçuklular'a, pek çok uygarlığın bıraktığı. Antik çağ kalıntılarının yanısıra kendine özgü sivil mimarisi ile de ilgi topluyor Harran. Özellikle konik kubbeli taş evler. Ama kalıntılar, evler ve çocuklar, hepsi bakımsız. Üzülmeyin, kızın.

Barajı görün. Suyun herşeyi değiştirebilme gücünü bir kez daha hissedin. Görüntü etkileyici, olabilecekler umut verici. Sevinin ama ilgilenin de.

Balıklıgöl'ü özellikle güneş batarken gezin.

Kapalıçarşılara alışverişe çıkın. İsot satın alın; ama dikkat, Urfa'nın evde yapılan isotunu alın. Yanılır, başkasını alırsanız, Urfalı pazarcılar dalga geçer sizinle, ‘‘Hanımfendi biz bunu evimizin kapısından sokmayız.’’ Bir de mevsimiyse anneniz dolma yapsın diye kurumuş patlıcan alabilirsiniz. Ya da birbirinden renkli örtüler, poşular, eşarplar... Ya da şalvar modasına uymak isterseniz, potur.

Sokaklarda dolaşın. Farklı dinlerin kutsal mekanlarını gezin. Geçmişle, kültürle ilişki kurun. Taş mimarinin keyfini çıkarın.

Mutlaka yerel sanatçıların söylediği bir sıra gecesine katılın. Ama ‘‘Dönülmez Akşamın Ufkundayım’’ gibi isteklerde bulunmayın.

Eski bir Ermeni yerleşim merkezi olan Germüş Köyü'nde öğle yemeği yiyin: Kuzu kolu fırın, salata ve peynir helvasından oluşan mönüyü fazla kaçırmayın. Köyde yaşayan ve Kurtuluş Savaşı'na katkısından dolayı Atatürk'ün imzalı fotoğrafını gönderip teşekkür ettiği Uceymi Sadun Paşa'nın, modern, tek eşli, tek çocuklu ağa oğlu İsa Sümer'le tanışın.

Güvenlik sorunumuz yok

Türkiye Seyahat Acentaları Birliği'nin ‘‘Güneydoğu'da Yeniden Turizm’’ kampanyası, Urfa'nın bir turizm merkezi olarak tanıtılması konusundaki adımların ilkiyse, ikincisi de Urfa Valisi Şehabettin Harput'un, kafalarda biraz soru işareti yaratan ‘‘Gazetecilere GAP Turu’’ denebilir. Harput, ‘‘Devletin kesesinden milyarlar harcayıp niye gazeteci ağırlıyor’’ diye soranlara, ‘‘Buradaki ekonomik, kültürel ve turistik potansiyeli tanıtma sorumluluğu’’ diyor. ‘‘Keşke daha çok para olsa da harcasam, yabancı ülkelerden de insan getirsem. Sizin tanıtımınızla bir tane sanayici gelip tesis kursa ben sizin için harcadığım paranın bin mislini alacağım...’’

Ama hakkında İçişleri Bakanlığı tarafından irticai faaliyetler içinde olduğu gerekçesiyle soruşturma açılan, MGK'da görevden alınması gündeme gelen, Urfa'da özellikle içki ve bazı demokratik faaliyetler, hatta sanat gösterileri konusunda yasakçılığıyla tanınan Harput'un bu geziyi Urfa'nın tanıtımı için mi, yoksa kendi imajını değiştirmek için mi yaptığı tam olarak anlaşılamıyor. Gerçekten de, gidenler biliyor, Urfa'nın hemen hiçbir lokantasında içki içilemiyor. Vali Harput'un yenilerinin açılmasına da izin vermediği söyleniyor. Bugüne kadar daha çok ‘‘bir kısım’’ vakıf ve derneklerin, kuran kurslarının açılışlarında boy gösteren Vali'nin, İbo'nun ünlü türküsünün ‘‘Rakı içtim, şarap içtim’’ bölümünü ‘‘Kahve içtim, mırra içtim’’ diye söylettiği dedikodusu bile yapılıyor. Ama Vali'nin, gazeteciler için düzenlettiği sıra gecesinde içkiler su gibi akıyor. Harput, içki içmiyor ama imajı konusunda öyle sıkı adımlar atıyor ki, bir ara mikrofonu türkücü Kazım Kiriş'in elinden kapıp, bizzat kendisi bir mini konser veriyor: ‘‘Urfa'nın etrafı dumanlı dağlar’’ ve sonra ‘‘Akşam oldu hüzünlendim ben yine...’’

Biz tek tek sorduk, ama tabii ki hakkındaki iddiaları kabul etmiyor Şehabettin Harput. ‘‘Bakanlığın soruşturmasını ben istedim ve aklandım’’ diyor. ‘‘İçkili yere ruhsat vermediğimi ya da kapattığımı kanıtlasınlar istifa ederim’’ diye ekliyor. Sözü yine Urfa'ya getiriyor: Bugüne kadar olumsuz tanındı. Ama karanlık bir yer değil. Güvenlik sorunu yok. Ben de Cumhuriyet ilkelerine bağlıyım!

Devrin zalim hükümdarı Nemrud, o yıl doğacak çocukları öldüreceğini söyler. Hazreti İbrahim'in annesi de onu bir mağarada gizlice doğurur. 10 yaşına kadar bu mağarada yaşayan Hz. İbrahim, büyüyünce Nemrud ve halkının taptığı putlarla mücadele eder, onları kırıp parçalamaya başlar. Bunun üzerine bugün Urfa'da

kalenin bulunduğu tepeden mancınığa konarak ateşe atılır. Fakat Tanrı tarafından ateşe ‘‘İbrahime karşı serin ve selamet olması’’ emri verilir. Ateş suya, yanan odunlar da balığa dönüşür. İşte bu olayın gerçekleştiğine inanılan yer bugün Urfa'nın Balıklıgöl'ü. İnsanlar o balıkları yiyenlerin öldüğüne de inanıyor.

HARRAN EVİ İLGİ BEKLİYOR

Urfa'nın taş mimarisi, geçmişte orada yaşayan Ermeniler'den miras. Tarihi M. Ö. beş bin yıllarına kadar giden Harran Ovası ise kimbilir toprağın altında neler saklıyor. Karakteristik Harran evlerinin (üstte) tarihi de 150-200 yıl önce başlıyor. Ama çok ilgiye ihtiyaçları var. Her gelen turiste aynı evin gösterilmesiyle turizmin canlanmasını beklemek safdillik. Harran evleri de tıpkı toprak üzerinde yalınayak koşturup, ‘‘Kaleminiz var mı?‘‘ diye peşinizde dolanan çocuklar kadar ilgiye muhtaç.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!