GeriGündem Gül: Cumhurbaşkanını halk seçmeli
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    222
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Gül: Cumhurbaşkanını halk seçmeli

AKP'nin Cumhurbaşkanı adayı Abdullah Gül, "hemen seçim yapılmalı ve cumhurbaşkanını halk seçmeli" dedi.

Anayasa Mahkemesi'nin CHP'nin 367 ile ilgili başvurusunu kabul etmesinin ardından AKP'nin Cumhurbaşkanı adayı Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül önemli açıklamalarda bulundu.

TRT 1'de canlı yayına katılarak gazetecilerin sorularını yanıtlayan Gül, yeni süreçle ilgili değerlendirmelerde bulunurken, Anayasa Mahkemesi'nin cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili olarak aldığı karar hakkındaki görüşlerinin sorulması üzerine, “Doğru konuşmamı ister misiniz, sürpriz değil, sürpriz olmadı daha doğrusu” dedi.

Kendisi için sürprizin geçen hafta olduğunu belirten Gül, “Hafta sonu yayınlanan bildiri sürprizdi. Çünkü ben AB ile müzakerelere başladığımızda herkes bir şey söylemişti. Ben şunu söylemiştim, Türkiye öngörülebilir bir ülke oldu. Demokrasi sağlamdır, güçlüdür. Güçlü bir demokrasi öngörülebilir bir ülkenin ekonomisini de güçlendirir. Ekonominin güçlenmesi tamamen öngörülebilirlikle ilgilidir” diye konuştu.

Gül, Anayasa Mahkemesi'nin kararının sürpriz olmadığını yineleyerek, Pazar günü yaptığı açıklamada konunun Anayasa Mahkemesi'nde olduğunu, kararı mahkemenin vereceğini ve karar saygıyla karşılayacağını söylediğini hatırlattı.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Gül, “Bütün bunlara tabii ki hazırdım. O bakımdan söyleyeceğim şey sadece şu, tabii ki saygı ile karşılayacağım. Tabii ki gerekçelerini yazacaklar. Dolayısıyla benim herhangi bir telaş içinde olmama gerek yok. Ben kararı eleştirmedim. Saygıyla karşıladım” dedi.

Gül, bir soru üzerine, “İhtimaller karşısında nasıl hareket etmemiz gerekir diye tabii ki düşündük, tartıştık. Şu anda şahsi görüşümü söylemek isterim. Yapılması gereken şey tabii ki turlar yapılır. Bunlar daha netlik kazanacaktır. Eğer milletvekilleri fikirlerini değiştirdilerse bütün bu gelişmelerden sonra görülür, sayı çoğalabilir, azalabilir, ben hiçbir şey söyleyemem. Ama ondan sonra benim kendi kanaatim erken değil en erken vakitte seçime gitmektir” dedi.

1980'deki cumhurbaşkanlığı seçimi turlarını hatırlatan ve bu turlar sırasında siyasetin çirkinliklerinin ortaya çıktığını belirten Gül, şunları söyledi:

“Türkiye'ye daha fazla gölgeler düşürmemek gerekir. Zaten gölgeler düştü. Bunları hemen yok etmek için yapılması gereken şey en erken seçim ve ayrıca bunlardan kurtulmak için cumhurbaşkanını halkın seçeceği değişikliği hemen yapmak, süratle bu işe girmektir.”

"BANA GÜVENİLMEYECEKSE GÜVENİLECEK İNSAN SAYISI KAÇTIR”

Gül, “Siz 28 Şubat'ı da yaşadınız, bu dönemi de yaşıyorsunuz. O süreçle bunun arasında bir paralellik kuruyor musunuz, yoksa apayrı mı?” şeklindeki soruya “Bulmuyorum doğrusu” yanıtını verdi.

Türkiye'de 73 milyon insanın yaşadığını belirten Gül, herkesin her yerde aykırı bazı şeyler, yanlışlar görebileceğini söyledi. Gül, “Bu kadar büyük, bu kadar çoğulcu, özgürlüğün bu kadar geniş olduğu bir ülkede bazı yanlışlar da, aykırılıklar da olabilir. Tasvip etmeyeceğimiz, düzeltilmesi gerektiğine inandığımız olaylar da olabilir” dedi.

Bazı gazetelerde yer alan “Trilyon Davası ve Kalkınma Bankası ile ilgili iddiaların ve sürecin” hatırlatılması üzerine Gül, “Ben kendi işimle gücümle meşgul olduğum için bunların çoğunun farkında bile değilim” dedi. Gül, şunları kaydetti:

“Trilyon Davası ile ilgili olarak dokunulmazlığım bulunduğu için benimle ilgili yargılama söz konusu olmadı ama bunun dışında başka bir dava vardı ki bu paranın tahsil edilmesiyle ilgili o dava devam etti biliyorsunuz. Benden daha ileri durumda, partiden daha çok sorumlu olan insanlar, milletvekillikleri düştüğü için onların hepsi yargılandı. Hepsi beraat ettiler bu davadan. Ama Allah'ın yardımı mı diyeyim, ne diyeyim, benimle ilgili diğer dava benim cumhurbaşkanlığına adaylığımı koymamdan 4 gün önce yapıldı ve mahkeme kararını verdi. Bu meseleyle benim hiçbir ilgim olmadığını bu mahkeme kararına bağladı. Şöyle düşünüyorum, gerçekten Allah'ın çok büyük bir yardımı, eğer bu dava böyle sonuçlanmamış olsaydı neler söylenecekti.”

Gül, 2 sene önce TBMM'de dokunulmazlıklarla ilgili bir konuşma sırasında, kendisinin ilgili komisyona gittiğini ve “Verin dosyamı, dokunulmazlığımı kaldırın” dediğini anımsattı. Meclis Komisyonu'na böyle bir istemle giden başka bir bakan olduğunu bilmediğini söyleyen Gül, dokunulmazlık meselesi birçok kişiyi ilgilendirdiği için komisyonun prensip kararı aldığını ve kimsenin dokunulmazlığını kaldırmadığını kaydetti.

KALKINMA BANKASI DAVASI

Kalkınma Bankası olayını “çok hazin bir olay” olarak nitelendiren Gül, söz konusu kararın hukukun etki altına alındığı dönemlerde kararların nasıl çıktığına iyi bir örnek oluşturduğunu söyledi.

Gül, o dönemde Devlet Bakanlığı yaptığını anımsatarak, yabancı heyetlerin bazen küçük hediyeler getirdiklerini, kendilerinin de o dönemde gelen heyetlere sembolik birer hediye vermek üzere bir porselen firmasından küçük tabaklar aldıklarını anlattı. Devlet bakanlıklarının bütçesi olmadığını, kendisine Kalkınma Bankası'nın bağlı olduğunu belirten Gül, harcamanın oradan karşılandığını dile getirdi.

O dönemde Bakanlıkta geç saatlere kadar çalıştıklarını ve özel kalem müdürünün de kendisi eve gitmeden ayrılamadığını söyleyen Gül, Başbakanlık'ta yemek çıkmadığı için dışarıdan yemek getirildiğini anlattı. Gül, “Bütün bunlar hep oradan karşılanmıştır. O fişlerin arkasına da lahmacun, döner, sandviç diye yazılmıştır ama bütün bunlar oradaki sekreterime, santralcime, oradaki özel kalemimdeki 3-4 kişiye” dedi. Türk cumhuriyetlerinin büyükelçilerine Sheraton Oteli'nde bir yemek verdiğini de anlatan Gül, şöyle konuştu:

"O yemeğe ne bir partili, ne bir taraftarım, ne şu ne bu... Bütün bunlara zimmet çıkardılar. Ben de 'ödemem' dedim. 'Seçime gidiyoruz, duyururuz' dediler. O zaman 3-4 milyardı. Kalkınma Bankasının batık kredilerini kurtaran, onları yeniden yapılandıran o genel müdür takdir edileceğine ya da ilgili bakan takdir edileceğine, o paraların peşine düştüler ve bunları bana zimmet çıkardılar. 'Ödemem, asla ödemem' dedim. 'Ben bir yemek yemedim, sekreterimdir yemeği yiyen. Sheraton Oteli'nde verdiğim yemek Türk Cumhuriyetlerinin büyükelçilerinedir. Verdiğim hediyeler Türk Devletinin şerefidir' dedim. Ondan sonra temyize gittim, orada da kaybettim. Maaşımdan kestiler parayı.”

“DARBE TEHLİKESİ GÖRMÜYORUM”

Genelkurmay Başkanlığı'nın cuma akşamı yaptığı açıklamayla ilgili bir soru üzerine, “Sürpriz benim için geçen hafta olmuştur” sözlerini yineledi. Gül, “Siz Türkiye'de bir darbe tehlikesi görüyor musunuz?” ve ”Adaylığınızın darbeye yol açacağı mesajını aldınız mı?” şeklindeki iki soruyu da, “Hayır” diyerek yanıtladı. Gül şunları kaydetti:

“Ben Türkiye Cumhuriyeti'nin Dışişleri Bakanıyım,Türkiye'yi bütün dünyada temsil eden bir insanım. Onun için benim, 'Bir çifte standart ya da haksızlığa uğradığınızı düşünüyor musunuz' dediğinizde, ben hiçbir zaman böyle bir kompleks içinde olmadım. Türkiye'nin en gizli evrakına ben vakıfım, benim elimdedir, başkasının değil. Türkiye'nin en gizli belgelerini ben koruyorum. Türkiye'nin kapıların arkasında ve önünde çıkarlarını ben savunuyorum. Dolayısıyla Türkiye'de bana güvenilmeyecekse güvenilecek insan sayısı kaçtır.”

Abdullah Gül, Genelkurmay Başkanlığı'nın söz konusu açıklamayı neden yaptığına ilişkin soru üzerine de “Ona girmek istemem doğrusu. Çeşitli kaygılar olabilir, orada sıralanan şeylerle ilgili olabilir, insanların bazı kaygıları olabilir, bunları gidermek için olabilir” diye konuştu.

 "BAŞIM HER ZAMAN DİK”

Bir gazetecinin, “Teamül Süleyman Demirel'den sonra hiçbir faninin önüne gelen bu fırsatı elinin tersiyle itmeyeceğine dair. Söz malum Süleyman Demirel'e ait. Hatta CHP'nin de burada şok olduğunu gördük. İki gün Sayın Baykal'ı hiçbir yerde göremedik. Türkiye'de birisi bir şey dediği zaman, bir şey olduğu zaman çok makul karşılanabiliyor. Başka bir şey olduğu zaman, biraz söyleyene göre hava değişebiliyor. Sayın Baykal'ın Anayasa Mahkemesi kararından önce söylediği de baskı altına alır gibiydi” sözleri üzerine, Gül, “Onu Tayyip Bey söyleseydi ne olurdu?” dedi.

Gazetecinin, “Kıyamet kopardı” diyerek, “Son bir aydır yaşananları gözönüne aldığınızda Türkiye'de bir çifte standart olduğunu ve bu açıdan da biraz gadre uğradığınızı düşünüyor musunuz?” sorusu üzerine Gül, şunları söyledi:

“Hiç kendimi gadre uğramış ve yahut da çifte standartlı görmem açıkçası. Hem içerde hem de dışarda başım her zaman dik. Partimizin de başı her zaman dik. Böyle bir kompleks içerisinde asla değiliz. Tam tersine çok büyük bir özgüvenimiz var. Yanlış yapanlar vizyonlarıyla hesaplaşırlar. Bu açıdan biz çok rahatız. Beni görünce hayret ediyorlar. Yani 'Ne kadar rahatsın' falan diyorlar. Niye rahat olmayayım? Vicdanlarıyla cevap verecekler başkaları.”

Gazetelerin internet sayfalarında kendisinin Cumhurbaşkanlığı adaylığıyla ilgili anketler yayınlandığını hatırlatan Gül, bu anketlere katılanların büyük bölümünün kendisinin adaylığını desteklediklerini ifade etti.

Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın aday olmamayı kendi iradesiyle ve arzusuyla, tüm muhasebesini yaparak arzu ettiğini kaydederek, bu konuda 3 önemli şirkete anket yaptırdıklarını söyledi. Halk, milletvekilleri ve teşkilatları nezdinde bu anketlerin yapıldığını belirten Gül, anketlerin sonucunda 3 ismin çok belirgin şekilde öne çıktığını ifade etti.

Bu anketlerde 2 soru yöneltildiğini, bunlardan en önemlisinin “Tayyip Erdoğan aday olursa ne dersiniz?” olduğunu kaydeden Gül, buna büyük destek geldiğini anlattı.

İkinci soruda ise “Erdoğan'ın aday olmaması halinde kimi görmek istersiniz?” denildiğini belirten Gül, “Çok aleni, çok açık şekilde halk da, milletvekilleri ve teşkilat da beni gösteriyordu” diye konuştu.

“Tayyip Bey iki dudağının arasında herhangi bir arkadaşımızı aday gösterseydi buna mı iyi diyecekti bazıları?” diyen Gül, “O zaman ne diyeceklerdi? 'İki dudağının arasında birisini aday gösterdi' diyeceklerdi. Bütün anketler ortadaydı, her şey ortadaydı. Milletvekillerinin arzusu ortadaydı” şeklinde konuştu.

Gül, Erdoğan'ın bu güçle bunu yaptığını kaydetti.

GÜL'ÜN, THE GUARDİAN'A SÖYLEDİĞİ İDDİA EDİLEN SÖZLER

“The Guardian gazetesine verdiği iddia edilen demecindeki 'Bu laik düzen değişecektir' şeklindeki sözleriyle ilgili olarak bir gazetenin, kendisi aleyhinde kampanya yürüttüğünü” söyleyen bir gazeteciye de Gül, şu karşılığı verdi:

“1995 yılında Türkiye gelen İngiliz gazeteci herkesi dolaşırken bana da uğramış. Benimle de Türkiye üzerine, Türk siyaseti üzerine konuşmuş. Gittikten sonra da bir sayfalık gazetesinde bir yazı yazmış. Bir sayfalık Türkiye'yle ilgili tahlillerini yapmış. Görüştüğü kişilerden izlenimlerini aktarmış. Benimle ilgili de bir, bir buçuk sayfalık makalede 'Abdullah Gül'le de görüştüm' diyor ve bir satırlık benim görüşlerimi bu şekilde ifade ediyor. Bu The Guardian gazetesinde 1995 yılında çıkınca ben bunu tekzip etmişim, yazı yazmışım. Cumhuriyet gazetesinde var bakarsanız. Tekzip ettiğimi de söylüyor. 'Benim söylediklerimi böyle yazma, ben bunları böyle söylememişim'. The Guardian gazetesi de 'bununla ilgili Abdullah Gül'den böyle bir düzeltme aldık' diye yazmış. Bunları dünkü Cumhuriyet gazetesinde çok güzel şekilde özetlemişler. Benim bir makalem değil, benimle yapılmış bir röportaj değil. Bir buçuk sayfalık yazısında bana atfen bir şey söylüyor.”

Türkiye siyasetiyle ilgili herkesle konuştuğunu kaydeden Gül, burada acı olanın, söz konusu gazetenin manşetin altına, kırmızı zemin üzerine, tırnak içinde kendi ağzından kotasyon yaparak, üstelik gazetecinin de yazmadığı şekilde yayınlaması olduğunu dile getirdi.

Cumhuriyet gazetesinin, Türkiye'nin en önemli gazetelerinde biri olduğuna işaret eden Gül, “Böyle bir gazeteye yakıştırmam bunu” dedi.

“NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE”

Bir gazetecinin, “Kürt sorununun değerlendirildiği bir konferansta, 'Diyarbakır'a veya Cudi Dağı'na 'Ne mutlu Türküm diyene' yazarsanız, milliyetçiliği böyle algılarsanız doğru bir şey olmaz' şeklinde sözler sarf ettiği yönünde basında haberler yer aldığı”nı hatırlatarak, “Genelkurmay Başkanlığı'nın bildirisinde de (Ne mutlu Türküm diyene) ifadesinin yer almasıyla 'bir bağlantı mı yapılıyor?' yorumları dile getiriliyor” demesi üzerine de Gül, ”Eğer Türklük söz konusuysa benim kadar yedi sülalesinde değil, yetmiş yedi sülalesinin Türk olduğunu ispatlayacak başka adam çıkmaz. Kim ne derse desin şeceresini bu kadar köklü çıkaracak başka adam bulunamaz” dedi.

Gül, Türkiye'nin, Osmanlı İmparatorluğu'nun devamı olan bir ülke olduğunu, sınırları içerisinde Balkanlar'dan, Ortadoğu'dan veya başka yerlerden gelen vatandaşlar bulunduğunu ve hepsinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğunu söyledi.

Bunların hepsinin asil ve eşit olduğu vurgulayan Gül, gayrimüslim vatandaşların da aynı şeklide kendisiyle aynı haklara sahip olduğuna dikkati çekti.

“Kürt Sorununda Şiddet Siyaset Çekişmesi” konulu toplantıda, söylediği iddia edilen sözlerin bir köşe yazarı tarafından da gündeme getirildiğinin anımsatılması üzerine de Gül, “Bu insanlarla ve yahut da böyle isimli bir konferansa veya panele hiçbir yerde katılmadım. Tamamen uydurmadır. Tamamen yalandır” dedi.

Gül, kendisiyle ilgili kadınlarla çekildiği iddia edilen fotoğraflar dağıtıldığını anlatarak, bunların hepsinin daha sonra fotomontaj olduğunun ortaya çıktığını kaydetti.

Gül, “Benimle ilgili neler yapıyorlar görüyorum. Şurada, işte Atatürk'ün resmini yırtmışım. Bu kirli ve çirkin işleri yapanlar var çevremizde. Bunları görüyoruz. Bunların hepsini takip ediyoruz. Ama ben 1991 yılında siyasete girdim. Çok açık herkesin önündeyim” diye konuştu.

Açıklığa inandığını, aykırı fikirleri de zaman zaman dile getirdiğini anlatan Gül, Deniz Gezmiş'le ilgili kanun teklifine de imza attığını söyledi. Gül, “Aykırı şeyleri yapmam demiyorum. Doğru bildiğim işi yaparım ben” dedi.

ERKEN SEÇİM

Gül, gazetecilerin, erken seçim kararını kimin alacağını ve anayasa değişikliği için muhalefetle görüşüp görüşmeyeceği sorusunu yanıtlarken, “Bütün bunlara partimin yetkili organları karar verecektir. Genel başkanımız yetkili organlarımızı toplayıp fikirlerini alacaktır. Hükümet olarak Bakanlar Kurulu olarak biz düşüncelerimizi söyleyeceğiz. Dolayısıyla böyle gelişecek önümüzdeki süreç. Ama benim kanaatim, demin söylediğim çerçeve içerisinde hiç uzatmamak gerekir bu işi. Erken demiyorum bakın en erken diyorum.”

Bir başka soru üzerine Gül, adaylık sürecinin devam ettiğini ifade etti.

Gül, Meclis'te iktidarın muhalefetle görüşerek genel seçim öncesi veya sonrasında bir cumhurbaşkanı seçip seçemeyeceği sorusunu yanıtlarken, şöyle konuştu:

“Hayır, olabilir tabii ki. Yine aynısı olabilir. Türkiye'de nasıl olduysa İsmet Paşa bile kendi grubunda ilan edildi. Turgut Özal da kendi grubunda ilan edildi. Herkes kendi grubunda ilan edildi. Bunda bir şey yok. Tabii ki uzlaşmalar olur, görüşmeler olur, konuşmalar olur. Bu ayrı bir mevzudur. Ama o noktadan çıktı.

Önemli olan şey şu, bizi bağlayıcı anayasadır ve kanunlardır. Anayasaya aykırı, anayasa veya kanunları şaibe altına alacak, muvazaalı herhangi bir hareket söz konusu mudur? Söz konusu değildir. Bizi bağlayan şey önce anayasadır, kanunlardır. Önceden kural konmuş, bu kurallara göre eski cumhurbaşkanları seçilmiş, aynı kurallar işlemiş. Aynı kurala göre şu anki cumhurbaşkanı seçilmiş. Tarihi, kuralı, geleneği belli olan bir mesele var ortada. Bunların değiştirici, çoğunluğumuza dayanarak bir şey yapmamışız. Ama şu konuştuğumuz konuda Anayasa ne diyorsa, kanunlar ne diyorsa AK Parti bu doğrultuda hareket etmiştir. Benim adaylığım da bunların emrettiğinin dışında değildir.”

"MİTİNGLERDEKİ KAYGILARI ANLIYORUM"

Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde 'dindar' Cumhurbaşkanı seçileceği açıklamaları ile Ankara ve İstanbul'daki mitinglerde dile getirilen hususlar hatırlatılarak, “Bu kaygıları haklı görüyor musunuz?” sorusu üzerine Gül, şöyle konuştu:

“Ben yine de kaygıları anlıyorum. Çünkü çok büyük bir propaganda var. Benimle ilgili şu söylenenleri dinleyen bir insan benim verdiğim cevapları dinlese ne diyecek, tabii ki olumlu düşünmeyecek. Ayrıca ben bu kalabalıktan korkmuyorum. Kalabalıklar gelsin, düşüncelerini ifade etsinler. Hükümet bunları dikkate alacak, başka herkes dikkate alacak. 'Yanlış oluyor' diye bakmıyoruz. Hürriyetin olduğu, insanların düşüncelerini rahatça ifade edebildiği bir ülkede insanlar bir araya gelsin ve hassasiyetlerini, beklentilerini kaygıları varsa kaygılarını ortaya koysunlar.”

“ENDİŞELERE HAK VERİRİM”

Abdullah Gül, 4.5 yıl boyunca TBMM'de bu insanların hayatlarını değiştirecek bir yasal düzenleme yapılmadığını belirtti.

“Cumhurbaşkanı ile Başbakan'ın aynı partiden olması halinde Türkiye'de birçok şeyin değişeceği yönünde korkular olduğunun” söylenmesi üzerine, Gül, endişelerin hepsini “biraz hayretle karşılayacağını” ifade etti. Gül, ”Endişelere hak veririm, çünkü insanların endişelenmeye hakkı var” diye konuştu.

Adaylığının açıklanmasının ardından “kendisini başkasının yerine koyarak düşüneceğini” söylediğini anımsatan Gül, kendini o insanların yerine koyarak bakacağını kaydetti.

“Eşinin başının kapalı olmasının AK Parti'nin bir siyasi tercihi olarak algılandığının” belirtilmesi üzerine, Gül, partide herkesin hayat tarzlarının ve tercihlerinin farklı olduğunu ifade etti. Gül, “yapılan anketlere göre Türkiye'de kadınların yüzde 70'inin başörtülü olduğunu” söyledi.

Avrupa'daki muhafazakar demokrat partilerden örnekler veren Gül, bu partilerin mensuplarına bakıldığında dini ilişkileri ve kiliseye gitme oranlarının yüksek olduğunu ifade etti.

“DİN EVRENSEL BİR DEĞERDİR”

Gül, “Bunlar bireysel konulardır, bunlar siyasete hiç karıştırılmamalıdır. En baştan dinin siyasete girmesi çok büyük bir yanlıştır. Çünkü din evrensel bir değerdir” dedi. Gül, “parti ve hükümet olarak da bu konuda çok hassas olduklarını” belirtti.

“Genelkurmay bildirisi Türkiye'nin diğer ülkeler ve AB ile ilişkilerini sarstı mı?” sorusuna karşılık, Gül, Dışişleri Bakanı olarak bu durumu düzeltmenin yine kendisine düşeceğini söyledi. “Bunlar çok önemli şeyler değil” diyeceğini aktaran Gül, dışarıda daha çok çalışacağını ifade etti. Gül, ”Bunlardan sonra Türkiye'de demokrasi yerindedir, hukukun üstünlüğü vardır, herkes Türkiye'ye güvensin” şeklinde açıklamalar yapacağını bildirdi.

Genelkurmay Başkanlığı'nın açıklamasının ardından ABD ve AB'den yapılan açıklamaların hatırlatılması üzerine, Gül, “Beni hiç ilgilendirmez. Kendi ülkemizde haklı, sağlam, güçlü olmamız lazım. Beni içerisi ilgilendirir. AB, ABD ne demiş hiç umurumda değil” diye konuştu.

Sorular üzerine, ekonomik gelişmelere de değinen Gül, “son 1 hafta içindeki gelişmelerden ekonominin etkileneceğini” kaydetti. Gül, şöyle konuştu:

“Peki biz bunları niye yaşadık. Ne oldu Türkiye'de? Hükümet bir kanun çıkarıp kadınların hakkını mı kısıtladı? Hükümet bir Anayasa değişikliği yaptı, kadınların hayat tarzlarına bir müdahale mi yaptı? Hükümet gizli bir kanun hazırlığı içerisindeydi de bunlar ortaya çıktı. Gençlerin, kızların, çok modern insanların gittikleri yerleri kapatacaktı bunlar mı ortaya çıktı? Peki ne oldu? Bir hafta içerisinde yaşadıklarımızı niçin yaşadık?”

Gül, “AKP ile Turgut Özal'ın ANAP'ı arasında benzerlikler de farklılıklar da olduğunu” söyledi. Her iki partinin de muhafazakar ve liberal parti olduğunu anlatan Gül, “Ama bizim partimiz, hükümetimiz, bakanlarımız; dürüstlük, yolsuzluk, sadelik açısından mukayese edilemeyecek kadar farklı” dedi.

“CHP MECLİSE GİRSEYDİ ÜÇTE BİRİ BANA OY VERECEKTİ”

Cumhurbaşkanı adayı ilan edilmesinden sonra muhalefetle yaptığı temasları da değerlendiren Gül, bunu demokrasiye önem verdiği için yaptığını söyledi. Abdullah Gül, CHP ve SHP ile görüşmelerinin çok samimi geçtiğini belirterek, kendisine saygı gösterildiğini ifade etti.

Muhalefet partilerinden açık biçimde destek istediğini anlatan Gül, “CHP Meclise girseydi, üçte biri bana oy verecekti. Deniz Bey bunu bildiği için partiyi Meclise sokmadı” dedi.

Gül, ANAVATAN'ı ziyaretinin daha farklı gerçekleştiğini dile getirdi, ancak ayrıntılarına değinmedi.

Abdullah Gül, diğer partilerin milletvekillerine TBMM Genel Kurulu'na girmeleri karşılığı bazı tekliflerde bulunulduğu iddiasına ilişkin soruyu, “Eski siyasetçilerin yaptığı yollar bizim için mubah deseydik. Bugün bunları konuşmazdık” diye yanıtladı.

“ARINÇ'A HAKSIZLIK YAPILIYOR"

Gül, aday olarak tespit edildiği gece yaşananlar ve TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın adayın belirlenmesinde bir rolü olup olmadığı yönündeki soruyu yanıtlarken, “Bülent Arınç'a çok büyük haksızlık yapılıyor” dedi.

Cumhurbaşkanı adaylığı için yapılan anketlerle ilgili süreci anlatan Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın aday olmaması halinde kendi adının öne çıktığını söyledi.

Gül, aday belirleme sürecinin doğru işlediğini dile getirerek, ”Demokrasiden bahsediyoruz. Partiye, halka hesap vermekten bahsediyoruz. Böyle bir durumda siz, bu kadar görüş ortadayken bunun tersini yapabilir misiniz? Yaparsanız, O zaman “arkadaş sen iki dudağının arasında istediğini padişah yapıyorsun, istediğini kral yapmıyorsun' derler adama” diye konuştu.

Gül, Erdoğan'ın tercihini yaptıktan sonra tercihiyle anket sonuçlarını Arınç'a aktardığını belirterek, “Bülent Bey de 'benim aklımdan da geçen bu' dedi. Bülent Bey, 'Bu isim aday olursa, ben de adayım' asla demedi” diye konuştu.

“TSK'DAN GÖRÜŞ ALINDI MI?”

Abdullah Gül, adaylık sürecinde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin görüşünün alınıp alınmadığının sorulması üzerine, “Açıkçası ben böyle bir ihtiyaç hissetmedim. Sayın Başbakan, benim üzerimde görüş bildirdi arkadaşlarımıza. Bize düşen buydu. Zaten görüş almaya başlarsanız, demokrasinin ruhuna zıt bir şey olmuş olur” dedi.

Cumhurbaşkanlığına adaylığını 23 Nisan günü öğrenip öğrenmediği sorulan Gül, adının ön planda olduğunu bu tarihten önce bildiğini kaydetti.

Gül, “İkna edildiniz mi?” sorusunu, “Orayı geçebiliriz” diye yanıtladı.

Abdullah Gül, adaylığı konusunda ailesinde meraklı bir tavır ya da heves olmadığını ifade etti.

“KIRGIN DEĞİLİM”

Anayasa Mahkemesi'nin kararının ardından neler hissettiğinin sorulması üzerine Gül, şunları söyledi:

“Önemli olan Türkiye'nin güçlenmesi. Barış, huzur ortamı. Mahkeme kararına karşı kırgınlığım söz konusu değil. Onlar vicdanlarının sesini dinlemişlerdir, karar vermiştir. Hepsi yüksek mahkemenin üyeleridir. Bundan sonrasına bakarım. Biz, Türkiye'nin demokrasi, güçlenme, muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkma mücadelesi veriyoruz. Kutuplaşmalar, enerjiyi boşa harcamalar Türkiye'yi zaafa düşürür. Hele çevremizde bu kadar kritik olaylar olurken. Dünya ve bölgemiz, olağanüstü dönemden geçerken Türkiye'nin güçlü olması gerekir. Güçlü ekonomi olacak, güçlü ordu olacak. Bütün bunlar içinde birbirimizle barışık olmamız gerekir, birbirimizin yüzüne bakamayacak hale gelmememiz gerekir.

Siz örtülü olabilirsiniz, öbürü açık olabilir. Siz oruç tutar, namaz kılarsınız, öbürü yapmayabilir. Bunlar bireysel tercihlerdir. Hepimiz Türkiye'nin en şerefli vatandaşları olmamız lazım.

Ben, 2 gün sonra Cumhurbaşkanı olabilirdim. Şimdiye kadar en çok oyu alan adayım. Bütün bunlara rağmen, böyle bir kırgınlık duygusu içinde değilim. Çok rahatım. Eşim de çocuklarım da çok rahat. Böyle bir hırs içinde değildim. yapacak çok işimiz var.”

Gül, Cumhuriyet mitinglerine katılan herkesin kendilerine karşı olduğuna inanmadığını anlatan Gül, bu kişilerin kaygılarını dile getirdiklerini söyledi.

Siyasetçilerin, kutuplaşmaları körüklememesi gerektiğinin altını çizen Gül, bu durumlardan menfaat temin etmeye kalkışmanın kalıcı derin yaralar açacağını söyledi.

Gül, “Arkadaşlar, 'gelin biz de miting yapalım, o kalabalığın 3 mislini toplayalım' desek, ne kadar sorumsuz olur” dedi.

Abdullah Gül, yaşanan sürecin, AK Parti'nin seçim performansını olumlu etkileyeceğini savundu.

Seçim barajını da değerlendiren Gül, yüzde 10 barajın çok olduğunu söyledi. Türkiye'de siyasi istikrarın en önemli unsur olduğunu ifade eden Gül, “Bunun bir yolunun bulunması gerektiğine de inanıyorum” dedi.

 

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle