Evlenmek İstiyorum...

Güncelleme Tarihi:

Evlenmek İstiyorum...
Oluşturulma Tarihi: Haziran 12, 1999 00:00

Erdal GÜVEN
Haberin Devamı

Aman ha! Başlığa bakıp da ikinci kez evlenmek istediğimi falan zannetmeyin. Kendim için bir şey istiyorsam ne olayım. Ben sadece evlenmek isteyen, fakat bir türlü ailelerine açılamayan yüzbinlerce gencin duygularına tercüman oluyorum. Anadolu'da evlenme yaşı gelmiş, çoluk çocuğa karışmak isteyen gençlerin, isteklerini doğrudan ifade etmeleri, bu konuyu aile büyükleriyle konuşmaları pek hoş karşılanmıyor. Eh çocuklar ne yapsınlar evlilik isteklerini anlatabilmek için olmadık numaralar deniyorlar.

Eğer bir erkek çocuk gece yatarken, sürekli olarak ayağını yorgandan dışarı çıkartarak yatarsa bu 'beni evlendirin' demenin bir yolu. Erkek çocuk, yemek yerken tabaktaki pilava kaşığını dik olarak saplarsa, sabah erkenden kalkıp babasının ayakkabılarını ters çevirir veya eşiğe çivilerse, sabah tarlaya gitmek için eşeğine ters binerse aile anlar ki, oğlana bir şeyler oldu, evlenmek istiyor.

Yok yine anlamazlarsa bu sefer genç yapması gereken işleri savsaklar. Ekin biçerken tırpanı kırar. Babasının ayakkabısını dama atar veya dış kapı üzerine çiviler. Geceleri yatarken çok üşüdüğünü söyler. Damların ve bağların başında yüksek sesle türkü söyler. Ha bir de sürekli olarak babasıyla güreş yapmak ister.

Gerçi ben güreş yaparak neyi anlatmak istediğini pek anlayamadım ya neyse bir bildikleri vardır herhalde.

Eh erkek çocuklar evlenmek isteklerini belli etmek için olmadık numaralar yapar da kızlar boş durur mu? Onların da kendilerine göre olayı Lisan-ı Münasip'le anlatacak yolları var. Eğer bir genç kız bidonları kaptığı gibi ikide bir su almaya çeşme başına giderse, kirli temiz ayırt etmeden evde ne kadar çamaşır varsa hepsini toplayıp soluğu dere boyunda alırsa, evde kapıları birbiri ardına sert açıp kaparsa veya yıkadığı bulaşıkları kirli bırakıp, bardak ve çanakları kırarsa: evlenmek istiyor demektir. Genç kız ikide bir ocağın üzerindeki yemeği yakar, ana-baba sözü dinlemez hep kendi bildiğini yapmak ister, sinirli davranır. Olur olmadık her şeyi bahane ederek kavga eder veya sık sık cam silerse sevdalandığını açık açık belli ediyor demektir.

Artık uyarması benden. Anlamazlıktan gelmeyin. Bakın çocuklarınız bunları yapıyorsa evlenme yaşları geldi demektir.

KIYIDAN KÖŞEDEN

Her zaman gemicinin istediği rüzgar esmez

Postacı kılığında sevdiği kızı kaçırdı

Bahri KARATAŞ

Sevdiği kızı kaçırabilmek için postacı kılığına büründü. İzmir'de mobilyacılık yapan Haşim Kaya, beş yıldır arkadaşlık ettiği 17 yaşındaki Ü.E'yi postacı kılığına girerek kaçırdı. 15 yıl hapsi istenen Kaya, ‘‘Birbirimizi seviyoruz’’ dedi.

Sevdiği kızı ailesinden isteyen Haşim Kaya, ret cevabı alınca, genç kızı kaçırmaya karar verdi, Kaçırma operasyonunu tek başına gerçekleştiremeyeceğini anlayan Kaya, yakın arkadaşları Ziya Çelik ve Özhan Göğebakan'dan yardım istedi. Dikkat çekmemek için postacı kılığına girerek Ü.E'nin evine giden Haşim Kaya . genç kızın babası Nedim Erdem'e kızı adına bir koli getirdiklerini söyleyerek genç kızı aşağı çağırdı. Koliyi alabilmek için gerekli olan evrakları imzalamaya gelen Ü.E'yi otomobile bindiren üç arkadaş hızla uzaklaştılar. Aile şikayetçi olurken, aşıklar 3 gün sonra karakola teslim oldu. Kaya, olaydan sonra tutuklandı ancak avukatının bir üst mahkemeye yaptığı itiraz üzerine kefaletle serbest bırakıldı.

İzmir 3'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nde hakim karşısına çıkan Haşim Kaya, kaçma planını sevdiği kızla birlikte yaptığını söyledi. Kaya, Manisa'ya gidip üç gün parkta kaldıklarını anlattı. Karakoldaki ilk ifadesinde sevgilisini destekleyen ifade veren Ü.E. ise duruşmada farklı konuştu, ‘‘Anlaşamıyıp ayrıldık. Telefonla rahatsız ediyordu. Kendisiyle gitmezsem öldüreceğini söyleyip tehdit etti’’ dedi. Haşim Kaya ile hiçbir ilişkisi olmadığını ileri süren genç kız, üç gün boyunca kendisine dokunmadığını da söyledi. Ü.E, ‘‘Sonunda aileme telefon ettik. Babam evlenmemize izin vereceğini söyleyince Haşim Kaya beni evime getirmeye ikna oldu’’ diye konuştu.

Yeminli aşçılar görev başında

Oğuz uçar

Doktorlar, askerler, polisler derken, sonunda aşçıların da bir yemini oldu. Mengen Aşçılık Yüksek Okulu mezunu aşçılar, okul müdürleri tarafından kendileri için özel hazırlanan yemini okuyarak diplomalarını aldılar.

Türkiye'nin aşçılık başkenti Mengen'de ilk üniversite mezunu aşçılar, yemin ederek görevlerine başladılar. İlçede iki yıl önce AİBÜ'ye bağlı olarak açılan Mengen Aşçılık Meslek Yüksek Okulu'nu bitiren 19 genç aşçı, mesleğin onurunu korumak üzere hep bir ağızdan ettikleri ‘‘aşçılık yemini’’ ile aşçılığı da doktorlar, avukatlar, emniyet görevlileri gibi yeminli meslekler arasına soktular.

İŞTE AŞÇI YEMİNİ

Bundan sonra aşçıların her mezun oluşunda hep bir ağızdan söyleyecekleri ‘‘aşçı yemini’’ şöyle:

‘‘İnsan sağlığı ile ilgili mesleğimi icra ederken, bana öğretilen mesleki ve etik kurallara göre hareket edeceğime, uygulamalarımda insan sağlığını ön plana alarak, yetenek ve becerilerimi en iyi şekilde yerine getireceğime, Atatürk ilke ve inkılaplarının bekçisi olarak, laik Türkiye Cumhuriyetini koruyacağıma, ülkeme yararlı bir meslek mensubu olarak bana gösterilen güvene layık olacağıma, aşçılık mesleğinin şeref ve haysiyetini koruyacağıma and içerim’’

Öğrenciler Okul Müdürü Prof.Dr. Gülten Özaltın tarafından kaleme alınan yemini edince Bolu Valisi Nusret Miroğlu, AİBÜ Rektörü Prof.Dr. H.Nihat Bilgen ile üst düzeydeki il yöneticileri tarafından coşkuyla alkışlandılar. Diplomalarını alan genç aşçılar, Müdür Prof.Dr. Gülten Özaltın'ı da aralarına alarak kepleri havaya fırlattılar.

Rengine bakmadan asansöre binme

Esin KÖSE / İZMİR

İZMİR'in Konak İlçesi'nde asansöre binmeniz gerekirse bandrolüne dikkat edin. Yeşil bandrol ‘‘korkmadan bin’’ mavi bandrol ‘‘eh işte idare eder’’ Kırmızı bandrol ise ‘‘aman dikkat, her an düşebilirsin’’ anlamına geliyor. Konak belediyesi ilçedeki 5 bin dolayında asansörün bir kısmının eski ve tehlikeli olduğu şikáyeti üzerine Makine Mühendisleri ve Elektrik Mühendisleri odaları ile protokol imzaladı.

Ekipler halinde yapılacak denetimde, her asansör için ayrı rapor hazırlanacak. Güvenlik açısından kullanılamayacak durumda olan asansörlere kırmızı, kısmi eksikleri olanlara mavi, kullanılabilecek durumda olanlara yeşil renkli uyarı çıkartmaları yapıştırılacak.

Konak Belediye Başkanı Erdal İzgi, Konak İlçesi'nin diğer yerlerden daha fazla önem taşıdığını, iş merkezlerinin asansörlerinin yoğun olarak kullanıldığını belirterek ‘‘Kentteki en eski asansörler burada. Bunların standartlara uygun olması can ve mal güvenliği açısından çok önemli’’ dedi.

STANDARTLARA UYGUN

Bir makine ve bir elektrik mühendisinden oluşan ekipler, Konak İlçesi'ndeki yaklaşık 5 bin asansörü denetleyerek, asansörlere uyarı çıkartmaları yapıştıracak. Hazırlanan rapor da, yöneticiye verilecek. Yönetici rapor doğrultusunda, asansörün bakım ve onarımını yaptıracak. Onarım sonrasında asansörler tekrar denetlenecek. İki denetimde de standartlara uygun olmayan asansörlerin tekrar bakımdan geçirilmesi için yönetici uyarılacak ve bakım yapan firma Konak Belediyesi'ne bildirilecek.

Makine Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Doğan Albayrak ise kentte korsan çalışan bakım servisleri olduğunu belirterek ‘‘Bu servisler asansörlerdeki arızaları önlüyor, fakat standartlara uygun hale getiremiyor. Sonuçta kazalar oluyor. Uygulama ile bunun önüne geçmeyi hedefliyoruz’’ diye konuştu. Uygulamanın İzmir'in tüm ilçelerine yayılması gerektiğini belirten Elektrik Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Macit Mutaf, insan ve mal taşımacılığında kullanılan asansörlerin de araçlar gibi her yıl bakımdan geçmesi gerektiğini söyledi.

Arabaya at yerine kendilerini koştular

Erdem SÜREK

ÇANAKKALE'nin Lapseki ilçesindeki çiftçiler Fatih'in torunları olduklarını ispat etti. Gerçi yaşanan olayın neden ve tarzı farklı ama çözümü bulan zeka aynı. Lapsekili çiftçiler Çanakkale Bağazını geçmek için arabalı vapura binerken atları için alınan 600 bin lirayı ödememek için koşumları kendi boyunlarına geçirdiler.

Tarım ürünlerini Gelibolu'daki pazara getirip satmak isteyen bazı köylüler, nakliye masraflarını azaltmak için ilginç bir yol buldu.

Arabaya yükledikleri sebze ve meyveleri Lapseki İskelesi'ne kadar getiren, burada atlarını ağaçlık alana bağladıktan sonra araba vapuruna binen köylüler, masrafı düşürmeyi başardı. Denizcilik İşletmesi'nin atlı 1 milyon 200 bin, atsız araba için 600 bin liralık tarifesini böylece deldi. Arabalarını kendileri çekerek yarı fiyatta bilet ücreti ödeyen çiftçiler, ‘‘Bir bilet fiyatına gidiş-dönüş yapıyoruz. Hem arabayı, hem de içindeki kilolarca yükü, pazara kadar, 500 metre mesafeye taşıyoruz. Ama değiyor’’ dedi. At yerine insanların koşulduğu arabalar iskele ve Lapseki-Gelibolu feribotunda ilginç görüntüler oluştururken, Denizcilik işletmesi yetkilileri, ‘‘Prosedür böyle. Tarife belli. Araba atsızsa 600 bin liralık bilet alınır. Sahibinin kendisini koşması bir şey değiştirmez’’ dedi.

Bu arada Türkiye'nin ticari zekasıyla ün yapan Kayserililerin, bu başarısının asırlar öncesine dayandığı ortaya çıktı. Anadolu'da binlerce yıl önce büyük bir ticaret ağı oluşturan Asurlu'ların en önemli ticaret kolonilerinden birinin de Kayseri'ye 20 kilometre uzaklıkta bulunması Kayserilerin asırlık ticari zekalarını gösterdi.



Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!