GeriGündem Ev yakma beraatına Yargıtay itirazı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ev yakma beraatına Yargıtay itirazı

Ev yakma beraatına Yargıtay itirazı

Muş'ta 25 yıl önce bir evde, Mehmet Nasır Öğüt ve eşi Eşref ile 7 çocuklarının yanarak ölmesine ilişkin yargılanan askerlerin beraatıyla sonuçlanan davaya Yargıtay Cumhuriyet savcısı itiraz etti. Savcının hazırladığı tebliğnamede, köylüler ve askerlerin farklı ifadeler verdiği belirtilerek beraat kararının bozulması istendi. Telbiğnamede aydınlatılması gerekli noktalar da tek tek sıralandı.

MUŞ'un Altınova beldesinde, 2 Ekim 1993 tarihinde PKK'lı teröristlerin Astsubay Mustafa Uçar'ı şehit etmesi üzerine operasyon başlatıldı. Beldeye yapılan operasyonda Mehmet Nasır Öğüt ve eşi Eşref ile en büyüğü 12, en küçük 3 yaşındaki 7 çocuğun bulunduğu ev yandı. Yangında 9 kişilik aile yok oldu.

O dönemin Hasköy İlçe Jandarma Komutanı Bülent Karaoğlu ile 3 sanık, Kırıkkale 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılandıkları davada 1 Mart 2016 tarihindeki duruşmada delil yetersizliğinden beraat etti. Kırıkkale Savcılığı, Karaoğlu'nun cezalandırılmasını istedi. Avukat Kadir Karaçelik de yargılamanın eksik yürütüldüğünü savunarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurdu ve karara itiraz etti.

ASKER VE KÖYLÜLERDEN FARKLI İFADELER

İtirazları değerlendiren Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Fehmi Tosun, 2 Nisan 2018 tarihinde hazırladığı tebliğnameyle, beraat kararının bozulmasını istedi. Geçen hafta taraflara ulaşan tebliğnamede, yangının nasıl çıktığı noktasında güvenlik güçleri ve köylülerin anlatımlarının tezat olduğu ifade edildi. Güvenlik güçlerine göre, köye gece PKK'lıların geleceği yönünde ihbarın ulaşması üzerine operasyon yapıldığı, çatışmanın uzun sürdüğü, evi örgüt üyelerinin yaktığı vurgulandı. Köylülere göre ise Astsubay Uçar'ın şehit olması üzerine köye baskın yapılıp evlerin yakıldığı, Bülent Karaoğlu'nun yanan evin çevresinde görüldüğü savunuldu.

OPERASYONUN YÖNETİCİSİ TESPİT EDİLEMEDİ

Yargılama sonunda beraate karar verildiği, bu haliyle cezalandırmanın mümkün olmadığı, ne var ki açıklığa kavuşmamış birçok hususun olduğu ve bu hususların halen aydınlatılma ihtimalinin bulunduğu belirtildi. Tebliğnamede şöyle devam edildi: "Gündüz bir astsubayın şehit olduğu bir köye gece teröristlerin baskın vermelerinin alışık bir terör eylemi olmadığı, yüzlerce askerin ve teröristin iki saat çatıştığı kabul edilirse hiçbir askerin yaralanıp şehit olmaması ve hiçbir teröristin ölmemesinin mantığa pek uymadığı, operasyonun yöneticisinin tespit edilememesi ve operasyona ilişkin hiçbir belgenin arşive konmamasının pek inandırıcı olmadığı, suçu sabit olmayan hiç kimsenin sırf kamuoyu istiyor diye cezalandırılmasının mümkün olmadığı, bazı tanık askerlerin köyün askerlerce yakıldığına yönelik kuşku doğuracak beyanlar verdiği olayda dosyanın bir kısmının araştırılması gereken hususların henüz araştırılmadığının tespit edildiği..."

AYDINLATILMASI GEREKEN NOKTALAR

Tebliğnamede yapılan tespitlerin sonunda şu noktaların aydınlatılması gerektiği ifade edildi:
* Evlerin teröristlerce yakıldığı yönünde tutanaklara atılan imzaların kime ait olduğu araştırılsın.
* Olay yerine gelen savcı, kaymakam, zabıt katibi ve araç sürücüsünün ifadeleri alınmadan bir karar verildiği için bu kişilerin ifadeleri alınsın.
* Komutanına, Karaoğlu'na operasyona katılıp katılmaması konusunda izin verip vermediği sorulsun.
* Operasyonun nasıl planlandığı, rütbeli kimlerin katıldığı ve kimlerce yönetildiği saptansın.
* MİT'e yazı yazılarak, 3 Ekim 1993'te PKK'lıların baskın yapacağına dair ellerinde istihbarat kaydının olup olmadığı sorulsun.
* Muş İl Jandarma Komutanlığı'ndan belgeler yeniden istensin.
* Evdeki yangına askerlerin sebep oldukları yönünde kuşku uyandıracak nitelikte, köyde çatışmanın yaşanmadığı ve terörist görmedikleri yönünde ifade veren beş tanık asker yüzleştirilsin.
* Yaşları küçük olduğu gerekçesiyle o tarihte dinlenilmeyen iki kişi Adli Tıp Kurumu'nda bir rapor alındıktan sonra dinlensin.

Avukat Kadir Karaçelik, savcının, mağdur taraf olarak ileri sürdükleri tüm itirazları haklı bulduğunu belirterek, şöyle dedi:
“Karanlık bir dönemi ifade eden 90’lı yıllarda bir kısım güvenlik güçlerine ilişkin soruşturmalarda cezasızlık politikası sistemli bir şekilde işletildi. Haliyle ilkin biçimsel bir yüzleşme olarak gördüğümüz bu davalar o dönemin faillerinin aklanma platformuna döndü. Bu ortam ve uygulamalar karşısında savcının gerçeğin peşine düşme gayreti değerlidir, anlamlıdır. Bu görüşte Hukuk ve adalet arayışının ağır bastığını rahatlıkla söyleyebiliriz

 

 

 

 

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle