Gündem Haberleri

    Esad suikastçılara mı kaldı

    Emre KIZILKAYA / DIŞ AÇI
    21.05.2013 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Ankara’nın beklentisine rağmen ABD’nin, kendi yaşadığı krizler nedeniyle Suriye’ye daha fazla müdahil olmayacağını bugün itibariyle herkes görmüş olmalı. Ankara Şam’a karşı tutumunu yumuşatsa da, Suriye’de rejimin kazandığı bir dönemde bazı muhalifler ve istihbarat servisleri tek çareyi Esad’a suikast düzenlemekte bulabilir.

    ABD Dışişleri Bakanı John Kerry dün Başbakan Tayyip Erdoğan’ı ağırlarken Türkçe olarak “Dağ dağa kavuşmaz insan insana kavuşur” dedi.

    Aslında, “Misafir umduğunu değil, bulduğunu yer” de diyebilirdi.

    Zira Başbakan’ın bir hafta önce ABD medyasına “Uçuşa yasak bölge ilan ederseniz, destekleriz” mesajı vererek gittiği Washington’da, Suriye krizinin daha agresif bir politikayla çözümü yolunda umduğu desteği alamadığı anlaşılıyor.

    Bu geziden önce mevcut şartları gerçekçi bir gözle inceleyen herkes, sonucun böyle olacağını kestirebilirdi.

    ABD’de durum özetle şu:

    Başkan Barack Obama iç politikanın üç cephesinde ciddi skandallarla boğuşuyor…

    …kendisini iki kez Beyaz Saray’a taşıyan seçmenlerin o coşkusunu Kongre’yi kendi gündemi yönünde dürtmek için yeniden harekete geçirmekte zorlanıyor...

    …en önemlisi de ABD ekonomisinde sorunlar ve bütçe kesintileri sürüyor.

    * * *

    Suriye’de ise manzara özellikle Ankara açısından tahammül edilmez bir hale geldi:

    Rejimin, alan hâkimiyeti yerine otoyolların kontrolüne ağırlık veren yeni askeri stratejisi, içsavaşın en kritik noktalarında muhaliflerin gerilemesine neden oldu.

    Öyle ki, tıpkı Türkiye gibi Suriye’de uçuşa yasak bölge isteyen ABD’nin etkin Cumhuriyetçi senatörlerinden John McCain bile geçen gün “Şu anda Esad kazanıyor” dedi.

    Bu nedenle Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ABD’nin itirazına rağmen yeniden “cihatçılarla” aynı safta savaşmaya başladı. Bu arada“kalp yiyen muhalifin” görüntüleri uluslararası medyada ÖSO’nun imajını iyice bozdu.

    Bizim açımızdan en vahimi ise Reyhanlı saldırısı ile Suriye içsavaşının ürettiği terörün Türkiye’ye sıçraması oldu. En az bunun kadar vahim olan, uluslararası toplumun mülteciler konusunda Ankara’ya hemen hiç yardım etmemesi gibi, uluslararası medyanın da Türkiye tarihinde bir defada en çok insan ölen bu terör saldırısını neredeyse görmezden gelmesiydi.

    Buna karşın, kimyasal silah kullanıldığı yönündeki yeni iddialara rağmen, Suriye rejimini Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki son oylamada 107 ülke kınadı. Oysa geçen ağustosta yine Arap ülkelerinin girişimiyle hazırlanan benzer bir kınama metnine 133 ülke imza atmıştı.

    * * *

    Bu şartlarda ABD’den daha agresif bir Suriye politikası için destek bulamayan Başbakan Erdoğan, Ankara’nın nispeten ihtiyatlı bir pozisyona geçebileceğinin sinyallerini de Washington’da verdi. Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini yakında göreceğiz.

    Ama ya Suriye ne olacak?

    Esad’ın Hizbullah’ı silahlandırma olasılığı konusunda Tel Aviv’in giderek artan ve üç kez hava operasyonuna dönüşen endişesi…

    CIA Başkanı’nın bu kritik günlerde İsrail’i ziyareti…

    …Batı’nın Nusra Cephesi’ne karşı sertleşen tutumuna karşın Katar’ın biraz geri plana çekilip aşırılık yanlısı muhalifleri destekleme işini Suudi Arabistan’a bırakması gibi gelişmeler önemli işaretler olarak görülebilir.

    Rejim karşıtı cephede süren “Geçiş hükümeti Esadsız olmalı” ısrarına Rusya’nın itirazı düşünüldüğünde, ikinci Cenevre sürecinden de barışçıl bir çözüm çıkması ihtimalinin zayıfladığı görülüyor.

    O halde Suriye’de iki yılı aşan içsavaşın en az birkaç ay, hatta belki bir yıl daha sürmesi beklenebilir.

    Aşırılık yanlılarının sahada varlığı artarken “Esadsızlık” takıntısı da sürdüğüne göre, bu dönemde savaş alanında gerileyen muhaliflerin, sürpriz bir darbeyle savaşı bitirmek için konvansiyonel olmayan yöntemlere daha çok başvuracağı da öngörülebilir.

    Kısacası, gözünü karartmış muhaliflerden ve istihbarat servislerinden, Şam’da Esad’ı hedef alacak, onu öldürmese bile son dönemde artan özgüvenini yok ederek kaçmaya zorlayacak sansasyonel suikast girişimlerine hazır olun.

    Suriye halkının önemli bir bölümünün hâlâ rejimi desteklediği (aksi halde iki yılı aşkın süre sonra muhalifler bu durumda olmazdı) gerçeğinden hareketle, böyle bir hamlenin uzun vadeli sorunları çözmeyeceği çok açık.

    Ama Esad’a ve kurmaylarına karşı suikastı destekleyenlerin sayısı şüphesiz son dönemde arttı. Hatta bunlar artık suikastın tek çare olduğunu, böylece Suriye’de akan kanın durabileceğini vurguluyorlar.

    Bu spekülatif bir öngörü ve ben elbette bu seçeneğe, herşeyden önce uluslararası hukuka aykırı olduğu için karşıyım.

    Ama olayları uzaktan izleyip yorumlamakla yetinen biz gazetecilerin değil, içsavaşın her iki cephesinde de uluslararası hukuku pek de önemsemeden acımasız kararlar alabilenlerin görüşleri belirleyici konumunda.

    George W. Bush’un Birleşmiş Milletler’deki adamı John Bolton ne diyordu?

    “İnsanlar benim suikastlara destek verdiğimi söylüyor. Siz savaşın ne olduğunu sanıyorsunuz? Savaş, çok daha geniş, çok daha korkunç bir ölçekteki suikasttan başka bir şey değildir…”

     

    * Hürriyet Gazetesi Dış Haberler Şefi Emre KIZILKAYA’nın iletişim bilgileri ve bloguna www.emrekizilkaya.com adresinden ulaşılabilir. Ayrıca: http://www.twitter.com/ekizilkaya

    Etiketler: gündem
    Son Dakika Haberler
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı