GeriGündem Erdoğan: Zirve tam üyelik zirvesi değil
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Erdoğan: Zirve tam üyelik zirvesi değil

Erdoğan, Paris'teki Uluslararası Konferans Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında, yapılan görüşmenin AB'nin Türkiye ile müzakerelerin başlaması kararı alınması öncesinde fikir teatisinde bulunulmasına imkan verdiğini ifade etti ve "17 Aralık 2004'de yapılacak zirve, Türkiye açısından bir tam üyelik zirvesi değildir" dedi.

Erdoğan "Bu müzakere sürecinin onayına yönelik bir tarihtir. Tam üyelik süreci müzakere süreci içerisindeki performansımızla alakalı bir konudur" diye devam etti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Fransa'nın Türkiye'ye müzakere tarihi verilmesi konusunda izlediği “öncü ve yapıcı” tutumu aynen sürdürmesini beklediklerini Cumhurbaşkanı Jacques Chırac ile Başbakan Jean-Pierre Raffarin'e ifade ettiklerini söyledi.

Chırac ile Raffarin'e, kendilerine gösterilen yakın ilgi ve misafirperverlik için teşekkür eden Erdoğan, ziyaretin, iki ülke arasında varolan yakın ortaklık ve işbirliğine daha da hız kazandırmasını diledi.

Erdoğan, Chirac ve Raffarin ile gerçekleştirilen görüşmelerde, ikili ilişkilerin yanı sıra Türkiye-AB ilişkileri, Kıbrıs, Irak bağlamındaki son gelişmeler, Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi, Kafkaslar, enerji ve gündemde yer alan diğer bölgesel ve uluslararası önemli konuların üzerinde durulduğunu anlattı.

AB Kopenhag Zirvesi öncesinde Avrupa ülkeleri başkentlerine gerçekleştirdiği ziyaretler çerçevesinde Chirac ile yaptığı görüşmede Türkiye'nin AB üyeliği konusunu ele aldıklarını anımsatan Erdoğan, ”Dün ve bugün, Fransa'nın AB Kopenhag Zirvesi sırasında ülkemize müzakere tarihi verilmesi konusunda izlediği öncü ve yapıcı tutumu takdirle karşıladığımızı belirttik. Fransa'nın bu tutumunun AB'nin Aralık ayında ülkemiz ile ilgili olarak alacağı tam üyelik müzakerelerine başlanması kararı öncesinde de aynen sürdürmesini beklediğimizi Chirac ve Raffarin'e ifade ettik” diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, bu çerçevede, Chirac ve Raffarin'e, Kopenhag siyasi kriterlerini tamamlamak için bugüne kadar gerçekleştirilen uyum yasalarıyla ilgili bilgi verdiğini ve uygulamada ne gibi adımlar atıldığını anlattığını kaydetti.

Türkiye'nin bu yöndeki gayretlerine destek vermeye devam etmelerini vurguladıklarını belirten Erdoğan, “Çünkü, Helsinki Zirvesi'nde adaylığımızla ilgili Fransa'nın gösterdiği gayretleri biliyoruz, bu sürecin aynı şekilde devam etmesi talebimizi ısrarla yineledik” diye konuştu.

“ZİRVE, TAM ÜYELİK ZİRVESİ DEĞİL”

Görüşmenin, AB'nin Türkiye ile müzakerelerin başlaması kararı alınması öncesinde fikir teatisinde bulunulmasına imkan verdiğini ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti:

“17 Aralık 2004'de yapılacak zirve, Türkiye açısından bir tam üyelik zirvesi değildir. Bu müzakere sürecinin onayına yönelik bir tarihtir. Burada bazı yanlış anlaşılmalar bulunduğunu görüyoruz, duyuyoruz. Tabi müzakere sürecinin başlamasından sonra tam üyelikle ilgili süreç, 5 yıl mı sürer, 10 yıl mı sürer, bunu bilemeyiz. Müzakere süreci içerisindeki performansımızla alakalı bir konudur.

Burada gerek siyasi kriterler noktasında varsa eksikliklerin giderilmesi, ekonomik kriterler noktasındaki eksikliklerin giderilmesi, bütün bunlar tamamlandıktan sonra da inanıyorum ki AB üyesi ülkeler, dostlar, bu kararını da o zaman vereceklerdir”

Fransız tarafının, Türkiye'nin bu konudaki istek ve beklentilerini dikkatli ve yapıcı bir şekilde dinlediğini memnuniyetle gördüklerini kaydeden Erdoğan, “Bugün gerçekleştirdiğimiz bu verimli danışmaların devamı birbirimizi daha iyi anlamamıza ve işbirliğinin her alanda daha da ileriye götürülmesine katkıda bulunacaktır” dedi.

ÜYELİK DEĞİL MÜZAKERE TARİHİ

Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) tam üyelik için değil, müzakere için tarih beklediğini söyledi.

Alınan bilgiye göre, Başbakan Erdoğan, Fransa Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu üyeleriyle yaptığı görüşmede, Aralık ayında yapılacak zirvede Türkiye için destek istedi.

Komisyon üyelerine Türkiye-Fransız ilişkilerinin tarihsel gelişimini anlatan Erdoğan'ın Türkler ile Fransızların Osmanlılardan bu yana yakın ilişkiler içinde olduğunu bildirdi.

Görüşmede, Türkiye'nin Avrupa'ya yöneliminin AB'den önce başlayan bir hareket olduğunu kaydeden Erdoğan'ın, “Biz tam üyelik için değil, müzakere için tarih bekliyoruz. Şu anda verilecek olan müzakere tarihidir. Tam üye ülkelerin bile yerine getiremediği unsurlar var. Varsa eksikliklerimiz, müzakere sürecinde tamamlarız. Müzakere süreci de bunun içindir” diye konuştuğu öğrenildi.

Türkiye'nin ve KKTC'nin AB'nin beklentileri doğrultusunda Kıbrıs konusunda çok ileri adımlar attığını kaydeden Erdoğan'ın, “Ama Güney Kıbrıs AB ile uyumlu davranmadığı halde birliğe alınan taraf oldu. Bu AB'nin genel ilkeleriyle de ters. AB sınır sorunu yaşayan ülkeleri üye almıyor ama Güney Kıbrıs Rum Kesimi alındı” dediği bildirildi.

Başbakan Erdoğan'ın görüşmede, Irak ile ilgili Türkiye'nin tezlerini de anlattığı ifade edildi.

Erdoğan'ın Irak'ın toprak bütünlüğünün korunması, kaynakların eşit kullanımı ve hiçbir etnik grubun diğerine üstünlük sağlamaması konusundaki tavrının devam ettiğini söylediği kaydedildi.

Başbakan Erdoğan'ın, görüşmede komisyon üyelerinin sorularını da yanıtladığı öğrenildi.

Alınan bilgiye göre, “Türkiye, Ermeni meselesini nasıl değerlendiriyor?” şeklindeki bir soruya Erdoğan şu yanıtı verdi:

“Bu konu tarihçilerin çözeceği, tarihçilerin ilgi alanına giren bir konudur. Siyasetçi olarak görevimiz geçmişin yaralarını kaşımak değil, geleceği inşa etmektir. Burada söylemek zorundayım; Ermeni diasporası, sürekli sözde 'Ermeni Soykırımı'nı' gündemde tutarak yanlış yapıyor. Bu Ermenistan'ın yararına değil. Bu kampanyalar sürdüğü sürece iki ülke ilişkilerinin geliştirilmesi zor. Kampanyalar biterse sınır kapıları açılacaktır. Bu kampanya yüzünden Ermenistan da zor durumda”

“ABD, Türkiye'nin AB üyeliği için niçin bastırıyor?” sorusuna da Erdoğan'ın “ABD, sonuçta düşüncesini söylüyor. Onun da AB içinde oy hakkı yok, bizim de. ABD'den destek konusunda bir talebimiz yok” yanıtını verdiği öğrenildi.

Başbakan Erdoğan'ın, “Hangi nedenlerle kendinizi Avrupalı hissediyorsunuz?” sorusuna da “Burada hissetme sözcüğü yanlış biz zaten Avrupalıyız, 4 milyon Türk zaten Avrupa'da yaşıyor. Benzer yaklaşım demir perde ülkeleri için yapılmadı, onlar üyeliğe alındı” dediği belirtildi.

Erdoğan'ın “Irak Kürdistanı'na özerklik verilmesi konusunda ne düşünüyorsunuz?” sorusuna ise “Biz Türkiye olarak, herhangi bir etnik grubun, Irak'ta diğerine üstünlük sağlamasına karşıyız. Herhangi bir etnik grubun aleyhine özerklik vermek, Irak'ta iç savaşı tetikler” yanıtını verdiği ifade edildi.

Erdoğan, bir soru üzerine de AK Parti'nin “İslamcı” bir parti olmadığını ifade ederek, partisinin muhafazakar demokrat bir parti olduğunu söylediği bildirildi.

Başbakan Erdoğan'ın, “Fransa'nın da yüzde 10'u Müslüman, halk olarak Fransızların bu nüfusun entegre edilmesini talep ettiğini biliyoruz. Türkiye de bunu istiyor. Asimilasyon farklı, entegrasyon farklı bir konu” dediği bildirildi.

CHİRAC VE RAFFARİN'E DAVET

Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanı Chirac ile Başbakan Raffarin'i Türkiye'ye davet ettiğini söyledi.

İki ülke arasında her düzeyde yoğun temaslarda bulunulmasının önemini de gündeme getirdiklerini belirten Erdoğan, “İnanıyorum ki sık sık görüşme fırsatını bulduğumuz Fransa'nın üst düzey yönetimiyle de bu süreçte yine görüşmelerimiz devam edecek ve komisyon raporu da tabiki siyasi iradeyi şekillendirecektir” dedi.

EKONOMİK İLİŞKİLER

Fransa'nın Türkiye için ekonomik ve ticari münasebetlerin zirve yaptığı bir ülke olduğunu belirten Erdoğan, şöyle konuştu:

“Fransa, Türkiye'deki yatırımcı ülkeler arasında birinci sıradadır. Bunun yanında ithalat ve ihracatta yine ilk 4-5. sırada bir ortaklığımız söz konusu. Ticaret hacmimiz 7 milyar dolar civarındadır. Sürekli olarak bu artmaya devam etmektedir.

Önümüzde ciddi yeni özelleştirmede Fransız firmalarının katıldıkları bazı yatırımlarımız söz konusu. Yeni yapılacak yatırımlar konusunda Fransa ile görüşmelerimiz devam etmekte.

Temennim odur ki ekonomik, ticari, askeri alandaki bu ortak adımlar, siyasi alandaki bu ortak çalışmalar AB sürecinde de bugüne kadar nasıl olduğu şekilde devam ettiyse bundan sonra da devam etsin”

ERDOĞAN SORULARI YANITLADI

Erdoğan, daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtladı.

“Fransa'dan neler beklediğinizi açıkladınız. Fransa'nın tutumunda bir değişiklik var mı? Kopenhag'daki tutumu devam ediyor mu? Ayrıca, 17 Aralık'ta alınacak karar müzakere sürecidir diye o kadar çok tekrar ediyorsunuz, bunu Avrupa'daki ve özellikle Fransa'daki korkuları yatıştırmak için mi yapıyorsunuz?” sorusuna Erdoğan, şu yanıtı verdi:

“AB müktesebatında veya AB'ye nasıl üye olunacağı noktasında şartlı bir müzakere süreciyle ilgili tarih verilmesi veya tam üyelik hakkı verilmesi diye bir şart yoktur. Bunun şartı bellidir. Ve bizler, bu belli olan şartlar çerçevesinde bugüne kadar çalışmalarımızı sürdürdük. Kopenhag siyasi kriterleri bellidir. Kopenhag siyasi kriterleri, şu anda müzakere sürecinin verilmesine yönelik maddelerdir. Ve biz bununla ilgili gerekli bütün Anayasal, yasal değişiklikleri yaptık. Sadece Türk Ceza Kanunu'nda yapılması gereken değişiklikler var. Bu tasarı, TBMM'de şu anda komisyondadır. Yasama dönemi bittiği için yarıda kalmıştır, ama önümüzdeki yasama döneminde bunlar süratle bitirilecektir.

Müzakere süreci olduğunu vurgulamama gelince... Sadece Fransa değil, AB üyesi ülkelerin bir çoğunda, 17 Aralık tarihi, sanki onay verilirse Türkiye tam üye olacakmış gibi bir endişe, bir hava var. Biz bunu gidermeye yönelik olarak bu açıklamayı yapma zarureti hissediyoruz.”

“Şartlı onay diye bir şeyin söz konusu olamayacağını” vurgulayan Erdoğan,  “17 Aralık 2004'de bu onay çıkar, ama onayda 'müzakere süreci şu tarihte başlayacak' denir. Türkiye şu anda olmayan bir şeye evet diyemez. Böyle bir şeyi, ne biz yönetim olarak kabul edebiliriz ne de AB'yi arzu eden Türk halkı böyle bir şeye 'evet' diyebilir. Bu sadece, bizim, bu noktadaki ifade etme tarzımız değil, aynı zamanda AB'nin de böyle bir sınavı kaybetmesi anlamına gelir” dedi.

Erdoğan, Fransa Cumhurbaşkanı Jaques Chirac ile görüşmelerinin olumlu geçtiğini ifade etti.
  
“TÜRKİYE İLE İSRAİL ARASINDA KRİZ YOK”
  
Bir gazetecinin “Yakın geçmişte birkaç defa İsrail devletini ve hükümetini eleştirdiniz. İki ülke arasındaki ilişkiler ne durumdadır? Başlatılan kriz geçti mi?” sorusunu Erdoğan, şöyle yanıtladı:

“Bir defa soru yanlış. Türkiye ile İsrail arasında bir kriz yoktur. Herhangi bir tavır ve yanlış eleştiriye açıktık. Ben de yapılan bir yanlışı eleştirmiş bulunuyorum. Nedir bu yanlış; İsrail- Filistin arasında Refah mülteci kamplarının bombalanması olayıdır. Bir taraftan dünyada barışı konuşurken, öbür taraftan savunmasız insanlara karşı kalkıp helikopterlerle bombaları yağdırırsak, biz insan olarak -ben buna bir Müslüman olarak yaklaşım göstermiyorum- buna olumlu yaklaşmamız mümkün değil.

Yoksa bizim İsrail halkı ile dostluğumuzu gölgeleyen bir açıklama değildir bunlar. Bunu farklı yönlere çekmek isteyenler var. Bizim ne ekonomik, ne ticari, ne askeri ilişkilerimizi zedeleyen şeyler değildir bunlar. Sadece buradaki bir tavrı bir yanlışı dostça ifade etmektir. Bizde bir söz vardır, 'Dost acı söyler, ama gerçeği söyler' Ben dostça bir gerçeği ifade ettim ve bunu da ifade etmeye mecburum. Kaldı ki BM'nin 14 üyesi bunu kınadı.”
  
ALAİN JUPPE GÖRÜŞMESİ
  
Erdoğan, bir gazetecinin “Biraz önce sayın Alain Juppe ile görüştünüz. Sayın Chirac'ın partisinin eski başkanı. Türkiye'nin üyeliğine karşı olan bir parti bu. Juppe size ne dedi? Ayrıca yarın Sosyalist Parti temsilcisi ile görüşeceksiniz. Global olarak Türkiye'nin üyeliğine olumlu baktıkları söylenebilir ama Ermeni soykırımının tanınmasını ön koşul olarak koyuyorlar. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?” sorusuna karşılık şunları söyledi:

“AB'ye müzakere süreci ile ilgili onay verilmesi veya üye olunması, 'Ermeni soykırımının' tanınması kriterini getirmiyor. Böyle bir kriter yok. Bunu açık ve net ortaya koymam lazım. Geçmişte olmuş bitmiş böyle bir hadiseyi, hangi taraf ne yapmış ne etmiş bunların hepsini gelin tarihçilere bırakalım. Biz artık bu devrin siyasileri olarak geleceği inşa edelim. Her yerde söylüyorum, bardağın boş tarafıyla uğraşmayalım, dolu tarafıyla uğraşalım. Olaylara pozitif yaklaşalım ki inşa edeceğimiz dünya barışın, huzurun, mutluluğun, sevginin egemen olduğu bir dünya olsun. Türkiye'nin AB'ye girme noktasında olmazsa olmaz bir hırsı da yoktur. Bizim tek derdimiz var; Biz Kopenhag siyasi kriterlerini insanımızın yaşam standardını yükseltmek için benimsemişiz. Bu iş oldu oldu, olmadığı zaman bunun adını Ankara kriterleri koyarız ve yolumuza devam ederiz”

Erdoğan, Alain Juppe ile de bu konuyu görüştüğünü onun da  Türkiye'ye karşı sevgisinin ne kadar ileri olduğunu ifade ettiğini dile getirdi.

Bir soru üzerine Türkiye'nin Ermenistan ile ilişkileri konusuna da değinen Erdoğan, Ermenistan'ın Türkiye'nin sınırlarını tanımadığını anımsattı. Erdoğan, “Bizim vatandaşlarımız da kapıların açılmasını istiyor. Aynı şey Karabağ'da da geçerli. Orada da taraflar bu işin hallinden yana. Kinin nefretin egemen olduğu bir dünyayı artık halklar istemiyor. Bunu başaracak liderleri görmek istiyor. Bizler de elele vereceğiz bunları çözeceğiz” dedi.
      
“BUNUN CEVABINI BULUN...”
  
“Türkiye AB'ye girmek istiyor ama Türkiye bugüne kadar Avrupa  Parlamentosu'nun bazı kararlarını uygulamadı. Bunlar Ermeni soykırımının tanınması, Kıbrıs'tan çekilmesi, azınlıklara bazı haklar tanınması gibi koşullar vardı. Yarın Avrupa Parlamentosu'nun kararlarına uyacağınızın güvencesi nedir?” sorusuna Erdoğan, şu yanıtı verdi:

“Türkiye uygulanabilirliği olan bütün kararları uygular. Uygulanabilir olmayan kararları da uygulamaz. Başka devletlerin uygulamadığı gibi... Kıbrıs'ta bize 'çekil' diyenler, Güney Kıbrıs'tan çekilmesi gerekenlere de zamanında çekil demesini bilmeliydi. Onların da çekilmesi gerekirdi. Orada da barış sürecini yine biz işlettik. Şimdi soruyorum size: Kıbrıs'ta sınır sorunları devam ederken, tam üyelik konusunda Güney Kıbrıs birleşmeyi reddetmiştir. KKTC ise Güney ile birleşmeye 'evet' demiştir. Halbuki AB müktesebatında sınır sorunu olan bir ülke tam üye olamaz. Ama Kıbrıs tam üye olmuştur. Hem de Kıbrıs adıyla olmuştur. KKTC adına nasıl tasarrufta bulunacak. AB ısrarla bunu vurgulamıştır. Siz de buna 'evet' demelisiniz demiştir. '1 Mayıs'ta bu derhal bitirilmeli' denmiştir. Bizler; gerek Türkiye, gerek KKTC olarak bütün yapıcı gücümüzü kullandık. Elimizden gelen bütün gayreti gösterdik. Dikkat edin KKTC şu anda tam üye değil. Güney Kıbrıs tam üye... Hani Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti olarak girilecekti. Gerçekleşmedi. Bence bunun cevabını bir arayın bulun, ondan sonra diğer cevapları rahat veririz, bundan endişeniz olmasın.

Bir diğeri de tabii, Avrupa Parlamentosu kararının da sadece siyasi olduğu. Bir defa bu kararı veren neresi ona bakacaksınız. Adalet Divanı böyle bir kararı vermiştir. Dolayısıyla uygulanabilir olanlarda Türkiye her zaman gereğini yapar ama uygulanamaz olanlarda da Türkiye şüphesiz ki bu hakkını kullanır.”
  
“IRAK'IN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ KONUSUNDA MUTABIKIZ”
  
Başbakan Erdoğan, bir soru üzerine, Türkiye ile Fransa'nın ”Irak'ın toprak bütünlüğü, yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin oradaki halka ait olduğu” gibi noktalarda mutabık olduklarını ifade etti.

Irak'ta bölünme tehlikesi olup olmadığının ve bölgede İran'ın konumunun ne olduğunun sorulması üzerine Erdoğan, şöyle konuştu:

“Şu anda Irak'taki gelişmeler memnuniyet verici değil. Terör grupları her gün bombalama hadiseleri ile adeta Irak'ı bir antrenman alanı haline çevirdiler. Etnik grupların birbirlerine üstünlük sağlama ve paylaşım gayretleri var. Bunlara zemin hazırlamak geleceğe yönelik belki de bir iç savaşı tetikleyecektir. Bunlar bize göre olumlu gelişmeler değil. Mevcut hükümet, yıl sonunda yapılacak seçimlere, Irak'ı ne derece sağlıklı hazırlayabilecek, onu bilemiyoruz. Ama görünen o ki şu andaki bombalama eylemlerinin üst düzeye tırmanması, bakanların, Başbakan'ın sürekli bombalama tehditleri altında oluşu, bu işin ne kadar sağlıklı gittiği veya gideceğinin ifadesidir.

Temennimiz şu; Biz Türkiye olarak, Irak'ta üzerimize düşen her türlü görevi yapmak suretiyle, oradaki barış sürecini hızlandırmak istiyoruz, demokratik sürece geçişin tohumları atılsın istiyoruz”

Erdoğan, “Irak'ın üzerinde hesabı olmayan ülke bulunmadığını” kaydederek, “Sadece 'İran'ın üzerinde hesabı var' derseniz yanlış olur. Irak'ın üzerinde çok hesaplar var” dedi.

“17 Aralık 2004 tarihindeki zirvede 'hayır' çıkarsa Türkiye'nin tutumunun ne olacağının” sorulması üzerine Erdoğan, “17 Aralık'ta olumsuz bir cevap çıkacak olursa, biz Kopenhag siyasi kriterlerinin adını Ankara Kriterleri koyar, yolumuza aynen devam ederiz. Yani bizim için değişen bir şey olmaz” dedi.

Erdoğan, bölge ülkeleriyle de dost ilişkilerin devam ettirileceğini kaydetti.

“Avrupa Anayasası'ndan (Hıristiyan miras) ibaresi çıkarıldı. Bu değişikliği nasıl yorumluyorsunuz? Bu anayasada, hem Hıristiyanlık'tan hem de Müslümanlık'tan bahsedilmesini tercih eder miydiniz?” sorusuna Başbakan Erdoğan, şu karşılığı verdi:

“Her ikisi de bana göre yanlış. Çünkü biz AB'yi bir kömür-çelik birliği olarak görmüyoruz, bir ekonomik birlik olarak görmüyoruz. AB'yi bir 'Hıristiyan Kulübü' olarak da görmüyoruz. Biz AB'yi, medeniyetlerin uzlaştığı, buluştuğu bir siyasi değerler bütünü olarak görüyoruz. Çünkü Avrupa'da sadece tarihi itibariyle Hıristiyan kültürü, İslam kültürü gelmiş geçmiş değil. Buradan Musevi kültürü de gelmiş geçmiş. Bunun yanında ateisti de var. Onun için bunları hiç karıştırmaya gerek yok. Nitekim son zirvede alınan karar çok ideal bir karar olmuştur. Geçmiş bu işe bulaştırılmadan, medeniyetlerin uzlaştığı, buluştuğu bir adres olmalı AB. Buna böyle bakmalıyız.”

Bir gazetecinin, görüşmelerinde “Fransız Meclisi'ne gelen Ermeni soykırımını reddedenlerin cezalandırılmasını öngören kanun tasarısının gündeme gelip gelmediğini” sorması üzerine Erdoğan, “Böyle bir konu gündeme gelmedi. Ben şu anda herhangi bir ülkenin içişlerine karışma yetkisine sahip değilim” dedi.

“17 Aralık'taki zirvede, şartlı onay geldiği taktirde Türkiye'nin hiçbir şey olmamış gibi mi davranacağı” yönünde haberler bulunduğunun belirtilmesi üzerine Erdoğan, şöyle konuştu:

“Şartlı onay başlığını bizim kabul etmemiz mümkün değil. Bu işin nasıl olacağı belli zaten. 27 ülkeye uygulanmayan böyle bir şeyin, sadece Türkiye'ye uygulanmasını bizim kabul etmemiz mümkün değil. Yapabilecekleri tek şey şu olabilir; Eğer bizim Kopenhag siyasi kriterlerine yönelik yerine getirmediğimiz bir şey varsa, bunu söylerler.”

“SİYASETİMİZ DOST KAZANMA ÜZERİNE”

“Türkiye'nin, bölgesel siyasetinde yeni bir aşamaya geçilip geçilmediği” yönündeki soru üzerine Erdoğan, şunları söyledi:

“Bizim Ortadoğu'da, 3 Kasım'dan bu yana, yaklaşık 20 aydır izlediğimiz siyaset bellidir. Ve bu siyasetimizde, komşu ülkelerin tamamıyla, karşılıklı çıkara dayalı bir anlayışı geliştirmek ve münasebetlerimizi asla düşman kazanmaya değil, dost kazanmaya yönelik olarak geliştirme gayreti vardır. Bu İran, Irak, Suriye, Mısır, Lübnan, Ürdün, İsrail, Yunanistan, Bulgaristan, Kafkaslar, Romanya için aynıdır. Türk Cumhuriyetlerine varıncaya kadar, hepsiyle şu anda

münasebetlerimizi süratle geliştirmenin gayreti içindeyiz. Biz düşman

kazanma üzerine değil, dost kazanma üzerine siyaset yapıyoruz.”

TÜRKLERİN HOŞGÖRÜSÜ

“Benim İsrail ile ilgili söylediklerim onlarla ilişkilerimizi kesmeye yönelik değil” diyen Erdoğan, şöyle devam etti:

“Ama Ortadoğu'da bir yanlış varsa, onlarla olan münasebet, bu yanlışı tespit etmeye veya bu yanlış hakkında herhangi bir değerlendirme yapmama engel değil. Çünkü öbür taraftaki de benim dostum. Eğer dünyada mazlum durumunda olan insanların yanında yer alınmazsa, o zaman bu dünyada zulüm durmaz.

Bakın, 500 bin Yahudi İspanya'dan kovulduğu zaman bizim dedelerimiz kucaklarını açtı ve Anadolu'ya kendilerini davet ettiler ve asırlarca bizim ülkemizde kaldılar. Bu bizim hoşgörümüzün bir ifadesidir. 15 Kasım'da bir terör eylemi oldu, Musevilere ait iki ibadethane vurulmuştur. Ve ölen yaralanan Museviler olmuştur. Cumhuriyet tarihinde, hiçbir Başbakan gidip Hahambaşını ziyaret etmemiştir ama ben gidip Hahambaşını ziyaret ettim. Ben Müslümanım, O Musevi. Mani bir hal yok. Bu da bizim kültürümüzün ve inancımızın gereğidir. İnsan olarak yapmak neyi gerektiriyorsa onu yaparım. Eğer öbür tarafta bir Filistinli yavru öldürülüyorsa orada nasıl feryat ediyorsam, İsrail'de de orada bir süper market bombalandığı zaman, savunmasız bir insanın öldürülmesine de aynı şekilde davranırım. Terörün her türüne karşıyız, hangi dinden olursa olsun. Teröre karşı ortak bir mücadele platformunun oluşması gerekiyor.”

Başbakan Erdoğan, “Kuzey Irak'ta İsrail'in yapılanmaya gittiği yönündeki dedikodulara ilgi duymadıklarını” söyleyerek, “Devlet olarak gerekli tedbirleri alırız. Türkiye sıradan bir ülke değildir. Bu noktada güçlü bir ülkedir. Gereğini de gerektiği zamanda yapmasını biliriz. Dedikodularla hareket eden bir ülke değiliz. Adım atılması gerektiği zaman da adım atarız” diye konuştu.

“O KONUYU DİLLENDİRMİYORLAR”

Başbakan Erdoğan, “Sizin Türkiyesiz bir AB hakkındaki analiziniz nedir? Varsa bunu Cumhurbaşkanı Chirac'a söylediniz mi?” sorusunu şöyle yanıtladı:

“Birinci derecede analizimizdeki nokta tespitimiz şu; AB bir 'Hıristiyan Kulübü' değildir. Değilse bunu neyle ispat edeceksiniz? Halkının büyük bir çoğunluğu Müslüman olan bir ülke var mı? Yoksa nüfusu 400 bin, 300 bin, 1 milyon olan ülkeleri topluyorsunuz. Son olarak da 10 Baltık ülkesini de aldınız. Bunlara düne kadar düşmandınız, demir perde ülkesiydi. Uzun bir süre olmadan apar topar hepsini aldınız. Sırada Romanya ve Bulgaristan var, onları da 2007'de tam üye yapıyorsunuz. Şu anda genişlemede sırada olan sadece Türkiye var. Son anda müzakere süreci içine soktukları bir ülke var, Hırvatistan... Onun da nüfusu, gücü ortada.

Türkiye'yi bu noktada hala soru işaretleriyle karşılamak, Türkiye'nin kültürü, medeniyet anlayışı sizi bu noktaya getiriyor. O konuyu dillendirmiyorlar, ama aslında söylenmeyen, açıklanmayan belki de burası kalıyor. Söylenen şu; Türkiye bir istihdam yükü getirir. Biz 1985'te emeğin serbest dolaşımını kazandık. O zamandan itibaren AB ülkelerine Türk emeğinin girmesi gerekirdi. O zamandan bugüne dayatma içine girmedik. Şimdi de gerekirse bununla ilgili hangi sözün verilmesi gerekiyorsa vermeye hazırız. Kaldı ki Türkiye müzakere sürecini başlattıktan sonra belki de buradan emeği çekecek yavaş yavaş. İnanıyorum ki burada yatırımcı olan Türk, gelecek memleketinde yatırıma başlayacak. Israrla üzerinde durduğumuz medeniyet konusu, şu anda bazı ülkelere cazip geliyor ve haklılar da. Türkiye'nin girmesi, aynı zamanda AB'nin 1.5 milyarlık İslam dünyasına da olumlu yansıma yapacağı ortada. Biz İslam dünyasındaki hangi ülkeyle görüşsek, Türkiye'nin AB'ye girmesini destekliyor. Onun için 17 Aralık 2004'ün çok büyük önemi var ve AB'yi bu tür bir töhmetin altında kalmaktan da kurtaracaktır.”

EKONOMİK GÖRÜŞMELER

Erdoğan, bir soru üzerine Fransa'daki temaslarının içeriği hakkında bilgi verdi.

Airbus uçaklarının alımı konusunda son aşamaya gelindiğini ifade eden Erdoğan, “Bu akşam veya yarın sabah arkadaşlarımız noktalayacaklar ve sonra imza töreni yapıp dönecekler” dedi.

Nükleer enerjiye yönelik görüşmelerin devam ettiğini kaydeden Erdoğan, “Bu konuda kararlıyız, adım atacağız” diye konuştu.

Marmaray çalışmasıyla ilgili olarak Fransızlarla ortak adımlar atılacağını ifade eden Erdoğan, özelleştirmeye yönelik çalışmaların da sürdüğünü söyledi.

Bu arada, Fransa'da faaliyet gösteren Ermeni Davasını Savunma Komitesi'nin çağrısıyla bir grup Ermeni, başkent Paris ve Marsilya'da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Fransa ziyaretini protesto eden gösteri düzenledi.

FRANCE-2 TV KANALINA KONUŞTU

Resmi bir ziyaret için Fransa'nın başkenti Paris'te bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin AB sürecinde Fransa'nın verdiği desteğin devam edeceğine inandığını söyledi.

Başbakan Erdoğan, France-2 televizyon kanalının ana haber bülteninde Paris ziyaretine ilişkin soruları yanıtladı.

Türkiye-AB ilişkilerine ilişkin bir soru üzerine Erdoğan, Fransa'nın, AB Helsinki zirvesinden bu yana Türkiye'nin yanında olduğunu belirterek, AB Komisyonu'nun ekim ayında yayımlayacağı ilerleme raporundan sonra da Fransa'nın Türkiye'ye verdiği bu desteğin devam edeceğine inandığını bildirdi.

Türkiye'de son 2 yıldır insan hakları ve demokrasi alanlarında önemli reformlar yapıldığını kaydeden Erdoğan, hükümetin işkenceye sıfır toleransla yaklaştığını ifade ederek, bu konudaki yaklaşımın kararlılıkla devam edeceğini söyledi.

Sözde Ermeni soykırımının tanınmasına ilişkin bir soru üzerine Erdoğan, bu konunun tarihçilere bırakılması gerektiğini belirterek, ”Artık ileriye bakmamız gerekir, bardağın boş tarafını değil dolu tarafını görmemiz gerekir” diye konuştu.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle