GeriGündem Erdoğan: Başkanlık sistemi benim arzumdur
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Erdoğan: Başkanlık sistemi benim arzumdur

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Başkanlık ve yarı başkanlık sistemi benim siyasette arzumdur. Olmasını isterim, arzu ederim'' dedi. Kendisi için ideal olanın Amerikan modeli olduğunu söyleyen Erdoğan, Türkiye'nin bunu başarması halinde, ciddi bir sıçrama yapacağına inandığını bildirdi.

Başbakan Erdoğan atv'de yayımlanan ''Ankara'da Sabah'' adlı programda Sabah Gazetesi'nin Ankara temsilcisi Muharrem Sarıkaya ile Haber Müdürü Okan Müderrisoğlu'nun sorularını yanıtladı.
  
CİDDİ SIÇRAMA

Erdoğan, bir soruyu yanıtlarken, başkanlık ve yarı başkanlık sisteminin siyasette arzusu olduğunu belirterek şöyle konuştu:

''Tabii bunun için de ülkedeki tüm kurumların halkla bütünleşerek bir konsensüsün sağlanması şarttır. Bu konsensüs sağlanmadan bu geçiş de sağlıklı olmaz. Ama bunu başardığımız anda ben Türkiye'nin ciddi bir sıçrama yapacağına inanıyorum'' dedi.
  
Erdoğan, ''Başkanlık mı yarı başkanlık mı?'' sorusu üzerine, ''Her ikisinde de aynı şeyi düşünüyorum. Benim için tabii ideal olanı Amerikan modelidir'' dedi.
  
Amerikan modelinde yasama ile yürütme arasındaki müdahalelerin ortadan kalktığını anlatan Erdoğan, ''Yani bir milletvekili eğer bakan olduysa, milletvekilliğini bırakıyor sadece bakan oluyor. Kaldı ki, dışarıdan da siz oraya bakan rahatlıkla atayabiliyorsunuz'' dedi.
  
MİLLETVEKİLLERİNİN YANILGISI

Türkiye'deki sıkıntının buradan kaynaklandığını, her milletvekilinin seçildiği bölgedeki insanlara ''adama iş'' mantığıyla iş buldukça oy alacağını zannettiğini ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti:
  
''Aslında böyle bir mantık yok, böyle bir anlayış yok. Bunların hepsi yüktür, bunların hepsi aslında ülke ekonomisini çökerten nedenlerin bana göre en önemlilerinden bir tanesidir.

Bugüne kadar eğer bu kadrolar şişmişse, netice alınamamışsa bunun altında hep bu gerçekler yatmaktadır. Ama bu olmadığı zaman yürütmede olanların böyle bir sorumluluğu olmayacaktır. Sorumluluğu olmayacağı için de yasamadan gelen insanlara haklı taleplerinde 'evet' diyecektir, ama haksız  taleplerinde de rahatlıkla bunu reddedecektir.''
  
Erdoğan, ''Başbakanlık görevini üstleneli bir ay oldu, toplum sizin sanki çok daha uzun süredir bu görevde olduğunuz algılaması içinde. Sizde de bu algılama var mı?'' sorusu üzerine, ''Şüphesiz bir toplumla herşeyi müşterek algılamak durumundayız. Fakat bu müşterek algılama bunu çözmüyor. Aslolan bir defa makamlar, o makamlarda oturanların oradaki uygulamalarıyla değer kazanır, yoksa bu makamlarınhepsi gelip geçicidir. Nitekim eğer makamların kendilerine bir şey kazandıracağını bekleyenler, umanlar olmuşsa, geçmişte olduğu gibi onlar makamlarla birlikte gelip gitmiş olurlar'' dedi.
   
''SİYASET KİN GÜTMEZ, KİN KABUL ETMEZ''
       
''Siyasi çizginizde zaman zaman kırıklık yaratılmaya çalışıldı. Geriye dönüp baktığınızda o yolu nasıl değerlendiriyorsunuz?'' sorusuna karşılık Erdoğan, hiçbir zaman halkına, devletine kırgın olmadığını her zaman söylediğini hatırlattı. Erdoğan, şunları kaydetti:
  
''Siyaset kin gütmez, kin kabul etmez. Eğer siz siyaseti kinle, intikam hırsıyla taşımaya, götürmeye çalışırsanız o zaman zaten başarılı olamazsınız. Onun için geçmişi her zaman unutmak ve geleceğe güvenle bakmak durumundasınız. Benim şu anda bir başbakan olarak görevim, dün bu tür davranışlar içinde olanlara karşı herhangi bir kingütmek değil, tam aksine bu organizeyi, bu barışı sağlamak suretiyle bu çalışmayı sürdürmek durumundayız. Çünkü devlet yönetiyoruz.''
   
''MEDYANIN SÜREKLİ ALKIŞLAMASINI İSTEMEDİM''
   
Erdoğan, geçen haftaki grup toplantısında medyayı herhangi bir ayrım yapmadan eleştirdiği hatırlatılarak, ''Medya sizce hep alkışlamalı mıdır?'' sorusu üzerine, ''Ben hiçbir zaman medyanın bizi sürekli alkışlamasını istemedim'' dedi.
  
Medyanın haklı, doğru tespitlerini yapması ve ikazlarını sürdürmesi gerektiğini belirten Erdoğan, medyanın bunun yanı sıra o özgürlüğünü de bir sorumluluk  bilinci içinde sürdürmesi gerektiğini vurguladı.

Erdoğan, ''Fakat özgürlük hiçbir zaman bir başkasının özgürlük alanını işgal etmek de değildir. Özgürlük aynı zamanda bir sorumluluktur. Ben bunu işliyorum ve diyorum ki, yani bir hükümet hakkında veya bir Başbakan hakkında, Cumhurbaşkanı, Genelkurmay, bir kurum veya vatandaş hakkında bir şeyler ortaya konulurken bunların bir belgeye, bir bilgiye dayalı olması lazım'' dedi.
  
"ASPARAGAS BİZİ ÜZÜYOR"

Irak olayında medyanın ulusal birliği koruyucu bir tavır içinde olmasını sürekli ikaz ettiklerini hatırlatan Erdoğan, ''Niye? Burada kaybedersek, ülke olarak, millet olarak, devlet olarak kaybediyoruz'' diye konuştu.

Erdoğan, İngiltere, Amerika gibi Batı ülkelerinin medyalarında kendi yönetimleriyle, Türkiye'deki gibi bir çatışma bulunmadığına dikkati çekti. Erdoğan, ''Olmayan şeylerin varmış gibi gösterilmesi, asparagas haberlerin ortaya konulması maalesef bizleri üzüyor'' dedi.
   
KADROLAŞMA ELEŞTİRİLERİ
   
Kadrolaşma iddialarına ilişkin soruyu da yanıtlayan Erdoğan, üst bürokrasinin siyasi yönetimlerle gelip siyasi yönetimlerle gitmesi gerektiğini söyledi. ''Bizim cumhuriyet hükümetimiz, bir bürokratik cumhuriyet değildir, bir demokratik cumhuriyettir'' diyen Erdoğan, ''Bu demokratik cumhuriyette, hükümetler seçimle gelir, seçimle gider.Gelmiştir ve seçimle de gidecektir. Seçimle gelip, seçimle gidecek olan bu hükümet, şüphesiz ki yanında bürokrasiyi yönlendirecek ekibiyle de bulunması gerekir. Bu şekilde üst bürokrasinin yönlendirilmesi lazım'' dedi.
  
Bugüne kadar gazetelerde bu konuda yazılıp çizilenlerin büyük kısmının gerçekle ilgisi bulunmadığını bildiren Erdoğan, şöyle devam etti:
  
LİYAKATLİ ÜST BÜROKRASİ

''Böyle bir kadrolaşma, alt bürokrasiyi böyle bir şekilde değiştirme falan bunlar yoktur. Fakat, takdir edersiniz ki, bundan önceki siyasi iktidar, eğer adeta sandığa gömüldüyse bunun bir nedeni vardır. Onların paylaşmış olduğu üst bürokrasideki partizanca veya ideolojik yaklaşımlar neticesinde bir batış sözkonusu olmuştur, ülke yönetilememiştir'' dedi.
  
Erdoğan, ''vücut dilini anlayan, söylemlerini kavrayan'' dürüst, ilkeli, ehliyetli ve liyakatli bir kadronun üst bürokraside bulunması gerektiğini vurgulayarak, ''Bu adımlar atılırken, asla görevinde başarılı, sevilen, orada bu işi hakikaten halkıyla bütünleşerek çözmüş olan hiç bir bürokrata bizim hiçbir bakanlığımızda onu oradan alıp başka bir yere götürmek diye bir şey sözkonusu değildir'' dedi.

FAİZ DIŞI FAZLA

Türkiye'nin ne zaman düzlüğe çıkacağına yönelik bir soru üzerine Erdoğan, Türkiye'nin şu anda bir büyüme trendine girdiğine inandığını söyledi.
  
Faiz dışı fazlada iyi bir noktaya gelindiğini, büyümede hedefleri yakalayacaklarını kaydeden Erdoğan, bu konuda kendilerine güvendiklerini ifade etti.
 
Niyet mektubunun oybirliği ile imzalandığına işaret eden Erdoğan, Türkiye'nin bugüne kadar çok ağır borçlandığını, bugün iyi bir noktada olduklarını, daha iyi bir noktaya geleceklerine inandığını kaydetti.
  
Erdoğan, kaynak arayışları çerçevesinde, orman arazileri konusunda yaptıkları çalışmalara göre, 5 milyar metrekarelik alanın işgal altında olması nedeniyle orman arazisi özelliğini kaybettiğini anlattı.

Erdoğan, bu alanın üzerinde 400 bin konut veya başka binaların bulunduğunu belirterek, orman özelliğinden çıkmış bu alanın Hazine'ye gelir kaydetmeleri gerektiğini söyledi.

Erdoğan, ''Bunları yıkamayacağımıza göre, yeniden orman yapamayacağımıza göre, meşru mal mülk sahibi olan vatandaşlarımıza haksızlık olmaması lazım. 'Burayı işgal ettiysen bedelini öde' dememiz lazım. Çıkaracağımız yasayla, bunlardan bu bedeli tahsis ediyoruz'' diye konuştu.
   
''BİZ HALA DÜŞÜNÜYORUZ''   
  
Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
  
''Yeni dönemin bir farklı anlayışı oluşacak. Nedir? Özelleştirme. Bazıları, ''özelleştirmeyle peşkeş çekiyorsunuz' diyor. Neyi peşkeş çekiyoruz? Şu anda Taş Kömürü işletmelerini devlet her yıl 300-350 trilyon sübvanse ediyor. Bu kaynağı niye aktaralım? Bu kaynağı aktarmak da öbür vatandaşın hakkı değil mi? Onun hakkını alıyorsun, orada çalışanlara aktarıyorsun. Verimsiz çalışan bir işletme, teknolojisi geri. Çalışan insanları politik düşüncelere, çalıştırıyoruz.
  
KOMÜNİST BLOK ÖZELLEŞTİRME ATAĞINDA

Önümüzde deneyimler var. Komünist bloğun halini gördük. Şu anda onlar korkunç bir özelleştirmeyle atak halindeler. Biz hala düşünüyoruz, yapalım mı yapmayalım mı diye. Bu işi özel sektöre bırakılım. Özel sektör bu işin acısını hisseder, eli taşın altındadır. Devlette bu işi yönetenler, maalesef bu işin acısını duymuyor, 'ay sonunda maşımı alacağım' diyor, öbürü 'ay sonunda maaş ödeyeceğim' diyor.''   
  
Özelleştirmede, yargı kararıyla yeniden devletleştirilmelerin nasıl aşılacağının sorulmasına karşılık Erdoğan, ''Bizim bütün derdimiz bu hızlı özelleştirmeyi gerçekleştirebilmek'' dedi.
   
Adımlarını, kurallar içerisinde atmanın gayreti içinde olduklarını, o kuralların dışına çıkarak yapamayacaklarını ifade eden Erdoğan, Danıştay'ın bir yerde hükümetin de danışmanı konumunda olduğunu dile getirdi.

ÇALIŞANA ENFLASYONUNUN ÜSTÜNDE GELİR

''Yanı başımızdaki gelişen olay, bizi çok daha korkunç bir felakete ekonomik noktada taşıyabilirdi'' diyen Erdoğan, bu riskten kurtulabilmek için böyle bir adımı atmalarının şart olduğunu vurguladı.

Erdoğan, şöyle devam etti:
  
''Şu anda bir kereye mahsus verdikleri ek vergiler için, yarın için 'iyi ki bunu vermişiz, bunun karşılığını çok daha fazlasıyla aldık' denilecektir. Attığımız adımlarda, faiz yükünü azaltınca halkımıza yansıyan yanı artık düşük olacaktır.

Halkımız bunun bedelini ödememeye başlayacak. İşçimizin, memurumuzun özlük haklarında ideale doğru gitmeyi hedefliyoruz. En azından enflasyonun üzerinde şöyle bir 2 puan filan yakalamayı hedefliyoruz.''

"TÜRKİYE IRAK'IN YENİDEN YAPILANMASINDA ROL ALACAK"

''Irak'ta bundan sonra nasıl yeniden yapılanma olacak? Özellikle Kuzey Irak'ta Türkiye'nin kırmızı çizgeleri ihlal edildi mi? New York Times Gazetesi'nde Türkiye'nin masaya oturma şansını kaybettiği değerlendirmeleri var?'' sorusunu yanıtlarken Başbakan şunları kaydetti:
  
''ABD basınındaki bu tür yorumlar, hem ABD'lileri hem bizi şaşırtıyor. Nedense böyle çok garip yorumlar çıkıyor, anlayamıyorum.
  
Resmi talepler de var. Bu kırmızı çizgilerle ilgili olarak şu ana kadar ciddi bir olumsuzluk yok. Irak'ın gerek siyasi yapılanmasında gerek fiziki yapılanmasında inanıyorum ki Türkiye rol alacaktır. Olaya reel olarak baktığımızda, kendilerinin çıkarını da düşündüğümüzde, inanıyorum ki Türkiye'den yapacakları bu tür alımlar onlar için çok daha faydalı olacaktır. İnşaat malzemelerinin temininden tutunuz da buradaki taşeron hizmetlere varıncaya kadar bunlar onlarla mukayese edilmeyecek derecede daha ucuz.''
  
''Ekonomide tamam ama siyasi yapılanmada talep geldi mi?'' sorusuna Erdoğan, siyasi yapılanmada da bu tür taleplerin gelmeye başladığını belirterek, ''Biz de buna olumlu bakıyoruz. Şu anda gerek Dışişlerimiz gerek Genelkurmay bu çalışmaları değerlendiriyor'' dedi.
  
VASIFLI ELEMAN TALEBİ

''Teklif, sadece askeri destek mi yoksa Irak'ın yeniden yapılanmasını sağlayacak modernizasyonun içinde bulunmak mı?'' sorusu üzerine Erdoğan, sadece asker talebi olmadığını, fiziki yapılanmaya yönelik vasıflı eleman talebi de olduğunu söyledi. 
  
Erdoğan, Hayfa-Kerkük hattından söz edildiğinin hatırlatılması üzerine, bunu şu anda ciddi bir şey olarak görmediğini ve görmek de istemediğini ifade ederek, bunun çok ciddi çağrışımlar yapabileceğini ve ABD'yi de sıkıntıya düşürebileceğini söyledi.
  
Başbakan Erdoğan, AB'nin ve Birleşmiş Milletler'in, Irak'la ilgiliTürkiye'den ciddi anlamda gıda alımı olacağını söyledi.
   
KIBRIS SORUNU
   
Başbakan Erdoğan, Kıbrıs sorunu ile ilgili bir soru üzerine, işin başından beri 'çözümsüzlük çözüm değildir' dediğini ifade ederek, ''Bugün de aynı şeyi söylüyorum. Ben hiçbir zaman KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın şahsına yönelik atıfta bulunmadım'' dedi.
  
Politika ve üslup noktasında sorumluluk taşıyanın sadece Denktaş olmadığını Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nin de sorumluluk taşıdığını kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti:
  
''AB ziyaretleri çerçevesinde yaptığımız görüşmelerde, Kopenhag kriterleri içerisinde Kıbrıs diye bir olayın olmadığını söyledik. 'Niçin siz hep önümüze Kıbrıs'ı sürüyorsunuz ve niçin hep Kuzey'i konuşuyorsunuz da Güney'i konuşmuyorsunuz' dedik.

Burada Kuzey ne kadar özverili olacaksa Güney de o kadar özverili olmalı ki ortak noktada buluşalım. Eğer bu sağlanamazsa bunu da çözmek mümkün olmayacaktır. Bizim burada bir önceliğimiz var, bu öncelik Türkiye'nin garantörlüğüdür, Kuzey Kıbrıs'ın buradaki egemenlik haklarıdır, göçmenler konusunun çözümüdür. Burada ısrarla Rumlar'ın Kuzey'e göçü isteniyor. Böyle bir şeyi çözeceğiniz zaman öncelikli olarak bu işten başlarsanız yolu tıkamış olursunuz. Orada barış adına bu sefer siz yeniden savaşı körüklersiniz.''
   
AB FOTOĞRAFI
   
Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nin AB fotoğrafında yer almasını önemsemediklerini belirten Erdoğan,  ''Bence bu konuda çok ciddi bir yanlış yapıldı. Onlar, o aile fotoğrafını yarın kendileri için bir yüzkarası olarak görecekler. Çünkü, AB müktesebatı içerisinde sorunlarını halletmemiş bir ülke AB'ye alınamaz. Bu durum onları yarın huzursuz edecek ve onlar da bu yanlışlarını anlayacaklar, ama bunu anlamak yetmiyor. Asıl önemli olan geri adım atmaktır. Atarlar mı atmazlar mı bunu zaman gösterecek'' diye konuştu.
  
Kıbrıs sorunu konusunda bugüne kadar yapılan görüşmeler hakkında da bilgi veren Erdoğan, sorunun çözümü konusunda müzakereye açık olan sürecin devamını istediklerini belirterek, ''Hiç bir zaman müzakeredenkaçan bir taraf olmamalıyız. Sonuna kadar müzakereden yana olduğumuzu ortaya koymalıyız'' dedi.
       
''MİLLİ GÖRÜŞ GENELGESİ''
   
Başbakan Erdoğan, ''Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün yayınladığı, büyükelçiliklerin Milli Görüş teşkilatlarına itibar etmesine ilişkin genelge söz konusu... Bunda geçmişe dönük beklenti var mı yoksa, onları kucaklama çabası mı söz konusu?'' sorusunu şöyle yanıtladı:
  
''Bugün yurtdışındaki tüm işçilerimiz çeşitli vakıfların çatısı altında hizmet götürüyorlar. Onlar büyükelçilerimizin eli ayağı durumundadırlar, eğer sağlıklı çalışırlarsa. Ama bunlar sağlıklı çalışamıyorsa, o zaman orada siz ülke itibariyle zayıf durumdasınız. Şimdi biz bu avantajımızı ne yazık ki bugüne kadar kullanamadık. Teröre bulaşmadıktan sonra, bir fiili eylemin içerisinde olmadıktan sonra, ülke hassasiyetlerini koruyan derneklerle, vakıflarla niçin bizim büyükelçiliklerimiz iletişim içinde olmasın?
  
"TERÖRE BULAŞMAMIŞ DERNEKLER"

İletişim içinde olacak ki oradaki Türk toplumunu kucaklasın ve onlarla beraber sürekli hareket halinde olarak hatta oradaki belki de idare yapılara onların da nüfuz etmesini sağlasın. Onlar oradaki merkezi ve yerel yönetimlere girmeli, bu faaliyetleri sürdürebilmesi için o cemiyetlerle irtibat halinde olmalı.

Ama büyükelçiliklerimiz bize 'Maalesef biz bu dernekleri bir araya getiremiyoruz' diye dert yanıyorlar. Niye işte bu tür sıkıntılar nedeniyle. Bunları bir araya getirip ülkemizin de oradaki vatandaşların menfaatine olan adımları atmamızı büyükelçiliklerimiz sağlayabilir ve böylece de biz oraların parlamentolarına girme imkanı yakalarız. Buna yönelik iyi niyetli adımlardır, ama bunu farklı istikametlere çekmek sorumlu gazetecilik anlayışından uzak yaklaşımlardır.''
  
Bir başka soruyu yanıtlarken Erdoğan, genelgede herhangi bir dernek veya vakıf ismi verilmediğini, ''teröre bulaşmamış tüm dernekler'' denildiğini söyledi.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle