Dindarlar ateistleri anlamalı

Güncelleme Tarihi:

Dindarlar ateistleri anlamalı
Oluşturulma Tarihi: Ekim 21, 1998 00:00

Haberin Devamı

Geçtiğimiz hafta Çek Cumhurbaşkanı Vaclav Havel önemli bir toplantıya ev sahipliği yaptı: Forum 2000’de, dünyanın karşı karşıya olduğu güçlüklerin, tehlikelerin farkında olan ve çözüm üretmek isteyen pek çok fikir, din ve bilim adamıyla politikacıyı biraraya geldi. Türkiye'den sadece Dokuz Eylül Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Mehmet Aydın'ın davetli olduğu konferansta bu yıl özellikle globalleşme ve kültürel kimlikler üzerinde duruldu. Prof. Mehmet Aydın ile konferansın yapıldığı Prag Şatosu'nda Türkiye'yi konuştuk.

Türkiye globalleşmenin neresinde?

- Bunun tek cevabı yok. Bana sorarsanız bilimde ve teknolojide merkeze epeyce yakın. Fazla bilgi ürettiğimizi söyleyemem ama bu konuda psikolojimiz son derece rahat ve açık. Maalesef demokratik hayat tarzının globalleşmesinde o kadar iyi bir yerde değiliz. Açıkcası, kendi tarihi deneyimimiz daha iyi bir yerde olmamızı gerekli kılıyor. Hukuk devleti açısından da sıkıntılı bir durumdayız. Globalleşmenin en önemli süreçleri demokrasidir, insan haklarıdır. Türkiye diğer İslam ülkeleriyle kıyaslanmayacak kadar iyi bir yerdedir ama halihazırda bulunduğu yeri ona layık görmüyorum. Foucault'nun baskı altında tutulmuş halk bilgisi dediği şeye büyük inancım vardır. Bence halk kültürü, halk bilgisi hoşgörüye ve demokrasiye çok daha yatkındır. Türkiye'nin problemi bir entelektüel problemidir: Türkiye globalleşmeyi anlayan yaşayan ve onun yaşanmasını isteyen yeterince aydın üretemedi. üretemiyor.

Türkiyeli aydın nasıl bir konumda?

- Türkiye'nin aydınları bana kalırsa birbirlerini anlamıyor. Mesela sol aydınların büyük bir kısmı, kendisini muhafazakar konumda hisseden aydınla rahat değil. Anlamakta zorluk çekiyor. Basit bir örnek veriyorum: Türk vatandaşı olarak cuma günü namaz kılacak bir insan mesele oluyor. Efendim bu Allah ile kendisi arasında deniyor... Hayır değil... İnsanla cami arasında, öteki cemaat arasında, imam arasında. Bunu anlamayan bir anlayış bana çok tuhaf geliyor. Böyle bir anlayışı, böyle bir kültürel donanımı 20. Yüzyıl'a yakıştıramıyorum. Dindarım diyen bir aydın nasıl olur da ateistim diyen bir aydını anlamaz. Ben bunu anlamıyorum şahsen... Başörtülü kızın dinlenmesi gerek. Niçin örtüyor? Cevabının bir an olsun samimi olduğuna inanalım, ondan sonra onun üzerinde düşünelim, diyalogu öyle kurmaya çalışalım. Ama biz binlerce insan için rahatça karar veriyoruz diyoruz ki bu budur.

Türkiye'de bir entelektüel öbeğin içine girerseniz orada da benzer kavgaların olduğunu görürsünüz. Dindar bir çevreye girerseniz böyle kavgalar görürsünüz. Yani büyük öbekler birleriyle kavga ediyor, birbirlerini geliştirmeyecek boyutta mücadele ediyorlar. Ama aynı zamanda o makro düzeydeki mücadeleyi bırakır da her birinin içine girerseniz her birinin içinde de yok edici kavgaları görürsünüz. Türkiye için en büyük tehlike budur.

HIRPALANAN DEĞERLER

Bu tarif ettiğiniz durum giderek yaygınlaşıyor. Özellikle de din konusunda.

- Cumhurbaşkanı Demirel, ‘‘camiye siyaseti sokmak kadar tehlikeli birşey olamaz’’ derken haklı. Türkiye'nin eğitim düzeyinde başarmakta güçlük çektiği şey şu: Okulda ya da kültür çevresinde herkesin ortak olduğu bir zeminin sunulması lazım. Örneğin, liseden mezun olan her çocuk kendi ülkesinin dini çoğrafyasını iyi bilmeli. Şu son zamanlarda Alevilik konusunda ne kadar pot kırıldı. Bu neden ileri geliyor. Cahillikten. Biri kalkıp ‘‘Sapık Nuseyriler’’ diyor. Sapık kelimesini hiçbir inanış için kullanmamak lazım. Kullandığınız zaman o insanı yok ediyorsunuz. İnsanlar bugün Türkiye'de rahat etmek için bir tarafı tutmak zorunda hissediyorlar. Yeriniz yoksa insanlar size şüpheyle bakıyorlar. Oysa ortada siyah-beyaz diye bir ayırım varsa siz bunlardan birini seçmek zorunda değilsiniz. Hayatın genel ölçüde böyle siyah beyaz olarak gitmediğine inanıyorum. Her hangi bir siyasi parti kendisini ‘‘çağdaşların’’ bir diğeri ‘‘Atatürkçülerin’’, bir üçüncüsü ise ‘‘Müslümanların’’ partisi sayarsa, bu değerler hırpalanmış olur. Siyasetçi bunu yapabilir ama bu değerlerin devlet tarafından hırpalanması tehlikelidir.

Türkiye'de dine ideoloji gözüyle bakanlar var...

- 20. Yüzyıl'ın en büyük talihsizliklerinden biri dini ideolojiye dönüştürmek oldu. Din ideoloji değildir, daha geniş bir dünyadır. Din bir ‘‘izm’’ değildir. İslam ile İslamizmi birbirine karıştırmamak gerekir. İslamizm siyasal bir ideolojidir. İnsanın kendi kültürü ile çağdaşlaşması önemli. Şunun altının çizilmesi gerek: İslam ile çağdaşlaşmak, İslam'a rağmen değil.

Sizce Müslüman ülkelerde günün birinde böyle bir çağdaşlaşma olacaksa Türkiye bunun başını çekebilir mi?

- Bu soruya iki sene önce daha olumlu cevap verebilirdim. Ne var ki, dini canlanma patalojik bir görüntü arzediyor, ideolojik bir özellikle karşımıza çıktı. Türkiye'de İslami inanışın bir yelpaze gibi olduğu düşünsek de ön planda göreceğiniz dinin bir ideoloji gibi algılanması aynı zamanda karşısında olanın da ideolojik olmasından kaynaklanıyor. Yani İslamcılık denen olayla mücadele edenlerin konumu da ideolojiktir. İdeolojiler birbirlerini beslerler, birbirlerini yok etmeye çalışırken birbirlerini bazen de güçlendirirler. Şu anda Türkiye'de olan durum da bunu gösteriyor.

Konferansta kültürel kimlik meselesi üzerinde önemle durdunuz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının kimliği nedir?

- Osmanlı çok kültürlü bir imparatorluk yapısına sahipti. Modern Türkiye aynı zamanda bir yönüyle kültürel bir kavganın içinden çıkmış. İmparatorluğun son dönemlerinde bir taraftan Balkanlar'daki sıkıntılar, Araplar'ın kendilerine göre bir çaba içersinde olmaları Anadolu'daki Osmanlı'yı, ana kitleyi bir bakıma düşünmeye sevketti. Bunun sonucunda dikkat ederseniz biz 19. Yüzyıl'ı bitirirken, 20. Yüzyıl'a tabir yerindeyse, üç büyük ideolojiyle girdik. Türkçülük, İslamcılık ve Batıcılık. Şimdi bunların ortaya çıkışı önemli. Niye mesela Müslüman bir toplumda İslamcılık gündeme geliyor, niye zaten Türk olan bir toplumda Türkçülük tartışılıyor. Bunların tümü modern projelerdir. Anlamı şu, bunlar kendilerini yeni dünyada yeni terminolojiyle ifade etmek durumundalar. Belki, devlet eliyle bir kültür politikası yaratmak yoluna gitmezseniz bunlar birbirleriyle olan ilişkilerinde bir sentezi doğurabilirler.

Bugün hala böyle bir senteze ulaşılmadı herhalde.

- Hayır. Akıllı siyasi liderler siyasi çerçeveyi bu terkibin oluşması için bir bakıma hazır tutarlar. En azından engelleyici olmazlar. Türkiye'de şu anda böyle politikacılar yok. Halk bazında bir senteze doğru gidildiğini hissediyorum ama bu da bir sürü zorlukla karşı karşıya. Bu zorluk geniş halk kitlelerinden ziyade, aydının tavrından ötürü oluyor ve olacağa benziyor. Türkiye'de aydınlar çok farklı kaynaklardan geldiler. Liselerden, ortaokullardan daha etkili olan kaynaklar oldu. Mesela diyelim ki, sol aydınlarımız okullardan solu öğrenmediler ya da dine ağırlık veren aydınlarımızın pek çoğu (bu ilginçtir; belki ilk kez duyuyorsunuz) İmam Hatip Okulu'ndan ya da İlahiyat Fakültesi'nden çıkmadılar. Türkiye'de kültürel kimliklerin oluşmasında toplum içinde var olan pek çok kaynak okul sisteminden daha etkili oluyor. Aile sistemi çok az etkili olabiliyor. Ocaklar, dernekler vakıflar özellikle Türkiye'nin son 20 senesi için söylüyorum, mesela diyelim ki Türkiye'de bir ülkücülük varsa bu okuldan öğrenilmedi: Türkiye'nin bugün üzerinde durması gereken kimlikler bunlar, yani sol kimlik nedir, milliyetçi kimlik nedir? İslami kimlikten söz ediyoruz. Acaba bu öteki kimliklerde bulunmayan birtakım nitelikleri mi taşıyor, yoksa hakikatten bu siyasal bir adlandırma mı?

TARTIŞMALIYIZ

Bunların üzerinde durduğumuz zaman göreceğiz ki, Türkiye'nin son 30-40 senesi çok farklı etkilenim kaynaklarına açık olan bir durumla karşınıza çıkıyor. Sözünü ettiğimiz sentezin hızlanması için şuna ihtiyacı var: Prag Şatosu'nda gördüğünüz bu manzaranın yani tartışma ortamının ülke içinde olması gerekiyor. Herkes içini, kafasının içindekilerini ortaya koyuyor. Dikkat ederseniz gönlünü ortaya koyanlar daha çok alkışlanıyor. Türkiye'de iç dünyaya soğuk bakılıyor gibi geliyor bana. Bu aynı zamanda Türkiye'nin halen yürütmeye çalıştığı hukuk sistemiyle de ilgili. İnsanlar konuştukları zaman başları derde girecekse susmayı tercih ederler.

KİMLER KATILDI

Vaclav Havel

Hillary Clinton

Henry Kissinger

Hans van den Broek

Adam Michnik

Gareth Evans (Eski Avustralya dışişleri bakanı)

Fevzi Fadel El Zefzaf (El Azhar Üniversitesi temsilcisi)

Osvaldo Sunkel (Şilili ekonomist)

Thomas Bata (Çek işadamı)

Weiming Tu (Tarihçi, felsefeci)

Mehmet Aydın

Krishan Kumar (Modern Toplumun Yükselişi kitabının yazarı)



Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!