GeriGündem Cinnah fısıltıları
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Cinnah fısıltıları

Otobüs durağındaki bakan yardımcısı

SANAYİ ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun, bakanlığında müsteşar yardımcılarının altındaki tüm bürokratların makam araçlarının havuzdan karşılanması uygulaması başlattı. Coşkun, bürokratların eve gidip gelirken makam aracı kullanmalarına da son verdi.

Bu uygulamanın ardında yıllar önce belleğine kazınan bir anısı var. Coşkun Hürriyet'e bu anısını şöyle anlattı:

2-2.5 yıl önce, Abdullah Gül, ve Ertan Yülek ile birlikte FP Genel Başkan yardımcıları sıfatıyla ABD'ye gittik.

AAA BU BİZİM KOH!

Bize tahsis edilen otomobille Washington sokaklarında dolaşırken, Gül dikkatimizi önümüzdeki otobüs durağında bekleyen bir Amerikalı'ya yöneltti:

‘‘Yahu, bu bizim Mr. Koh değil mi?’’

Otomobilimiz durağa iyice yaklaştığında, yanılmadığını gördük.

Gül'ün, ‘‘Bizim Mr. Koh’’ dediği otobüs durağındaki Amerikalı, o dönemin ABD'nin İnsan Haklarından Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Harold H. Koh'dan başkası değildi. Gül, otomobilin camını açarak, ‘‘Hello Mr. Koh’’ deyince, Koh şaşırdı. Koh'un evine gitmek için otobüs beklediğini öğrenince, şaşırma sırası Gül'e geçti. Ve onu evine bırakmayı teklif etti. Koh, ‘‘Otobüs şimdi gelir’’ dediyse de, Gül'ün ısrarı üzerine daveti kabul etti.

MERAKLARI GİDERDİ

Tabii Koh arabaya biner binmez de, önce üç ünlü Türk politikacının, evine gitmek için neden otobüs kullandığı yönündeki merakını giderdi:

‘‘ABD'de bakan yardımcısı da olsanız makam araçlarını kullanmanın kuralı var. Makam aracı ile beni eve de bırakabilirler; ama bu durumda ayda 1700 dolar ödemem gerekir. Ben de kendime yeni ev aldım, bu para ile evin taksidini ödüyorum.’’

Koh,
ardından, ‘‘Peki ABD'de makam araçlarını kullanmanın kuralı ne?’’ sorusunu ise şöyle yanıtladı:

‘‘Bir gün önceden resmi görevli olarak nerelere, hangi saatlerde gideceğimi liste halinde ulaştırma birimine veriyorum. Eğer koruma gerektiren bir yere gidiyorsam, onu da belirtiyorum. Ertesi gün, hareket saati geldiğinde, makam otosu da, gerekiyorsa koruma da hazırdır.’’


Dilden gelen elden gelse


YEREL
seçim atmosferi giderek kendini hissettirirken, AKP'nin Ankara Belediye Başkanı adayının kim olacağı merak ediliyor. Keçiören Belediye Başkanı Turgut Altınok aday olacağını açıklarken, Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek'i ‘arşivler’ düşündürüyor. Çünkü politika kubbesinde baki olmayan sedalar, arşivlerde kalıyor.

9 ay sonra yapılacak yerel seçimlerde AKP'nin Ankara adayını Tayyip Erdoğan belirleyecek. Ancak arşivler Gökçek'in ‘Erdoğan eleştirileri’ ile dolu. Bugün Gökçek'i düşündüren demeçler, iki yıl öncesine uzanıyor. O dönemde Erdoğan'ın başını çektiği ‘Yenilikçiler’e ‘‘FP'den farkları yok’’ diyen o. Gökçek Ağustos 2001'de Afyon toplantısına davet edilmeyince, derdini basına döküyor. Star Gazetesi'nde 20 Ağustos 2001'de yayınlanan demecinde, AKP'nin ‘‘Yanlış doğduğunu’’ söyleyerek bir ‘teşhis’te, ‘‘Barajın altına düşecekler’’ diyerek de bir ‘tahmin’de bulunuyor. Aynı gazetede 10 gün sonraki röportajında ise Erdoğan'ın, toplumun ne istediğini göremediğini savunuyor: ‘‘Tayyip Bey hareketinin inşası biraz ben merkezli olmuştur.’’ Aynı röportajda Gökçek, ‘‘Siyasette güçlü insanlarla çalışmak gerekiyor. AKP'de güçlü, farklı bir yapı kurulamadı’’ diye yakınıyor. Gökçek DP çatısı altında siyaset yapmaya karar verince, eleştiri okları daha da sivrileşiyor. Akşam Gazetesi'nde 11 Haziran 2002'de ‘Tayyip’i silerim' başlıklı röportajda, ‘‘Erdoğan'ın karşısına güçlü bir aday çıksa, siler süpürür. İşte o isim ben olacağım’’ diyor. Aynı röportajda, siyasi umudunu da şöyle özetliyor:

‘‘Ne zaman, Tayyip'in yanında başka seçenek görür vatandaş, derhal o alternatife yönelecek. Liderler arasında Melih Gökçek'ten başarılı geçmişi, yaptıkları yapacaklarının teminatı olan ikinci lider yok.’’

Gökçek'
in şimdi umudu Erdoğan.


Plaka hizbine ‘Fayton’ dengesi


ADALET
ve Kalkınma Partisi'nin kısa adının nasıl yazılıp, nasıl okunduğu, kuruluşundan bu yana tartışılıyor. Dil bilimcilerden gazetecilere, iktidardan muhalefete kadar hemen herkes ‘AK Parti mi, A-KE-PE mi’ tartışmasına bir şekilde taraf oluyor. AKP'liler ise ısrarla ‘‘AK Parti’’ olarak anılmayı istiyor.

Bu hararetli ve popüler tartışma sürüp giderken CHP Kırklareli Milletvekili Mehmet Kesimoğlu, üşenmeyip ilginç bir araştırma yapmış.

Milletvekillerimiz otomobillerine plaka alırken, genellikle plakadaki harflerin partilerinin kısaltılmış harflerinden oluşmasına dikkat eder.

Kesimoğlu'nun trafikten yaptığı araştırmaya göre AKP'nin 9 milletvekili otomobil plakalarını ‘AKP’ harflerinden seçmiş. Yani tüm parti ‘‘Bize AK Parti deyin’’ diye direnirken, 9 milletvekili partilerinin kısa adını AKP olarak plakalarına nakşetmişler. ‘AKP’li vekiller şunlar:

06 AKP 08 Sabri Varan, 06 AKP 17 Bekir Bozdağ, 06 AKP 64 Faruk Ambarcıoğlu, 06 AKP 75 İsmail Ericekli, 06 AKP 78 Hasan Bilir, 06 AKP 16 Muharrem Tozçöken, 34 AKP 72 Ömer İnan, 34 AKP 43 İbrahim Köşdere, 35 AKP 12 İsmail Katmerci.

SIR AAS'DE GİZLİ

Ama asıl sır, Erdoğan'ın başbakan olmadan hemen önce aldığı, 180 bin Euro'luk Volkswagen'in plakasında gizli. Başbakanlık'ta muhabirlerin ‘fayton’ olarak andığı, Phaeton modeli son teknoloji otomobilin plakası 06 AAS 01.

AAS'nin sırrı çözülemedi. Ama kısaltması AAS olan; Acil Ambulans Servisi, American Astronomical Society, Atomik Absorsiyon Spektrometresi anlamına gelmediği kesin.

Belki de Erdoğan bu plakayı, AKP içindeki ‘‘Plakalar ‘AKP' mi olmalı, ‘AK' mı?’’ ikilemine taraf olmamak için seçmiştir.


Powell’dan güven ataması


ANKARA'da 3 yıldır büyükelçilik yapan Robert Pearson, görev süresi sona erdiği için temmuz ayının sonunda ABD'ye dönüyor. Pearson, Irak savaşı öncesinde, Türkiye-ABD arasında yürütülen pazarlıkların kilit noktasında yer aldı. 3 yıllık görev süresi bittiği için Washington'a döndüğünde, durumunun ne olacağı büyük merak konusuydu. Dışişleri Bakanı Colin Powell'ın Pearson'ı, Dışişleri Bakanlığı'nın personel işlerinden sorumlu, İnsan Kaynakları Direktörlüğü'ne getirdiği öğrenildi. Pearson'ın bu görevi Dışişleri Bakanlığı'nın en kritik, en önemli pozisyonlarından birisi. Çünkü ABD Dışişleri'ndeki binlerce diplomatın atama işleri doğrudan Pearson tarafından yürütülecek. İnsan Kaynakları Direktörlüğü'nün, prestijli büyükelçiliğe giden yolu açan görev olduğu da biliniyor. Bu önemli görevlendirmeden, Powell'ın Pearson'a güveninin tam olduğu anlaşılıyor.
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle