GeriGündem Bükreş'te gördüğüm çifte AB standardı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    101
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bükreş'te gördüğüm çifte AB standardı

Bükreş'te gördüğüm çifte AB standardı
refid:15171259 ilişkili resim dosyası

Size Bükreş’te gördüğüm ve isyan ettiğim çifte standardı aktarmadan önce Türkiye’nin AB yolculuğundaki önemli bir detayı anlatmak istiyorum.

Devlet Bakanı Egemen Bağış’la iki gündür Bükreş’teyiz.

AK Parti’nin uygulamalarına kızanınız vardır alkışlayanınız vardır…

Ama şunu söylemeliyim ki; Egemen Bağış’la birçok AB gezisine katıldım. Bu defa çok daha net görüyorum ki Bağış siyaset üstü bir mücadele veriyor. Nasıl mı?

Bazen bir gönüllü turist rehberi gibi, bazen bir iş adamı, bazen bir öğrenci gibi Türkiye’yi anlatıyor.

Önceki akşam Bükreş Büyükelçimiz Ayşe Sinirlioğlu’nun ev sahipliğinde Rumen gazetecilere bir yemek verildi.

O yemek öncesinde AB Genel Sekreteri Büyükelçi Volkan Bozkır’la bir sohbet olanağı buldum. O da Bağış’ın bu siyaset üstü performansına dikkat çekiyor.

Dikkat ettim. Bağış yemekte Türkiye’nin AB adaylığını 3 temel noktaya oturtuyor.

Belli ki AB Genel Sekreterliği ve Dışişleri Bakanlığı Bürokratları yeni bir strateji üzerinde yoğunlaşmışlar. Bu stratejinin başlıklarını şöyle özetleyebilirim: Enerji konusu.

Bir Rumen gazetecinin sorusu üzerine zaten İngilizceye çok hakim olan Bağış sözlerini kısa esprilerle süsleyerek şu cevabı veriyor:
“Türkiye yalnızca bir köprü değildir. Aynı zamanda Avrupa’ya ve dünyaya açılan bir enerji hattıdır. Düşünün ki dünyanın en büyük enerji kaynakları Romanya’nın da içinde bulunduğu Nabucco projesiyle Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlanacak. Sizler için işte bu köprünün ayrıca  böyle bir özelliği de var. Ama gelin görün ki hiçbir ısınma derdi olmayan Akdeniz’in sıcak güneşi altında yaşayan Kıbrıs Rum Kesimi Türkiye’nin AB üyeliği için hayati derecede önemi olan enerji faslını açmasını bloke ediyor. Ben de size soruyorum, şimdi bundan ne anlayacağız?”

Masadaki, gazeteciler bu soruya bir cevap veremiyor. Hatta yanımdaki ajans temsilcisi önündeki kağıda kocaman bir soru işareti çizip altına Kıbrıs yazıyor.

İşte Türkiye’nin AB yolculuğu da Rumen gazetecinin çizdiği soru işareti kadar zorlu ve sorularla dolu bir yolculuk.

Ben Büyükelçi Bozkır’ı ve heyetteki diğer diplomatları, büyükelçi ve yardımcılarını izlerken bu zorlu soru karşısında inanılmaz bir vatanseverlikle mücadele eden sivil bir cephe görüyorum. Türkiye’nin askeri cephelerden çok bu tür sivil cephelere ihtiyacı var.

Bu mücadeleyi bir denizin dalgalarının kayalara vuruşu gibi algılıyorum. Yıllar geçiyor. Bir şey olmadı zannediyorsunuz ama geriye doğru karşılaştırdığınızda dalgaların kayaları nasıl aşındırdığını anlayabiliyorsunuz.

Türkiye AB yolculuğunu yıllardır sürdürüyor.

Tıpkı bir denizin dalgaları gibi.

Mustafa Kemal’in çağdaş uygarlık düzeyi diye başlattığı bu dalga rahmet İnönülerin, Mendereslerin Ecevitlerin, Özalların, Demirellerin, Yılmazların, Çillerlerin, her birinin birer dalga gibi sürdürdüğü siyaset üstü bir yolculuktur.

Bağış’ın açtığı ikinci başlık ise terör.

Şu anda Bükreş Carol Üniversitesi kütüphanesindeyiz.

Ben bu yazıyı yazmak için bir dönem Çavuşesku’nun özel ordusuyla yürüdüğü meydana çıktım.

Hemen sağımda Hilton, Radisson otelleri, karşımda gerçek bir 18. yy Avrupa mimarisi ile AB binası.

Bu atmosferi aktardıktan sonra Bağış’ın içeride açtığı terör başlığına geçebilirim. Bağış şöyle diyor:

Türkiye uluslararası kurallara ve kurullara saygılıdır. Hiçbir şekilde silaha sarılmak istemez. Nitekim her sorunda olduğu gibi başta Birleşmiş Milletler olmak üzere uluslararası kurullara müracaat eder. Afganistan’dan Bosna’ya, Kore’den Somali’ye kadar barış için her yerde mücadele etmiş ve etmektedir. Ama bu terör konusu yalnız Türkiye’nin sorunu değildir. İşte bakın teröristin hedefi Afganistan değil Londra ya da Madrid metrosudur. Türkiye bunu anlatmaya çalışıyor. Türkiye’yi vuran terör dünyayı da vurmaktadır. Uyuşturucu ile, silah ve insan kaçakçılığıyla, kayıt dışıyla vurmaktadır.”

Üçüncü başlık: Yetişmiş insan gücü ve Pazar ekonomisi.

Egemen Bağış Türkiye’nin genç nüfusu ile Avrupa için müthiş bir potansiyel olduğunu söylüyor.

AB’nin içinde bulunduğu krizden bu potansiyelin ve pazarın itici gücüyle çıkabileceğini anlatıyor.

Bükreş’te gördüğüm çifte standarda gelince…

İnanın insan bu şehri görünce isyan etme zorunda kalıyor. Başkent Bükreş birçok binası yenilenmesine rağmen “halının altına süpürülmüş bir fakirlik” olarak özetlenebilir.

Tarihi binalarını o estetik dokuyu bir kenara bırakırsak Çavuşesku döneminden kalmış sıvaları dökülmüş mülteci kamplarına benzer ağır bloklar hala duruyor.

Ve en ilginci belki gençlerin hatırlayamayacağı bir manzara, yolların iki kenarından geçen ve neredeyse yerlere değecek kadar salkım saçak hale gelmiş telefon kabloları.

Evet bizim unuttuğumuz hafızalarımızdan silinmiş o siyah telefon kabloları yolların üzerinden sarkıyor.

Elektrik direkleri arasındaki o kablolar bana manyetolu telefonları, postaneden yıldırım diye yazdırdığım aramaları hatırlatıyor…

40 milyona yakın internet kullanıcısıyla, yeraltı ve denizaltı dijital kablolarıyla bir Türkiye.

Az ötede memur maaşlarını yüzde 20’ye yakın oranda indirdiği için hükümeti protesto eden Rumenler.
İşsizlik ve giderek artan emekli nüfus. Romanya’dan, Polonya’dan, Macaristan’dan, Almanya’nın, Fransa’nın üzerine binen bu emekli nüfus ve salkım saçak telefon kabloları.

Yetmedi. Yunanistan’dan sonra Portekiz, İtalya , İspanya ve hatta İngiltere’ye uzanan borç batağı.

Euroyu karartan bu manzaranın kaynaklarından birini Bükreş’te böyle görüyorum. Ve elbette soruyorum, nasıl oluyor da böyle bir Romanya’yı Türkiye’den çok sonra müracaat etmesine rağmen kayıtsız şartsız AB’ye almışlar?

Bir Rumen gazetecisine bu soruyu sorduğumda şu cevabı veriyor:

- Siz daha ne gördünüz ki. Asıl Romanya’daki kara para, mafya ve kayıt dışını bilmelisiniz. Burası AB’nin arka sokaklarıdır. AB’nin kayıt dışı buralarda aklanır.

Evet işte çifte standart bu. Biliyorum bazılarınız eleştirecek bazılarınız doğru bulacak. Ama lütfen bu yazdıklarımı siyaset üstü bir gözlükle okuyun. Hiçbir kampın penceresinden bakmayın çünkü o zaman daha iyi görüyoruz.

SÜPER KOBRA DEĞİL SÜPERMEN GELSE NE OLUR

fcekirge@hurriyet.com.tr


 

Yorumları Göster
Yorumları Gizle