GeriGündem "Bu saldırı İngiltere ve Türkiye'ye bir mesaj da olabilir" 
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

"Bu saldırı İngiltere ve Türkiye'ye bir mesaj da olabilir" 

"Bu saldırı İngiltere ve Türkiye'ye bir mesaj da olabilir" 

Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay, Yeni Zelanda'da iki ayrı camiye düzenlenen terör saldırısına ilişkin, İngiltere, ABD, Rusya, Çin arasındaki ilişkileri düşünüldüğünde bu saldırının yorumlanabilecek başka bir boyunun da dikkate alınması gerektiğini aktardı. Sarıbay, "Brexit meselesi veya başka bir şeyden dolayı ABD'nin İngiltere'ye verdiği bir mesaj da olabilir bu saldırı. Biliyorsunuz Yeni Zelanda İngiltere'ye bağlı bir ülke. İslamofobiyayı buna bir kılıf yapmış olabilirler. Mesajı alan aldı zaten. Saldırganın manifestosunda Türkiye'ye yönelik mesajlar dikkati çekiyor. Çünkü Türkiye, İslamofobik davranışlar karşısında, Batı'nın çifte standartlarına karşı duruşu olan bir ülke. 'Bu duruş iyi bir duruş değil, aklınızı başınıza alın' mesajı da verilmiş olabilir.'' dedi.

Prof. Dr. Sarıbay, AA muhabirine, Yeni Zelanda'daki terör saldırısını değerlendirdi.

Türkiye'nin, İslamofobik davranışlar karşısında Batı'nın çifte standartlarına karşı duruşu olan bir ülke olduğunun altını çizen Sarıbay, " 'Bu duruş iyi bir duruş değil, aklınızı başınıza alın' mesajı da verilmiş olabilir. Onun için diyorum ki; Türkiye burada en azından sembolik olarak bu eylemin bir terör eylemi olduğunu vurgulayacak, Batı'nın tavrının bir çifte standart olduğunu öne çıkartacak bir şekilde zorlamalarda bulunmalı." dedi.

Prof. Dr. Sarıbay, uluslararası siyasetin korkular üzerinden inşa edilmeye başladığını belirterek, bunun da silah ticareti veya bir bölgenin kontrol altına alınması gibi faktörler üzerinden şekillendiğini anlattı.

İslamofobi’nin son yıllarda türeyen bir olgu olmadığını, haçlı seferleri ruhunun, sistematik bir şekilde bugüne kadar geldiğini ifade eden Sarıbay, "Müslümanlık ile şiddet içerikli eylemleri özdeşleştirmek, eski zamanlardan beri Batı’nın yaptığı bir şeydir. Bu algı haçlı seferlerine uzanmaktadır. Orta Doğu'da değişen dengeler, savaşlar, ortaya çıkan İslami olarak lanse edilen yapay terör grupları, Batı'ya yönelen mülteci akını ve Avrupa'da yabancı düşmanlığı söylemleri daha fazla açığa çıkmaya başladı. Yeni Zelanda’daki saldırılar da söz konusu algılayış biçimini yansıtmaktadır." diye konuştu.

11 Eylül’ün yeni bir haçlı seferi ruhu yarattığına da vurgu yapan Sarıbay, "Haçlı seferlerinin çağrıştırdığı olgu, Müslüman karşıtlığına dayandığı için son dönemlerde İslamofobi üzerinden şekillenen terör eylemlerinde artış yaşanıyor." değerlendirmesini yaptı.

Batılıların, seküler toplumun oluşmasından dolayı Hristiyanlığın yerine koyacak başka bir din aramaya yöneldiğini belirten Sarıbay, "İslam dini hem sekülerliğe karşı tavır almış, hem de mümkün olduğu ölçüde kendisini korumayı başarmıştır. Zaten Batı, karşısına dikilen İslam’ı öteden beri tehdit olarak görmektedir. Yitirdikleri maneviyatı bu şekilde koruyan bir din, onlar için her zaman tehdit olmuştur." ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Sarıbay, Samuel P. Huntington'un "Medeniyetler Çatışması" kavramını ortaya atmasıyla beraber İslam karşıtlığının da ivme kazandığını savundu.

"Medeniyetlerin özü dindir" çıkarımıyla aslında Huntington'unun bir gün bu iki dinin savaşacağını kastettiğini ifade eden Prof. Dr. Sarıbay, şunları kaydetti:

"İslamofobi bir anlamda o birikimin yansımasıdır. Yani bunun bir temeli, bir arka planı var, bu da ortaya çıkıyor. Yeni Zelanda'nın seçilmesi bu anlamda çok ilginç. Öyle bir yer seçiliyor ki biliyorsunuz 5 buçuk milyon nüfusun huzur içinde yaşadığı, neredeyse trafik kazasının bile olmadığı bir ülke. Saldırı ile 'Evet İslamofobi var ama bir manyağın düzenlediği münferit bir eylemdir. Norveç'te de buna benzer bir olay oldu. Dolayısıyla sizin kurguladığınız gibi bir İslam karşıtı örgütsel bir terör eylemi değil' fikri aşılanmaya çalışılıyor.

Küresel güçler aslında sinsice bir medeniyet anlayışını, medeniyet savaşını, bir din savaşını başlatabileceklerini veya sürdürdüklerini üstü kapalı bir şekilde ilan ediyorlar. Katilin üzerinde taşıdığı semboller, bıraktığı notlar, Ayasofya'nın vesairenin hedef gösterilmesi bu savaşı aleni bir şekilde başlatabileceklerinin de işareti olarak gösterilmesidir. Egemen güçler, bu planı istedikleri her an devreye sokabilecekleri bir güce sahip olduklarını da ilan ediyor."

Hiçbir istihbarat örgütünün teröristin arkasında durmayacağını belirten Sarıbay, "Hemen yayılan bilgi de 'bu adam manyak, ırkçı' gibi ithamlar oldu. Bu olay terör olayı değil de nedir?" dedi.

Charlie Hebdo olayında dünya liderlerinin yürüyüşünü anımsatan Sarıbay, "Bu olayda benzer bir refleks gösterilmemesi iki yüzlülüktür. Bu olay karşısında Doğu ve İslam dünyasının yapması gerekenler var. Birleşmiş Milletleri (BM) mi zorlayacağız? İslam İşbirliği Teşkilatı'nı mı zorlayacağız? Bunu harekete geçirecek bir mekanizma bile yok. Her şey lafta kalıyor maalesef. Bu tür organizasyonları Batılılar yapıyor." diye konuştu. 

Prof. Dr. Sarıbay, İngiltere, ABD, Rusya, Çin arasındaki ilişkileri düşünüldüğünde bu saldırının yorumlanabilecek başka bir boyunun da dikkate alınması gerektiğini aktardı.

İstihbaratların bu şekilde mesaj verdiğinin altını çizen Sarıbay şöyle devam etti:

"Brexit meselesi veya başka bir şeyden dolayı ABD'nin İngiltere'ye verdiği bir mesaj da olabilir bu saldırı. Biliyorsunuz Yeni Zelanda İngiltere'ye bağlı bir ülke. İslamofobiyayı buna bir kılıf yapmış olabilirler. Mesajı alan aldı zaten. Saldırganın manifestosunda Türkiye'ye yönelik mesajlar dikkati çekiyor. Çünkü Türkiye, İslamofobik davranışlar karşısında, Batı'nın çifte standartlarına karşı duruşu olan bir ülke. 'Bu duruş iyi bir duruş değil, aklınızı başınıza alın' mesajı da verilmiş olabilir.

Onun için diyorum ki Türkiye burada en azından sembolik olarak bu eylemin bir terör eylemi olduğunu vurgulayacak, Batı'nın tavrının bir çifte standart olduğunu öne çıkartacak bir şekilde zorlamalarda bulunmalı. Türkiye, 'bugün yürüyüş yapacağız, İİT'yi toplayacağız, BM'de gündeme getireceğiz' gibi adımlar atmalı. Bu, sözle olacak bir iş değil. Eylemle olacak bir şey." 

Yorumları Göster
Yorumları Gizle