GeriGündem Bizzat kendisi Türkiye mozaiği
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    245
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bizzat kendisi Türkiye mozaiği

Bizzat kendisi Türkiye mozaiği
refid:8525443 ilişkili resim dosyası

Tempo Dergisi, AKP’ye açtığı kapatma davasıyla son günlerin hakkında en çok konuşulan hukukçusu, Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın ’kişisel tarihini’ araştırdı. Dedesi Kürt kökenli, annesi aileden olmayan erkeğin yanına oturmayacak kadar dini bütün ve başı kapalı olan Yalçınkaya’nın öğretmen babası ise, tam bir Cumhuriyet aydınıydı. İşte, Tempo’nun sayfalarından özetle, Yalçınkaya...

ÖĞRETMEN Behzat Yalçınkaya’nın üçüncü erkek evladı doğduğunda, tarih 10 Mart 1950’yi gösteriyordu. Aileye bir erkek daha katılmıştı. Bebeğe, annesi Sakine Hanım’ın babasının ismi uygun görüldü: Abdurrahman. Ailenin altı çocuğu vardı. Küçük Abdurrahman, iki abi, üç de kız kardeşe sahipti. Kürt kökenli, 1919 doğumlu baba Behzat Bey, Şanlıurfa Suruçlu’ydu. Bu genç cumhuriyet çocuğu, idealist bir öğretmen çıktı. Öyle ki, Şanlıurfa’da gece okulu açtırdı ve burada öğretmenlik yaptı. Behzat Bey, 50 sene öncesinin Urfası’nda, kızlarını da okutmayı isteyecek kadar aydın ve ilericiydi. Ama, Kara Köyü camiine en büyük para desteğini verenlerin de başındaydı. Behzat Bey’in, Suruç’un Kara Köyü’nde ortakçılarına ektirdiği arazileri vardı. Ama toprak ağası değildi. Açıkçası çocuklarının da toprakla haşır neşir olmasını pek istemiyordu.

ADI NAKŞİLER’İN ŞEYHİ ABDURRAHMAN’DAN MI

Anne Sakine Hanım’ın ise, Kürt Hacı Ali Efendi’nin sülalesinden olduğu öne sürülüyordu. 1915 doğumlu Sakine Hanım, dini bütün, başörtülü bir kadındı ve aileden olmayan erkeklerin yanında bile oturmazdı. Ancak o da, çocuklarının okumasına destek oldu. Kürt Hacı Ali Efendi ise, devrinin büyük, çok sevilen álimlerinden biriydi. Nakşibendi şeyhiydi. Mezarı da Şanlıurfa’da, Bediüzzaman Kabristanı’nda, Nebi Efendi adlı velinin türbesindeydi. Aynı türbede, Kerküklü Büyük Şeyh Abdurrahman Efendi’nin de mezarı bulunuyor. Sakine Hanım’ın babasının adı da Abdurrahman. Ve onun adı, Yalçınkaya’ya veriliyor. Kısacası, Abdurrahman Yalçınkaya’nın atasının Büyük Şeyh Abdurrahman Efendi olması da ihtimal dáhilinde. (Yine de ulaştığımız bilgilere göre Abdurrahman Yalçınkaya’nın annesinin soyu Kürt Hacı Ali Efendi ile alakalı.)

ANKARA’DA OKUSUN DİYE GÖÇ ETTİLER

İddiaya göre, Şanlıurfa’da, Milli Nizam Partisi’nden itibaren dindarlardan oluşan siyasi partilerde görev almış Ali Güner de, Sakine Hanım’ın kardeşlerindendi. Yani Abdurrahman Yalçınkaya’nın dayısı, Milli Nizam geleneğinden gelen bir sağ siyasetçiydi.

Yalçınkaya Ailesi, Şanlıurfa’da kalmadı. Küçük Abdurrahman’ın en azından lise eğitimini Ankara’da sürdürmesi için memleketlerini terk edeceklerdi. Avukat olmak isteyen Abdurrahman, Ankara göçünden sonra Yıldırım Beyazıt Lisesi’ni bitirdi, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydını yaptırdı. Genç Abdurrahman, fakülte biter bitmez meslek hayatına atıldı, Ankara hákim adayı oldu. Ardından sırasıyla Acıpayam, Bulanık Hákimliği, Gürün Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı, Gürün Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanlığı, Silifke Hákimliği ve Yargıtay Tetkik Hákimliği görevlerinde bulundu. 14.04.1998’de de Yargıtay Üyeliği’ne seçildi. Yargıtay Yedinci Ceza Dairesi Üyesi iken Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nca gösterilen adaylar arasından, Cumhurbaşkanı, 21.06.2004’te kendisini Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği’ne seçildi. Ardından Başsavcı olarak ataması yapıldı. Yine hukukçu olan 1955 doğumlu Oya Hanım’la evlendi, iki de çocukları oldu. Oya Yalçınkaya da Yargıtay Tetkik Hákimliği görevi yapmış bir hukukçuydu. 2004 yılında isteğiyle emekliye ayrıldı.

YALÇINKAYA’NIN İLK ’ODAĞI’ DTP OLMUŞTU

Yargıtay Başsavcısı Yalçınkaya, Kasım 2007’de ilk önemli çıkışını yaptı. Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP) tümden kapatılması istemiyle dava açtı, bu partinin, ’devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı eylemlerin odağı’ haline geldiğini iddia etti. Sekizi milletvekili 221 DTP’li hakkında beş yıl süreyle siyasi yasak istedi. Kapatma davası, çok da büyük bir çalkantıya yol açmadı. Hatta Başbakan Tayyip Erdoğan bile, önce, "Yürütme olarak tasarrufumuzun dışındaki alanları herhalde kimsenin bize sormaması gerekir" dedi, ama ardından ekledi: "Biz, eğer demokrasiye inanmışsak, daha ileri demokrasi diyorsak, o zaman demokratik yollardan parlamentoya gelmiş insanlara kalkıp anti-demokratik uygulamalar yapmak suretiyle onları farklı mecralara itemeyiz." Mart 2008’de, Yalçınkaya asıl bombasını patlatacak ve Adalet ve Kalkınma Partisi’ni kapatmak için harekete geçecekti. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın kişisel tarihi şimdilik buraya kadar. Ancak genel tarih, savcı hakkında ne yazacak, işte orası henüz belli değil.

Nakşi abisi yalnız öldü

ABDURRAHMAN
Yalçınkaya’nın büyük abisi, 1941 doğumlu Bakır, babası gibi öğretmen oldu. Hiç evlenmedi ve mazbut bir hayat sürdü. Ailenin 60 dönüm toprağının bulunduğu Kara Köyü’nde, 2004’te hayata gözlerini yumdu. Büyük ihtimalle, ailede yeni kuşak arasındaki en dini bütün kişiydi. Muhtemelen o da Nakşibendi’ydi. Ancak sanılanın aksine, şeyhlik mertebesine yükselmedi. Zaten aksi olsaydı, bir evde yalnız başına ölmesine de göz yumulmazdı.

Küçük abisi intihar etti

YALÇINKAYA
Ailesi’nin ikinci erkek çocuğu, 1948 doğumlu Hüseyin Tuncer de okudu, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Deontoloji Ana Bilim Dalı öğretim üyelerinden biri oldu. 6 Mayıs 1999 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde çıkan habere göre, Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Tuncer Yalçınkaya, üniversitedeki odasında, tabancayla intihar etti. Evli ve iki çocuk babası Yalçınkaya, bıraktığı mektupta, intiharından kimsenin sorumlu olmadığını belirterek, "Artık bu depresyona dayanamıyorum. Ailem ve çocuklarım beni affetsin. Beni Suruç’a gömün" diye yazdı.

’Enteresan bir tabiat sahibi’

DÖNEM, 68 kuşağının ortalığı inlettiği yıllardı. Abdurrahman Yalçınkaya, olaylara bulaşmadan 1972-73 öğretim yılında fakülteyi bitirdi. Pek de popüler olmayan Yalçınkaya için, fakültenin 1972-73 yıllığının 116’ncı sayfasında şunlar yazılmıştı: "Sessizliği ve çalışkanlığı ile çok takdir edilir. Fakültenin kapısını açarken gücü tükenen arkadaşımız, renkleri seyretmek ve onların değişimlerinden duygulanmak gibi enteresan bir tabiat sahibidir. Bu müstesna arkadaşımıza yazarlık hayatında başarılar dileğiyle..."

Yorumları Göster
Yorumları Gizle