GeriGündem Bir ihlal daha olursa düşürürüz iması
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    100
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bir ihlal daha olursa düşürürüz iması

Bir ihlal daha olursa düşürürüz iması
refid:6608203 ilişkili resim dosyası

Başbakan Tayyip Erdoğan, NTV'de Murat Akgün'ün sorularını yanıtladı.

Başbakan Erdoğan, ABD F-16'larının Kuzey Irak'ta yaptıkları 4 dakikalık hava ihlali üzerine NTV'den çok sert bir cevap verdi.

Erdoğan, şöyle dedi:

Eğer bir daha ihlal olursa ne yapılacağı bellidir.

Bu söz askeri literatürde "kimliği belirsiz askeri uçaklar sınır ihlali yaparsa düşürülür"  anlamına geliyor.

BÜYÜKANIT'LA KONUŞMAMIZI ALLAH'TAN BAŞKA BİLEN YOK

Tayyip Erdoğan, Dolmabahçe'de Genelkurmay Başkanı ile yaptığı özel görüşmenin içeriği ile ilgili olarak "Allah'tan başka kimse bilmiyor. Kim açıklarsa saygısızlık eder" dedi.

ANAYASA MAHKEMESİNİN KARARI YÜZKARASIDIR

Başbakan Erdoğan, NTV'den Murat Akgün'ün bir başka sorusu üzerine Cumhurbaşkanının seçilmesi için 367 şartını getiren Anayasa Mahkemisi'nin bu kararına "Yargı açısından yüzkarasıdır. Ayrıca muhalefet blöf yaptı." dedi.

SINIR ÖTESİ OPERASYON AÇIKLANMAZ


Erdoğan, “Bu aşamada Kuzey Irak'a bir operasyon sizce gerekli mi? Bunun hazırlığı var mı?” sorusuna şu karşılığı verdi:

“Bu tür sınır ötesi operasyonların yapılıp yapılmayacağı konuşulmaz bunlar yapılır. Bununla ilgili olarak olayın iki boyutu vardır. Birincisi askeri, teknik boyuttur. Bir diğeri de siyasi, diplomatik boyuttur.

Tabii her iki taraf da bu çalışmalarını yapar. Bu çalışmaları yaptıktan sonra da bir araya gelmek suretiyle müzakereler, istişareler yapılır. Ondan sonra da atılması gerekli olan adım süratle atılır.

Biz, ön adım noktasında, zaten bunları sürekli müzakere ediyoruz, konuşuyoruz, görüşüyoruz. Dışişlerimiz, aynı şekilde askeri yetkililerimiz, bu görüşmeleri yapmak suretiyle her an zaten terörle adeta iç içe yaşanıyor. Terörle Mücadele Yüksek Kurulumuz aynı şekilde bu toplantıları yapmaya devam ediyor.

Sınır ötesi operasyon yapacağız, yapmayacağız... Bunların her ikisi de açıklanmaz, konuşulmaz. Yapılması gerekiyorsa yapılır. Ne zaman yapılır? Bunu, ilgili, yetkili olan arkadaşlarımız takip ederler. İş tavına geldiği anda da kararı verilir, adımı atılır.

Ortada bir gerçek var. Biz terörden sıkıntı çekiyoruz. Biz on binlerce yavrumuzu biz bu işe şehit olarak verdik. Bunun yanında maddi boyutu konuşmaya hiç gerek yok. Sivil noktasında birçok maalesef hedefler ortaya konuldu. Terör örgütü bu hedefleri vurdu. Buralarda nice insanlarımızı kaybettik.

Bütün bunların gerek ulusal boyutta, gerekse uluslararası boyutta, bizde meydana getirdiği bir üzüntü oluyor. Teröre karşı sadece o ulusta bir mücadelenin sürdürülmesi ile bu iş önlenmiyor. Uluslararası bir ortak mücadele gerekiyor.”

TERÖRLE MÜCADELE ÖZEL TEMSİLCİLİĞİ

Erdoğan, Türkiye, ABD ve Irak'ın meydana getirdiği Terörle Mücadele Özel Temsilciliği'ne de değindiği açıklamasında, “bu mekanizmadan sonuç alınması gerektiğini” vurgulayarak, bu sonucun beklentisi içinde bir süreç başladığını dile getirdi.

Erdoğan, “sürecin devam ettiğini” belirterek, şunları kaydetti:

“Bu süreç nerede noktalanır, ne zaman sonuçlanır? Onu, tabii şu anda benim burada açıklamam yanlış olur. Doğru olmaz... Bu da yine bir stratejik gizlilik anlayışı içerisinde süren bir süreçtir. Bunu ilgili arkadaşlarımız takip ederler ve ilgili olan üstlerine de bilgi verirler. Ben de zaten bunun hassasiyeti ile bunu sürdürmek durumundayım.

Tek amacımız, tek hedefimiz: Gerek askerimiz, gerek biz, gerek polisimiz, hep birlikte 'terörle mücadelede' sonuna kadar bunu sürdürmek ve burada o beklenen, arzulanan sonucu almaktır.”

“BU ÜLKE TERÖRLE 1 YILDA TANIŞMIŞ DEĞİL”

Erdoğan, “Sabrımız taştı, taşıyor, taşmak üzere. Bunlardan hangi aşamadayız?” sorusu üzerine, şöyle konuştu:

“Dedim ya. Şu anda 'taştı', 'taşıyor' bunların hepsi tabii söylenir. Bunu söylemekten öte aslolan neticeyi almaktır. Hedef neticenin alınmasıdır. Burada zaten 'sabrın taşmaması' diye bir şey yok ki. Her bir şehidin gelmesi bizdeki sabrın boyutunu adeta zaten o test ediyor. Bizi nereye taşıdığı belli olmuyor.

Ama şimdi, bir şehidimiz geldi anda da biz hemen 'kalkalım burada farklı bir şeyi yapalım' gibi bunun hemen açıklamasını, duyurusunu yapmak yanlış olur. Dediğim gibi, bunun teknik, askeri, diplomatik, uluslararası boyutu var. Bütün bunun hassasiyetleri düşünülerek burada atılması gereken adım atılacaktır.

Tabii birçok şeyler konuşuluyor zaman zaman: 'Üç ayda sonuçlandırırım', 'Altı ayda sonuçlandırırım'... Yani kusura bakmasınlar, bu ülke terörle 1 yılda tanışmış değil. Terörün mazisi bu ülkede ta 1978'e dayanıyor.

Bu sürecin içerisinde de bu ülke on binlerce insanını teröre kurban verdi. Bu vakalar var. Ve bu süreç içerisinde bürokrat olanları da gördük, siyasi olarak görev yapmış olanları da gördük.

Terörün zamanını, zemini, niçini, nasılı bunlar belli değil. Nerede, nasıl vuracağı belli değil. Böyle bir olay var. Ama burada bizim üzüntümüz şudur: Terör üzerinden siyaset yapmak... Çirkin olan bu. Terör üzerinden siyaset yapılmaz.

Gittiğimiz bazı yerlerde çirkinlikler görüyoruz. Şehidimizin cenazesine gidiyorsunuz. Bakıyorsunuz birileri bu hemen siyasi istismar vasıtası yapıyor. Hemen buradan bir rant elde etmeye çalışıyor. Şehit üzerinden rant elde edilmez. Bu bir defa cenazenin edebine de, adabına da terstir. Şehide de hakarettir, saygısızlıktır. Böyle şey olmaz. Ama maalesef bunları da yaşamak, görmek gerçekten beni bir başbakan olarak, bir vatandaş olarak da üzmektedir.”

ABD F-16'LARI TEKRARLARSA NE OLACAĞI BELLİDİR

Başbakan Erdoğan, “Ne yaparlarsa biz tatmin olacağız? 2-3 elebaşın Türkiye'ye gönderilmesi mi, yoksa Kandil Dağına sınırlı bir operasyon mu? Biz ne bekliyoruz Amerikalardan?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Bizim terörle ilgili beklentimiz belli. Beklentimiz, ülkemizde bir defa bölücü terör örgütünün hala devam etmekte olan ve halkımızı rahatsız eden faaliyetlerinin son bulmasıdır, minimize olmasıdır.

Bu konuya yönelik olarak da bizim ABD ve Irak'tan beklentimiz var. Nedir o? Kuzey Irak'ta bunların konuşlanmasını, bunların bütün noktalarını, kamplarını dağıtmasıdır, yok etmesidir. Bunları ya teslim eder ya farklı yerlere gönderir. Bunları defaatle kendileriyle paylaştık. Bunları kendilerine de söyledik.

Şu anda da kendilerine hedef olarak söylediklerimiz var. Bunları müsaadenizle burada ben konuşmayayım. Bunlar doğru şeyler değil. Çünkü bir çok şeyleri bazen gazetelerde de okuyoruz. Senaryolar hayali de olsa yazılıyor, çiziliyor. Veyahut da bununla ilgili olarak kafalar karıştırılıyor. Ben bunları doğru bulmuyorum. Ama ABD'nin 'tek taraflı operasyonu doğru bulmuyoruz' derken buradan şunu da çıkarmamız mümkün; Tek taraflı değil, 'Operasyonu beraber yaparız veya yapmalıyız' ifadesini de çıkarmamız mümkün. Üçlü olarak yapmamız mümkün.”

“KUZEY IRAK'A ÜÇLÜ OPERASYON”

Başbakan Erdoğan, “Üçüncü taraf Irak mı, Kürtler mi?” yönündeki soru üzerine, “Irak. Bizim muhatabımız merkezi otorite. Biz onlarla konuşuyoruz. Amerika, Türkiye üçlü olarak yapılması gereken operasyonu birlikte yaparız. Zaten koordinatörlük kurumunu, müessesesini onun için kurduk. Bununla ilgili de bu çalışmaları ön hazırlık süreci olarak görüyoruz. Temenni ederiz ki artık bunları kısa zamanda bitirir ona göre de adımlarımızı atarız” dedi.

Başbakan Erdoğan, “Kısa vadeli bir adım atılmasını, ama üçlü, ama ikili neyse.. Mümkün görüyor musunuz?” sorusuna da “Kendileriyle bu süreci hızlandırmaları noktasında uyarılarımızı, hatırlatmalarımızı yapıyoruz” diye konuştu.

ABD'YE NOTA

Başbakan Erdoğan, ABD'de savaş uçaklarının 24 Mayıs 2007 tarihinde Türk hava sahasını ihlali ile ilgili olarak “Bu kimi yorumlarda, Amerika'nın bize gövde gösterisi, Amerika'nın Kuzey Irak'a girmemize yönelik bir engelleme çabası olarak değerlendiriliyor. Bir taraftan ABD Büyükelçisi Bay Wilson da 'Bu bir kazaydı' dedi. Olayı minimize etti. Siz tatmin oldunuz mu bu açıklamadan?” sorusunu şöyle yanıtladı:

“Kaza veya kaza değil, işin bu yanında değilim. Biz uluslararasında, özellikle de stratejik bir müttefikimiz olması sebebiyle de olayla ilgili Dışişleri Bakanlığımız bugün biliyorsunuz notayı verdi. Ve bu konularda hassasiyet kendilerinden istendi.

Süreçle ilgili onların bundan sonraki durumu değerlendirmeleri gerekir. Yoksa böyle bu tür şeyleri bizim yazılı ve görsel medyada da çok fazla konuşmak da yersiz diye düşünüyorum. Nota kendilerine bir 'tekrar etmesin' uyarısıydı. Bunun tekrarı halinde tabii ne olacağı zaten bellidir. Yani öyle yok bilmem 'korkuttuk, ürküttük, şu oldu, bu oldu...' Ne Türkiye siyasisiyle, askeriyesiyle bütün bu olanlar karşısında kalkıp da böyle bir şeyin, böyle bir hava sahasının ihlali olayı farklı bir olaydır. Ama olay farklı bir hale dönüştürüldüğü zaman yapılacak olan bellidir.”

“KARARI VERECEK OLAN SİYASİ İRADEDİR”

Erdoğan, “PKK'ya herhangi bir operasyon yapılmayacağına dair Washington'a vaadde bulunulması, güvence verilmesi söz konusu mu?” sorusuna, “Asla. Şu anda Güneydoğu'da ciddi manada operasyon yapılıyor. Kuzey Irak'la ilgili de asla böyle bir şey yok. Gerektiğinde ne yapılması gerekiyorsa bu yapılır. Bundan taviz verilmesi mümkün değildir. Ama bunun zamanlaması ayrı bir konu. Haber verilerek davul zurnayla yapılmaz” yanıtını verdi.

Başbakan Erdoğan, “Genelkurmay ile Hükümet Kuzey Irak politikası konusunda yekvücut mu, arada herhangi bir görüş ayrılığı var mı?” sorusunu yanıtlarken, “Bizim şu ana bu konularda herhangi bir görüş ayrılığımız söz konusu olmamıştır. Biz sürekli görüşürüz. Ben bilgi alırım. MGK'da bunları görüşürüz. Dışişleri aynı şekilde Genelkurmay ile bütün bu iletişimini ilgili arkadaşlar vasıtasıyla sürdürür. Bu konuda herhangi bir kopukluk, vesaire söz konusu değildir. Ama dediğimiz gibi nihai karar noktası geldiğinde kararı verecek olan zaten siyasi iradedir. Siyasi irade kararını verir, adımını atar” diye konuştu.

BÜYÜKANIT'LA İSTANBUL'DAKİ GÖRÜŞME

Başbakan Erdoğan, “Genelkurmay Başkanı ile İstanbul'da bir başbaşa görüşme yaptınız. Ardından herhangi bir bilgi sızmadı. Ben Sayın Abdullah Gül ile cuma günü mülakat yaparken O da “Birtakım mutabakatlara varıldı Sayın Genelkurmay Başkanı ile Başbakan arasında' demekle yetindi. Nedir bu mutabakatlar Sayın Başbakan?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Bir defa böyle bir şeyi Ben Abdullah Bey'e de söylemedim ki mutabakattan bahsedilsin. Abdullah Bey'in böyle bir şey söylediğine ihtimal vermiyorum. Çünkü bizim orada birbirimizle yaptığımız görüşmenin neticesinde açıklanabilecek olan ne varsa zaten çıkınca Başbakanlık Basın Müşavirliğimiz tarafından, aynı şekilde Genelkurmay tarafından da mutabakat sağlanarak yapılan açıklamadır. Onun dışında herhangi bir şey söz konusu değildir. Ve yaptığımız bu görüşmeden, eğer ben kalkıp da bir şeyler açıklayacak olursam muhatabıma, Genelkurmay Başkanıma saygısızlık yapmış olurum. Oradan böyle bir şey olursa O aynı şekilde o saygısızlığı yapmış olur. Böyle bir şey asla açıklanamaz. Bu sadece ikimizin arasında. Allah'tan başka bilen yok. Ben bunu en yakınlarıma dahi açmış değilim.”

“BURALARDAN BİR ŞEY ÇIKARMA GAYRETLERİ...”

Başbakan Erdoğan, “Genelkurmay'ın Nisan ayındaki yazılı açıklamasından önceki ilişki durumunda mısınız şu anda? Bunu söyleyebilir misiniz?” sorusunu yanıtlarken, şunları söyledi:

“Gerek Genelkurmay Başkanımız olsun, gerek Kuvvet Komutanlarımız olsun, iki gündür İzmir'deki tatbikatlarda beraber olduk. Herhangi bir şey aramızda söz konusu değil. Buralardan bir şey çıkarma gayretleri ayrıca

bizi üzüyor. Ben tabii bunu anlamakta da zorlanıyorum. Türk medyası

acaba devletin en üst kurumlarını birbirine vurdurmakla mı görevli? Yani yazılı medyaya bakıyorum, görsel medyaya bakıyorum. 'Acaba Başbakan ile Genelkurmay başkanı arasında bir şey mi var?' Hemen kaşıma. 'Cumhurbaşkanı ile başbakan arasında bir şey mi var?' hemen kaşıma.”

“NASIL KONUŞMAYIZ?”

Başbakan Erdoğan, “Sayın Cumhurbaşkanı ile tatbikatta 4 saat konuşmadığınız söyleniyor. En azından yansıyan hava o. Bu doğru mu, yanlış mı? Siz 3 saat, 4 saat Sayın Cumhurbaşkanı ile yanyana oturdunuz ve hiçbir şey konuşmadınız mı?” sorusu üzerine şöyle dedi:

“Nasıl konuşmayız? Sayın Cumhurbaşkanı geldiği zaman en azından bir tokalaşmamız var, 'Nasılsınız, iyi misiniz' Oradaki bazı hedef vurmaların aramızda değerlendirmelerini oturtuğumuz yerde tabii ki yaptık. Herhalde 4 saat aralıksız birbirimizle konuşmak, sohbet etmek diye de bir şey olmaz.

Neden olayı tersinden düşünmüyorsunuz? Biz orada bir tatbikatı izliyoruz. Ama yeri geldiğinde biz konuları görüşmüşüzdür. Yeri geldiğinde de tatbikatı izlemeye devam etmişizdir. Ama ben bakıyorum ki hemen '4 saat orada birbirleriyle hiçbir şey konuşmadılar, tamamen birbirlerine küskün durdular, şöyle durdular, böyle durdular...' Yani bunlar çirkin şeyler. Bundan medya ne elde ediyor, ne kazanıyor? Onu anlamak mümkün değil.

HİÇ OLMAZSA ANAYASALARIN FIRLATILDIĞINI GÖRMEDİNİZ”

Erdoğan, “Siz, 'Genelkurmay Başkanı ile aramızda herhangi bir sorun yok' diyorsunuz. Sayın Cumhurbaşkanı ile bir sorun yaşamıyor musunuz?” sorusuna da “Anlaşamadığımız noktalar yok mu? Var. O ayrı mesele. Ama Ben her zaman 4.5 yıllık süre içerisinde bir defa devletin tepesinde geçmiş dönemde olanların olmaması gayretini verdim, mücadelesini verdim” yanıtını verdi.

Başbakan Erdoğan, bu konuda başarılı olduğunu düşünüp düşünmediği yönündeki soru üzerine de şöyle konuştu:

“Düşünüyorum tabii. Siz bu dönemde hiç olmazsa anayasaların fırlatıldığını görmediniz. Böyle bir şey duymadınız. Böyle bir şey var mı? Yok. Herhangi bir sıkıntı bu noktada duyuldu mu? Yok. Yani Benim önerdiğim, gönderdiğim birçok şeyler iade edilmiştir ama ben kalkıp da medyayla bunu paylaşmadım bugüne kadar. Böyle bir şeyi paylaşmadım. konuşmadım. Örneğin son anayasa paketi 15 günlük sürenin bitimine yarım saat kala gönderilmiştir. Biz kalkıp bunun üzerinde, Ben yorum yapma yoluna gitmedim. Yorum yapmak da hakkımdır. Bunu yapabilirim. Buna mani bir hal yok.”

Başbakan Erdoğan, “Gerçi, bugün dediniz. Tarih yargılayacak Cumhurbaşkanı'nın tutumunu dediniz” hatırlatması üzerine de, şunları söyledi:

“Bununla ilgili değil. Yani birçok bu tür bazı şeyler, yorumlar noktasında bunlar zaten en tabii hakkıdır yasama organının. Yani geri gelir. Yasama organı geri gelip de neden iade ediyor tekrar? Bu onun en tabii, anayasal hakkı. Ve bunu geri iade ederken de gerekçelerini ortaya koyacak. Yani Sayın Cumhurbaşkanımız laüsel (sorumsuz) değil. Ben laüsel değilim. Ama biz bu ülkede laüsel insanlar ve kurumlar meydana getirmeye çalışıyoruz. Yanlış olan bu. Bundan kendimizi sıyırmamız yazım.

Eğer 'laik, demokratik, sosyal hukuk devleti' diyorsak bu dört tane unsura haiz olan devletin kurumları, bu kurumları temsil edenlerin vermiş olduğu kararlar, yorumlandığı zaman, yasama organının mensupları bunlar üzerinde değerlendirme yaptıkları zaman neden rahatsız oluyorlar. Bunlardan acaba bir şeyler çıkarabilir miyiz? Bunun gayreti içinde olalım. Çünkü bize de bir şey gerekçeleriyle geri gönderiliyor. Ama orada da 550 tane insanın düşünceleri var. 550 tane milletin göndermiş olduğu vekillerin görüşlerini nasıl yok farz ederiz? İyisiyle, kötüsüyle... Olay budur. Bunlardan Bence çekinmek ve bunlar üzerinden bir kaos meydana getirme gayreti içine girmek çok çok yanlıştır”

BAŞÖRTÜSÜ BİR OY ZEMİNİ OLMAMALI

Erdoğan, “Türban modernleşir mi modernleşmez mi? şeklinde bir tartışma var. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?” sorusuna şu karşılığı verdi:

“Doğrusu ben o şekilde bir ifadeyi zaten doğru bulmuyorum, bu işin aslı başörtüsüdür. Türban ifadesini yanlış buluyorum, bu işin aslı başörtüsüdür, ama olay, öyle bir noktaya getirildi ki türban ifadesiyle siyasallaştırıldı, işin aslı bu. Temelinde ne var? Temeli başörtüsü. Başörtüsü nereden geliyor? İnançtan geliyor, yani bu dinimizin bir gereği olduğu için, yani yapan bunu bundan dolayı yapıyor.

Modernleşme olayı farklı bir olay, yani şimdi siz burada diyelim ki moda noktasında, kalkıp buna çeşitli şekiller getirebilirsiniz, bunu sıkma baş şeklinde yapanlar olmuş, bunların hepsi bu tür çizim çalışmaları neticesinde ortaya çıkmış, bunu kalkar boyunun altından bağlarsınız. Burada kimin estetik anlayışı neyse buna saygı duymak gerekir diye düşünüyorum. Ama yerellik burada öne çıkar, nedir bu yerellik? Bakarsınız bizim doğu bölgelerinde farklı bir şekilde başını örter benim kadınım, kızım. Gelirsiniz, batı bölgelerine batıda farklı örter.”

BAŞINI ÖRTENE DE ÖRTMEYENE DE SAYGI

Dünyanın değişik ülkelerinde yaşayan, Müslümanların veyahut da Avrupa'da yaşayan Müslümanların da başlarını farklı farklı örtüklerini ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Nereden geliyor, diye baktığınız zaman kendi o inancının... Ölçü var, İslam burada ölçüyü koymuş, bu ölçüyü o değişik şekilde uygulamaya koyar. Bunu her yapan 'ben zaten en modern şekilde yapıyorum' diyor, 'benimki daha estetik' yapıyorum diyor. Bakıyorsunuz bazıları düz kumaş kullanıyor, bazıları şekli kumaşlar kullanıyor. Hatta, tanınmış bir çok marka firmaları bunlara yönelik ürünler üretiyorlar, bu ürünlerden de hanımlarımız, hanımlar istifade ediyorlar. Burada ölçü vardır, yoksa şöyle mi olsun, böyle mi olsun... Ki burada bence örtmek, örtmemek... Niye örtüyorsun, niye örtmüyorsun bunun hesabını sormak, sormamak bunlar bizim görevimiz değil. Bizim tek istediğimiz şey şudur; Bu ülkede başörtüsüne de başını örtmeyene de saygı duymaktır ve halkımızın da böyle bir sıkıntısı yok. Onlar zaten el ele, omuz omuza dolaşıyorlar. Yani din ve vicdan özgürlüğü diyorsak, bireysel tercihi burada başını örtmekten yana kullanıyorsa bizim bir hanım kardeşimiz, kızımız, ona biz saygı duymak durumundayız, ha bireysel tercihini başını örtmemekten yana kullanıyorsa ona da saygı duymaktan yanayız.”

“TÜRKİYE BUNLARI AŞMALI”

Her siyasi partinin mensupları içerisinde başörtülü olanın da başı açık olanın da bulunduğunu vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi:

“Parlamento'da CHP'nin grup toplantılarına başörtülüler geldiği zaman kıyamet kopmuyor ama AK Partiye geldiği zaman kıyamet kopuyor bu nasıl iş? Diğer siyasi partilerin çatısı altında var, yönetimlerinde var. bunlara artık takılıp kalmamalıyız, Türkiye bunları aşmalı, eğer bunları aşamazsak yazık olur. Bu ülkenin evlatlarına ayrımcılık yapmamamız lazım, ne kadar el ele, omuz omuza dolaşırsak...”

“KURU SIKI KONUŞUYORLAR”

70 milyon vatandaşa hizmet verdiklerini vurgulayan Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Başbakan olarak benim görevim bu. Ben kalkıp, bir ayrım yapamam, 'bunun niye başı açık, bunun niye başı örtülü' bunu yapamam. Buna hakkım yok. Bu ülkenin imkanları neyse, bundan hepsini istifade ettirebilmemiz lazım. Ama maalesef bu ülkede bir çok çıkmazlar eğer meydana getirildiyse bunları da tarih af etmeyecektir. Biz hem toplumsal mutabakatı aradık hem kurumsal mutabakatı aradık. bu ülkede bu konuda toplumsal mutabakat var, ama maalesef kurumsal mutabakatta sıkıntımız var. Biz toplumun gerilmemesi adına bir çok şeyleri sabırla sürdürdük. Şimdi bazıları yine seçimler yaklaştığı için kuru sıkı konuşuyorlar, ama geçmişte mensubu bulundukları partilerde bu konularda adımlar atılmadı, atmadılar. Onun için önümüzdeki sürece bu konuda tabi bir çok şeyleri aşarak girmemiz ki bu ülkemizin huzuru refahı için çok çok önemli. İnanıyorum ki Türkiye'nin sıçramasına bunlar vesile olacaktır.”

“Bunu hiç bir siyasi parti bir oy zemini olarak görmemeli, başörtüsü bir oy zemini olmamalı, bir özgürlük meselesi olarak görmeli” diyen Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

“Ben asla bir oy zemini olarak görmüyorum. Ben 3 Kasım seçimlerinde de açın bütün televizyonlardaki söyleşilerime bakın, 'böyle bir vaatle gelmiyorum' dedim. Çünkü 'toplumsal mutabakat kurumsal mutabakat, sağlandığında bu zaten çözülecektir' hep bunu söyledim, böyle geldim. Ama benim eşimin de çocuklarımın da tercihleri ortadadır ve bireysel tercihleriyle yaşamlarını sürdürürler. Asla yavrularıma da bu noktada müdahale edemem, böyle bir hakkım yok, kimsenin de buna hakkı yoktur.”


YARGI İÇİN TALİHSİZDİR, YÜZKARASIDIR.

Erdoğan, “cumhurbaşkanı, başbakan ve TBMM başkanının aynı partiden olması sistemin bekası açısından doğru mudur, hayırlı mıdır?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Bu çok yanlış bir yaklaşım. Bunun kabul edilir hiçbir yanı yok. Yani halk bu seçimi yaptığı zaman, halk bu seçimi yaparken, kalkıp aynı partiden zaten üç kurumun değil aslında iki kurumun yapıyor. Yani yasama, zaten eğer siz yürütmeyi çoğunlukla işbaşına getirdiyseniz yürütme de ne yapıyor, kendi içinden Meclis başkanını seçiyor. Yani Meclis başkanını halk seçmiyor. Meclis Başkanı milletvekili olarak geliyor, Meclis seçiyor.

Ama cumhurbaşkanını biz neden halka götürme kararı verdik? Şu anda Parlamento tıkanacak. Parlamento tıkanacağı için biz oraya gidiyoruz. Çünkü Sayın Özal, Sayın Demirel, Sayın Sezer, üçü de hangi sistemle seçildiyse şimdi de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimi o sistemdeydi. Başka bir sistemle mi yapacaktık bu seçimi?

Aynı sistemle yapılacak seçim bu hale getirilmedi mi? Bu hale getirildiği halde 'İktidar partisi yanlış davrandı, muhalefet partileri doğru davrandı' deniliyor. Bunun akılla, ilimle, tecrübeyle, hiçbir şeyle izahı mümkün değil ki. Bu zorlayarak ön kesmektir. Beton bariyerler koymaktır. Yapılan budur.”

“NEYİ EKSİKTİ?”

Cumhurbaşkanı seçim sürecini anlatan Başbakan Erdoğan, Anayasa Mahkemesinin verdiği kararla ilgili olarak da şunları söyledi:

“Bu çıkan karar çok konuşulacak, bu bitmedi. Çok açık konuşuyorum; bu, yargı için talihsizdir, yüzkarasıdır. Çünkü açık, net her şey ortada. Sayın Özal'ın, Sayın Demirel'in, Sayın Sezer'in seçimi ortada. Toplantı yeter sayılarına baktığınız zaman her şeyi görürsünüz. Ki Sayın Özal'da bu çok açık, net ortada. Neredeydi o zaman bu siyasi partiler? Neredeydi o zaman bu ilgili kurumlar, yargı organları?

Daha önceki seçimlerde yapılan doğruydu. Neymiş, bir kişi böyle içtihatta bulunmuş. Ne demek canım? Bu anayasa hazırlanırken, yine bunu anayasacılar hazırladı. Her şey açık, net ortada. Açık, net ortada olduğu halde zorlamayla, dayatmayla, bak altını çiziyorum dayatmayla şu anda bu karar verilmiştir. İşte biz de diyoruz ki bundan sonra aynı şeyle karşı karşıya kalmayalım.

Şu anda bizim ortaya çıkardığımız adayın ülkeyi temsil noktasında neyi eksikti, kariyerinden, karizmasına, şu Parlamento'daki temsil noktasındaki yaptıklarına varıncaya kadar... Neyi eksikti? Her şey art niyetli.”

“HANİ DEMOKRATTI BUNLAR?”

Başbakan Erdoğan, “Muhalefetin bu noktada ısrarla partinizden başka isimlere yönelik teveccühü vardı. Başka isimler desteklenebilirdi” hatırlatması üzerine de şöyle konuştu:

“Onların hapsi blöf, gerçek değildi. Şimdi yani bizden biri ortaya çıktıysa ve bu isim geniş bir istişarenin sonucunda ortaya çıktıysa bu parti grubumun bir defa kendi inisiyatifiyle olmuştu. Tek tek milletvekillerini dinledim Ben. Bugüne dek böyle bir şey olmamıştı. Üzerinde ısrarla ittifak edilen bir isme siz 'hayır' derseniz, bu o grubu da parçalar, bunu da düşünmek zorundasınız. 'Uzlaşma' dediğiniz zaman, sadece liderlerin uzlaşması ile tabanın uzlaşması hiçbir zaman aynı değil. Niçin CHP bu oylamada grubunu serbest bırakamadı? Hani demokrattı bunlar, niye serbest bırakmadılar? Çünkü serbest bırakmaları halinde Abdullah Bey'e destek verenler vardı, kesinlikle de uzlaşma o zaman gerçekleşirdi. Bırakmadılar, kapıları kapadılar. Gerçek ortada.”

“TIKADILAR YOLU ŞİMDİ”

Başbakan Erdoğan, cumhurbaşkanının yetkilerinin kısıtlanıp kısıtlanmayacağına ilişkin bir soru üzerine de şunları söyledi:

“Bizim bu noktalarda hiç endişemiz yok. Biz baştan beri bir şeyi söylüyoruz; Parlamenter sistem mi diyorsunuz, yarı başkanlık mı diyorsunuz, başkanlık sistemi mi diyorsunuz, hangisini istiyorsanız, biz hepsine varız.

Parlamenter sistem malum İngiliz, yarı başkanlık Fransa, başkanlık Amerika... Bütün bunlar ortada, uygun olanlar da ortada, alınan neticeler de ortada...

Görünen bir gerçek var; şurada tıkanmaya giden bir yol var. Ve tıkadılar yolu şimdi. Türkiye'ye bunun faturasını ödetmeye kimsenin hakkı yok. Bu faturayı gelip de AK Partiye kesmeye de kimsenin hakkı yok, çünkü biz bir uygulamayı savunduk.

Ben, ülkenin gündeminin sadece bu seçimle meşgul edileceğine doğrusu hiç ihtimal vermiyordum. Ama gerçekten her şey milletin gözü önünde bu şekilde cereyan etti.”

“SEMBOLİK BİR MAKAM”

Başbakan Erdoğan, “Sizin adayınız olursa, Cumhurbaşkanının yetikleri ne olacak?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Yetkiler üzerinde bizim şu anda aramızda herhangi bir sıkıntı yok. Biz bunu aramızda konuşuyoruz. Eğer şu andaki sistemle, sadece diyelim ki Avusturya, Finlandiya buralarda uygulanan, yani cumhurbaşkanını halkın seçmesi konusundaki şeyde biz yetkiler noktasında, yetkilerin azaltılmasına gidebiliriz. Bu konuda aramızda mutabakatımız var.”

Erdoğan, “O zaman sembolik bir makam mı olacak Cumhurbaşkanlığı?” sorusu üzerine de şöyle konuştu:

“Olabilir, olabilir, bunları hep aramızda konuştuk, bunları yapabiliriz. Yani AK Partinin bu noktada sıkıntısı yok. Yarı başkanlık sistemini istiyorlarsa bunda da sıkıntımız yok, biz buna da varız. Başkanlık diyorlarsa buna da varız, yeter ki ülkemiz, Türkiye en ideali yakalasın. Ama şu anda Türkiye başkanlık sistemine hazır değil. Yarı başkanlık sistemini şu anda yaşıyoruz biz.

Şu anda cumhurbaşkanının yetkileriyle aslında biz yarı başkanlık sistemini yaşıyoruz. Bizimki parlamenter sistem değil yani. Bunu da görmemiz lazım. Cumhurbaşkanının şu anda yetkileri gayet iyi konuda. Fakat biz diyoruz ki eğer halk cumhurbaşkanını seçerse burada kalkarız bütün anayasadaki yetkileri konusunda değerlendirmeleri yaparız ve bu değerlendirmelerden sonra da bu adımı rahatlıkla atabiliriz ve bu konuda AK Parti ön hazırlıklarını yapmış vaziyette.”

YÜKSEK SEÇİM KURULU İKİNCİ SANDIĞI MİLLETİN ÖNÜNE GETİRİR”

Erdoğan, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, Cumhurbaşkanı'nı halkın seçmesi konusundaki Anayasal değişiklik konusunda 15 günlük inceleme hakkını kullandığının hatırlatılması üzerine, “Cumhurbaşkanımız ilkinde 15 günlük süreyi kullandı, ama ikincide zaten her şey ortada, kullanmayabilir. Ama yetkisi var kullanabilir de” diye konuştu.

Erdoğan, “iki sandığın bir bir arada olması mümkün gözükmüyor? Bu görüşe katılıyor musunuz?” sorusuna, “Parlamento Perşembe gönderirse, gönderdikten sonra eğer Cumhurbaşkanımız hemen onaylarsa, ben inanıyorum ki Yüksek Seçim Kurulu ikinci sandığı milletin önüne getirir” karşılığını verdi.

“BAĞIMSIZLAR DA GELEBİLİR”

“Sizin yaptırdığınız anket var mı? Yeni Parlamentoyu 23 Temmuz sabahı itibariyle nasıl görüyorsunuz?” soruları üzerine Başbakan Erdoğan şunları kaydetti:

“Şu anda bizin anketlerimiz sürekli devam ediyor, bu anketlerimiz neticesinde... Henüz, bu kararsızların dağıtılması düşüncesine anket tekniğinde olumlu bakan birisi değilim. Çünkü kararsızları ben her zaman seçime katılmayanlar olarak görüyorum. Türkiye'de de baktığımızda seçimlere katılım hep yüzde 80'lerin altında olmuştur. Kararsızlar da yüzde 18-20 civarlarında olmuştur. Bu da gösteriyor ki yine iki partili bir bir Parlamento söz konusu.”

Erdoğan, “AK Parti ve CHP'yi mi kastediyorsunuz?” sorusuna “evet bu görünüyor şu anda, tabi bağımsızlar gelebilir o ayrı mesele, görünen tablo bu. Fakat AK Parti olarak gayet iyi konumdayız. Ben şu anda bu tür oranları konuşmayı doğru bulmuyorum ama, 3 Kasım seçimlerinden, şu anda daha ilerde olan bir AK Parti var, oy oranı itibariyle.”

Başbakan Erdoğan, 4 Haziran'dan sonra parti olarak meydanlara çıkacaklarını belirterek, şunları söyledi:

“Meydanlara çıktığımızda da bindirilmiş kıta asla istemiyorum, teşkilatıma kesin talimatımdır. Gönüllüler ve o ilin mensupları gelmeli.

Bu süreci yoğun bir kampanya ile sürdüreceğiz. Öyle zannediyorum ki benim payıma 50 il düşer, arkadaşlarımıza da dağıtım yapacağız, yani 81 ile gidilecek. Bütün illere yetişmem mümkün değil ama şartları zorlayacağız, 81 ilin tamamında bu mitingleri yapacağız.”

“Bazı gözlemciler, 23 Temmuz sabahı Meclis'te ikiden fazla parti olacağı iddiasındalar, eğer bu iddia gerçekleşirse, o takdirde siz de koalisyon kurma durumunda olursanız, sizin mevcut sistemde sıcak baktığınız herhangi bir parti var mı?” sorusunu şöyle yanıtladı:

“Şimdi bunları konuşmak çok erken, böyle bir şeyi görmüyoruz, Yani bizim kamuoyu araştırmalarımız, bunu bize göstermiyor. Böyle bir şeyin olması halinde zaten teamüller var. Bu teamüllerde de tabii ki en çok oy alan parti kimse hükümeti kurma görevi önce ona verilir. Ona görev verildikten sonra o tabi hükümeti kurabilecek ortak bulabilir mi?

Bulamadığı zaman malum ikincisine verilir. Bugüne kadar olan teamül

bunlar. Onun için bunları konuşmak için henüz erken ama ben şunu her zaman söylüyorum; Türkiye'yi yeniden bir koalisyonlar ülkesi halen getirmek, şu 4.5-5 yılda kazandığımız istikrarın, güvenin darbe yemesi olacaktır, bir zaafa uğraması olacaktır, biz buna çok üzülürüz. Biz yeniden bu aldığımız mesafeleri bir kenara koyup da geldiğimiz veya başladığımız noktaya değil, bizim şu anda geldiğimiz noktadan ileriye doğru ülkemizi taşımanın arzusu içerisindeyiz. o da ilk etapta 2013 hedefleridir. İkinci etap ise 2023 yılı yani Cumhuriyetin 100 yıl hedefleridir, bu hedefleri yakalamayı şu anada kendimiz için ideal hale

getirdik, benimsedik. Bu yolda da beyannamemizi hazırlıyoruz.”

“HEDEF 2023 KADAR İKTİDAR DA KALMAK”

“2023'e kadar iktidarda kalmayı değil mi, doğru anladım?” sorusuna da Erdoğan, “Evet, hedef o, oraya yönelik hedefler ama ilk hedef 2013 yılı, kişi başına milli gelirin 10 bin dolara ulaştığı bir hedef. Özellikler de ihracatımızda, milli gelirimizde hedeflerimizi gayet dikkatli bir şekilde tespit edip, onları da kesin aday listeleri açıklandıktan sonra bu hedefleri tek tek açıklayacağız ve programımız da ona göre tasarlayacağız” yanıtını verdi.

Kaç tane kadın adayları olacağına ilişkin soru üzerine Başbakan Erdoğan, “Biz her şeyden önce 352 milletvekili olan bir partiyiz ve şimdiye kadar bu milletvekili olan arkadaşlarımızla kararlı bir şekilde bunu getirdik. Yeniden bir adımı atarken, 4 bini aşkın müracaat oldu, 700'e yakın bayan müracaat etti. Hedefimiz daha fazla bayan adayla AK Partinin Parlamento'da temsil edilmesine imkan sağlamak” dedi.

“Kesin olarak şimdikinden daha fazla milletvekiliniz olacağını

söyleyebilir misiniz?” sorusuna Erdoğan, “Kesin” karşılığını verdi.

Erdoğan, Cuma günü, Ankara Sanayi Odası Başkanı Zafer Çağlayan, Zafer Üskül, Türkiye Eczacılar Birliği Başkanı Mehmet Domaç'in aralarında bulunduğu 8-10 kişinin partilerine katılacağını bildirdi.

FRANSA-TÜRKİYE İLİŞKİLERİ

Başbakan Erdoğan, Türkiye-Fransa ilişkilerine ilişkin bir soru üzerine şunları söyledi:

“Öncelikle, Sayın Sarkozy'le bizim görüşmemiz aslında çok verimli geçti. Bu görüşmemizde, bir çok konuları... Şöyle bir iki istisnasını bir kenara koyarsak, Türkiye ile geçmişten bu yana olan sürecin aynı verimlilik içerisinde sürdürülmesinin, hatta bir stratejik ortak olduğumuzun, gerek Afganistan'da gerekse Avrupa Birliğindeki bu süreçte bir çok şeylerin yine aynı şekilde yapılabileceği konusundaki... Şu anda detaylara girmeyi gereksiz buluyorum, ama bizim o görüşmemizin en önemli yanı, dedik bundan sonra endirekt görüşmeyelim. Yani, medya aracılığıyla görüşmelerimiz olmasın, biz danışmanlarımız aracılığıyla bu görüşmeleri yaparsak çok daha isabetli olur. Kendileri 'ben hemen danışmanımı göndereyim' dedi.”

“SARKOZY'İN DANIŞMANIYLA GÖRÜŞMEDİM”

“Siz danışmanıyla görüştünüz mü?” sorusuna Erdoğan, şu yanıtı verdi:

“Hayır, ben danışmanla görüşmedim, bende danışmanlarımla, bu görüşme İstanbul'da gerçekleşti. Görüşmenin sonuçlarını aldım gayet güzel bir görüşme olmuş, inanıyorum ki Fransa-Türkiye arasındaki süreç zannediliği gibi olumsuz değil, inşallah olumlu bir şekilde tekrar aslına rücü edecektir. Çünkü, Türkiye'nin ilk üç önemli yatırımcısından biri Fransa. Fransa'da 500 bin vatandaşımız yaşıyor, bunlar önemli bir köprü, fakat tabi bir iletişim bozukluğu aramızda var. Bu kısmen bizden kısmen onlardan kaynaklanıyor.”

“Bizden kaynaklanıyor derken, bizim eksikliğimiz mi?” sorusu üzerine, Erdoğan, “İletişim noktasında, bizim de kendimizi onlara, yani Fransız halkına iyi tanıtmamız lazım, iletişim kanallarını iyi kullanmamız lazım, burada eksiklerimiz var. İnanıyorum ki bundan sonraki süreç daha olumlu işleyecek, verimli olacak” diye konuştu.

POLİSİN YETKİLERİ

Polisin yetkilerinin arttırılması konusundaki tartışmalara ilişkin bir soru üzerine Başbakan Erdoğan, şöyle dedi:

“Şu anda bilemiyorum olumsuz tepkiler hangi konularda, bizim bunda düzenlediğimiz sadece teknik konular, yani böyle demokratikleşme, özgürleşmeye yönelik herhangi bir şey söz konusu değil, onlarda geri adım atmak asla söz konusu değil. Ama son yaşadığımız olayalar da ortaya bazı gerçekleri koyuyor ki yani güvenlik güçlerimizin daha rahat, özgüvenle hareket edebilmeleri için belli konularda önlerinin açılması gerekiyor. İstenilen, talep edilen bunlardı, bunlarla ilgili adımı da attık, bu işi de komisyondan geçirdik.”

FUTBOLDA ŞİDDET

Futboldaki şiddete ilişkin bir sorusu üzerine Erdoğan, Futbol Federasyonun seçimini süratle yapması gerektiğini söyledi.

Erdoğan, Federasyon'un bu konuda kulüp başkanlarıyla müşterek bir adım atması gerektiğini de belirterek, medyanın desteğini istedi.

Bunun da bir kültür, eğitim meselesi olduğuna inandığını ifade eden Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

“Son Galatasaray-Fenerbahçe maçında yaşananları hep birlikte izledik. Türbinlere bakıyorsunuz farklı, sahanın içindekilere bakıyorsunuz farklı. Orada o bütün hakaretler yapılırken, bir çok şeyler atılırken, sahanın içindeki futbolcular sarmaş dolaş, onlar farklı bir mesaj veriyorlardı. Halbuki neticesi belli olmuş bir lig maratonu, orada kardeşçe el ele...

Aslında buna yönelik bir zemin oluşturulup da hava yumuşatılmış olsaydı ben inanıyorum ki Galatasaray seyircisi böyle bir gerginliğin içerisine girmeyecekti.

Federasyon bu konularda baş almalı, bunlara fırsat verilmemeli. Yasal olarak ne yapılması gerekiyorsa ilgili kulüplerin başkanlarıyla federasyonla biraraya gelmek suretiyle bu adımı da atmakta kararlıyız çünkü olayın boyutları adeta bir teröre dönüşüyor. Sahaya fırlatılanlar bir futbolcunun boyununa, başına gelip kesip atabilir. Bunlar çok çirkin, temenni ederim ki önümüzdeki sezon bütün liglerde inşallah yaşamayız.”

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle