GeriGündem Bir gün önceki brifing
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bir gün önceki brifing

Bir gün önceki brifing
refid:13598837-spot ilişkili resim dosyası

22 Ocak günü hükümete yakın Yeni Şafak Gazetesi’nde çok ilginç bir haber okudum.

Bir gün önceki brifing

HÜRRİYET dışındaki beş gazetenin Ankara temsilcileri 23 Ocak günü aşağı yukarı benzer içeriklerle birer “analiz haber” yayınladılar.

Yazılanlardan anladığım kadarı ile bu beş gazeteci aynı gün Genelkurmay’da “brif” edilmişlerdi.

Ancak o gün bir şey dikkatimi çekti.

Onların Genelkurmay’a gittiklerini farz ettiğim gün bir başka gazetede, Yeni Şafak’ta, Balyoz haberi ile ilgili çok ilginç bir analiz yayınlandı.

Haberi yazan kişi, gazetenin Ankara Haber Müdürü Abdülkadir Selvi.

Öyle fanatik olmayan, sağduyulu bir gazeteci.

Dikkatimi çeken husus şuydu.

Ertesi gün beş gazetenin Ankara temsilcilerinin kaleminden yayınlanan analiz haberlerdeki bilgilerden çok daha fazlası, bir gün önce Yeni Şafak’ta vardı.

Gazetenin 22 Ocak tarihinde manşetten verdiği haberin 1. sayfası öteki gazetelerdekiyle hemen hemen aynıydı.

Savcılar Balyoz’a el koymuştu.

Ancak haberin içerdeki başlığı farklıydı.

‘Balyoz değil Meriç’.

Türkiye’nin kilitlendiği ve üzerine senaryoların üretildiği harekâtın resmi ismi ilk defa Yeni Şafak’ta verilmişti.

* * *

Yeni Şafak, Hükümet’e yakın bir gazete.

Orgeneral İlker Başbuğ geldikten sonra Genelkurmay’a akredite edilmişti.

Haberi dikkatle iki defa okudum.

Kaleme alınış şekli ve kullanılan ifadeler haberi yazan gazetecinin, “direkt olarak görevdeki bir askeri yetkili tarafından bilgilendirildiği” izlenimi veriyordu.

Nitekim dün açıp Selvi ile konuştuğumda, bunu doğruladı.

Kendisi bu konuda bilgi almak için başvurmuş ve bilgilendirilmişti.

Benim yorumum şu:

Genelkurmay özellikle cami bombalanması iddiasından fevkalade rahatsız olmuştu ve bunu dini hassasiyeti olan, Hükümet’e yakın bir gazete aracılığıyla duyurmak istemişti.

O gün gazetede yer alan bu analizi aynen aktarıyorum:

* ADI BALYOZ DEĞİL, MERİÇ

Genelkurmay Başkanlığı’nın arşivinde muhafaza edilen, ‘Tat-Prog’da 1. Ordu Komutanlığı’nda 4-6 Mart 2003 tarihinde gerçekleştirilen bir plan semineri yer alıyor. Ancak resmi kayıtlarda o tatbikatın adı, ‘Balyoz’ değil. 1. Ordu’da icra edilen tatbikat planı seminerinin adının, ‘Meriç’ olması muhtemel. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde 2 tür tatbikat yapılıyor. Biri arazide gerçekleştirilen tatbikatlar, diğeri ise karargâhta icra edilen seminerler şeklinde oluyor. Yılda bu tür 70-80 tatbikat yapılıyor ve bunlar tam 1 yıl önceden planlanıyor.


*
CAMİLERİN BOMBALANMASI YER ALMIYOR

‘Tat-Prog’da 4-6 Mart tarihleri arasında yapılan plan seminerine ilişkin 3 sayfalık bir bilgi yer alıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde evraklar 1 yıl, 3 yıl ve 5 yıl gibi sürelerle muhafaza ediliyor. Daha uzun süreli arşivlenen belgeler ayrı. 1. Ordu’da icra edilen tatbikat plan semineri 5 yıl muhafaza edilecek evraklar arasında yer alıyor. Bu nedenle seminere ilişkin kayıtlar 2008 yılında 3 kişiden oluşan bir heyet tarafından tutanak tutulup yakılmış. Genelkurmay’daki 3 sayfalık özette ise camilerin bombalanması, kendi uçağımızın düşürülmesi, halkın kışkırtılması gibi bir şey yer almıyor.


*
PEKİ BALYOZ GERÇEK DEĞİL Mİ?

Resmi kayıtlarda 3 sayfalık özette bunların yer almaması Taraf Gazetesi’nde yayınlanan tüyler ürpertici senaryoların gerçek olmadığı anlamına mı geliyor? ‘Hayır, yok’ denilmiyor. Sadece eğer varsa bu, ‘hasta bir ruh hali’nin işi ve ‘alçak bir zihniyetin’ işi olarak nitelendiriliyor. Camilerin bombalanması gibi bir şeyin düşünülmesi dahi endişeyle karşılanıyor ve ‘Ordumuz Din düşmanı mı?’ diye soruluyor.


*
EMASYA TATBİKATI BİLDİRİLMEMİŞ

1. Ordu Komutanlığı’nın 2003 yılında icra ettiği tatbikatın notlarında, ‘EMASYA tatbikatı’ yer almıyor. İcra edildiği takdirde ‘Tat-Prog’da buna yer ayrılıyor. Emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın, ‘Bu kapsamda EMASYA planları seminerlerde elbette ele alınmıştır’ sözleri resmi kayıtlarca doğrulanmıyor.

* EMASYA’DA VALİ DE YER ALIYOR

EMASYA Tatbikatları açısından çok önemli bir nokta daha var. EMASYA adı üstünde bir Emniyet ve Asayiş Planı olduğu için tatbikatı da sadece askerlerce yapılmıyor. Oranın Mülki Amirleri de tatbikata katılıyor. TSK’nın arşivinde 4-6 Mart 2003 tarihli tatbikata ilişkin böyle bir bilgi yer almıyor.


*
GÂVUR ORDUSU DEĞİLİZ

Ancak resmi kayıtlarda yer alması için bu bilgiler gönderilirken, orada Taraf Gazetesi’nde yer alan dehşet senaryoları ve darbe planları konuşulduysa durum vahim. Zaten, ‘Kesinlikle öyle bir şey yoktur’ denilmiyor. Varsa da bu sahiplenilmiyor ve sapık bir ruh halinin işi olarak nitelendiriliyor. Kendi camisine bomba koyan, kendi halkını katleden bir ordu izlenimi doğuracak bu tür şeylerin konuşulmasına dahi şiddetle karşı çıkılıyor. Çok net bir şekilde bu ordunun bu milletin ordusu olduğu ‘gâvur ordusu’ olmadığı belirtiliyor.

* * *

Askeri yetkili orijinal planı da gayet güzel açıklamış.

4-6 Mart 2003’te 1. Ordu Komutanlığı’nda icra edilen tatbikat senaryosu Genelkurmay Başkanlığı’nın açıklamasında da yer aldığı gibi, “dış tehdide” göre icra edildi. Tatbikat Plan Senaryosu 3 başlıktan oluşuyor:

* Dış tehdide göre taarruz, işgal ve savunma esasına göre icra ediliyor. Düşmana kuzeyden mi, güneyden mi saldırılacağı, havacı, karacı ve denizciler arasındaki koordinasyon, özel kuvvetlerin düşman cephesinin arkasına hangi yöntemle sızacağı, orada yapacağı sabotaj ve suikastlar bu bölümde konuşuluyor.

* Geri Bölgeler. Bu tatbikat 1. Ordu Komutanlığı’nda olduğuna göre İstanbul, İzmit ve Bursa gibi şehirlerimizdeki stratejik hedeflerin korunması, buralara yönelik taarruz ve sabotajlara karşı önlem alınması ve düşmanın kışkırtabileceği içimizdeki etnik yapılar bu bölümde değerlendiriliyor.

* Sıkıyönetim. Savaş kararının alınmasıyla birlikte sıkıyönetim ilan ediliyor. TBMM’den alınan yetkiyle Hükümet, Genelkurmay’la istişare halinde Sıkıyönetim komutanlarını belirliyor. Sıkıyönetim komutanı sivil araçlara el konulmasından, sivil tesislerin kullanılmasına kadar yetkilerini nasıl kullanacağını tatbikatın bu bölümünde anlatıyor.”

* * *

Son sözüm şu:

Bu olayda, akıl almaz gazetecilik ayıpları işleniyor.

Ama hiç ummadığımız gazetelerde, bazı meslektaşlarımız, gazetecilik açısından övünülecek yazılar da yazıyor.

Bu da onlardan biri...

Sorun gazeteciler değil, bazı köşe yazarları sorunu...

Yorumları Göster
Yorumları Gizle