Bir doz güven hormonu lütfen

Güncelleme Tarihi:

Bir doz güven hormonu lütfen
Oluşturulma Tarihi: Mart 26, 2006 00:00

Güven, hem bireyler hem de toplumsal ilişkilere damgasını vuran önemli bir kriter. Tıpkı mutluluk, endişe, korku gibi, güven de hormonlarla ilgili bir konu. Güven hormonunun adı ise oksitosin. Soya, yeşil sebzeler ve baklagiller familyasından gıdaların güven üzerinde pozitif, hava kirliliğinin ise negatif etkisi bulunuyor.

Güvenmek ile güvenmemek arasında bocalar dururuz çoğu zaman. Günlük yaşantımızın, iş ile ilgili kararlarımızın hemen hemen her noktasında karşımıza çıkıverir "güven" konusu. Peki güvenin de hormonlarla ilgili bir konu olduğunu biliyor muydunuz? Ya yeni ortaya çıkan ve adına nöroekonomi denilen bilim dalının güven...

Kaliforniya Claremont İhtisas Üniversitesi’nden Paul Zak, "güvenmek veya güvenmemek" arasında bocalayan insanoğlunun bu ikilemini çözmek için güven duygusu altında yatan nörolojik yapıyı inceledi. Bilgisayar ortamında oynanan ve iki oyuncunun yer aldığı bir deney hazırladı. Buna göre, 1. oyuncu, 2. oyuncuya elindeki paranın bir kısmını "online" olarak gönderirse kazançlı çıkacak. Bu arada tanımadığı oyun arkadaşı bu paranın tümüne el koyabilecek; ya da birazını veya tamamını geri gönderebilecek. Oyun başlar. 1. oyuncu, parasını 2. oyuncuya vermek zorunda değildir, ancak bir tuşa basarak elindeki paranın bir miktarını gönderir. Bir süre sonra 2. oyuncunun bir miktar parayı kendisine geri gönderdiğini ekranda görür. Sonuçta ikisi de bu oyundan kazançlı çıkar...

İŞİN SIRRI OKSİTOSİN

Zak’ın defalarca ve farklı ortamlarda tekrarladığı deneyden çıkan sonuç ekonomi teorisyenlerinin ve özellikle de "Nash Dengesi" diye bilinen teorinin tam tersi. Ve laboratuar ortamında ortaya çıkan bu yüksek seviyedeki güveni ekonomistler açıklayamıyor.

Deneyi yapan araştırmacı Zak’a göre ekonomistler güven duygusu içindeki nörolojik unsuru dikkate almıyor. Bu noktada devreye giren nöroekonomi bilimi, karşılıklı sosyal etkileşimi, nöronlar arası sinapslardan toplumsal davranış şekillerine kadar farklı düzeylerde ele alıyor. Bu konuda yaptığı çalışmalarla geçen yıl Nobel Ödülü kazanan George Mason Üniversitesi’nden nöroekonomist Vernon Smith, ’’Bu şekilde iki kişi arasındaki alışverişin dış düzenini öğrendikçe piyasaların işleyişine ilişkin daha derin bilgiye sahip oluyoruz’’ diyor. Çünkü zaten yaşamın içinden birçok örnekte olduğu gibi, insanlar ekonomik faaliyetlerini yürütürken de işbirliğine, güven duymaya ve cömert olmaya yatkın oluyorlar. Peki bu davranışların altında yatan biyolojik mekanizma ne ve nasıl çalışıyor?

İşin sırrı "güven hormonu" diye tanımlanan oksitosin’de. Temel olarak üreme hormonu olarak bilinen oksitosin, doğum sırasında rahmin kasılmasını, memelilerde dişilerin yavruları emzirmesini sağlıyor. Oksitosinin güven duygusunu nasıl pekiştirdiğine gelince...

Zürih Üniversitesi uzmanları, insan vücudunda doğal olarak bulunan ve yeni annelerin bebeklerini emzirmelerini sağlayan bir hormonun, aynı zamanda insandaki şüphe eşiğini düşüren bir ’güven ilacı’ olarak rol oynadığını ortaya çıkardı. ’Oksitosin’ hormonu, özellikle güven ve sosyal ilgi gibi duyguların yöneticisi durumundaki sinirsel ağı harekete geçiren bir düğme gibi çalışıyor.

Laboratuvarda memeliler üzerinde yapılan incelemede oksitosin verilen kobayların birbirleriyle ilişki kurarken daha az tedbirli davrandığı gözlendi: 178 erkek deneğe, güven ve risk faktörleri içeren bir oyun oynatıldı. Deneklerin yarısına burundan alınan tek bir doz oksitosin verilirken, diğer yarısına da etkisiz ilaç koklatıldı. Oyunda taraflardan biri yatırımcı, biri emanetçi görevi üstlendi. Güvene dayalı oyunda yatırımcıyı oynayıp oksitosin alanların yüzde 45’inin ’maksimum düzeyde güven’ duyduğu, hormon verilmeyen deneklerin sadece yüzde 21’inin bu seviyeye geldiği belirtildi. Ardından benzer bir oyun her iki gruba da bilgisayarlara karşı oynatıldı. Bu kez her iki grubun da bilgisayara karşı aynı derecede temkinli davrandığı görüldü. Uzmanlar sonuç olarak oksitosin hormonunun insanların makinelerle değil sadece birbirleriyle ilişkilerinde güven sağladığını açıkladı.

GRUP YAŞAMINA UYUM

Benzer bir güven oyunundan yararlanan ekonomist Ernst Fehr ise 2. oyuncunun güvenirlik derecesinin, 1. oyuncunun kendisine gösterdiği güvene bağlı olduğunu tespit etmiş. Ancak 1. oyuncu güven yerine tehdit unsuruna başvurduğu zaman 2. oyuncunun güvenirlik düzeyi dikkati çekecek kadar azalmış. Fehr, "Tehdit, ilişkiye düşmanlık ve güvensizlik gibi olumsuz nitelikler katar. Ve bu ilk güvensizlik kendi kendini besleyen bir nitelik kazanır. Bana kalırsa güven duygusunun bileşiminde hem duygusal hem de bilişsel bir unsur bulunur. Bu ikisi arasındaki bağlantıyı anlamak çok önemlidir" diyor.

Sonuçta güven, daha avantajlı bir ortam yaratıldığı sürece güçleniyor. Çünkü güvenmek, bireye üremek ve hayatta kalmak bağlamında şans tanıdığı sürece, grup yaşantısına daha iyi uyum sağlamak için evrimleşen bir duygu.

GÜVENİ ARTIRMANIN YOLLARI

Uzmanlar, gelişmekte olan ülkelerde güven duygusunu artırmak için harekete geçirilmesi gereken mekanizmaları şöyle sıralıyor: "Bağımsız bir medya, politikada şeffaflık, adil bir hukuk düzeni, yasalar karşısında herkesin eşit haklara sahip olması, ayırımcılığın ortadan kalkması, eğitim olanaklarının herkese tanınması; temiz bir çevre; kamu sağlığına yatırım yapılması; sosyal bağların güçlendirilmesi; yolsuzluğun ortadan kalkması.’’

ULUSLAR İÇİN GÜVENİN ANLAMI

"Birey için doğru olan uluslar için de doğrudur" tezinden yola çıkacak olursak Dünya Bankası’ndan Steve Knack’ın şu sözleri çıkar karşımıza: "Bir ülkenin ekonomik sağlığını etkileyen en güçlü faktör güvendir. Güvenin zayıf olduğu yerde bireyler ve kurumlar parasal işlemlerden uzak durmaya bakar. Sonuç, ulusal ekonominin çöküşüdür.’’ Güven düzeyi ise ulustan ulusa değişiyor. Michigan Üniversitesi’nden Ann Arbor, çeşitli ülkelerdeki insanlara şu soruyu yöneltti: "Sizce yabancılara güvenmeli miyiz?’’ Bu soruya verilen pozitif yanıtlar, yüzde 65 (Norveç) ile yüzde 5 (Brezilya) arasında değişiyordu. Pozitif yanıtların yüzde 30’luk kritik düzeyin altında olduğu ülkelerde (Güney Amerika ve Afrika ülkeleri başta olmak üzere) güvensizliğin yoksulluk kapanında sıkışıp kaldığı görülüyor.
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!