GeriGündem Azınlık gayrımenkulünde mülkiyet tartışması
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Azınlık gayrımenkulünde mülkiyet tartışması

Cemaat vakıflarının mal edinmeleri önündeki yasal engeller AB uyum yasaları çerçevesinde kaldırılırken, Yargıtay'ın üç ayrı dairesi temyiz incelemelerinde, farklı kararlar verdi.

Türkiye'nin AB üyeliği sürecinde önüne çıkarılan cemaat vakıflarının taşınmaz mal edinmeleri yasağı, 9 Ağustos 2002'de çıkarılan 4771 ile 11 Ocak 2003'te çıkarılan 4748 sayılı yasalarla kaldırıldı.

Yargıtay'ın uyum yasaları içinde yer alan 4771 sayılı yasaya aykırı olarak ortaya koyduğu belirtilen kararı, Bozcaada Kimisis Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı'nın kullandığı bir arazinin Hazine'ye devredilmesi üzerine Rum vakfı tarafından açılan davada verildi.

Vakfın temyizi üzerine kararı inceleyen Yargıtay 16. Hukuk Dairesi, vakfın 1936 Beyannamesi'nde bu mülkü bildirmediğini, vakfın ayrıca gerçek kişiler gibi zilyetlikle mülk edinemeyeceğini belirterek, Hazine'yi haklı buldu.

Daire, yerel mahkemenin kararını, 4748 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği 11 Ocak tarihinden 26 gün sonra 6 Şubat 2003 tarihinde oybirliği ile onadı.

RUM MEZARLIĞI BELEDİYE'YE

Kadastro Mahkemesi Bozcaada'daki aynı Rum Vakfı'na ait Rum Mezarlığı'nın Bozcaada Belediyesi adına tescil edilmesine karar verdi. Bunun üzerine Rum vakfı, kararın temyizi için Yargıtay'a başvurdu.

Yargıtay 16. Hukuk Dairesi arazi davasında olduğu gibi kararı yerinde gördü. Daire, vakfın bir hayır kuruluşu olduğunu, uzun süre kullanım ile de mülk edinemeyeceğini belirtti.

Daire, mezarlık niteliğindeki yerlerin belediye adına kayıt edilmesi gerektiğinden hareket ederek, Bozcaada Kadastro Mahkemesi'nin verdiği kararı yine AB uyum yasalarının Meclis'ten çıkışından sonra onadı.

DEĞİŞİKLİKLERİ KARARLARINA YANSITAN DAİRELERDE VAR

Aynı vakfın 73 dönümlük iki taşınmazına ilişkin davasının temyizi, bu kez Yargıtay 7. Hukuk Dairesince incelendi. Daire, cemaat vakıflarının mülk edinmeleri ile ilgili 9 Ağustos 2002'de yapılan ilk düzenlemeyi dikkate alarak 12 Aralık 2002'de kararını verdi.

Kararda, arazinin Hazine'ye tescil edilmesine Rum Vakfı'nın 1936 Beyannamesi'nde bu araziye ilişkin kayıt bulunmamasının gösterildiği hatırlatılarak, 4771 sayılı AB uyum yasası ile yapılan değişikliklere dikkat çekildi. 7. Daire, yerel mahkemenin karar gününden sonra çıkan yasanın Rum Vakfı lehine olduğunu belirterek, yerel mahkeme kararını bozdu ve arazilerin vakıf adına tescil edilmesine hükmetti.

HAZİNE TEMYİZDE AB UYUM YASALARINA TAKILDI

Yargıtay'ın azınlık vakıflarının mal edinmesiyle ilgili üçüncü farklı kararı ise 17. Hukuk Dairesi tarafından verildi. Yedikule Surp Pirgiç Ermeni Hastanesi Vakfı, İstanbul 7. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde 43 metrekarelik taşınmaz için açtığı davayı kazanması üzerine bu kez Hazine temyize gitti.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, uyum yasalarının getirdiği değişikliklere işaret ederek alt mahkemenin kararını onadı.

"DAVALARDAN VAZGEÇİLMELİ"

İstanbul Barosu Azınlıklar Komisyonu eski üyesi avukat Fethiye Çetin, çıkarılan yasaların, vakıfların edinmiş oldukları malların adlarına tescil ettirilebilmesini öngördüğünü; ancak yasaya bağlı olarak çıkarılan yönetmeliğin daha farklı şartlar ve zorunluluklar getirdiğini söyledi.

Çetin, yasada vakıfların kullandıkları mallara ilişkin elektrik-su faturası gibi ispat belgesiyle taşınmazların adlarına tescil edilebileceğini belirtilmesine karşın, bu konuda henüz bir yol alınamadığına dikkat çekti.

Çetin, yasaya karşın azınlık vakıflarının taşınmazlarının eski sahiplerine iade edilmesi için dava açıldığını belirtti. Bu davalarda mahkemelerin "Yasa değişti. Artık bu dava görülmez" demesi gerektiğini vurgulayan Çetin, "Hala Yargıtay'ın bazı daireleri 1936 beyannamesinin bir "vakfiye' niteliğinde olduğu yönünde karar veriyor. Yani, yasa yokmuş gibi, çıkmamış gibi davranıyor" dedi. Çetin, şunları söyledi:

"Eğer hükümet AB'nin konusunda samimi ise, öncelikle Hazine'nin vakıfların devam ettirdiği davalardan vazgeçmeli. Hükümet, bu konudaki iyi niyetini davaları geri çekerek gösterebilir."

"1936 BEYANNAMESİ VE SONRASI"

1936 Beyannamesi, gayrimüslimlere ait cemaat vakıflarından istenen ve sahip oldukları malları gösteren bir listeden ibaret bulunuyor. O dönemde çıkarılan 2762 sayılı Vakıflar Kanunu'yla, bu vakıflardan akar ve gayri menkullerine ilişkin istenen ve vakıf yönetimlerince Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne teslim edilen listelere "1936 Beyannamesi" denildi.

Valilik muvaffaknamesi ve resmi tapu verildikten sonra vakıf siciline işlenerek herhangi bir problemle karşılaşmadan mal edilebilen cemaat vakıflarının bu hakkı 1974'te Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararıyla ellerinden alındı.

İstanbul'daki Balıklı Rum Hastanesi Vakfı Yönetim Kurulu ile Hazine arasında 1971'de görülmeye başlanan bir dava sonunda, 1936 Beyannamesi uyarınca mal edinilemeyeceği hükmü uygulanmaya başladı.

1936 Beyannamesi davalarının ilki olan bu yargılamada Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'na gidildi ve 8 Mayıs 1974'te oybirliğiyle 1936 Beyannamesi'nde bulunmayan malların sonradan edinilemeyeceği kararı verildi.

Bu karar daha sonra Hazine veya Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce vakıflar aleyhine açılan benzer davalara emsal teşkil etti.

AZINLIK VAKIFLARININ ELİNDEN ALINAN HAK

Açılan davaların azınlık vakıfları aleyhine sonuçlanmasında bu karar önemli rol oynadı. Karara göre, 1936'da yasa gereği verilen beyannameler, ilgili yasa ve tebliğlerde böyle bir talep olmamasına rağmen vakıfname olarak kabul ediliyordu.

Sözkonusu beyannamelerde, vakfın taşınmaz mal edinmeye devam edebileceği açıkça belirtilmediği gerekçesiyle bu hak azınlık vakıflarının ellerinden alındı. 1936'dan sonra edinilen taşınmazların da bedelsiz olarak varsa eski mal sahiplerine veya mirasçılarına yoksa Hazine'ye verilmesi karara bağlandı.

1936 Beyannamesi, Yargıtay kararlarına göre, "Vakfiye" olarak kabul edildi ve sözkonusu beyanname dışında vakıfların başkaca mülk edinemeyeceği ve mülklerin üzerine yeni akar eklenmesine izin verilmeyeceği hükme bağlanmış oldu.

"TÜRKİYE'DEKİ AZINLIKLAR TÜRK DEĞİL"

Bu hükümden sonra cemaat vakıfları herhangi bir mülkü satın almak bir yana bağış da kabul edemediler. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, verdiği kararda Türkiye'deki azınlıkları Türk olmayanlar olarak değerlendirdi.

Türk olmayanların meydana getirdikleri tüzel kişiliklerin taşınmaz mal edinmelerinin yasak olduğu belirtilen kararda şöyle dineli:

"Görülüyor ki, Türk olmayanların meydana getirdikleri tüzel kişiliklerin taşınmaz mal edinmeleri yasaklanmıştır. Çünkü, tüzel kişiler, gerçek kişilere oranla daha güçlü oldukları için, bunların taşınmaz mal edinmelerinin kısıtlanmamış olması halinde, devletin çeşitli tehlikelerle karşılaşacağı ve türlü sakıncalar doğabileceği açıktır.

Bu nedenle de karşılıklı olmak şartıyla yabancı gerçek kişilerin Türkiye'de satın alma veya miras yoluyla taşınmaz mal edinmeleri mümkün kılınmış olduğu halde, tüzel kişiler bundan yoksun bırakılmışlardır."


Yorumları Göster
Yorumları Gizle