GeriGündem Arınç'tan açıklamalar
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Arınç'tan açıklamalar

Arınç, NTV'de yayımlanan Seçimin Ardından programında gündemdeki konulara ilişkin soruları yanıtladı.

GÜL'ÜN DAVETİ OLUMLU

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve bazı bağımsız milletvekillerini son gelişmeleri değerlendirmek üzere Çankaya Köşkü'ne davet etmesine ilişkin Arınç, CHP milletvekillerinin TBMM'ye gelip yemin etmemesi, BDP'li bağımsız milletvekillerinin Diyarbakır'ı karargah yapıp Ankara'ya uzak durması ve tutukluyken milletvekili seçilenlerin durumunun bir sıkıntıya yol açtığını, bu sıkıntının varlığının yadsınamayacağını söyledi.
Anamuhalefet partisinin üyelerinin yemin etmemesi, diğerlerinin de bir süre Ankara'ya dahi gelmeyerek “grup toplantılarını güya Diyarbakır'da yapacaklarını” ifade etmelerinin bir sıkıntı olduğunu ifade eden Arınç, şunları kaydetti:
“Belki bunun sebepleri, sonuçları ve nasıl giderilebileceği konusunda Sayın Cumhurbaşkanı siyasi parti liderleriyle görüşmeyi arzu etmiş. Bence olumlu bir davranış, sonucu ne olursa olsun. Cumhurbaşkanı'nın onları birinci ağızdan, davet ederek dinleyecek olması çok olumlu bir davranış. Sayın Başbakan da AK Parti Genel Başkanı olarak davet edilseydi diyenler mutlaka olmuştur. Ama Sayın Başbakan'la zaten mutat görüşmeleri olduğu gibi, bugün de yeni bir görevlendirme yaparken 2 saate yakın bir süre birlikte oldular, herhalde bu konular da mutlaka görüşülmüştür. Dolayısıyla hem bağımsız milletvekillerini temsilen 2 arkadaşımızın katılacak olması hem de Kılıçdaroğlu'nun davete icabet etmesi bence olumlu sonuçlar da doğurabilir. MHP niçin, hangi sebeple bu daveti kabul etmedi, bunun takdirini de kamuoyu yapacaktır.

KEŞKE BAHÇELİ DE KATILSAYDI

Sayın Bahçeli her tavır ve davranışıyla Cumhurbaşkanlığı makamına saygısını ortaya koymuş bir insandır. Dün Meclis'te de bunu gözlemledik. Gerçek sebep nedir, kendileri daha iyi bilirler. Ama zamansız bulmuş olabilirler, daveti uygun görmemiş olabilirler. Ben diğerlerinin katılacak olmasını olumlu buluyorum. Keşke Sayın Bahçeli veya partiyi temsilen görevlendireceği bir arkadaş da katılabilseydi.”

Cumhurbaşkanı Gül'ün, bu konuda daha somut bir girişimi olup olamayacağına ilişkin bir soruya karşılık Arınç, “Sayın Cumhurbaşkanı'nın doğrudan yapabileceği herhangi bir girişimi herhalde söz konusu değil. Bence onları dinleyerek, mevcut durum nedir, bu durum niçin sıkıntı haline gelmiştir, nasıl çözülebilir, bu konuda yürütmeye, yasamaya düşen görevler var mıdır, herhalde bunları soracaktır. Çünkü yargıyla ilgili ithamlar, suçlamalar var. Tutuklu olan milletvekillerinin tahliye edilmemesi sebebiyle Sayın Kılıçdaroğlu, içinden geldiği gibi, maşallah yargıyı suçlayıcı ifadelerde bulunuyor. Yargı bağımsız ve üstelik 3 erkten birisi. Yani yargıya talimat vermek Sayın Cumhurbaşkanı'nın görevleri içerisinde yok” diye konuştu.

Arınç, Gül'ün bu görüşmelerden alabileceği sonuçları Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile paylaşabileceğini, belki TBMM Başkanı'nı da davet etmek suretiyle bir girişim başlatılmasını isteyebileceğini belirtti. Bülent Arınç, “Bence dinlemesi, anlaması, kendi düşüncelerini ifade etmesi ve oluşacak sonuca göre bir şeyler yapılması gerekiyorsa ilgililere bu konuda ricada bulunması veya talimat vermesi söz konusu olabilir. Bence olabilir, çünkü Cumhurbaşkanımızın görevleri arasında kurumların sağlıklı işlemesinden tutunuz, Türkiye'de toplumun huzurunun bozulmamasına yönelik her türlü girişimde bulunma yetkisi de var. Oluşacak sonuca göre bir şeyler yapılacaksa ricada bulunması ve talimat vermesi olabilir” dedi.

ALLAH DERİM

“Krizi çözmek için hükümetin bir cesaret verici adım atmasından söz edildiğinin” belirtilerek, “Ne dersiniz?” sorusuna karşılık Arınç, şunları kaydetti:
“Allah derim de o adımın ne olduğu veya iktidar kanadının ne yapması gerektiği veya Başbakan ne söylerse tatmin olabilecekleri konusunda da ipucu vermiyorlar. Bu topun taca atılmasıdır ve Sayın Kılıçdaroğlu zaman zaman bunu çokça yapıyor. Somut olarak bir şey söylenmeli ve yapılmalı. Nitekim bu o kadar dayanaksız, o kadar gerekçesiz bir söz ki, mesela yarın Oktay Ekşi nasıl olsa yemin etmiştir, geçici Meclis Başkanı sıfatıyla şöyle bir kanun teklifi verecek dediler. Bunu söyleyen kendileri. Biz biliyorduk ki bu konuda bir kanun teklifi her halde mümkün değil. Çünkü kişiye özel kanun çıkarılmaz. Genel bir kural koyacaksak bu genel kuraldan herkesin de hoşlanmadığı sonuçlar ortaya çıkabilir. Acaba CHP nasıl kanun teklifi getirecek ve biz buna nasıl evet diyeceğiz? Çünkü sorunların çözümü konusunda gerçekten istekliyiz. Meclis'in sağlıklı çalışabilmesi, yüzde 90'ları aşmış bir temsil gücünün yasamaya güç vermesi yönünden somut bir teklifle geldikleri zaman, ki ben de daha önce Meclis'i ziyaretim sırasında söylemiştim, biz yasama organıyız, meseleleri sokakta tartışarak değil, Meclis'in içinde kürsüyü kullanarak denetim hakkını kullanarak kanun teklifi vererek, kürsüden somut önerilerimizi, eleştirilerimizi açıklayarak bu çalışmaları yapacağız. Gelin burada bu çalışmalara bir an önce başlayalım.
'Madem 2002'yi örnek gösteriyorsunuz, 2002'ye benzer, uygun, makul, haklı bir talep gelirse biz o zaman olduğu gibi bu zaman da evet diyebiliriz' demiştim. Bir kısım ajanslar, gazeteler bunu 'açık çek' olarak algıladılar. Benim söylediklerim sadece şuydu; Bu işin konuşulma ve gerçekleştirilme yeri Meclis'tir. Başka hiçbir yerde bu çalışmayı yapamazsınız. Ne konuşacaksanız, neyi istiyorsanız, neyi istemiyorsanız Meclis'te ortaya koyalım ve bunun olabilirliği konusunda bir konsensüs oluştuğu zaman biz mutlaka evet noktasında size destek oluruz demiştim. Ama onlar Diyarbakır'dan Ankara'ya gelmeyi henüz tercih etmiyorlar.”
CHP'nin de tutuklu 2 milletvekiliyle ilgili istekleri olduğunu dile getiren Arınç, CHP'nin nasıl bir teklifle geleceğini beklerken, anamuhalefet partisinin ertesi gün çark ettiğini söyledi.
Bu konuda, Ceza Mahkemesi Kanunu'nun 100, 101 ve 102. maddelerinde esasen kullanılabilecek hükümler bulunduğuna dikkati çeken Arınç, bunlar daraltılır ya da biraz genişletilirse bundan hukuk dışı sonuçlar da çıkabileceğini, toplumdaki memnuniyetsizliğin de artabileceğini belirtti.
Daha sonra “AK Parti teklifini versin” denilmeye başlandığını ifade eden Arınç, “Bunlar gülünç şeyler doğrusu. Ama bunların konuşulmamasını arzu etmiyorum” dedi.

LAF EBELİĞİ YAPIYORLAR

Yargının yazılı hukuku uyguladığına dikkati çeken Arınç, “Ellerinde uyguladıkları sistem arızalı ise hemen bunu değiştirelim ama bunu değiştirirken önümüze ne gelecek, bunun olabilirliği konusunda laf ebelerinin değil, gerçek hukukçuların da ortaya çıkması lazım. Çünkü birkaç gündür ekranlarda konuşanların ne hukukla, ne uygulamayla, hukuk tekniğiyle yakından uzaktan ilgileri yok. Siz 10 tane soru soruyorsunuz, hiç hukukla alakası olmayanlar sadece laf ebeliği yaparak propagandaya dönüştürüyorlar” diye konuştu.

Tutuklamanın her zaman istisnai olmasını ve tahliye edilmenin daha iyi olacağını söylediğini anımsatan Arınç, “Bu hukuku uygulayan hakimler de diyorlar ki, 'bizim elimizdeki dava çok ciddidir, suçlamalar ciddidir, isnatlar ciddidir, buna ilişkin dosyada deliller vardı'. Dolayısıyla, 'ben sonunda bir ceza verilecekse bu cezayı dikkate alarak mevcut tutukluluk süresinin devam etmesi gerektiğini düşünüyorum' diyor. Bu konuda kimsenin yargıyı küçültücü sözlerle itham etmemesi lazım. Evet takdirde zaafa düşmek diye bir olay vardı. Ama zaafa düşüp düşmediği yargılama sonucunda belli olacaktır” dedi.

TAHLİYE EDİLMELİLER

Milletvekili seçilmişse bir insan hakkında bütün maddeler bir kenara bırakılarak dahi tahliye kararı verilmesi gerektiği düşüncesinde olduğunu vurgulayan Arınç, şunları kaydetti:

“Ama bunu bir mahkeme vermiyorsa sadece üzülürüm. O mahkemeyi itham etmek ve siz hukuka aykırı davranıyorsunuz demek hakkına sahip değilim. Ben hukukun yanına biraz da vicdanı ekliyorum. Yani verilen karar hukuki ve vicdani olmalı. Sadece hukuki veya kanuni olursa... Bugün tahliye taleplerinin reddine ilişkin hükümler hukukidir, kanunidir ama ne kadar vicdanidir, bu konuda endişem var. Sadece Haberal veya sadece onun yanında ismi geçen gazeteci arkadaşımız mı, hayır. Şu anda 5-6 kişi daha var ki onlar hakkında da henüz yargı kararı sonuçlanmadı, hatta bir kısmının sorgusu bile yapılmadı. Kürtçe savunma vermek istemeleri nedeniyle iş ilerleyemiyor. Bu insanların da tahliye edilmesi gerekir mi diye sorarsanız, aynı çerçevede karar verilecekse evet, onlar için de tahliye kararı verilmelidir. Yok, ben sadece Engin Alan'ın tahliyesini istiyorum, onlara karşıyım derseniz, bu çok ayrımcı bir karar olur ve bunun vicdanlarda yer bulması da mümkün değil.”

Tahliye taleplerinin sürekli tekrarlanacağını, mahkemelerin değişen durum içerisinde farklı kararlar alabileceğini dile getiren Arınç, bunun mahkemelerin görev ve yetki alanıyla ilgili bir konu olduğunu vurguladı. Arınç, buna dayalı olarak CHP'nin dün TBMM'de ortaya koyduğu tablonun fevkalade yanlış, incitici olduğunu belirtti.

Yasama çalışmalarına katılmanın her milletvekilinin asli görevi olduğunu dile getiren Arınç, hiçbir gerekçenin Meclis'i boykot etmede haklı bir gerekçe olmayacağını kaydetti.

MİLLETVEKİLİ SEÇİLME ŞARTLARI

“Anayasa'nın dokunulmazlık ile ilgili maddesinin değişmesini bir çözüm olarak mı öngörüyorsunuz?” sorusu üzerine, Arınç, dokunulmazlığın yasama dokunulmazlığı olduğunu ifade ederek, Anayasa'nın 83. maddesinde bunun açıkça ifade edildiğini söyledi. Arınç, “Ama bizim Anayasamız 'Amayasadır'. Yani ama, ancak ve fakatlarla işin içerisine mutlaka bir şeyler girmiştir” dedi.

Arınç, 83. maddede “Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Meclis'te ileri sürdükleri düşüncelerden, dışarıda tekrarlaması halinde de açığa vurmaktan sorumlu tutulamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14. maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır” hükmünün yer aldığı bilgisini aktararak, bunun ilk defa geçen yasama döneminde konuşulmaya başlandığını söyledi.

Bağımsız seçilen milletvekillerinin bir kısmı hakkında davaların seçimden önce başladığını belirten Arınç, “Sonra milletvekili oldular. Kendileri mahkemeye çağrıldı. 'Sizin hakkınızdaki duruşma devam ediyor, siz dokunulmazlıktan bu konuda istifade edemezsiniz' denildi. Bu bir tartışma konusu oldu. İçişleri Bakanlığı devreye girdi. 'Bir milletvekilinin polis tarafından alınıp götürülmesi çok şık olmayacak' denildi. Tebligatlar yapılmadı. Daha sonra kendileri bir şekilde giderek ifade verdiler ve tutuksuz devam etti. O zaman da biz söylemiştik, 14. madde istinası kalktığı takdirde dokunulmazlık tam mutlak dokunulmazlık haline gelebilir” diye konuştu.

Anayasa'nın 14. maddesinde, bu maddenin ihtiva ettiği suç türleri işlenmişse bunlar hakkında dokunulmazlığın olmadığının belirtildiğini aktaran Arınç, “Hatip Dicle ile doğrudan ilgili, Anayasa'nın 76. maddesi ile de doğrudan ilgili” dedi.

Anayasa'nın 76. maddesinin milletvekili seçilme şartlarını öngördüğünü belirten Arınç, bu maddede “Devlet sırlarını açığa vurma, terör eylemlerine katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçlarından biriyle hüküm giymiş olanlar, affa uğramış olsalar bile milletvekili seçilemezler” hükmünün yer aldığını söyledi. Bu maddeye aykırılık sebebiyle ilgili örnek veren Arınç, şunları kaydetti:

“Her Türk milletvekili seçilebilir diyor. Merve Kavakçı ile ilgili olay bunun tam karşılığıdır. Merve Kavakçı İstanbul'dan seçildi, mazbatasını aldı, Meclis'te yemin edemedi, ettirilmedi. Sonra bir şekilde Türk vatandaşı olmadığı iddia edildi, milletvekili adayı olduğu ve seçildiği tarihte. Belgeler de onu gösterdi, Amerika'dan gelmişti, bir şekilde Türk vatandaşlığını kaybetmiş olduğu ortaya çıktı. Bunu Yüksek Seçim Kurulu'na ihbar ettiler. O sürede Yüksek Seçim Kurulu dosyayı ele aldı. Merve Kavakçı Danıştay'da dava açmıştı, bu konudaki işlemin iptali için. Seçim Kurulu onu bekledi, sonunda Danıştay Türk vatandaşlığı olmadığına dair kararı tasdik edince, Danıştay'ın kararı Meclis'e gelindi ve okundu. Başka bir işleme gerek yoktu. Onun milletvekilliği iptal edildi. Bu sadece Türk vatandaşı olmayan birisi ile ilgili.”

Milletvekili seçilebilmek için “askerliğini yapmış olmak” şartı olduğunu belirten Arınç, “Bahattin Şeker olayı. Şeker, 1995'te parlamentoya girdi, 1996'nın ortalarında Genelkurmay tarafından onun yurt dışında çalışmadığı, dolayısıyla askerlikten muaf olmadığı iddia edildi. Onun da milletvekilliğinin düşürülmesi istendi. O zaman o askerlik işleminin iptali için Askeri Yüksek İdari Mahkemesi'ne dava açmıştı. Üç sene sonra davayı kaybetti. Yüksek Seçim Kurulu onun milletvekilliği sıfatını iptal etti” diye konuştu.

Şanlıurfa milletvekili Ahmet Karavar'ın da 1995'te parlamentoya girdiğini anımsatarak, onunla ilgili de bir cezasının olduğuna ilişkin şikayet geldiğini söyledi. Arınç, YSK'nın bütün şikayetleri reddederek, onun milletvekilliğini iptal etmediğini kaydetti.

Arınç, “Bu 76. madde, bu şekliyle kaldığı sürece, burada sayılan suçları işlemiş olanlar, yüz kızartıcı fiiller ile terör eylemi sayılabilecek fiilleri işleyenler 1 yıl sürenin üstünde bir ceza aldıkları taktirde, isterse milletvekilliği döneminin sonunda ortaya çıksın, iptal edilebiliyor. YSK'nın buna ilişkin açık hükümler var. YSK mı vermeliydi bu kararı? Çünkü mazbatasını alıp gelmişti. Milletvekili sayılabilir, o yüzden Meclis mi vermeliydi? Meclis'in verdiği hiçbir karar yok. Anayasa'nın 79. maddesi YSK'yı bu konuda yetkili kılıyor” diye konuştu.

Konunun Hatip Dicle bağlamında ele alınması durumuna değinen Arınç, şunları söyledi:

“Niye aday gösterildi, sorusu var. Yüksek Seçim Kurulu'nun oy birliği ile verdiği kararda bu izah edilmiş. Bir yıl 8 aylık hükümlülük Yargıtay'da Mart ayı sonunda onanmış, ancak bu dosyanın mahalline iadesi, sabıka kaydına işlenmesi ve infazın başlaması zaman almış. O süre içerisinde sabıkasızlık kaydı görüldüğü için bu konuda bir işlem yapılmamış. Daha sonra yapılabilir mi? Mevcut kararlara bakarsak yapılabilir. Bu 76. maddeye aykırılık ne zaman ortaya çıkarsa çıksın, işleme konulacak bir hükümdür. O zaman şikayetimiz Yüksek Seçim Kurulu'nda değil, aslında bu maddenin içerisinde sayılan suç veya suçlamaların değiştirilebilecek olup olmadığı konusunda olmalıdır. Yüksek Seçim Kurulu'nun yapısında veya görevlerinde bir değişiklik düşünülüyorsa son uygulamalarına bakarak, bir itimat kaybına uğradığı için söylüyorum, belki Anayasa'nın 79. maddesi siyasi parti temsilcilerinin de YSK'da yer alması ve bazı kararların kesin olmaktan çıkarılması, bir itiraz veya temsil merci haline de getirilebilmesini sağlamakla mümkün. Sonunda o da Anayasa çalışmaları kapsamında ele alınmalı. Hatip Dicle bağlamında meseleye bakarsak, 76. maddeden kaynaklanıyor. Şikayetimiz var mı buradan? Gelin Meclis'e, '76. maddenin değişmesi gerekir' deyin.”

ELLERİMİZİ AÇIP DUA EDEREK...

Bülent Arınç, konuşmasına şöyle devam etti:

“Şırnak Belediye Başkanı Ramazan Bey, bir basın açıklaması sebebiyle ceza aldı. Bildiğim kadarıyla cezası kesinleşmedi. Onunla ilgili davayı bana anlattıkları zaman ben de hayıflandım doğrusu. Böyle bir açıklama sebebiyle bir insanın bu kadar ceza almasını benim vicdanım kabul etmedi. Dolayısıyla Terörle Mücadele Kanunu'nun ilgili maddelerinde, 5, 6, 7 ve diğerlerinde de bir değişiklik öngörülüyorsa, terörle mücadeleye de zarar vermeyecek biçimde ama ifade özgürlüğünü de biraz daha genişletmek şartıyla bir değişiklik yapılabilir mi? Kanaatimce yapılabilir. Dolayısıyla arkadaşlarımızın şikayetlerini güncel olmaktan çıkarmalıyız.

'Ben Diyarbakır'da kalacağım, Ankara'ya gelmeyeceğim. Hatip Dicle Meclis'e girinceye kadar bu boykotum devam edecek'. Böyle bir siyasi parti olamaz. Demokratik Toplum Kongresi diye bir şey varsa, bunu belki o söyleyebilir de, siz bir parti altında siyasi partiler yasasına uygun olarak böyle bir şey söyleyemezsiniz. Söylerseniz kendinizi aldatırsınız. Dışarıda kalırsınız. Parlamento çalışmalarına devam eder ve kamuoyundaki itibarınız sıfırlanır. Çünkü millet size bu kadar oyu, 'gidin parlamentoya haklarımızı savunun, fikirlerinizi, düşüncelerinize sahip çıkın, bize sahip çıkın, siz Türkiye'nin milletvekilisiniz' diye oy verdi.”

Arınç, Hatip Dicle olayına ilişkin olarak, “76. madde üzerinde durabiliriz, 83. madde, 14. madde istisnasını dışarı çıkarmak üzere üzerinde çalışabiliriz. Terörle mücadele kanunu ki, ben basınla da yakından ilgili görevli

bakan olarak son gelişmelerle bunun çilesini, sıkıntısını biraz daha fazla çeken

bir insanım. Çünkü şu anda cezaevinde belli zamandan beri hükümlü olarak bulunanların yüzde 95'i Terörle Mücadele Kanunu sebebiyle cezaevindeler. Kanun kapsamında ceza alıyorlar, böyle bir ceza onlar için yabancı değil aslında. Ama böyle mi olmalı? Avrupa Birliği yolunda anayasalar, yasalar değiştirilirken, ifade özgürlüğünün kapsamı biraz daha genişlerken, biz Terörle Mücadele Kanunu'nun sınırlarını kat kat yapmak yerine biraz daha genişletebilir miyiz? Kanaatimi söylüyorum, genişletebiliriz” diye konuştu.

Başbakan Yardımcısı Arınç, şunları söyledi:

“Bu, Hatip Dicle bağlamında. Diğer iki arkadaş, KCK'yı da sayarsak 9 oluyor. Onların haklarında henüz mahkumiyet kararı yok. Belki de beraat edecekler. Dileriz ki beraat etsinler. Ama mahkumiyetleri halinde o mahkumiyetleri 76. madde kapsamına girebilir. Çünkü 14. maddede sayılan suçlar, hemen hemen Ceza Muhakemesi Kanunu'nda da devlete karşı işlenen şu bağlamda, bu bağlamda suç işleme amacıyla kurulan örgütleri, hepsini kapsıyor. Şimdi orada tahliyelerini sağlamak açısından, ellerimizi açıp dua ederek 'Ey hakimler ne olur bu konuda bir tahliye kararı verin' demek mümkün. İşi karikatürize etmiyorum. Tamamen mahkemelere ait bir yetkiden bahsediyorum. Mahkemeler hukuki ve vicdani açıdan ve bu kişilerin milletvekili seçilmiş olması, milyonlarca seçmenimizin bu kişileri parlamentoya göndermiş olması karşısında milletin itimat ettiği kişilere parlamento yolunu açmaları gerekir diye düşünüyorum. Bu benim şahsi düşüncem. Ama hukuk ve kanun bunun tam aksini emrediyor deyip, kararlarında ısrar ederlerse, ki edebilirler, bu konuda yapabileceğimiz bir şey yok. Ne olabilir? Bir, tutuklulukları sınırlamak. Sınırladığınız taktirde bunun kapsamı ne olacak? Başka nelere mal olacak? Somut olarak konuşmak lazım.”

YANLIŞ BİLE OLSA PARTİ BUNLARI ADAY GÖSTERMİŞTİR

Bakan Hayati Yazıcı ile bazı arkadaşlarının “O zaman Karayılan da gelse milletvekili olsa, Danıştay baskını yapan Alparslan Aslan da milletvekili olsa, onlara da mı aynı şeyleri söyleyeceksin?' sözlerine değinen Arınç, bunun söylenmesi durumunda CHP'nin teklif veremediğini belirtti.

Arınç, “Bence meselenin temelinde bu yatıyor. Gelişi güzel, ayak üstü söylenmiş bir söz ama altını doldurunca, bunu biraz düşünmeliyiz, noktasına geldiler. Dolayısıyla belki tutuklulukla ilgili veya bu ceza maddeleri ile ilgili bir değişikliği zaman içerisinde bütünün içerisinde ele almak suretiyle görüşebiliriz. Yoksa o insanların dokunulmazlıktan istifade etmeyecekleri, suçlanan kişiler açısından söylüyorum, iddianamede yazılı suçlamalar, bu insanlara 14.madde kapsamında dokunulmazlık vermiyor. Vermediği için de yargılamaları devam eder. İçeride de kalabilirler. Bunu bilmeniz gerekirdi ey partililer. Siz bunu bilerek bunları aday yaptıysanız bugün niçin şikayet ediyorsunuz? Bilmiyor da aday yaptıysanız bugün neden her şeyi biliyormuş gibi ortaya çıkıyorsunuz? demek lazım” diye konuştu.

Arınç, şöyle devam etti:

“Kaldı ki, mesela CHP açısından Süheyl Batum dile getirdi. Hemen Kılıçdaroğlu'na gidip sordular, birbirlerinden haberdar olmadıkları anlaşıldı. 'Yok öyle bir şey' dedi, üç gün sonra da 'olabilir' dendi. 'Bu konuda bana hiç kimse bir şey söylemedi' dendi. Ama Sayın Demirel, 'Ben sadece Haberal konusunda kendisine ricada bulundum' dedi. Demek ki, Silivri'de tutuklu bulunan kişilerin partileri açısından savunulması gerekli kişiler olduğu görüşü var. Belki oradan sadece siyasi bir rant düşündüler, belki de sadece hukuk ve suçlamalar bakımından onlara sahiplenme güdüsüyle hareket ettiler. Ama sonuçlarını bilmeleri gerekirdi. Dolayısıyla onların içeride tutuklu kalması yasama çalışmalarına sırt dönmek anlamına gelmemeli, onlar parlamentoda olmalı. Onların tahliyeleri konusunda yargının kararını beklemeliyiz, 'şöyle bir uygulama hem bugün hem de gelecek için daha uygun olur' diyorlarsa çok açık, hiçbir rezerv koymadan bunu konuşabiliriz.”

Bu konuda hiçbirimizin peşin fikirle 'bunlar kalsın, içeride çürüsünler, bunlar kötü insanlar şudur, budur' böyle bir endişe içinde değiliz, böyle bir duygu içinde de değiliz. Birileri böyle düşünebilir ama biz hukuk ne derse o olacak. Bizim yargıya müdahale etme hakkımız yok. Yargıya müdahale etme imkanımız olsaydı tek başımıza iktidarda iken hakkımızda kapatma davası açılmazdı. Hukuk herkese lazım. Bugün konjonktürel olarak şikayet etme hakkımızı bir tarafa koyalım, ama bugün ve gelecek için daha çağdaş, daha özgürlükçü bir anlayışla bir şey yapabileceksek, onlar tekliflerini ortaya koysunlar. Biz hukuk ve mantık içinde buna bakarız. Kimi ilgilendiriyor, orası bizi ilgilendirmez. Silivri'de olan Ergenekon sanıkları dediğimiz kişiler eğer tutuksuz yargılansalardı CHP bunları aday yapar mıydı veya onlar CHP'den aday olur muydu? Bana göre, hayır. Balbay için belki ama Haberal için böyle bir şeyi düşünmüyorum. Onları bugün milletvekili yapan duygu, içeriden kurtulmak bir şekilde dışarı çıkmak duygusudur. Bu insani açıdan anlaşılabilir, parti de bunu göğüslemiş ve aday göstermiştir. Belki de oy kaybına uğramıştır. Oy getirdiğini kimse söyleyemez. Yanlış bile olsa parti bunları aday göstermiştir. MHP için de aynı durum, belki oy kaybına uğramıştır. 'Ne işimiz var bizim Ergenekon sanıklarıyla, bizim Ülkücü düşüncemiz bize yetmez mi?' diye şikayetleri ben biliyorum.”

AÇILIM SÜRECİ DEVAM EDİYOR

Terör konusunda yaşananların sorulması üzerine Arınç, Türkiye'de terörün bir olgu olduğunu belirtti. Terörü 'bazı sebeplerle ortaya çıkan rahatsız edici bir olay' olarak nitelendiren Arınç, terörle mücadele yollarında siyasi, sosyal, toplumsal bir takım tedbirleri de devreye koymaya ihtiyaç olduğunu, buna daha önce “Demokratik açılım” denildiği gibi 'Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi” de denilebileceğini söyledi. Sürecin akamete uğramasına rağmen devam ettiğini belirten Arınç, bu kapsamda yapılan çalışmaları anlattı.

“Kabul edilmesi şöyle dursun, konuşulması bile toplumu rahatsız eden bir takım yeni taleplerle ortaya çıkmalar oldu” diyen Arınç, bu taleplerin fikir ve düşünce olarak kalmayıp eyleme dönüştüğünü belirtti. Öğrenci yurtlarına, polislere saldırılar yapıldığını anımsatan Arınç, bazı siyasetçilerin de katıldığı, dağı, sokağı, şiddeti teşvik eden çeşitli gösterilerin toplumda büyük tepkilere yol açtığını ifade etti. Arınç, şöyle konuştu:

“Terörün mutlaka artık eylemsizlik noktasında, silahlardan arındırılmış bir örgüt noktasına getirilmesi için çaba göstermemiz lazım. Ama bu yapılırken terör eylemlerine karşılık da bütün güvenlik güçlerinin hem müteyakkız olması, hem de bunları önleyecek bir istihbaratı ve güce sahip olması lazım. Benim görebildiğim kadarıyla da bu alanda da çok büyük başarılar kazanılıyor. Politik amaçlarla istismar edilen durumu bir kenara koyuyorum ama Türkiye'de sokaklardaki manzara insanların huzurunu bozmaktadır, tepkiler çoğalmaktadır. Adeta bu tepkiler daha güçlü bir noktada terörü bastırmaya yönlendirilsin, bu baskı karşı tepkiyi meydana getirsin, sokaklarda da daha çok karmaşa olsun arzu ve isteği ile kendini gösteriyor. 'Öcalan şöyle talimat verdi; Mart'a kadar şöyle, Haziran'a kadar böyle, Temmuz'a kadar böyle'... Bir hükümet, bir hükümetin bakanı 'Öcalan şöyle dedi, böyle dedi', bunlarla meşgul olmaz. Öcalan içerde bir hükümlüdür. Bir kısım halk nezdinde itibarı vardır, örgütün sempatizanları, elemanları açısından ona karşı bir saygınlık vardır, gerçekleri inkar etmek durumunda değiliz. Ama hukuk nezdinde bulunduğu konum bellidir. Dolayısıyla devletin şu veya bu organları, şu veya bu kişisi onunla görüşebilir, ondan alacağı bilgileri alır, yol haritası çizmek gerekiyorsa çizer, tedbir alacaksa alır, onun düşüncelerinin örgüt üzerinde ne kadar müessir olduğunu anlamak isteyebilir. Ben bu görüşmelerde yokum ama tahmin ediyorum ki, geçtiğimiz günlerde yayımlanan bir raporda 1990'lı yılların başından beri içinde askerlerin de olduğu, içinde siyasetçilerin de olduğu, herkesin zaman zaman gidip kendisi ile görüşme yaptığı ortaya çıktı. Zaten geçmişte de inkar edilmemişti. Ama AK Parti döneminde 'devlet görüşüyor' deyince bir gürültü koptu. Devlet herkesle görüşür noktasına gelindi.”

“Bizim bütün çalışmalarımız veya planlamalarımız 'acaba Öcalan bugün ne dedi?' ona bakarak yapılmaz. Böyle bir hükümet düşünülemez” diyen Arınç, “Ama o bir argümandır, o bir aktördür. Onun söylediklerini istihbarat, teröre karşı mücadele, örgütle ilgili bilgiler bağlamında değerlendirmek de hem istihbaratın hem güvenlik güçlerinin vazifesidir” diye konuştu.

“Belirli bir dönemde görüşmeler askerden sivil bürokrasiye kaydı. Daha olumlu olduğu söylenebilir mi?” sorusu üzerine Arınç, şunları söyledi:

“Geçmişte olduğu, söylendiği için söylüyorum, bu dönem için buna ait hiçbir bilgim yok. Asker veya askeri temsil eden komuta kademesindeki kişilerin, ister albay olur ister binbaşı olur, belli bir görevlendirme ile gidip kendisi ile görüşme yapması doğru değildir. Sivil bir hükümet, ülkeyi yöneten bir hükümet, ülkenin iyi yönetilmesinden sorumlu olan bir hükümet, güvenliği sağlamakla görevli olan bir hükümet, kendine bağlı kurumlar ve o kurumların içindeki sivil kişilerle görüşmek gerekiyorsa görüştürür. Oradan alacağı bilgileri değerlendirir. Yani TSK'dan niye birisi gitsin ki kendisi ile görüşsün, ne amaçla görüşsün, görüştükten sonra ne yaptı, nereyle bunları paylaştı? Ben bunların bilgisine sahip değilim. Ama 'Bizimle asker bile görüştü' denildiğinde ben 'Bu olamaz' diye düşünmüştüm. Cengiz Çandar'ın en son hazırladığı bir raporda görüştüğü kişilerin kendisine bu bilgileri verdiğini yazdığına göre herhalde bir doğruluk payı vardır diye düşünüyorum. Ama şu anda ben asker kişilerin Öcalan ile bir görüşme yaptığını düşünmüyorum, böyle bir bilgiye sahip değilim.”

BÖYLE BİR YEMİN METNİ OLABİLİR Mİ?

Yeni anayasa yapılmasına yönelik TBMM'deki durumu nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine Arınç, TBMM'de yemin ettiklerini anımsatarak, yemin metninin zorluğundan bahsetti. Arınç, “Bu yemin metnini düzgün okuyacak bir adam gösterin bana Allah aşkına. Biz kocaman kocaman insanlar on defa okuyoruz yanlışımız olmasın diye. Bir cümle düşünün ki üç satır olsun ya Allah'tan kork. Böyle bir yemin metni olabilir mi? Bu yemin metninin yeni anayasada mutlaka değişmesi lazım” diye konuştu.

Birçok milletvekilin yanlış okumasından dolayı yemini tekrar ettiğini anımsatan Arınç, şöyle konuştu:

“Ant içmek demek, yemin etmek demektir. Kim yemin etti de yemin de sabit kaldı? Kaç kişi gösterebilirsiniz? Her türlü eyleminden dolayı 'Kardeşim sen yemin etmiştin şu yeminine sadık kal' diyorsun adam gülüyor geçiyor. Mahkemelerdeki yemin metni bile değişti. Ama şimdi daha seküler bir ant içme olması lazım, bir söz verme olması lazım. Yemin metni değiştirilemez maddeler içinde değil ki. Yemin metni ilk üç madde içinde değil. Karşı çıkarken bile bir insanın anayasal bazda konuşması lazım. Üç madde değişmez, değiştirilemez maddeler içinde. Biz yeni anayasa yaparken buradan başlayarak, tartışmaları buraya yoğunlaştırarak büyük tabloyu gözden kaçırmak niyetinde değiliz.”

Yeni anayasanın ilkeleri üzerinde anlaşmanın önemli olduğunu vurgulayan Arınç, “Daha demokratik, daha özgürlükçü, darbe anayasalarının izlerini taşımayan daha demokratik, daha insan odaklı bir anayasa yapabiliriz. İlk üç maddeye girersek sanıyorum bu konuda bir uzlaşma sağlanamaz. Kendimizi oraya hapsetmeyelim onlar kalacaksa yine kalsın. Daha az maddeli, ideolojisi olmayan bir anayasa yapmamız lazım. Umarım ki CHP seçim öncesi bazı konuşmalarını ve raporlarında açıkladığı ilkelere bağlı kalır. MHP bu konuda kendi anayasa hazırlığını ortaya koyar ve bir orta yol buluruz” dedi.

Arınç, bir soru üzerine yeni anayasada etnik kelimelerin yer almaması gerektiğini de söyledi. Yeni bir anayasada ilk üç maddeyi değiştirmenin teorik olarak mümkün olduğunu dile getiren Arınç, şunları kaydetti:

“Ama pratik olarak bu konuda hassasiyet taşıyacak pek çok siyasi parti vardır, pek çok siyasetçi vardır, başka şeyler vardır. Tek korkumuz şu; Biz maalesef fikir tartışması, görüşmesi değil kavga yapıyoruz. Bazı yerlere takılıyoruz. Mesela türbana takıldığımız gibi zamanında. 411 oyun kabul ettiği anayasa değişikliği içinde 'T' harfini bile barındırmıyordu. Ama 'Burada türban korkusu, kokusu var' dediler, CHP Anayasa Mahkemesine gitti, şekilden inceleyeceği yerde esasa girdi ve iptal etti. Şimdi Anayasa Mahkemesi yine yerinde duruyor, CHP de yerinde duruyor. Bazı konulardaki aşırı duyarlılığını ya da hassasiyetini tekrar bir refleks olarak ortaya koyacaksa biz anayasa yapamayız demektir. Benim 327 milletvekili ile bunu referanduma götürme imkanım bile yok. Ya MHP katkıda bulunacak ya BDP katkıda bulunacak veyahutta CHP katkı sağlayacak. Onların da hassasiyetlerini dikkate alarak ortak, herkesin 'benim' diyebileceği bir anayasayı hazırlayabiliriz diye düşünüyorum.”

Bunun yapılmaması durumunda sorumlunun AK Parti olmayacağını belirten Arınç, “Şimdi 336'yı bulamazsak millet bize şikayet etmez. 'Siz vazifenizi yaptınız' der, biz de 'Bize bu kadar milletvekili vermiştiniz, senin önüne bile getiremedim.' Önümüzdeki seçim 2015'te. O zaman millete deriz ki 'Bize bunu yaptırmadılar hadi kendini göster bakalım bir daha.' Artık 60 mı olur, 70 mi olur ağanın eli tutulmaz” dedi.

Seçimin bittiğini, partilerin oy oranlarının belli olduğunu ifade eden Arınç, günlük olayların bahane edilerek bütünü görmekten kaçılmaması gerektiğini söyledi. Arınç, “Yasama faaliyetlerinin yapılacağı yer parlamento, siyasetin yapılacağı yer ise bütün Türkiye. Parlamento çalışmalarını ilk günden ambargo altına almaya çalışmak hiçbir zaman hoş karşılanmaz. Biz AK Parti olarak bunun altından kalkarız” dedi.

Parlamentoyu, demokrasinin kalbi olarak nitelendiren Arınç, “Ne yapacaksanız burada yapacaksınız, sokakta olacaksanız niye buraya geldiniz? CHP'nin düştüğü duruma bakınız. Ergenekon'dakileri dışarı çıkaracağı yerde kendisi Meclise giremez hale geldi. Niye kendini iki kişi yüzünden parlamentonun dışında, orada oturduğun halde 'yok' dedirtiyorsun. Bunun hesabını Kılıçdaroğlu'na da sorarlar, CHP'ye de kurumsal olarak sorarlar. Millet sadece oy gününü bekler. Hepsini bir kenara yazar ve faturayı önünüze koyar. Yüzde 30'ları hatta bazen yüzde 40'ları hedeflemiş, sayın Gürsel Tekin'in de iddiasına göre 'AK Parti'nin de bir puan önüne geçmiş' bir CHP'nin yüzde 26'yı zorlukla almasını başka ne ile izah edebilirsiniz?” dedi.

EVET ALKIŞLAMADIM

TBMM'nin açılışında, en yaşlı üye sıfatıyla Meclis Başkanlığı görevini yürüten Oktay Ekşi'nin yaptığı konuşmanın hatırlatılması üzerine Arınç, “İyi ki sordunuz, ben içime ata ata iyice gerilmiştim. Bugün gazetelerde, 'Sayın Başbakan'la, Bülent Arınç alkışlamadı' diyor. Evet alkışlamadım, çünkü sebebi şu, sanıyorum bir kısmını alkışladım da duyduğum bir şey benim tüylerimi diken diken etti. Bunu sayın Oktay Ekşi'ye de yakıştıramam, bir Meclis Başkanı'na da yakıştıramam. Evet geçici bir Başkandır, sadece yaşı itibariyle orada görev yapıyor, eskiden o görev Şükrü Elekdağ'ındı. O gidince yerine en yaşlı üye oldu. Dün kürsüye çıkanlar, bence Türkiye için bir şeyi daha hatırlatıyor, en gençler AK Parti'deydi. Yaşları 25 ile 35 arasında sanıyorum 200'den fazla milletvekili vardı. Eğer CHP'liler yemin etmek için kürsüye çıksalardı, aradaki yaş farkı kendini çok daha iyi ortaya koyacaktı” diye konuştu.

Oktay Ekşi'nin, konuşmasında “Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu'nun asıldığı, darbe günlerinde yapılan bir Anayasa gibi bir anayasa yapmaya kendilerini davet ettiğini” belirten Arınç, “Sizi bilmem ama bu söz alkışlanacak bir söz değil. İmkan olsaydı yuhalardım, darbe sonunda idam sehpaları gölgesinde, talimatla yapılan bir anayasayı, Türkiye'nin en demokratik anayasası göstermek gafletine bu 79 yaşındaki zatın düşmemesini arzu ederdim” dedi.

Arınç, yeni kabinenin yapısına ilişkin bir soru üzerine, bu konuyla ilgili bir bilgisinin ve merakının olmadığını söyledi. Arınç, “Yapmadığım bir görev kalmadı, ama sayın Başbakan ne uygun görüyorsa biz ona razıyız” dedi.

Arınç, AK Parti tüzüğüne göre son kez milletvekili olduğunun hatırlatılarak, sonrasına ilişkin planlarının sorulması üzerine, “Tayyip Bey bir vakıf kurarak, vakıfta çalışmalar yapacağından bahsediyor, benim böyle bir planım da yok. Torunlarımın sayısı 3 oluyor, inşallah yakın bir zamanda, artık onlarla daha iyi vakit geçirebilirim. Ama bunun dışında da siyasi olsun, olmasın herhangi bir görev üzerimize düşerse onu da yaparız. Parlamenterlik hayatımız bitecek diye bir üzüntü içerisinde değilim” diye konuştu.

“Sizin gibi düşünmeyenleri kızdıran, ama sizin de onların düşündüklerini söyleyen bir yanınız var. Tutuklu milletvekillerinin tutukluluk süreleri tipik bir örnek buna, doğru mu?” şeklindeki bir soru üzerine Arınç, şunları söyledi:

“Yani ben öyleyim, bunu da sahici olmakla nitelendiriyorum. 'Başkası olma kendin ol' böyle bir şarkı da var. Rol yapmak, birinin maskesini giymek veya konjonktüre göre konuşmak benim işim değil. 'Ben bunları sevmiyorum ama adamlar belki haklı', yani sevmediğim kişilerin zulüm görmesini ben isteyemem, istememeliyim, kendim için uygun görmediğimi başkası için de arzu etmemeliyim. Benim bunlarla hiç bir ortak yanım yok, ama gönlüm istiyor ki o insanlar da zarar görmesinler. Böyle zaman zaman söylediklerimden belki eleştiri alıyorum, kendi camiamdan da alıyorum, çünkü hiç beklemiyorlar benden böyle bir şey, ben onlarla da tartışıyorum. 3 yıldır, 4 yıldır bir insan nasıl tutuklu devam edebilir? Yani bu dava ne zaman sonuçlanır? Bu belgeler, bilgiler ne zaman delil noktasına gelir? Ben bunu bilmek istiyorum. Ben 25 sene ceza davası avukatlığı yapmış biriyim, ben birisini tahliye ettirdiğim zaman havaya fırlıyordum. İçerden çıkan insanlar bizim elimizi gözümüzü öpüyorlardı. Özgürlüğe kavuşmak bu kadar güzel bir şey, şimdi ben bunu niye başkaları için istemeyeyim? Ben o açıdan olması gerekenleri insani açıdan, vicdani açıdan söylemeye çalışıyorum. Bu işin sonu gelmeli, bu işin sonunun gelmesi yargı eliyle olacak. Yargının ciddi bir araştırma ile inceleme ile ama süratli bir şekilde bu davaları sonuçlandırmasını, eğer haklarında bütün bilgi ve belgeler toplanmışsa savunma sürelerini de geçmişse, bu insanların bir kısmının en azından tahliye edilmesi gerektiği düşüncesindeyim.”

Arınç, milletvekilliğinin çok önemli olduğunu belirterek, siyasetçilere sahip çıkılması gerektiğini söyledi.

AK Parti'nin kurumsal bir kimlik kazandığını anlatan Arınç, partide birikimli kişiler olduğunu ve kendilerinden sonra da partiyi mutlaka daha ileriye taşıyacaklarına inandığını söyledi.

ARA SEÇİM OLUR MU?

“Ara seçim olabilir mi?” şeklindeki bir soru üzerine ise Arınç, ara seçimle ilgili anayasada bir madde olduğunu anımsattı.

Bu ihtimalin her zaman olduğunu belirten Arınç, “Şu veya bu yolla bir seçim bölgesinin bütün milletvekilleri, ayrılmış, istifa etmiş veya başka bir şekilde seçim çevresi boşalmış olabilir. Orası için özel bir hüküm var. Ama bu şu anlama gelmez, Hatip Dicle hemen gitsin oradan aday olsun ve seçilsin. Eğer anayasal ve yasal değişiklikler yapılmadığı takdirde 2014 seçimlerinden önce Hatip Dicle'nin aday olması seçilmesi mümkün değil. Ancak 76. maddede bir değişiklik yapılırsa, mahkum olduğu Terörle Mücadele Kanunu'nun ilgili maddesi bu fiili suç olmaktan çıkarır veya bir yıldan aşağıya hüküm verilecek noktaya getirirse, sanığın lehine olan hüküm uygulanacağı için, daha önceden bu milletvekilliği seçilme yeterliliğini kazanabilirse önü açılacak bir şekilde bir yerden aday olup parlamentoya girebilir” ifadelerini kullandı.

Arınç, bir soru üzerine Hükümet Programı üzerinde Başbakan'ın görevlendirdiği kişilerin çalışmalarını sürdürdüklerini anlattı.

“CHP'liler ve bağımsız milletvekilleri Hükümet Programının okunması sırasında Meclis'te olmazlarsa bunu nasıl tanımlamak lazım?” şeklindeki bir soru üzerine, “Bugünkü tavırları devam ederse, böyle olacak demektir. Parlamento tekniği açısından bir eksiklik olmaz, eksiklik onlara ait olur. Eleştirememiş olurlar, güvenoylamasına katılamamış olurlar... Ama böyle mi olmalı derseniz, hayır muhalefet mutlaka içerde olmalı ve eleştirilerini ve önerilerini Meclis kürsüsünden dile getirmeli” diye konuştu.

Arınç, bir soru üzerine, adaleti hızlandırıcı tedbirlerin yeni parlamentoda mutlaka görüşülmesi gerektiğini söyledi.

Bülent Arınç, çeşitli davalarla ilgili olarak tutuklanan askerlere yönelik bir soru üzerine ise bu konuda daha önce açıklamalarda bulunduğunu hatırlattı.

Arınç, “Ama, hem endişe verici, hem üzücü bir durum. Türk Silahlı Kuvvetleri güçlü bir kurum. Sanıyorum ki bu yargılama sürecinde yargıya da olağanüstü bir itimat, saygı içerisindeler. Şu ana kadar yüksek komuta kademesinin yargıyı itham eden çok aşırı bir beyanatını veya yargılama sürecine müdahale anlamına gelecek bir davranışını görmedim. Bu davranışı takdir etmek lazım. Ama böyle mi olmalı, bu bir yargı sorunu. Bizim baştan söylediğimiz 'tutuklamalar istisnai olmalı, yargılamalar bir an evvel sonuçlandırılmalı' gibi düşüncelerimi tekrarlarım” diye konuştu.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle