GeriGündem Araştırma Dünyasından
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Araştırma Dünyasından

İnsanlık asteroit çarpmasıyla yok olmayacakDinozorlar bundan yaklaşık 65 milyon yıl önce muazzam bir asteroit çarpması sonucunda dünya sahnesinden silinmişlerdi. Aynı kaza insanlığın başına da gelebilir. Ancak son araştırmalar insanlar için çok büyük bir tehlikenin bulunmadığını gösterdi. Alman Hava ve Uzay Yolculukları Merkezi’nden (DLR) Alan Harris’in araştırmasına göre dünya her 600 000 yılda bir, çapı bir kilometreyi aşan bir asteroitle çarpışmakta. Ve bu sonuca göre dünyanın bir göktaşıyla çarpışma olasılığı sanılandan %20 Ğ30 daha düşük. Nature dergisinde yayımlanan araştırma yazısında, eski tahminlerdeki hataların dünyaya yakın asteroitlerin sanıldığından biraz daha parlak olmalarına dayanıyor deniyor. Astronomlar, parlaklık derecesine göre asteroitlerin büyüklüğünü tahmin ediyorlar. Fakat asteroitlerdeki parlaklık farklı yüzey yapılarına göre değişmekte. Harris şimdi asteroitlerin, soğurulan güneş enerjisinin izlenmesiyle daha iyi ‘ölçülebildiğini’ söylüyor. Yeni yöntemle alınan ölçümlere göre bilinen 2200 asteroitten ancak 1100 tanesi bir kilometre boyunda. Oysa bu sayı daha önceleri 1300 olarak tahmin edilmişti. Son analiz aslında asteroit çarpma tehlikesini düşürmüş değil ama, eğer büyük asteroit sayısı daha az ise zararlar da daha az olacaktır diyor Londra Queen-Mary Üniversitesi astronomlarından Iwan Williams Nature dergisinde. Haris ve ekibinin araştırma raporu ‘Icarus’ dergisinde yayımlandı. Cesaret aşılandı!Bilim adamları beyindeki bir hormon reseptörünün devre dışı bırakılmasıyla farelerin daha cesur hale geldiklerini kanıtladı. Genetik değişimden geçirilen fareler çok iyi aydınlatılmış kafeslerdeki borular içinde geziniyor. Oysa diğer fareler buna asla cesaret edemezdi, diyor Neuherberg Gelişim Genetiği Enstitüsü (Almanya) müdürü Wolfgang Wurst. Bilim adamları Crhr1 reseptörü olarak bilinen ve korkuya bağlı davranışlardan sorumlu nöropeptidi, limbik sistemdeki bazı bölümlerde bloke etmeyi başarmışlar. Bu şekilde ilk kez korku gibi davranış biçimlerine bağlı psişik hastalıkların stres hormonuyla değil sinir sistemi üzerinden bu reseptörle geliştiği kanıtlanmış oldu. Çünkü diğer beyin bölgeleri tarafından salgılanan stres hormonlarının artışı fareler üzerinde etkili olmamış. Sonuç, depresyon ve fobilere karşı yeni ilaçların üretilmesinde umut oldu. Beden stres altında bulunduğunda ara beyinde bulunan hipotalamus, damarlardan hipofize taşınan CHR nöropeptidini üretir. Burada üretilen hormon ise böbreküstü bezini, stres hormonu salgılaması için uyarır. Stres reaksiyonu ancak geriye doğru işleyen mekanizmalarla sona ermekte. Depresif insanlarda hipotalamus, hipofiz ve böbreküstü bezleriyle gerçekleşen ayar mekanizması işlemediğinden bedenlerinde aşırı miktarda stres hormonu salgılanır. Sarkık gıdılara plastik halkaCildin elastikiyetini kaybetmesine ve yağ birikimine bağlı olarak çene altından sarkan gıdı, cildin altına ameliyatla yerleştirilen plastik bir halkayla giderilmekte. Şimdiye dek yüz hastaya başarıyla aktarılan plastik halkayla ilgili araştırma yazısı Archives of Facial Plastic Surgery dergisinde yayımlandı. Normalde boyun bölgesindeki halka biçimindeki bir kas çene altındaki derinin gergin ve düzgün durmasından sorumludur. Ancak bu kas zamanla gevşeyerek görevini yerine getiremez. Estetik cerrahları bu kusuru bugüne kadar fazla yağı alarak gidermeye çalışıyorlardı. Emory Üniversitesi bilim adamlarından Wallace Dyer ise yaş ortalaması 54 olan hastalarının boyunlarına, çene altından kulak memesine kadar uzanan bir halka yerleştirmiş. Ameliyattan bir yıl sonra ameliyat edilen hastaların neredeyse tümü yeni görünümlerinden memnun olduklarını ve ömür boyu taşınması gereken halkadan da rahatsız olmadıklarını bildirmişler. Kök hücreleriyle yeni kas dokusuAmerikalı ve Kanadalı bilim adamları, Nature Medicine dergisindeki araştırma yazılarıyla, kemik iliğindeki belli başlı bir kök hücre tipinin kas dokusunu iyileştirdiğini bildirdi. Kemik iliğindeki kök hücreleri normalde kan oluşumundan sorumludur. Fakat British Columbia Üniversitesi’nden Fabio Rossi ve Baylor Tıp Koleji’nden (Houston) Margaret Goodell, farelerle gerçekleştirdikleri deneyler sonucunda kaslardaki bozuklukların da iyileştiğini saptadı. Kaslara aşılanan kök hücreleri çoğaldıktan sonra iltihabı izleyerek hasarlı dokuya ulaşıyor. Bilim adamları iyileşme için gerekli kök hücre artışını ender olarak takip edebildiyseler de, iyileşme sürecinin daha etkili hale getirilmesiyle, kas hastalıklarına yönelik bir terapi geliştirilebilir, diyor. Kemik iliğindeki kök hücrelerinin hasarlı kas dokusunu iyileştirdikleri aslında daha önceki araştırmalarla saptanmıştı, ama iyileşme süreci bilinmiyordu. Hepatit C aşısı hastalarda denenmeye başlandıSt.Louis Üniversitesi’nden bilim adamları, Hepatit C aşısını ilk kez hastalar üzerinde denemeye başladı. Sharon Frey başkanlığındaki ekip, git gide daha fazla insanın Hepatit C hastalığına yakalanması nedeniyle sonuçların olumlu çıkmasını umuyor. Karaciğer bozukluklarına yol açan Hepatit C hastalığından, her şeyden önce kan bağışı veya yaralanmayla bulaşabilen Hepatit C virüsü sorumlu tutulmakta. Hepatit C, %60-80 oranında kronik hastalıklara neden olur ve karaciğer çok fazla hasar görürse hastalarda karaciğer nakli kaçınılmaz hale gelir. Bugün dünya genelinde yaklaşık 170 milyon Hepatit C hastası var ve her yıl yaklaşık olarak 10 000 kişi yaşamını yitirmekte. Üstelik uzmanlar önümüzdeki yıllarda Hepatit C hastalığında önemli bir patlamanın yaşanmasını bekliyor. Sharon Frey ve ekibi işte bu yüzden virüs enfeksiyonunu engelleyecek üç aşı maddesinin etkisini deniyor. ALS hastalığı tanısında yeni yöntemSöz konusu nörodejeneratif hastalığın, beyin ve sırt omuriliği sıvısında meydana gelen değişimlerle ilişkili olduğunu bulan Amerikalı bilim adamları, ALS (Amyotrophic lateralsclerosis) hastalığını belirtilerin ortaya çıkmasından önce teşhis edebilecek bir yöntem keşfettiklerini bildirdiler. Kas erimesiyle ilgili sinir hastalığında, kasların gergin durması için komut gönderen sinir hücreleri zarar görmekte. Bu hastalığa sahip en ünlü kişi fizikçi Stephen Hawking’dir. Hastalık, önce kasların zayıflaması ve erimesiyle başlar ve ilerlemiş safhalarda felce, hatta ölüme neden olabilir. Hastalığın kaynağı bilinmediğinden tedavisi de mümkün değil. Hastalık bugüne değin kaslarda önemli hasarlar meydana geldikten sonra teşhis edilebiliyordu. Ancak Pittsburgh Üniversitesi’nden Robert Bowser tarafından 24 ALS hastasıyla gerçekleştirilen araştırma, hastalığın gelecekte daha erken bir aşamada teşhis edilmesine olanak tanıyacak. Serebrospinal (beyin ve omuriliğe ait) sıvısındaki proteinlerin bileşimi ALS hastalarında önemli farklılıklar yansıtmakta. Bilim adamları şimdi bu protein metabolizması profilinin erken tanıya olanak vermesi dışında, profildeki değişim sayesinde de tedavinin gidişatı, etkisi veya başarısızlığının yeni etki maddeleriyle izlenebileceğine inanıyorlar. Utangaçlık kalıtımsal ve yaşam boyu kalıcıHarvard Tıp Okulu bilim adamları utangaçlığın kalıtımsal olduğunu buldular. Alman Vital dergisinde yayımlanan yazıya göre fenomen, küçük çocukların beyin görüntülerinin incelenmesiyle ortaya çıkmış. Utangaç deneklere tanımadıkları kişilerin fotoğrafları gösterildiğinde, beyinlerinde utangaçlık gibi duygulardan sorumlu beyin bölgesinin daha fazla etkinleştiği saptanmış. Ayrıca utangaçlık ömür boyu da kalıcı oluyor. Çünkü araştırmalar aynı biyolojik reaksiyonun yirmi yıl sonra da devam ettiğini göstermiş. Mikro iğnelerle acısız enjeksiyonSilisyum, metal, geri dönüşümlü polimer ve camdan üretilen mikro iğnelerin geliştirilmesinde bildik pasta kalıplarının malzemesini örnek alan Georgia Teknoloji Enstitüsü bilim adamlarından Mark Pausnitz bu şekilde farklı boylarda ve biçimlerde mikro iğne üretme olanağına kavuşmuş. Proceedings of the National Academy of Sciences dergisindeki yazıya göre deneyler sırasında, mikro iğneler birkaç kez batırılacak kadar dayanıklı çıkmış. Araştırmacılar ayrıca diyabet hastası farelere ensülin aşıladıklarında ilacın istenilen biçimde enjekte edilebildiğini görmüşler. Hatta mikro iğnelerle etki maddelerini hücrelere bile aşılamak mümkün. Prostat hücrelerine aşılanan flüoresanlı sıvı sayesinde ilacın, hücrelerin %90’ınına ulaştığı saptanmış. Pausnitz ve ekibi mikro iğneleri kısa bir süre sonra hastalarda deneyecekler.Dikilitaşlar üzerinde gizli işaretler bulundu4000 yıl önce İngiltere’de üretilen dikilitaşlar üzerindeki işaretler üçboyutlu lazer tekniğiyle açığa çıkınca en sık kullanılan motiflerin balta olduğu anlaşıldı. British Archeology dergisinde yayımlanan araştırma yazısına göre bazı taş objelerinin üzerinde balta ve kama gibi aletlerin resmedildiği biliniyordu. Arkeologlar 50 yıl önce tunç dönemi mezarlarında da ortaya çıkan bu balta motifinden yola çıkarak kutsal alanların, ölen kişinin anısına kurulmuş olabileceğini tahmin ediyorlardı. Ancak dikilitaşlar üzerinde çok ayrıntılı araştırmalar yapılmamıştı. Oysa yeni bulgular son derece ilginç. Salisbury Wessex Archeology kuruluşundan Tom Goskar ve Archaeoptics firmasından (Glasgow) Alistair Carty, çektikleri fotoğraflar sayesinde bir dikilitaş üzerinde çıplak gözle görülmeyen iki objeyi gün ışığına çıkardılar. Çapları 9-15cm arasında değişen motifler 3800 yıl önce kullanıla gelen baltalara benziyor. Balta motifleri mesela İskoçya’daki Argyll kentinde bulunan taş lahit üzerindeki yedi balta gibi cenaze törenleriyle ilişkilendiriliyordu. Carty ve Goskar bu yüzden Stonehenge’lerin de ölüler için kurulmuş olabileceğini düşünüyorlar ki bu teori çevrede bulunan çok sayıda tümülüs ile de desteklenmekte. Bilim adamları ayrıca 83 dikilitaşın ayrıntılı bir biçimde incelenmesiyle Stonehenge kültürünün daha iyi anlaşılmasını umuyorlar. ‘Lazer tekniği dikilitaş araştırmasına yepyeni bir boyut kattı’ diyor Goskar. Bu işe daha fazla zaman ayırdığımız taktirde çok daha fazla işaret bulabiliriz. Stonehenge, bugüne dek bilinen en ünlü olduğu kadar en tartışmalı megalit yapısıdır. Gelişimi üç evrede tamamlanmış olduğu sanılan dikilitaşlar radyokarbon yöntemine göre İ.Ö.3000-1000 yıllarına tarihlendirildi. Ancak yakın çevredeki bazı buluntular daha önceki tarihlerde de kutsal alanların bulunduğunu gösteriyor. Mesela otoparkın inşası sırasında Mezolitik döneme (İ.Ö.8500) ait dört direk deliği bulunduğu gibi birkaç kilometrelik çevrede de Woodhenge (ahşap dikilitaşlar) ve tümülüsler dönemine ait çok sayıda yapı ortaya çıkarılmış. Dikilitaşların İsa’dan sonraki dönemde de mistik anlamlar taşıdığı sanılmakta. Çünkü dikilitaşların etrafında İ.S.500 yıllarına dek tarım yapılmıyordu. Goskar ve Carty bununla birlikte incelemelerini büyük bir hızla sürdürmek zorundalar. 1953 yılındaki fotoğrafların lazerle taranması sonucunda dikilitaşların ellili yıllardan bu yana önemli ölçüde aşındıkları ortaya çıkmış. Bilim adamları aşınmanın, taşların, her yıl binlerce ziyaretçi tarafından ellenmeleri yüzünden meydana geldiğini tahmin ediyorlar.
False