Antika fincanlar

Güncelleme Tarihi:

Antika fincanlar
Oluşturulma Tarihi: Ekim 06, 1999 00:00

Haberin Devamı

İkisi de 1800'lü yıllarda yaşamış. İkisi de ülkelerine iyi kötü hizmet vermiş, tarihe adlarını yazmışlar ve fincanlarından belli ikisi de kahveye pek meraklıymış.

Napolyon Bonaparte ve II. Mahmut, hiç karşı karşıya oturup kahve içtiler mi bilmiyorum ama yıllar sonra, hem de çok uzun yıllar sonra kahve fincanları bir araya geldi. Hem de İstanbul'da, Bağdat Caddesi'nde bir sergide.

Sekiz yıldır çeşitli sergilerin gerçekleştirildiği Nilantik aslında bir ‘‘cafe’’. Ama içindeki her şeyin bir geçmişi, yaşanmışlığı olan bir cafe. İç mimar olan Nil Köprek'in antika tutkusunun dışa vurduğu bir mekán. 1991 yılında açtığı Nilantik'te antika mücevherden ikonaya kadar birçok antikanın sergisini açtı. Ve bu hafta, konsepti en uygun dediği ‘‘kahve fincanları’’ sergisine başlıyor. Kendi koleksiyonu ve çevresindeki koleksiyoncuların fincanlarının yer aldığı sergi 350 parça.

Sergide 1500'lü yıllarda Osmanlı saraylarında kullanılan tombak zarf ve fincanlar, gümüş tuğralı zarf ve fincanlar ile 18'inci yüzyıla ait Rus, İngiliz, Avusturya ve Fransız ince porselenleri ve varak el işlemelerinin nadide örnekleri yer alıyor.

Geniş bir yelpazesi olan bu sergi sadece koleksiyoncuların değil, antikaseverlerin ve kahve meraklılarının da ilgisini çekecek.

3 Ekim pazar günü başlayan sergi 29 Ekim tarihine kadar devam edecek. Nil Köprek önceki sergilerini bu kadar uzun tutmadığını ancak hep sergi bittikten sonra görmek için gelenler olduğunu anlatıyor. Bu yüzden kahve fincanları sergisini uzun süre devam ettirmek istiyor. En genç fincanın 70 yaşında olduğu sergideki bütün antikalar satılık.

Kahve kazandı

Kahve bitkisi ilk kez 15'inci yüzyılda Arabistan'ın güneyinde yetiştirilmeye başlandı. Bitkinin yetiştirilmesiyle de halkın kahve kültürü ve alışkanlığı gittikçe gelişti. Avrupa'ya gidişi 17'inci yüzyıla doğru oluyor ama Türkiye'ye, yani Osmanlı İmparatorluğu'na, ilk kez 16'ıncı yüzyılda Habeşistan Valisi tarafından getiriliyor. 17'inci yüzyılın sonlarına kadar bütün dünya kahveyi Yemen'den alıyordu ancak içecek olarak değerinin artması üzerine önce Seylan'da sonraki yıllarda Cava Adası, Surinam, Martinik, Jamaika, Porto Riko, Brezilya, Venezuela, Kosta Rika, Meksika ve Kolombiya'da da kahve üretilmeye başlandı.

Kahve keyif verici özelliği nedeniyle uzun süre yasaklandı. İlk kahve yasağı 1511 yılında Mekke'de kondu. Mekke'den hemen sonra Kahire'de de kahveye yasak geldi. Ancak bu yasakların hiçbiri kahve içme alışkanlığını, kahvehaneleri engelleyemedi.

Osmanlı'da kahve içme alışkanlığının yaygınlaşması Kanuni Sultan Süleyman döneminde oldu. İlk kahvehane 1554 yılında Tahtakale'de açıldı. Diğer ülkelerde olduğu gibi Osmanlı İmparatorluğu'nda da kahveye yasaklar gelmeye başladı.

Kahvehane yasağı 1830 yılına kadar sürdü. Sonunda kazanan ‘‘kahve’’ oldu. İnsanlar günümüze kadar gelen bu keyfi sürdürürken kahve de kahvehane de evrim geçiriyor. Kahvehanelerin yerini ‘‘cafe’’ler alırken, Yemen'den gelen kahvenin yanında Meksika'dan ya da Kolombiya'dan gelen aromalı kahveler duruyor.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!