GeriGündem Anneler Günü kutlaması Sümerler'e kadar dayanıyor
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Anneler Günü kutlaması Sümerler'e kadar dayanıyor

“...Örnekse, işte şu minicik tatlı patikler. Benim için dünya tatlısı şeyler ama ya senin için? İlk giydirdiğimde bar bar bağıracak, tekmeler atacaksın. Sıkılacaksın ayakkabı giymekten hiç kuşkum yok ama ben hiç aldırmadan gene de giydireceğim, hatta yoksa üşütürsün diyeceğim ve zamanla alışacaksın. İlk halka her zaman için ben olacağım, çünkü bensiz yapamayacaksın.”

Oriana Fallaci, “Doğmamış Çocuğa Mektup” adlı kitabında, sonunda kaybedeceği doğmamış bebeğine böyle sesleniyor.

Anneler, bize dünyanın en değerli hediyesini, yaşamımızı veren varlıklar. Onlara minnet bir ömür boyu ödemese de Anneler Günü, onları anımsayarak şükranımızı dile getirmek için bir vesile.

Bu pazar, Jarvis'in dünyanın bütün annelerine armağan ettiği bir gün. Çocukları uğruna nice zorluklara katlanan, hatta yaşamını bile hiç düşünmeden feda eden anneler, en değer verdikleri insanlardan, yani çocuklarından gelecek bir armağanı, daha doğrusu onları hatırladığımızı gösteren ufacık bir ipucunu bekliyor.

SÜMERLER'E KADAR UZANIYOR

Anneler için yapılan kutlamalar asırlar öncesine dayanıyor ve Sümerler'e dek gidiyor. Anaerkil düzenin hüküm sürdüğü tarihin ilk çağlarından bu yana İştar, Kibele, Rhea ve daha birçok yerel ve dönemsel isimlerle analık, doğurganlık niteliğiyle ön plana çıkarak doğanın uyandığı, yeniden doğduğu bahar mevsimiyle özdeşleşti.


Erkek egemen düzenin yerleşmeye başlaması, zaman zaman kutlamaların içeriğinin ve şeklinin değişmesine, hatta bazı dönemlerde gizli olarak yapılmasına sebep olmuşsa da kesintiye uğratamadı. Her bahar yapılan coşkulu kutlamalar bir gelenek halini alarak binlerce yıl kesintisiz olarak sürdü.
1600'lü yıllarda İngilizler arasında “Annelerin Pazar'ı” adı ile Lent döneminin 4. Pazar günü kutlamalar yapılmaya başlandı.

Zor koşullar altında yaşayan ve çoğu zaman çalıştıkları yerlerde barınan İngilizler, bu özel günde izinli sayılarak tüm günlerini evlerinde anneleriyle geçiriyorlardı. Annelerine “anne keki” adlı bir pasta götürme adeti de yerleşmişti.

Hıristiyanlığın Avrupa'da yaygınlaşmasından sonra bu kutlama, onlara hayat veren ve kötülüklerden koruyan ruhani bir güç sayılan “Anneler Kilisesi”ni onurlandırmak amacıyla değişti. Zamanla kilise festivali de “Annelerin pazarı” kutlamaları ile birleşti.

“Anneler Günü” ile ilgili ilk resmi kutlama önerisi, Amerika'da 1872 yılında Julia Ward Howe tarafından barışa adanan bir gün olarak tasarlanarak ilk kez Boston'da bir yürüyüşle kutlandı.

Yıl 1907. Philadelphialı Anna Jarvis, annesinin ölüm yıl dönümü olan Mayıs ayının ikinci Pazarı'nın “Anneler Günü” olarak kutlanması için bir kampanya başlattı. Bir sene sonra Philadelphia'da ulusal olarak kutlanmaya başlandı. 1911'de hemen her ülkede kutlanmaya başlanmıştı. 1914 yılında ABD başkanı Wilson tarafından resmi bir açıklama ile Mayıs ayının ikinci Pazar'ı “Anneler Günü” olarak duyuruldu.

ANNEYE ÇİÇEKLER

“Anneler Günü”nde en çok satın alınan armağan, hiç kuşkusuz annelerin güzelliğini en iyi biçimde anlatan çiçekler. Çiçekler, bu özel gün için bütün dünyada “Anneler Günü”nün sembolü olarak kabul edilen temizlik ve tatlılığın ifadesi.


Hediyelik eşya mağazaları pek çok “Anneler Günü” sürprizi sunarken, bu armağan trafiği giderek internete taşınıyor. Sanal alemde anneler için hediye seçenekleri yer alırken, mesaj panoları da annelere ithaf edilen mesajlarla dolup taşıyor. Gazete sütunları ve radyolar da annesine seslenmek isteyenleri bekliyor.
Parfüm setlerinden annelerin isminin kazılı olduğu rengarenk fincanlara, yastıklardan giysilere değin annenize sizi hatırlatacak pek çok armağan, vitrinlerden bu özel gün için göz kırpıyor.

Artık “Anneler Günü”nün simgesi haline gelen çiçek, belki de bu özel gün için en güzel armağan. Binbir dili olan karanfiller, güller, menekşeler anneler için hazırlanırken, çiçekçiler bu özel gün için hazırladıkları demetlerle sizleri bekliyor. Tüm dünyada “Anneler Günü”nün simgesi haline gelen kırmızı karanfil de onu sevindirmenin bir başka yolu.

ESKİ BİR İNGİLİZ ŞARKISI DER Kİ

Yaşamda bizi belki de karşılıksız tek seven varlık olan anneler için, eski bir İngiliz şarkısı bakın ne diyor:
“En yüksek dağa tırmandığımda/Biliyorum kimin sevgisinin beni adım adım izleyecek./Düştüğümde bana elini uzatacak ve tatlı masallar anlatacak./Ya da bir öpücüğüyle her şeyi iyileştirecek./ İşte o benim annemdir, annem.”


Evet, doğduğumuz günden bu yana yaşamını bizlere adayan annelerimiz. En başarılı anınızda ya da çok üzüntülüyken, dünyanız yıkıldı zannettiğinizde, bir an için gözlerinizi kapatın ve onu düşünün... Hiç unutmayın ki o anda yakınınızdaki hiç kimse değil, sanki sizin mutluluğunuz onunkiymiş, üzüntünüz onun başına gelmiş gibi tek üzülen varlık annenizdir, başkası değil.

Güzeller güzeli prenses, eldivenini aslanlarla dolu arenaya atmış, daha sonra getirecek şövalyeye kalbini vereceğini söylemiş. Hiç kimse başaramamış, o sırada hiç beklenmedik birisi arenaya girmiş, eldiveni getirmiş ve prensese bir an bile bakmadan dönmüş, gitmiş. “Kimsenin sevgisini sınamayın, sizden uzaklaşır” derler. Siz de bu pazar sevginizi sınamayacak tek kişiye, annenize en güzel armağanı verin: Sevginizi...


Yorumları Göster
Yorumları Gizle