GeriGündem Ankara'nın hedefi ekonomik ve siyasi istikrar
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ankara'nın hedefi ekonomik ve siyasi istikrar

Ankara'nın hedefi ekonomik ve siyasi istikrar
refid:15159801 ilişkili resim dosyası

FT'nin dışpolitika analisti David Gardner, gazetenin Türkiye dosyası için kaleme aldığı makalede Ankara'nın son dönemdeki dış politika anlayışını değerlendirdi. İşte Gardner'ın makalesi:

Türkiye’nin Ortadoğu’nun fırtınalı jeopolitik ortamındaki son patlaması sürpriz olarak görülmemeli. Soğuk Savaş’ın bitiminden sonra, Türkiye’nin NATO’nun içindeki doğu cephesinin gözcüsü konumundan daha büyük bir rol arayışına girmesi normaldi. Ankara’nın Türkî cumhuriyetlere döneceğini düşünenler, çıkarların etno-kültürel duyguların ya da ideolojilerin ne kadar ötesine geçebileceğini görememişti. Türkiye bugün kendisini bölgesel bir güç olarak yeniden ortaya koyarken, bu politika ileriye dönük yeni nesil Anadolulu kapitalistlerin yarattığı ticari gelişmeyle destekleniyor.

 

Soğuk Savaş’ın sonu, Balkanlar’ın, Orta Asya’nın, Kafkasya’nın ve geniş anlamda Ortadoğu’nun yeniden Türkiye’nin doğal etki alanı haline gelmesi anlamına geldi. Örneğin Irak konusunda, Türk parlamentosu, ABD’nin 2003 yılındaki işgali sırasında Türkiye’nin topraklarını kullanmasına karşı çıktı. Türkiye aynı zamanda Irak’ın kuzeyinde bir Kürt devleti kurulması durumunda müdahale edeceğini de söyledi.

 

Öte yandan Saddam Hüseyin’in devrilmesinden bu yana, Bağdat ve Erbil’deki oteller Türk taşeronlarla doldu. Türkiye, “komşularla sıfır sorun” politikasının bir uzantısı olarak Irak’la toplam 48 ticaret anlaşması imzaladı. İran’ın Irak’taki etkisini dengeleyici ve bölgede istikrar sağlayıcı bir rol oynadığı sürece, Ankara'nın gücünü artırması, ABD ve Batı’nın çıkarlarıyla uyuşuyor.

 

İRAN VE İSRAİL-FİLİSTİN İLİŞKİLERİ UYUMU BOZUYOR

Ancak İran ve İsrail-Filistin sorunu konularında bu uyuşmadan bahsetmek daha zor. Ankara bölgesel nüfuzunu artırırken, bir yandan da bölgedeki açmazı çözmeye çalışıyor. Türkiye hem NATO’nun hem de 57 üyeli İslam Konferansı Örgütü’nün üyesi olan tek ülke.

 

Türkiye’nin gözünde İsrail’in savaş yanlısı müdahaleleri ve İran’ın nükleer programıyla ilgili anlaşmazlık iki önemli sorun kaynağı. Dolayısıyla, Ankara, İsrail ile Suriye ve İsrail ile Filistinliler arasındaki aracılık çabalarının yanı sıra Brezilya’yla birlikte İran’ı nükleer madde değişimi anlaşmasına ikna etti.

 

Bu sadece Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) giriş sürecinde gururunun incinmesinden dolayı koyduğu bir tavır değil. Dahası bu değişim, Doğu’ya stratejik bir dönüş ya da yeni İslamcı AK Parti’nin ideolojisini Müslüman ülkelerden yana kullanması olarak algılamak da yanlış. Erdoğan, kendine güvenli, ekonomik açıdan dinamik ve siyasi açıdan reformlarını tamamlamış bir Türkiye’nin önünde seçenekler olduğunu, ABD ve Batı için faydalı olacağını ve Avrupa’nın nasıl kullanılacağını unuttuğu “yumuşak güç” konusunda bir uzman olduğunu göstermeye çalışıyor.

 

İSRAİL'İN OECD ÜYELİĞİ

Dahası AB’nin iki kurucu ilkesi olan, bölgesel güvenliği ve ekonomi alanında karşılıklı bağımlılığı sağlaması, Türkiye’nin sadece Müslüman ülkelerle değil Rusya, Yunanistan ve Ermenistan’la da olan ilişkilerini düzeltti. İsrail’le olan ittifak Gazze ve İsrail’in geçen ayki filo baskını dolayısıyla çatırdasa da, Ankara aynı zamanda geçen ay, İsrail’in OECD’ye girişine ‘evet’ oyu verdi.

 

Bu İslamcı aktivizme yönelen bir ülkenin değil, uzun vadeli stratejik çıkarlarıyla hareket eden bölgesel bir gücün yapacağı bir şey. Daha geniş perspektiften bakıldığında, Türkiye, İran ve İsrail, bölgede hegemonya olmasa bile nüfuz elde etmek için üçlü bir yarışma halindeler. Bu süreçte, Araplar son dört yüzyılda olduğu gibi yine seyirci konumundalar. Mısır, yorgun, despotizm yüzünden paslanmış, İslamcı muhalefeti kontrol altına alma çabasıyla sosyal ve siyasal alanları din adamlarına kaptırmış ve Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’in ilerleyen yaşından dolayı dönüşümü zorlaşmış durumda.

 

Suudi Arabistan’ın elinde para, petrol ve Mekke ve Medine üzerindeki koruyuculuğunun verdiği meşruiyet var. Ancak ülke, yaşlılar hükümeti anlayışı ve Saudilerin politikasını mezhepçi ve tepkisel olmakla eleştiren Vahabi din adamları yüzünden kilitlenmiş durumda. Beşar Esad’ın liderliğindeki Suriye etkili olabilir ancak, olayları şekillendirmek için gereken kritik ağırlıktan yoksun.

 

SÜNNİ-Şİİ İLİŞKİLERİ

Buna karşın Türkiye, karizmatik lider Erdoğan tarafından yönetiliyor. Ankara’nın İslam ve demokrasiyi bir arada birleştirmesinden kaynaklanan şu anki başarısı bölgeyi çok şaşırtıyor. Türkiye, laik ve Sünni, çoğulcu ve orta yolcu.

 

Dolayısıyla Türkiye-İsrail ilişkilerinin bozulmasından daha ilginci Türkiye’nin Şii İran’ı ve müttefiklerini kenarda bırakarak bölgesel bir güç olarak yeniden ortaya çıkması. Aslında ABD’nin 2003’te Irak’ı işgaliyle Şiilerin şansı dönmeye başlamıştı. Böylece, 1171’de Fatımi Hanedanı’nın yıkılmasından bu yana ilk kez, bir Arap ülkesinde Şiiler Sünnilerin üzerinde, yönetim kademelerine yerleşmişti.

 

İran’ın tek başına Arap dünyasına yaymayı başaramadığı 1979 İslam Devrimi ideolojisinin yayılması için George W. Bush’un eyleyiciliğine ve İran’ın bir numaralı aracı Hizbullah’ın Lübnan Savaşı’ndan sonraki dönemde yaşadığı gelişmeye ihtiyaç vardı.

 

İSRAİL İRAN'A OPERASYON DÜZENLERSE...

Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun dış politika anlayışını Batı karşıtı, İsrail karşıtı, yeni Osmanlıcı ve hatta İran’dan gelecek tehlikeye rakip olabilecek kadar büyük bir sorun olarak görenler durumu yanlış anlıyor. Türkiye Filistinlilerin haklarını savunarak İran’ın bölgede tek başına söz sahibi olma ihtimaline son verdi. Bugün Türkiye’yi Yahudi devletinin meşruiyetine son vermek isteyen bir düşman olarak gören İsrail bunu değiştirebilir.

 

Eğer Tel Aviv, İran’a bir askeri operasyon düzenlemeye karar verirse, bu durum Afganistan’ın doğusundan Hürmüz Boğazı’na, Basra Körfezi’nin batı sahilleri ve Irak’tan Anadolu'ya kadar olan bütün bölgeyi etkileyecek bir tepki zincirinin doğmasına neden olacaktır. Bu İsrail ve İran’ın arasında kalan Türk politikasını paramparça edecek ve bölgede gerçekten tehlikeli bir dinamik ortaya çıkaracaktır.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle