GeriGündem Amerikalılar için ikna gücü yüksek ceset teşhiri dersleri
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Amerikalılar için ikna gücü yüksek ceset teşhiri dersleri

Saddam Hüseyin'in iki oğlu, Uday ile Kusay, Musul'da sıkıştırıldıkları evde kurşunlarla delik deşik edildiler ama Irak'taki Amerikan kuvvetleri, basına hem fotoğrafları hem de filmleri dağıtılan iki cesedin Saddam'ın oğluna ait olduğu konusunda Irak halkını bir türlü ikna edemediler. İşte, Irak'taki Amerikan kuvvetleri için ikna gücü yüksek olan ve asırlarca uygulayıp başarılı sonuçlar aldığımız birkaç ‘‘ceset teşhiri’’ örneği...SADDAM Hüseyin'in iki oğlu da sizlere ömür!.. Amerikalılar basına Uday ile Kusay'ın cesetlerinin önce fotoğraflarını dağıttılar ama Irak halkı 'Bu resimler bizim Reis'in -yani Saddam'ın- oğullarına pek benzemiyor' deyince, cesetlerin sakallarını kesip bir de güzel makyaj yaptıktan sonra ölüleri bu defa kameraların karşısına çıkarttılar ama Iraklılar'ın bir kısmı hálá ikna edilemedi.Uday ile Kusay'ın cansız bedenlerine böyle poz verdirilmesi, bana bir zamanlar bizim de çok sık yaptığımız ceset teşhirlerini hatırlattı.Teşhirin iki maksadı vardı: Ölen veya öldürülen kişi devletin başına dert açmış bir isyancı yahut haydut ise cesedi halka ibret-i álem için gösterilir, 'Mel'unun ákıbetini görün, siz siz olun ve böyle işlere kalkışmayın' denirdi. Ama ceset öyle sıradan birine değil de vaktiyle devletin tepesinde vazife almış ve sonradan ortadan kaldırılmasına gerek görülmüş bir kişiye aitse, o zaman hem devrin hükümdarına idam emrinin yerine getirildiğini ispatlamak, hem de öteki idarecilere gözdağı vermek için sadece kesilen kellesi teşhir edilirdi.İşte, tarihlere geçen ve unutulmayan bazı teşhir örnekleri:İbret taşı, çok kelle ağırlamıştıTopkapı Sarayı'nın giriş kapısının dışında bulunan mermerden yapılmış silindir şeklindeki bir taş, asırlar boyunca birçok devlet büyüğünün ve hatta eşkiyanın, ibret-i álem için halka gösterilen kellelerini ağırlamıştı.İşte, ibret taşına konan kellelerden bazıları:Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, 1683 Temmuz'unda Viyana'yı kuşatmış, iki ay devam eden bu kuşatma Paşa ve ordusu için feláketle neticelenmişti. Zamanın hükümdarı Dördüncü Mehmed, Belgrad Kalesi'ne çekilen Paşa'yı 1683'ün 25 Aralık günü idam ettirdi. Celládlar Kara Mustafa Paşa'yı ipek bir kuşakla boğdular, idamdan sonra kesilen kafası içi bal dolu bir keçeye konup İstanbul'a yollandı ve saray avlusunda teşhire kondu. Ama bir iddiaya göre Paşa'nın kafası kesilmedi, sadece kafa derisi yüzüldü, içi dolduruldu ve teşhire bu deri yollandı.Bundan iki sene öncesine kadar günlük hayatımızın ayrılmaz parçalarından olan Kemal Derviş'in büyük büyük dedesi Sadrazam Halil Hamid Paşa da kellesini teşhir taşına gönderenlerdendi. Birinci Abdülhamid zamanında sadrazam olmuş ama ihtilál yapıp hükümdarı tahtından indireceği ve yerine genç veliahd Selim'i, yani sonraların 'Üçüncü Selim'ini çıkartacağı söylentileri yayılınca azledildi. Paşa, 1785'in 27 Nisan günü Bozcaada'da Karakethüdazade Ali adında bir saray görevlisi tarafından idam edildi. Kesilen kellesi bal dolu bir tuluma konup İstanbul'a yollandı ve sarayda teşhir edildikten sonra Karacaahmed Mezarlığı'na defnedildi.Çengel ve kazık seyirleri17. asır İstanbul'unda, Eminönü'nün ilerisindeki Odunkapısı İskelesi civarında kalın kalaslardan yapılmış kuleyi andıran bir álet dururdu, áletin üzerinde çengeller vardı ve bazı eşkiyanın azılısı burada idam edilirdi.Elleri ve ayakları bağlanan mahkûm makaralarla çatıya çekilir, bir anda bırakılınca çengellerden birinin veya birkaçının üzerine saplanıp kalırdı. Bazılarının can vermesi zaman alır ve İstanbul halkı akın akın çengel seyrine koşardı.Yol kesenler ve denizde korsanlık edenler kazığa oturtulur, sabıkalı hırsızlar, özellikle de geceleri ev soyanlar suçu işledikleri semtte ve son girdikleri evin, dükkánın veya hanın kapısında asılır, cesetleri ibret-i álem için bir veya iki gün orada teşhir edilirdi.İşte, Irak halkını Saddam Hüseyin'in iki oğlunun, Uday ile Kusay'ın artık hayatta olmadığına bir türlü inandıramayan Irak'taki Amerikan kuvvetleri için ikna gücü yüksek birkaç 'ceset teşhiri' örneği...Şairi parça parça teşhir ettilerSeyyid Nesimi, Azeri edebiyatının ilk büyük isimlerindendi. 14. asrın ortalarında doğmuştu. Şiiri daha sonra birçok şaire ilham verecek, hatta Kanuni Süleyman bile Nesimi'nin bir gazelini ufak değişikliklerle kendine máledecekti.Nesimi, o devir İslam dünyasında 'dinden çıkma' sayılan 'Hurufilik'e inanmıştı. Hurufilik'in kurucusu Fadlallah'ı peygamber kabul ediyordu. Derken, 'káfir olduğu' gerekçesiyle hakkında idam fetvası verildi, Memluk hükümdarı Müeyyed fetvayı tasdik etti ve Nesimi'nin Halep'te, 1417'de diri diri derisi yüzüldü. Ölürken bile Türk şiirinin en muhteşem beyitlerinden birini söylemekten geri durmadı; 'Sırr-ı selhinden Nesimi'ye suál ettim dedi / Reh-neverd-i Kábe-i ışkız budur ihrámımız' yani 'Nesimi'ye derisinin yüzülmesindeki sırrı sordum; cevabı ‘Aşk kábesinin yolcularıyız, kábeyi tavaf ederken ihram niyetine derimizi giyeriz’ oldu' dedi.Ama, cezası daha bitmemişti: Derisini yüzdükten sonra kafasını kestiler ve vücudunu parçalara ayırdılar. Her parça şehrin bir başka yerinde teşhir edildi, kokmaya başlayınca da yakıldı.Halk cesede bakıp ‘sünnetsizmiş’ dediİstanbul, 1730 Eylül'ünün son haftasında kanlı bir ihtilále sahne oldu ve tarihlere 'Lále Devri' diye geçecek olan zevk ve safa günleri bu ihtilál ile nihayete erdi.Tahtta Üçüncü Ahmed, sadaret yani başbakanlık makamında da damadı Nevşehirli İbrahim Paşa vardı. Devletin tepesi tam 12 sene boyunca dertten uzak renkli bir hayat sürmüş ama halkın sıkıntısı da son haddine varmıştı. 'Patrona' lákaplı ve 'Halil' adlı bir hamam telláğı, etrafında topladığı çok sayıda işsizle beraber sokağa döküldü. İsyan büyüdü ve şehirde yağmalar başladı. Konaklar basılıyor, içleri boşaltıldıktan sonra yakılıyordu.İsyancıların saray kapılarına dayanması üzerine, Üçüncü Ahmed başta damadı İbrahim Paşa olmak üzere önde gelen bazı devlet adamlarını idam ettirdi, cenazelerini de bir öküz arabasıyla ásilere gönderdi. Paşa'nın cesedi sokaklarda sürüklendi, Sultanahmet'te bir ağacın dibine atıldı, iki gün boyunca orada kaldı, İstanbullular akın akın ceset seyretmeye gittiler, hatta 'Paşa, sünnetsizmiş' diye söylentiler bile çıktı.Tefeci kadının elini kesip evinin kapısına çaktılarESTER Kira, 16. asır İstanbul'unda yaşamış Yahudi bir kadındı.Kanuni Süleyman zamanında saraya kapılanmış, Üçüncü Mehmed'in iktidar senelerinde imparatorluğun en güçlü ismi haline gelmişti. Hükümdarın annesi Safiye Sultan'ı elde etti, önce İstanbul gümrüklerini kendisine bağlattı, zamanla bütün tayinlere karıştı ve devleti rüşvetle tanıştırdı. Derken maliyeye de el attı. Günün birinde askerin aylığını áyarı düşük altınlarla ödedi ama talihi tersine döndü. Ordu ayaklanıp padişahı ve sarayı tehdide kalkınca, Üçüncü Mehmed artık yetmişine merdiven dayamış olan Ester'i isyancılara teslim etti.Ester'e ve iki oğluna işkencenin bin türlüsü yapıldı, paralarını nereye sakladıklarını söylemeleri istendi. Çocuklar 'Servetimiz bize değil, anamıza aittir. Ona sorun!' dediler. Ester ise 'Devletin tek kuruşunu bile yemediğini' söyledi, 'Ben aileden zenginim. Birkaç altınım varsa annemden, babamdan kalmıştır' diye dil döktü ama canı biraz fazla yanınca dili çözüldü. Tarif ettiği yerde bulunan iki milyon altına devlet el koydu.Askerler, 1600 senesinin 1 Nisan'ında Ester Kira ile büyük oğlu İlya'yı parça parça ettiler. Yaşlı kadının cesedi küçük parçalara ayrıldı, sağ eli kendi evinin kapısına çakıldı, diğer bazı organları Ester Kira'ya verdikleri rüşvetler sayesinde makam sahibi olanların kapılarının önüne kondu, sonra da yakıldı.Ester Kira'nın akıbeti, o devrin olaylarını günü gününe yazan tarih kitaplarından birinde, Mustafa Efendi'nin 'Tarih-i Selániki'sinde bütün ayrıntılarıyla anlatılır. İşte, 'Tarih-i Selániki'de Kira'dan sözeden 'Nageháni Sipah taifesi guluvv ve hücum idüp Kira karıyı ve oğlını helák eyledükleridür' başlıklı bölümden bugünün Türkçesi'yle kısa birkaç alıntı:‘‘...Aylıkları eksik ayarlı altınla ödenen sipahiler, saadetli padişahın huzuruna çıkıp Kira karıyı alma iznini elde ettiler. ...Çavuşbaşı'nın bulduğu karıyı semerli bir beygire bindirip Paşa hazretlerinin kapısına getirdiler. Merdivenden çıktığı sırada sipahiler hançer üşürüp parçaladılar ve leşinin ayağına ip takıp Atmeydanı'na kadar sürüdüler....Sonra oğlunu da bulup getirdiler ve hançerle paraladılar. Onun ayağına da ip takıp sürüyerek leşini anasının leşinin yanına koydular. Öteki oğlu ise Müslüman olup zimmetlerin geçirdikleri bütün parayı hazineye devretti ve canını böyle kurtardı....Tepelenen mel'une Kira'nın ve oğlunun parçaları Atmeydanı'nda birkaç gün köpeklere yedirildi. Ama ortalığı kerih bir koku sardı ve Müslümanlar rahatsız oldular. Sipahiler gelip karının parçalarını topladılar ve odun yakıp ateşe attılar'. ('Tarih-i Selániki', Prof. Dr. Mehmed İpşirli yayını, sah: 856)