Kapı kapı dolaşıp bilet sattı, diyor Cenker Tezel’in haber başlığı. “Yavuz..." />Kapı kapı dolaşıp bilet sattı, diyor Cenker Tezel’in haber başlığı. “Yavuz..." />

Alıntılar: Magazinimsi konular…

Güncelleme Tarihi:

Alıntılar: Magazinimsi konular…
Oluşturulma Tarihi: Ekim 16, 2006 00:08

Haberin Devamı

Kapı kapı dolaşıp bilet sattı, diyor Cenker Tezel’in haber başlığı.

 

“Yavuz Bingöl, geçtiğimiz gün Seren adlı 11 yaşındaki lösemi hastası bir çocuk için düzenlenen yardım kampayasında görev aldı. Tiyatrocu Mehmet Esen’in, Seren’in tedavi masraflarına biraz olsun katkıda bulunmak amacıyla sahneleyecekleri tiyatro oyununa bilet satmak için Cihangir’de kapı kapı dolaşan Bingöl, tüm sanatçıları bunun gibi hayır işlerine davet etti. Bingöl, daha sonra bilet satmak için gece kulüplerini dolaştı.” (Hürriyet-Kelebek, 9 ekim)

 

Helal vallahi!

 

Haberin Devamı

... de, aynı haberi, hemen aynı kelimelerle ve aynı fotoğraf karesiyle Sabah’la Günaydın’da da görünce kafamda soru işaretleri oluşmaya başladı!

 

 

 

*

 

Azgın teke sendromu

 

Cengiz Semercioğlu soruyordu:

 

Denizli’nin durumu

 

Mustafa Denizli, Cihangir Leyla’dan çıkarken 20’li yaşlardaki kız arkadaşıyla görüntülenmiş.

O gece ben mahalledeydim ama rastlamadım Mustafa Hoca’ya...

Görsem zaten sorardım işin aslını...

Malum Selahattin Duman, bu tür vakalar için "azgın teke sendromu" demişti.

Cinsel açıdan çok aktif olan tekeler yaşı yarıyı geçtikten sonra sürüdeki yavrulara musallat olurmuş.

Selahattin Hocam’a şimdi sormak lazım; Mustafa Hocam’ın durumunu nasıl değerlendireceğiz?..

Azgın teke olarak mı, gençlere şans veren deneyimli bir hoca olarak mı?

 

Hürriyet-Kelebek, 9 ekim

 

 

Haberin Devamı

*

 

Pardon?

 

Emre Gürcay fark etmiş. Bir spor haberi, bizim gazeteden:

 

“Mehmet Aurelio, 90 dakika forma giydiği karşılaşmada en çok topla buluşan (63) futbolcumuz olurken, 47’si isabetli 58 pas yaptı, 2 kez top çaldı, 1 kez top kaybetti, 15 kez top kazandı ve 12 kez de top kaybetti. Brezilyalı asıllı oyuncunun, kaleci Rüştü ve Arda’nın ardından en çok topla oynayan ikinci futbolcu olması da (2 dakika 40 saniye), çalışkanlığının bir göstergesi oldu”. (Hürriyet, 9 ekim)

 

Demek ki bir futbolcunun ‘en çok topla oynayan ve en çalışkan’ olması için... çok top kaybetmesi yeterli!

 

 

*

 

Solisti anladık da… o ‘as’ ne oluyor?

 

Mankenliği bırakan Ebru Destan, sevgilisinin evlilik teklifini ‘Assolist olmadan asla evlenmem’ diye reddedince kızılca kıyamet kopmuş-muş. (Takvim-Saklambaç, 9 ekim)

Haberin Devamı

 

Merak ettiğim için soruyorum. Mankenlikten gelme, nota bilmeyen, sesi olmayan bir güzel kızcağız ‘assolist’ olmayı umuyorsa... bu assolistlik ne menem birşeydir, ‘olmak istiyorum’ diyen olabilir mi, kimin assolist kimin solistaltı olacağına kim karar verir?

 

 

*

 

Zoru başarmak...

 

“Şimdilerde kendime kızıyorum. Hatta uçarak kendi kafama ‘bir tekme atmak!’ bile istiyorum...” Sinan Akyüz

 

Takvim-Saklambaç, 9 ekim

 

 

*

 

Okurlar ve gazeteciler utansın!

 

Medya Takip Merkezi oturup saymış, tek bir Hülya Avşar bile, eylül ayı boyunca 1899 haber olmuş, televizyonlarda ekranı 16 saat süreyle işgal etmiş. Artık gazetelerin, gazetecilerin ve tabii ki okurların ve seyircilerin kalitesini varın siz düşünün...

Haberin Devamı

 

Eylül ayı haber olma ligi aha şöyle:

 

 1

 Hülya Avşar

1.899

 2

 İbrahim Tatlıses

1.394

 3

 Pınar Altuğ

1.216

 4

 Sezen Aksu

971

 5

 Reha Muhtar

765

 6

 Ajda Pekkan

686

 7

 Mehmet Ali Erbil

631

 8

 Özcan Deniz

619

 9

 Hande Ataizi

576

 10

 Sibel Can

573

 

Bu arada, medya takipçilerinin ve bu haberi yapah gazetecilerin meslektaşları Reha Muhtar’ı ne gözle gördüklerine de dikkatinizi çekerim...

 

Bugün, 9 ekim

 

 

*

 

Deniz Akkaya: Durum vahim!

 

“... O zaman dibe vurduğumu hissettim. Bir buçuk sene çalışmadım. Dizilerim de yayından kalkınca kendimi işe yaramaz hissetmeye başladım. O dönemlerde kafamda bir ses beni uyarmaya başladı. ‘Yanlış yerden medet umuyorsun, akıl alman gereken yer burası’ diye... O dönem tanrı ile ilişki kurdum. Bu sesle ilişki kurduktan sonra bir daha hiç o kadar çökmedim...” diyor Deniz Akkaya. (Sabah’la Günaydın, 9 ekim)

 

Mesajı yanlış anlamış, ilişki kurması gereken Tanrı değil, iyi bir psikiyatr. Şizofreni böyle başlar çünkü... J

Haberin Devamı

 

 

*

 

Zavallı Oprah

 

Seda Sayan’dan sonra Deniz Akkaya da ‘Hedefim Oprah Winfrey gibi olmak’ demiş. (Sabah’la Günaydın, 9 ekim)

 

 

*

 

Engin Ardıç’ın yazısı şöyle giriyordu:

 

“Gerçi Ayşe'nin donu, Hasan'ın prostatı, Haşmet'in pipisi ve de Hıncal'ın keliyle hiç ilgisi yok ama, Yargıtay, 'keyfi davranarak ya da elinde yeterli kanıt bulunmadan dava açan savcıların' bundan sorumlu tutulmalarına karar verdi.”

 

Akşam, 10 ekim

 

 

*

 

Olmadı Hıncal Abi!

 

Tartışmayı biliyorsunuz artık.

 

Hasan Pulur’un Ayşe Özyılmazer hakkında yazdığını, Hıncal Uluç’un sonra Haşmet Babaoğlu’nun verdiği cevabı. Uluç’un ithamlarına Mansur Forutan’ın verdiği ‘bitirici’ cevabı ve arkasını getirenleri ve yandan konuya dalanları…

 

Hasan Pulur’un sözlerini çok yadırgadığımı söylemiştim. (Tıpkı Perihan Mağden’i yadırgadığımı söylediğim gibi…)

 

Bu sefer Hıncal Uluç’un yazdıklarını da çok yadırgadığımı söylemeliyim.

 

Forutan’a hitaben diyor ki “Pulur haklıysa millet ne düşünür sonra? Senin genç yaşında köşe yazarı olmanda da katkım çok büyük ya…” (Sabah, 10 ekim)

 

 

 

*

 

İnsanlığın hangi tarihi?

 

Genç sinemacı Murat Tosunoğlu, Türkiye’nin ilk film filmini çekmeye soyundu-muş. (Bir magazin haberinde ‘çekmeye hazırlanıyor’ diyecek halleri yok ya… Sadece soyunmayı bilirler fiil olarak.) İnsanlık tarihini anlatan ‘Karanlıkta Makyaj’ filminde Tuğba Özay’dan Arzu Yanardağ’a kadar birçok ‘ünlü’ rol alacak-mış. (Star-Box, 10 ekim)

 

İnsanlığın ‘hangi tarihini’ anlatacak dersiniz?

 

 

*

 

Yabancı dil öğrenerek büyüyorlar

Merkezi, Bağdat Caddesi’nde bulunan Early Steps Yabancı Dil Oyun Evi, birinci yaş gününü öğrencilerinin altı ayda öğrendiği İngilizce şarkılar ve küçük oyunları eşliğinde kutladı. Erken yaşlarda yabancı dil eğitimini hedefleyen ve yeni dönem grup sınıflarını 18 Eylül’de açan merkezin İngilizce öğretmeni ise Amerikalı bir Çocuk Gelişim Uzmanı... Early Steps’te aynı zamanda değişik yaş gruplarına yönelik Fransız öğretmen eşliğinde Fransızca, İspanyol öğretmen eşliğinde İspanyolca, Alman eğitmenle Almanca grupları mevcut. (Hürriyet-Kelebek, 11 ekim)

 

Kubilay Gecelerde köşesinde reklamları dinlediniz!

 

 

*

 

Oto-reklam

 

Sabah yazarları büyük bir rahatlıkla köşelerinde, para alarak yaptıkları televizyon programlarının reklamını yaparlar.

 

Ama bugüne kadar köşesinde şöyle bir anons yapanı görmemiştim:

 

Bir hafta ara - ATV'DE "Son Baskı" programına bu akşam Moldova ile oynanacak milli maç nedeniyle bir hafta ara veriyoruz. Önümüzdeki çarşamba akşamı atv ekranında bir arada olmayı umut ediyoruz.

 

Sabah, 11 ekim

 

 

*

 

Tuğçe Kazaz ve okuduğunu anlamayan editörler

 

Renkli gazetelerin hepsinde vardı, manken Tuğçe Kazaz’ın açıklamaları.

 

Star gazetesinin sürmanşetindeki haber “Hıristiyan olmadığının altını çizen Kazaz şöyle konuştu:…” diyor.

 

Başlık: Dini nikah için Hıristiyan oldum

 

Mahsus mu yapıyorlar, yoksa okuduklarını anlamıyorlar mı?

 

Star, 11 ekim

 

Not: Bu arada Tuğçe’nin sözleri de Allah’lıktı. Yunanlı kocası Yorgo Seitaridis ile Yunanistan’da, kilisede evlenmişler. Niye kilisede evlendiklerini şöyle açıklıyor güzel kızcağız: İKİMİZ DE BELEDİYE NİKAHINA İNANMIYORUZ! (Tabii, bu haberi yapanlar asgari bilgiye sahip olsalardı, Tuğçe’ye sormaları gereken bir soru vardı: Ortodoks Kilisesi’nin kurallarına göre, Hıristiyan-Ortodoks olmayanlar Kilise’de evlenemez. Sen kilisede evlendim derken mi yalan söylüyorsun, Hıristiyan olmadım derken mi?)

 

 

*

 

Fatih Altaylı yazdı:

 

Topuğunla yere vur

Kadınların aklıyla baş etmek çok zor. Bunu söyleyen "çapkın" ama çapkınlığı ile tanınmayan ünlü bir isim.
Geçenlerde çapkınlık yaparken eşi telefonla arıyor.
"Neredesin" sorusuna yanıt "İşteyim, çalışıyorum" oluyor.
Bunun üzerine eşinden minik bir talep geliyor.
"Ayakkabının topuğuyla yere vur."
Ayakta ayakkabı olsa yere vuracak ama ayakkabı ayakta değil.
Hatta olay yerine biraz uzakta.
Kalkıp almaya gitse olmayacak.
Panikliyor ve yatağın yanındaki komodine eliyle vuruyor.
Eşi "Allah belanı versin" deyip telefonu kapatıyor.
Peki ben bunu niye yazıyorum!
Kadın okurlarımıza küçük bir hizmet olsun diye...

 

Sabah, 11 ekim

 

 

*

 

Yüksel Aytuğ yazdı

Pişti usulü fetva (!)

BU hafta Pişti'nin konuklarından biri de Prof. Dr. Zekeriya Beyaz'dı. Beyaz Hoca, orucun faziletlerini anlatırken, "Oruç neden tutulur? Üç konuda nefsimize hakim olmak için... Yemek, içmek, cinsellik" dedi ve ekledi: "Peki sahura neden kalkılır?" Reha Muhtar gülerek araya girdi: "Yemek, içmek, cinsellik..." Beyaz Hoca'nın yanıtı ise stüdyoda parça tesirli bomba etkisi yarattı: "Eğer o bahsettiğiniz konuda bir zaafınız varsa, sahurda onun da önlemini alırsınız..." Reha Muhtar, Mehmet Ali Erbil ve Deniz Akkaya "Nasıl alırız hocam?" diye ısrarla sordularsa da bu konuda Beyaz Hoca'dan ayrıntılı bir yorum gelmedi. O saatlerde sahur yapmaya hazırlananlar ise bu muhabbeti büyük bir şaşkınlıkla izledi.

Sabah, 11 ekim

 

*

 

İngiltere’ye Türk kazığı J

 

Başbakan’ın göbekçisi Adnan Şenses’in 5 yıl önce İngiltere pasaportu aldığı ortaya çıkmış. (Star, 12 ekim)

 

 

*

 

Yalancının…

 

Hürriyet’e bikinili namahremin arasında denize girer fotoğrafları yayımlanan Cüppeli lakaplı din tüccarına sordular: Hoca, denize girmeyin diyordun, ne iş?

 

Kendini savundu:

 

Şeker hastasıyım, gözlerim iyi değil, o plajda kadın görmedim... (Vatan, 12 eylül)

 

 

*

 

Alıntı

 

Dilek Önder ‘Bir alıntı’ demiş, kimden, nereden söylememiş:

 

“Kadınların ve erkeklerin burçları olsaydı... Erkeklerin burçlarını bilmem ama hepsinin yükseleri aynı olurdu: ÖKÜZ!” (Vatan, 12 ekim)

 

Bu espri hangi mal’a ait acaba?

 

 

*

 

Bir Engin Ardıç klasiği

 

Berdel edilmiş, sakat Ömer’le evlendirilmiş ama erkek doğuramadığı için baskı görmüş, evden kaçmış ve sonunda katledilmiş zavallı Gülistan’ı anlattığı ‘Törenize tüküreyim’ başlıklı yazısında Engin Ardıç şöyle diyor:

 

“Gülistan'ın kocası Ömer 'özürlüymüş'... Artık sakat demek ayıp, biliyorsunuz. Sağır yok, işitme özürlü var. Dilsiz yok, konuşma özürlü var. Kör yok, görme özürlü var. Salak yok, zihinsel özürlü var. Kel yok, tarama özürlü var. Ömer neresinden özürlüymüş, öğrenemedik.
Çükünden olmadığı kesin, Gülistan gebe kalmış.”

 

Yazının final cümlesi de ne yazık ki giderek daha çok insanın paylaştığı, itirafı dahi zor bir isyanın ifadesi:

 

Biz de bu canlılar bizden ayrılmasınlar diye binlerce çocuğumuzu şehit verdik.”

 

Akşam, 12 ekim

 

 

*

 

Bir ‘aykırı’ kadın  yazarları kıskanıyorum, bir de romantik yazarları...

 

Mesela Hakkı Yalçın. Emin olun, Diyarbakır sokağında kağıt mendil satan bir çocukla konuşmalarını anlattığı yazısındaki şu tasvirleri kırk yıl düşünsem bulamazdım:

 

“Diyarbakır'da yoksulluk ata yadigarı.
Diyarbakır'da güneşin gözleri bağlı.

Ardından da kanatlarını suya vuran martıların çığlığını duyurdu sanki.”

 

Takvim, 12 ekim

 

 

*

 

Haftanın en güzel haberiydi:

 

Kemal Sunal’ın başrolünü oynadığı “Deli Deli Küpeli” filmi Aydın’ın Kuşadası ilçesinde gerçek oldu. Kendisini “stajyer kaymakam” olarak tanıtan bir kişi, izne çıkan Kuşadası Kaymakamı Ahmet Ali Barış’ın yerine üç gün boyunca toplantılara katılıp kararlara imza atarak görev yaptı. Gerçek, Kaymakam Barış’ın izin dönüşünde “Şu görev yazını getir bakalım” demesiyle ortaya çıktı. Sahte kaymakam “Elazığ’da babam vefat etmiş” diyerek ortadan kayboldu. (Hürriyet, 13 ekim)

 

 

*

 

Renk körlerine ehliyet verilmesi mevzuu açılmışken, Mehmet Ali Erbil:

 

“Metin Şentürk’e de ehliyet verilsin. Deniz Akkaya otomobil kullanıyorsa, Metin Şentürk de kullansın...”

 

Hürriyet-Kelebek, 13 ekim

 

 

*

 

Yok satacak

 

“Façonnable, 2007-2008 optik koleksiyonu ile de iddiasını ortaya koydu. Jeans, Progressline ve Titanium başlıkları altında üç ayrı seriden oluşan koleksiyon, ünlü isimlerin ilgisini şimdiden çekti. Sosyete mensuplarının bu koleksiyona ait ürünlerden edinmek için sipariş verdiği bile kulağıma geldi.”

 

Kubilay Keskin’in köşesinde reklamları izlediniz

 

Hürriyet-Kelebek, 13 ekim

 

 

*

 

Bu kavga bitmez, diyor başlık: İlknur Soydaş, şarkıcı Seniha ile ilgili şok açıklamalarda bulundu. (Takvim-Saklambaç, 13 ekim)

 

Yahu İlknur Soydaş kim, Seniha kim?

 

 

*

 

Bir komik haber daha:

 

Kapkaçta son nokta, diye veriyor Yeni Şafak. Bir işadamının park halindeki arabasından çantasını çalan kapkaççılar... at arabasıyla kaçmış. Tabii ki adam at arabasını takip edip yakalatmış.

 

Yeni Şafak, 13 ekim

 

 

*

/images/100/0x0/55ea607af018fbb8f87bf7f4

Olay mankenin frikiği, diyor başlık.

Hani gündeme gelmek için bazı mankenlerin zayıflamak maksadıyla uyuşturucu kullandığını söyleyip milletin başını belaya sokan bir ‘manken’ çıktı ya ortaya; işte bu Seda Ertan’ın ‘göğüs frikiği’ efendim ‘gözlerden kaçmamış’ imiş. (Hürriyet, 14 ekim)

Daha önce de kullandım bu benzetmeyi ama, bu teşhire, frikik demezler, kasıtlı penaltı derler.

 

*

Allah söyletti!

Bizim asrolog tatlı cadı, Koç burcunda doğanlara bu hafta ‘Seyahate çıkmak için güçlü arzular duyabilirsiniz’ diyor. (Hürriyet-Kelebek, 14 ekim)

Vallahi doğru… benim Anadolum çoktaaan geldi! J

 

*

Dünün oduncusu…

ArtRewiew dergisi her yıl ‘Çağdaş Sanat Dünyasının En Güçlü İsimleri’ diye bir liste yayımlarmış meğer. Bu sene listenin başına Gucci ve Christie’s müzayede evinin sahibi, Fransız François Pinault getirilmiş. (Milliyet, 14 ekim)

Vallahi Pinault’ya helal olsun, çünkü servetinin kaynağı… odunculuktur!

 

*

İster misiniz…

YKY gazetelere verdiği ilanda, ‘İstanbul yazarımızla gurur duyuyoruz’ diyor ve Nobel ödüllü yazarımız Orhan Pamuk’un bu kitabından şöyle bir alıntı yapıyordu:

“Bir zamanlar resim yapıyormuşum, İstanbul’da doğmuş, İstanbul’da büyümüş, iyi kötü meraklı bir çocukmuşum, daha sonra yirmi iki yaşımda, bilmem neden roman yazmaya başlamışım.” (Milliyet, 14 ekim)

Naim Süleymanoğlu dünya rekoru kırınca gençlerimiz haltere merak salmış, yeni şampiyonlar çıkarmıştık. Galatasaray’ın Avrupa şampiyonluğu, Milli Takım’ın dünya üçüncülüğü yeni ve genç futbolculara ilham vermişti. On iki dev adam’ın başarıları gençleri baskete yöneltmişti.

Gerçi benden önce yazıldı ama…

İster misiniz Orhan Pamuk’un bu muhteşem başarısı Türkiye’de gençleri edebiyata heveslendirsin! İnşallah!..

*

Haftanın dıtı

Çorumlu’nun ehliyetine 1997’de el koyulmuş. Uyanık gitmiş, İstanbul’dan bir sahte ehliyet temin etmiş. Bu sahte ehliyete de fazla hız yaptığı gerekçesiyle Romanya’da el koyulmuş. Romanya makamları, el koydukları ehliyeti Çanakkale polisine göndermiş. Bizim uyanık da el koyulan sahte ehliyetini almak için Emniyet’e gidince… armut gibi yakalanmış!

Bugün, 14 ekim

 

*

Okşan ablam benim…

King rumuzlu okur rüyasında berrak bir nehir görüyor. Akıntıya karşı yürümeye çalışıyor ama su onu itiyor. Yürümekten vazgeçip bir güzel yüzüyor…

Benim bir tanecik Okşan Ablam, bu rüyayi tatlı tatlı mealliyor:

“Rüyanız sürekli bir rızka sahip olarak saygın ve söz sahibi bir kimseden yardım göreceğinize işaret etmektedir. Güzel ve yararlı işler yaparak, maddi manevi başarılar elde edeceksiniz. Büyük bir zat ile yakınlık kurarak devlet hizmetinde bulunacaksınız.”

Şok, 14 ekim

 

*

Gönlünden ne koparsa…

Eski kocası Kaya Çilingiroğlu ile kızları Zehra, Hülya Avşar’a doğum günü hediyesi olarak bir kitap hediye etmişler: HOLLYWOOD FAHİŞESİ

Star, 15 ekim

 

*

Alçakgönüllü bir yazar

Nur Çintay’dan sonra Melih Aşık da Ece Vahapoğlu’nu yazmış. ‘Yükselen Yıldızlar’ programı çerçevesinde Amerikan Dışişleri Bakanlığı tarafından ‘eğitime tabi tutulduğu için’ neredeyse ajan’ diyeceklermiş kadıncağıza. (Yazmadan önce açın ABD Elçiliğine veya Konsolosluğu’na sorun, diyor ama sorarsanız Amerikalılar’ın ‘evet bu insanları Amerikan casusu olarak yetiştiriyoruz’ diyeceğini sanmam…)

Ece Vahapoğlu’nun bu yazısından bir iki alıntı:

Bir defa başlık: Parlak gence saldırı (kendinden bahsediyor)

Sonra: “Amerikalılar, sağolsunlar başarılarımı keşfedip beni bu programa aldılar” diyor, ekliyor, “Türkiye'de işte bunu sevmiyorum: Meyve veren ağaç taşlanır. Büyüklerim bana sahip çıkacağına, ‘Aferin’ diyeceklerine, ödüllerime ve eğitimime laf ediyorlar? İnanılır gibi değil.”

Takvim, 15 ekim


*

Fransızlar’ın da çok umrundaydı

İbrahim Tatlıses, tepki olarak Fransa’daki konserini iptal etmiş.

Yani… Fransa’da yaşayan ve İbo’yu dinlemeyi uman Türk işçilerini cezalandırmış!

Güneş, 15 ekim

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!