GeriGündem Akşehir’den Uşak’a Büyük Zafer’in izinde
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Akşehir’den Uşak’a Büyük Zafer’in izinde

Akşehir’den Uşak’a Büyük Zafer’in izinde
refid:15608527 ilişkili resim dosyası

Büyük Taarruz’un coğrafyasını tanımak, izini sürmek isteyenler, bunu kronolojik bir sırayla yapabilir. Rota, taarruz hazırlıklarının yürütüldüğü Akşehir’deki Batı Cephesi Karargahı binasından başlayıp, esir Yunan Komutanların Mareşal Mustafa Kemal huzuruna çıkarıldıkları Uşak’taki tarihi eve kadar uzanabilir. Büyük Taarruz ile Başkomutan Meydan Muharebesi arasındaki olayların coğrafyası, Konya (Akşehir), Afyon (Şuhut, Merkez, İscehisar, Sincanlı, Sinanpaşa), Kütahya (Dumlupınar, Gediz) ve Uşak’tan oluşur.

Büyük muharebelerin geçtiği alan 1981’de milli park ilan edildi. Çevre ve Orman Bakanlığı’nın Başkomutan Milli Parkı, Afyon ve Kütahya sınırları içinde. Savaşın kronolojisine göre, Büyük Taarruz’un alanı, Afyon’un güneyinde. Başkomutan Meydan Muharebesi alanı ise Kütahya’un güneyindeki Dumlupınar ilçesinde. Bölgenin ve anıtların bakımı Milli Parklar’ın sorumluluğunda olsa da, pek çok kişi ve kurumun anıtlar yaptırdığını görüyoruz. Bunların çoğu ne yazık ki gereken standarttan uzak, bazıları bakımsız. Anıtların çevresindeki lokanta, tuvaletlerin sayısı, nitelikleri de turizmin gerektirdiği standartların çok altında. Gezginler Afyon’da konaklayarak bu alan ve anıtların çoğunu ziyaret edebilir. Çoğu savaş mekanında küçük anıtlar var, ancak orijinal şehitlikler pek az. Çoğunlukla geç dönemlerde yapılan sembolik şehitlikler ziyaretçilere doğru bilgi verme konusunda yetersiz. Ne yazık ki, Yıldırım Kemal ve Çiğiltepe şehitlikleri gibi bazı mekanlar tabela kirliliği yaşıyor.

AKŞEHİR BATI CEPHESİ KARARGAHI MÜZESİ
Büyük Taarruz kararı bu binada verildi

/images/100/0x0/55ea9cd8f018fbb8f88b6780

Batı Cephesi Komutanlığı, Sakarya Meydan Savaşı’ndan sonra, 18 Kasım 1921’de Akşehir’e nakledilir. Komutanlık karargahı olarak da bu bina seçilir. Başkomutan Mustafa Kemal cepheye yaptığı ziyaretlerde bu binada kalır. Büyük taarruzun bütün planları bu binada yapılır ve tarihi kararlar burada verilir. Son olarak 20 Ağustos’da karargaha gelen başkomutan, 24 Ağustos’da buradan ayrılır, Şuhut’a gider. 25’i gecesi ise atının üzerinde Kocatepe’ye tırmanmaktadır.
O günlere dair Binbaşı Mahmut (Soydan) Bey’in güncesinden: “21 Ağustos, 1922. Saat 10.30’da Konya’dan hareket. Akşehir’e muvasalat. Akşehir’de pek hummalı bir faaliyet var. Cephe karargahından çıkarken Paşa dedi ki, tam vaktinde, hatta dakikası dakikasına gelmişiz. En kati kararın verilmesi icabeden bir zaman... Saat 11.00. Erkanıharbiye Reisi, Ordu Kumandanları, Cephe Kumandanı, Süvari Kolordusu Kumandanı ve Başkumandan içtima ettiler. Mühim kararlar alınacaktır... Bugün Akşehir’deyiz. Akşamki Toplantı, taarruz gününün tayini ile neticelendi. Müzakere sırasında müşkülat çıkaranlara kısaca ve sert bir cevap verdi: Harekete inancı olmayanlar istifa etsin. Ben bütün mesuliyeti üzerime alıyorum! Düşmanda da bir hassasiyet var. İki gündür Paşa, Çalıkuşu romanını okuyor. Öyle beğendi ve sevdi ki...”
Büyük Taarruz kararının verildiği, Atatürk’ün orijinal eşyalarla döşenmiş çalışma odası, İsmet Paşa’nın ve Cephe Karargahı Kurmay Başkanı Asım Gündüz’ün odaları bugün Akşehir’deki müzenin en önemli bölümünü oluşturuyor. Koleksiyondaki eşyalar, silahlar, orijinal haritalar ve Akşehirli gazilerin madalya ve beratları ilgi çekici.
Akşehir ilçesi merkezindeki bina 1904 - 1905’te belediye binası olarak yapılmış. 1965’e kadar belediye olarak hizmet veren yapı, 1966’da düzenlenerek “Atatürk ve Etnografya Müzesi”ne dönüştürüldü. 1981 sonrası üç kez restore edildi. Bugün, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı.

KOCATEPE
1874 metreden savaş alanı
/images/100/0x0/55ea9cd8f018fbb8f88b6782


“Saat 2:30 / Kocatepe yanık ihtiyar bir bayırdır / Ne ağaç, ne kuş sesi / Ne toprak kokusu vardır. / Gündüz güneşin / Gece yıldızların altında kayalardır...” Nazım Hikmet’in ölümsüz Kuvâyı Milliye Destanı’nda betimlediği Kocatepe, kuşkusuz Türkiye tarihinin en önemli mekanlarından biri. 26 Ağustos 1922 sabahının karargahı, bugün bayramdan bayrama kalabalıklaşan, diğer zamanlarda ancak meraklısının uğradığı 1874 metre yükseklikte bir tepe. Afyon’un güneyinde, karayoluyla kent merkezine 20 kilometre uzaklıkta. Olağanüstü manzarası, anlamıyla birleşince, ziyaretçiler o dağ yollarını kat ettikleri için mutlu oluyor. Tepeye ilk mermer plaket 1953’te konuldu, bölge milli park ilan edildikten sonra 1990’larda bugünkü bronz Mustafa Kemal heykeli tepeye dikildi. Alandaki haritalar ziyaretçilere operasyonla ilgili bilgi veriyor. Toplar ise savaştan çok sonraki dönemlere ait. Süs olarak konulmuş! Taarruz hedefleri olan tepelere, hücum eden tümenlerin numarasının büyük olarak Kocatepe’den görülecek şekilde yazılması, bilgilendirme açısından iyi bir örnek. Bu sayede alanın önemi de vurgulanıyor.

YÜZBAŞI AGAH EFENDİ ŞEHİTLİĞİ
/images/100/0x0/55ea9cd8f018fbb8f88b6784

Tepeyi ele geçirmek için öldüler


Afyon’dan Kocatepe’ye giden yol üzerinde, Afyon’a 12 kilometre mesafedeki Kurtkaya mevkisinde, Büyük Kalecik Kasabası’nda. Bu bölge, taarruz günü Birinci Ordu ile İkinci Ordu’nun sınırını oluşturuyordu. İkinci Ordu 12’nci Tümen 36’ncı Alay 6’ncı Bölük buradaki çok sarp tepeyi ele geçirmekle görevlendirildi. 27 Ağustos muharebesinde bölüğün 24 yaşındaki komutanı, Bayburtlu Yüzbaşı Agah Efendi, Üsteğmen Feyzullah ve askerleri burada şehit düştü. Savaştan 50 yıl sonra, 1972’de burada şehitlik inşa edildi, 1993 yılında ise anıt ve kubbe eklendi. Son restorasyon 2004’te yapıldı.

GİRESUNLULAR ALAY ŞEHİTLİĞİ
Silah arkadaşlarını unutmadı


47’inci Giresunlular Gönüllü Alayı’na, Afyonkarahisar’daki Sivri Tepe’yi düşmandan alma görevi verilmişti. Bugün İscehisar İlçesi’nin Doğanlar Köyü’nde bulunan tepedeki muharebe sırasında 14 gönüllü şehit oldu. İçlerinden hayatta kalan Giresunlu Hacı Ahmet Halis Asal, silah arkadaşlarını unutmadı. 1967’de ziyarete gittiğinde, mezarların harap olduğunu gördü. Bu şehitliği yaptırdı. 1977’de öldüğünde, vasiyeti üzerine şehitliğe gömüldü. Şehitliğin öyküsü Asal’ın mezar taşından kısaca anlatılıyor. Cumhuriyet’in 45 yıllık kuşaklarının o güne kadar neden bu fedakar savaşçılara bir mezar olsun yaptırmadığını sorgulamak gerekiyor.

AFYONKARAHİSAR HAVA ŞEHİTLİĞİ
Üç savaş pilotunun unutulmaz öyküsü


24 Temmuz 1922 sabahı Akşehir karargahından havalanıp Afyonkarahisar’ın güneyinde keşif uçuşu yapan, Hava Üsteğmen Pilot Cemaleddin ve Hava Astsubayı Reşit Bahaeddin, iki Yunan uçağının saldırısına uğradı. Çatışmada Yunan uçakları düşürüldü. Ancak bu arada Türk uçağının cephanesi kalmamıştı. Takviye gelen iki Yunan uçağının saldırısı sonucunda, Gazlıgöl civarında düşen uçakta iki pilotumuz şehit oldu. Vecihi Hürkuş anılarında, düşen Breguet XIV keşif uçağıyla başından geçen bir tehlikeyi anlatır ve keşif uçaklarının av uçağı koruması olmadan göreve çıkmalarının tehlikesini rapor eder. Raporunun ertesi günü, iki pilotumuz şehit olur. Bu hava çatışması, Kurtuluş Savaşı’nda Yunan Hava Kuvvetleri’nin tek başarılı av görevidir. Vecihi Bey anılarında ayrıca, bir gün önce havada karşılaştığı pilotun yetenekli olduğunu belirtiyor. Yunan Hava Kuvvetleri web sitesinden adının Christophoros Stavropoulos olduğunu öğrendiğimiz av pilotunun, pilotlarımızın şehit olmasının ertesi günü, Çay’daki Türk hava meydanı üzerinde uçup Türk meslektaşlarına havadan bir taziye mektubu bıraktığını ve Türk pilotlarının kahramanca çarpışıp şehit olduklarını yazdığını yine Vecihi Bey’in anılarından öğreniyoruz.
Şehit iki pilotumuz bugün Afyonkarahisar Asrî Mezarlık içerisindeki şehitlikte, daha sonra görev başında hayatını kaybeden pilotlarla yatıyor. 1933-1936’da yaptırılan mezarlıkta hava şehitlerimiz anısına bir de anıt bulunuyor.

AFYON ZAFER MÜZESİ
/images/100/0x0/55ea9cd8f018fbb8f88b6786

Taarruz emri bu binadan verildi


1915-1920 arasında Saitoğlu Mehmet Sait Efendi tarafından Afyonkarahisar’ın merkezinde yaptırılan iki katlı yapı, Büyük Taarruz’dan önce General Trikupis’in Kolordu Karargahı’ydı. 28 Ağustos’ta Başkomutanlık Karargahı oldu. Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin taarruz emri buradan verildi. Zafer Anıtı ile Afyonkarahisar Kalesi’nin karşısındaki müzenin zemin katında 10 oda, bir toplantı salonu ve sahnesi, üst katında dokuz oda ve sergi salonu bulunuyor. Başkomutanlık Meydan Muharebesi’yle ilgili bilgi verilen müzede Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak Paşa ve Batı Cephesi Harekât Şube Müdürü Tevfik Bıyıkoğlu anısına düzenlenen odalar görülebilir. 1930’lu yıllara kadar Afyon Belediye Binası olarak hizmet veren yapı daha sonra Emniyet Müdürlüğü’ne tahsis edildi. 1985’te “Zafer Müzesi” olmak üzere, Başkomutan Tarihi Milli Park Müdürlüğü’ne verildi. 1992’de Milli Park Müdürlüğü bu binaya taşındı. Mekan düzenlemesi, müze tasarımı, işletmesi ve koleksiyon açısından son derece yetersiz olan bu müzenin, tarihsel rolünün önemini aktaracak bir müze tasarımı ile yeniden düzenlenmesi gerekiyor.

AFYONKARAHİSAR ZAFER ANITI
Atatürk’ün övgüsünü almıştı


Cumhuriyet Meydanı’nda Afyon’un simgesi olan bu görkemli bronz anıt, devrin önemli heykeltıraşlarından Avusturyalı Krippel tarafından 1934-1936 arasında yapıldı. Afyonluların yaptırdığı heykel kentin Yunan saldırısından kurtarılışını sembolize ediyor. Anıt bir platform üzerinde, dikdörtgen bir kaidenin taşıdığı iki çıplak insan figüründen oluşuyor. Kaidenin uzun kenarlarında çerçeveler içinde rölyef halinde işlenmiş Kurtuluş Savaşı’nı simgeleyen figürler yer alıyor. Kaidenin ön yüzünde Atatürk’ün portresi, sol yönünde de Atatürk, İnönü ve Fevzi Çakmak’ın harita üzerinde Başkumandanlık Savaşı’nı planlarken yapmış oldukları hazırlıkları, arka yüzünde de askerin taşıdığı sancağı işgalden kurtulan halkın öpmesi, sağında da Mehmetçik’in süngü taarruzu kabartmalar halinde tasvir edilmiş. Atatürk, 20 Kasım 1937’de Afyon’u ziyaret ettiğinde bu anıtı görmüş ve övmüştür.

YILDIRIM KEMAL ŞEHİTLİĞİ
En önemli cephe gerisine sızma operasyonlarından biriydi


Afyonkarahisar Sincanlı İlçesi’ne bağlı, Yıldırım Kemal Köyü’ndeki artık kullanılmayan tren istasyonu ve buradaki şehit mezarları, Kurtuluş Savaşı’nın en özgün, sade mekanlarından birini barındırıyor. Burası, Türk Süvari Kolordusu’nun düşman gerisine sızarak telgraf ve ikmal hatlarını kesme harekatında çok önemli bir nokta olmuştu. Süvari Teğmen Yıldırım Kemal (1898 - 1922), taarruza katılmak için Konya’daki hastaneden kaçıp Fahrettin Altay Paşa’nın bulunduğu cepheye geldi. Paşa onu İkinci Tümen’e gönderdi. Burada Küçükköy’de muharebe eden İkinci Alay’a katıldı. Yıldırım, 27 Ağustos 1922’de Küçükköy Tren İstasyonu’ndaki Yunan birliklerini ortadan kaldırmak için görevlendirildi. Çatışma sonucunda Küçükköy düşmandan alındı, ancak Teğmen Kemal, dört subay ve 30 er şehit oldu. Topluca gömüldüler. Şehitlik ve anıt 1966’da inşa edildi. 1996’da yeni düzenlemeler yapıldı. Bu istasyon, şehitlik ve anıt; görsel etkisi, gerçek şehit mezarları içermesi, savaştaki rolü ve o günden bu güne çok az değişmiş olması nedeniyle savaş alanlarının korunması konusunda örnek gösterilecek bir mekandı. Ne yazık ki, son zamanlarda zevksiz bir tabela kirliliğinin kurbanı oldu.
/images/100/0x0/55ea9cd8f018fbb8f88b6788

ÇİĞİLTEPE ŞEHİTLİĞİ
Albay Reşat, tepeyi söz verdiği saatte alamayınca intihar etmişti


Sinanpaşa İlçesi’nin Çiğiltepe Mevkii’nde bulunan bu şehitlik sembolik. 1993’te yapıldı. Taarruz hedefi olan Sincanlı Ovası’na hakim bu ıssız yer, savaşın ruhunu ve coğrafyasını anlamak için görülmeli. Albay Reşat Çiğiltepe ünlü devlet adamlarından Ziya Paşa’nın oğlu. 1879’da İstanbul’da doğdu. Kuşağının çoğu subayı gibi Balkan Harbi’nde, Çanakkale’de, Kafkas Cephesi’nde ve Irak’ta savaştı. 1918’de Filistin’de İngilizlere esir düştü. Mütarekeden sonra Milli Mücadele’ye katılarak Anadolu’ya geçti ve Doğu Cephesi harekatlarına katıldı. Büyük Taarruz’da 57’nci Tümen Komutanı’ydı. Görevlendirildiği yer, Türk cephesinin sol kanadı olup taarruzun başarıya ulaşması için kritik önemdeydi. Ancak, cephenin diğer bölümlerinden uzaktı ve Yunan kuvvetlerince iyi berkitilmiş bu mevzileri tahrip etmek için gereken ağır topçu ateşinden mahrumdu. Albay Reşat, 27 Ağustos 1922’de, Çiğiltepe’yi Mustafa Kemal’e söz verdiği saatte ele geçirememesinden duyduğu üzüntüden dolayı intihar etti. Tepe daha sonra düştü. Mezarı Ankara Devlet Mezarlığı’nda.

BÜYÜK TAARRUZ ŞEHİTLİĞİ
Kocatepe ile karıştırılıyor


Afyonkarahisar’a 17 kilometre mesafedeki Afyon - Antalya - İzmir karayolu kavşağında güney yönüne bakarsanız Işık (Sarıkız) Tepe’yi görürsünüz. Sincanlı Ovası’na hakim tepeye bu anıt 1993’te yapıldı. Tamamen sembolik bir mekan. Ancak bu özelliği ziyaretçilere açıkça belirtilmediği, hatta Atatürk’ün Kocatepe’deki heykelinin bir benzeri de burada bulunduğu için çoğu kişi Işık Tepe’yi Kocatepe zannetmekte. Şehitliğin bakımı Milli Parklar’a ait. Tasarım açısından başarılı, bronz heykeller ve rölyefleri kaliteli. Ne yazık ki işgüzarca süslenme gereği hissedilmiş. 1940’lara ait toplar ve 1960’lardan kalma Dornier Do 28 tipi bir uçakla dekore edilmiş. Tarihsel olay ve mekan algısında yanılmaya yol açan ve “gerçek” olay, kişi ve mekanlara saygısızlık olarak tanımlanabilecek bu tür gereksiz “dekorasyon” işlerinden muhakkak vazgeçmek gerekiyor.

DUMLUPINAR ŞEHİTLİĞİ / BAŞKOMUTAN MÜZESİ
Sembolik şehitlik, özensiz müze
/images/100/0x0/55ea9cd8f018fbb8f88b678a


İzmir - Afyon karayolu ve demiryolunun hemen yakınındaki bu sembolik şehitlik Kültür Bakanlığı’nca 1992’de yapıldı. Bakımı Milli Parklar’a ait. Bronz Mehmetçik, Komutanlar ve Milisler heykelleri başarılı. Burada “Şehit Baba Oğul Anıtı” isimli bir heykel daha var ancak anlatılan olay hakkında hiç bir kaynak ya da referanslı bilgi yok. Tıpkı Çanakkale’deki, tarihsel kaynaklarda kanıtı bulunmamış bir olayın uydurulması sonucu yapılan “Yaralı Avustralya askerini taşıyan Mehmetçik” anıtı gibi, buradaki öykünün de uydurulmuş olması mümkün. Araştırma ve bilgiye dayanmayan, özensizce yazılan tarihsel anıt kitabeleri ya da yapılan popüler yayınlar, turizmin yaygınlaşmasıyla birlikte kurmaca bir tarih algısının kitleselleşmesine yol açıyor. 1997’de açılan, Milli Parklar’a bağlanan Başkomutan Müzesi, Türk Kurtuluş Savaşı’nın en önemli muharebesinin verildiği bölgede olmasına rağmen Türkiye’deki en zavallı müzelerden biri. Mimari düzenlemesi zayıf, objelerin özgünlüğü tartışmalı ve sunum çok yetersiz. Uydurma ve acındırma edebiyatı bu müzedeki sergilerde de devam ediyor. Çerçeveletilip asılan kocaman iki fotoğraf “Cepheden Geri Dönen Askerlerimiz” diye sunuluyor. Perişan haldeki bir zavallı sürüsünü gösteren bu fotoğraflar Büyük Zafer’e değil, Birinci Dünya Savaşı sonundaki esir kamplarına ait.

ZAFER ANITI
Mustafa Kemal’in temelini attığı anıt yıkıldı, yenisi yapıldı


Mustafa Kemal, 30 Ağustos 1922’deki Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ni saat 14.00’den itibaren buradan idare etti. Bugün, anıtın yanındaki mermer harita rehberliğinde arazi ve savaşın coğrafyası görülebiliyor. 1181 metre rakımlı Zafer Tepe’ye bu tarihi gün vesilesiyle yapılan ilk anıtın temeli bizzat Mustafa Kemal tarafından 1924’te atıldı. Bu anıt 1964’te kaldırılıp, yerine 1968’de yenisi yapıldı. Mimar Levent Aksüt ve Yaşar Marulyalı’nın tasarladığı taş kaplamalı üçgen bloklardan oluşan anıt 2 bin metrekarelik alana yayılıyor. Dumlupınar’da gördüğümüz süs toplar ve uçak burada da karşımıza çıkıyor. Zafer Tepe’nin hemen eteğindeki alanda 30 Ağustos törenleri düzenleniyor. Tribünler, gazino, su deposu, çeşmeler, merasim pisti, otopark, binalar yılda bir kullanıldığı için bakımsız.
/images/100/0x0/55ea9cd8f018fbb8f88b678c

ŞEHİT SANCAKTAR MEHMETÇİK ANITI
1964’te söküldü, depoya kondu 1979’da yeniden gün ışığına çıktı


Türkiye’deki en güzel, en özgün ve en anlamlı harp anıtı. Atatürk, 31 Ağustos 1922’de muharebe sahasını gezerken, şehitler arasında düşman topçu mermisinin açtığı çukura gömülmüş bir sancaktar görür. Şehit asker, toprağın üstünde katılaşmış kolu ile sancağı dimdik tutmaktadır. Manzaradan duygulanan Başkomutan, savaş sonrasında yapılacak meçhul asker anıtı için bunun sembol alınmasını emreder. Zafer Tepe üzerinde, savaştan iki yıl sonra bizzat Mustafa Kemal’in katıldığı bir törenle temeli atılan anıt, 1927’de tamamlandı. Mimar Hikmet Bey ve Taşçı Kadir Usta’nın eseri olan anıt, büyük bir saygısızlık örneği olarak 1964’de sökülüp depoya kaldırıldı. Bu sırada mermer parçaları zedelendi. Unutulmaya terk edilen anıt 1979’da Tümgeneral Ali Özveren tarafından Berberçam Tepesi’ne yerleştirildi. Birinci Ulusal Türk Mimarisi tarzında inşa edilen anıtın bronz heykel kısmı, orijinal halinin aksine sonradan boyanmıştır.

UŞAK GÖĞEM KÖYÜ ANITI
Düşman ordunun generalleri teslim bayrağını burada çekti


Uşak’ın 10 kilometre doğusundaki bu köy, 2 Eylül 1922’de tarihi bir olaya tanık oldu. Yunan 1nci Kolordusu Komutanı General Trikupis ve İkinci Kolordu Komutanı General Digenis de dahil olmak üzere 491 subay ve 4985 er burada teslim oldu. Trikupis askerlerinin teslim olma baskısına dayanamayıp, bir tümen komutanının kendisini teslim alması şartıyla beyaz bayrak çektirdi. 23’ncü Tümen 69’ncu Alay Birinci Tabur Komutanı Yüzbaşı Nihat (Tok) kendisini tümen komutanı diye tanıtarak tutsakları teslim aldı.

UŞAK ATATÜRK VE ETNOGRAFYA MÜZESİ
Halide Edip’in romanlarına konu oldu


Başkomutanlık Karargahı 2 Eylül 1922’de Dumlupınar’dan Uşak’taki bu eve nakledildi. Mustafa Kemal, 3 Eylül’de, esir edilen Yunan Generaller Trikupis ve Digenis’i bu evde kabul etti. Trikupis o gün, Hacıanesti yerine Yunan Küçük Asya Ordusu Başkomutanlığı’na atanmıştı. İsmet İnönü’nün anılarında bu görüşme askeri ve teknik detaylarıyla verilirken, o anın başka bir tanığı, Halide Edip Adıvar, muzaffer ile mağlup komutan arasında bu mekanda geçen konuşmayı bir roman tadında aktarır.
1890 yılında Kaftancızade Ailesi’nin konağı olarak yapılan bu evde Yunan işgali sırasında Kral Konstantin de kalmıştı. 1978’de Atatürk ve Etnografya Müzesi’ne dönüştürülen binada etnografik objelerin yanı sıra, Kurtuluş Savaşı’nda kullanılmış silahlar, Atatürk’ün çalışma, yatak ve toplantı odaları özgün eşya ve mekan düzenlemeleriyle sunuluyor.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle