GeriGündem AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik'ten EYT açıklaması
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik'ten EYT açıklaması

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik MYK toplantısı sürerken açıklamalarda bulundu. Çelik EYT ile ilgili, "Bu durumun ülkeye maliyeti yüksektir ve Cumhurbaşkanımız da son sözü söylemiştir" ifadelerini kullandı. Çelik ayrıca, KKTC bayrağının yakılması ile ilgili de, "KKTC bayrağına karşı yapılan hadsiz ve hudutsuz saldırıyı şiddetle kınıyoruz. Birkaç provokatörün işi değil sistematik bir faaliyettir" dedi.

Çelik, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında parti genel merkezinde Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı devam ederken gazetecilere açıklamalarda bulundu.

Terörle mücadele operasyonlarında şehit olanlara Allah'tan rahmet dileyen Çelik, gazilere de şükranlarını sundu.

KKTC bayrağının Kıbrıs Rum Kesimi'nde provokasyon sonucunda yakıldığını hatırlatan Çelik, şunları söyledi:

"Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bayrağına karşı, bir halkın, bir milletin sembolü olan bayrağa karşı yapılan bu hadsiz ve hudutsuz saldırıyı şiddetle kınıyoruz. Burada gereken tedbirlerin alınmaması söz konusu olduğu gibi aynı zamanda yakın zamanda Yunan ve Rum siyasetçilerin bu tip eylemlere, bu tip provokasyonlara, bu şekildeki çirkin eylemlere imza atanları cesaretlendiren tavırları, söylemleri de son derece açıktır. Dolayısıyla bunu sadece birkaç tane provokatörün yaptığı bir eylem olarak değerlendirmiyoruz. Sistematik bir faaliyet olarak değerlendiriyoruz. Netice itibarıyla Yunan ve Rum siyasetçilerin kışkırtıcı beyanlarının bu eylemlerde muhakkak surette etkisi vardır. Bundan sonrasında gereken saygının gösterilmesi konusunda ve bu tip provokasyonlara mahal verilmemesi konusunda hem siyasilerin üsluplarına dikkat etmesi gerektiğini hem de güvenlik tedbirlerinin alınması gerektiğini ifade ediyoruz."

Son dönemde Batı Avrupa'da camilere yapılan saldırılar ve İslam düşmanlığı faaliyetlerinin yoğun bir şekilde arttığının gözlemlendiğini hatırlatan Çelik, "Bunların bir kısmı aşırı sağcılar, ırkçılar, birtakım faşistler tarafından gerçekleştirilirken aynı zamanda Türkiye'ye düşman terör örgütlerinin de bunda güçlü bir izi olduğunu gözlemliyoruz. Bunun neticesi olarak geçtiğimiz gün Norveç'in Kristiansand kentinde Kur'an-ı Kerim'in yakılması şeklindeki bir eylemi burada şiddetle kınadığımızı ifade ediyoruz." diye konuştu.

Çelik, İslam düşmanlığı ideolojisine sahip bir örgüt tarafından yapılan bu eylemin sadece Müslümanlara ve Kur'an-ı Kerim'e yapılmış bir eylem olmadığını, aynı zamanda bütün insanlığa karşı yapıldığını ifade etti.

Önceki yıllarda Hazreti Muhammed ve Kur'an-ı Kerim'e yapılan saldırılar karşısında Müslümanların bu nefrete nefretle karşılık vermek gibi bir yaklaşım içerisinde olmadıklarını söyleyen Çelik, "Bu duyarlı Müslümanların tutumunun her dinden insan için bir emsal teşkil etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Camilerin, kiliselerin, havraların, kutsal kitapların herkesin ortak koruması altında olması lazım ve herkesin hürmetine sahip olması gerekir. Aynı şekilde Peygamberimize ve başka dinlerin kutsal kabul ettiği kişilere karşı da gereken saygının gösterilmesi gerekir. Kuranı Kerim'e karşı yapılan bu saldırıyı şiddetle kınıyoruz, Norveç makamlarından gereken hassasiyetin gösterilmesini talep ediyoruz." ifadelerini kullandı.

"BÜTÜNLEŞTİRİCİ, KAYNAŞTIRICI EĞİTİM POLİTİKASI HASSASİYETLE UYGULANMAYA DEVAM EDECEK"

Ömer Çelik, dün vefat eden sanatçı Yıldız Kenter'e de Allah'tan rahmet diledi.

Bir okulda otizmli çocukların dışlanması şeklinde bir durumla karşı karşıya kalındığını anımsatan Çelik, "Bütün bunlar her yönüyle soruşturuldu. Netice itibarıyla özel eğitim ihtiyacı olan çocuklarımızı ve kıymetli ailelerini inciten bu olaylar hassasiyetle takip edildi. Neticesinde bütün tedbirler tekrar alındı." diye konuştu.

Normal eğitim ve özel eğitim gören çoçukların bir arada okumasının her iki tarafa da aynı derecede fayda sağladığı konusunda bilinçlendirme faaliyetlerinin bir başka boyutta tekrar ele alınmaya başladığını anlatan Çelik, "Buradaki incitici eylemlerin ortaya çıkmasında sorumlu olanların rolünün araştırılması için Milli Eğitim Bakanımız büyük bir hassasiyet gösterdi. Netice itibarıyla orada ihmali görülen okul müdürü ve müdür yardımcısı görevden alındı." bilgisini verdi.

Çelik, konuya ilişkin kendilerini çok sayıda ailenin aradığını aktararak, "Burada bütünleştirici, kaynaştırıcı ve daha çok bir araya getirici bir eğitim politikası hassasiyetle uygulanmaya devam edecektir." ifadelerini kullandı.

Bazı velilerin yeterince bilinçli olmamasından kaynaklanan durumlar gerçekleşmesi halinde buradaki eğitim ihtiyacının da giderileceğini dile getiren Çelik, "Tüm çocuklar tek bir evrendir, hiçbiri diğerinden ayrılamaz." şeklinde konuştu.

Çelik, benzer olayların bir daha gündeme gelmemesi için bu sosyal ortamların tekrardan ele alınması şeklinde bir sürecin bu çerçevede geliştirildiğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın son dönemdeki diplomasi trafiğinin uluslararası siyasete ve Türk dış politikasının en temel konularına güçlü şekilde damga vurduğunu söyleyen Çelik, uluslararası siyaset açısından bakıldığında da en önemli gündemin Erdoğan'ın hem Rusya hem ABD ile yürüttüğü diplomasi trafiği olduğunu belirtti.

Çelik, Suriye'de meydana gelen terör oluşumları karşısında Türkiye'nin gösterdiği kararlı duruşun ne kadar haklı olduğunun çeşitli açıklamalar ve çeşitli aktörlerin olaya dahil olması çerçevesinde daha net şekilde görüldüğünü bildirdi.

Erdoğan'ın ABD ziyaretinde Başkan Donald Trump ile bu konuları doğrudan görüşerek Türkiye'nin tezlerini anlattığını dile getiren Çelik, Trump'ın daveti üzerine gelen senatörlerle de benzer bir buluşma yapıldığını anımsattı.

Çelik, ABD'de DEİK tarafından düzenlenen bir toplantının, iki ülke arasındaki 100 milyar dolarlık ticaret hedefine dönük olarak atılacak adımların ve yapılacak işlerin gözden geçirilmesi açısından yeni bir aşama olduğunu ifade etti.

Erdoğan'ın, ABD Diyanet Merkezi'nde Türk vatandaşları ve orada yaşayan Müslümanlarla buluştuğunu hatırlatan Çelik, bunun anlamlı bir şekilde bu seyahatin son programı olarak gerçekleştiğini söyledi.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Amerika temaslarına değinen Çelik, "Amerika tarafına her zaman söylediğimiz şey, ilişkilerimizin potansiyelinin mevcut sorunlardan çok daha büyük olduğudur. Türkiye ve ABD arasındaki potansiyel, güvenlik meselelerinden karşılıklı olarak ticaret hacmimizi artırmamıza ve diğer paylaştığımız konulara kadar çok yüksek bir potansiyele sahiptir. Bu potansiyelin içerisinde sorun alanı olarak gördüğümüz konuların paranteze alınıp, onlar üzerinde çalışırken aynı zamanda da ilerlememizi sağlayacak şekilde bir faaliyet çizgisini yürütmemiz gerektiği tekrar tekrar belirtilmiştir." ifadeleri kullandı.

Son zamanlarda Suriye başta olmak üzere PKK/YPG arasındaki ilişki, Suriye'nin kuzeyinde oluşturulmak istenilen "terör devletçiği", FETÖ sorunu, FETÖ ile ilgili tezlerin altının çizilmesi ve S-400 konularının gündeme gelen ana başlıklar olduğunu bildiren Çelik, "Türkiye açısından DEAŞ ve PKK ile aynı şekilde, aynı ilkelerle mücadele edilmesi meselesi de müttefiklerimiz açısından altını çizdiğimiz hususlardandır." dedi.

Çelik, liderler arasındaki diyaloğun en üst düzeyde sürdürülmesinin, sahada ortaya konulan tezlerin masada da en güçlü şekilde ifade edilmesi sonucunda muhataplarına doğrudan en yüksek seviyede aktarılmasının, Türkiye'nin yürüttüğü diplomasinin ve tezlerin en etkili şekilde anlatmasının en güçlü zeminini oluşturduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, ABD Başkanı Donald Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve diğer muhataplarıyla doğrudan yürüttüğü diplomasinin, Türkiye'nin, tezlerinin aşama aşama kabul görmesi açısından son derece önemli basamakları geçmesini sağladığını vurgulayan Çelik, şöyle devam etti:

"Neticede çalışılacak ve ilerlenecek konulara karar verilmiştir. Önemli kazanımlardan bir tanesi 'Ermeni tasarısının' senatoda oylanmasının bloke edilmesidir. Bunun da 'Senatörler tarih yazmamalı' şeklinde bir cümleyle ifade edilmesidir çünkü bu öteden beri Türkiye'nin tezidir. Parlamentolar tarih yazmamalıdır, parlamentolar tarihçilerin yapacağı işe karışmamalıdır. Bu meselelerde tarihçiler karar vermelidir. Türkiye'nin bu meseleyle ilgili, karşılıklı olarak arşivlerin açılması hatta üçüncü ülkelerin arşivlerinden faydalanılması, ortak tarih komisyonları kurulması gibi Cumhurbaşkanımız tarafından dillendirilen tezleri var. Burada karşılıklı olarak atılacak güven artırıcı adımlara da geçmişte karar verilmişti. Fakat bu ilerlemeyi bloke eden hiçbir zaman Türkiye olmadı.

Ermenistan Anayasa Mahkemesi, aldığı bir kararla Ermenistan'ın bu konudaki yaklaşımını tamamen kötürüm hale getirdi."

"MÜTTEFİKLİK İLİŞKİSİNE ZARAR VERİR"

Müttefikler arasındaki konuşma dilinin yaptırım dili olmaması gerektiğini belirten Ömer Çelik, "Müttefikler arasındaki dil dayanışma, sorunların çözümüne odaklanma, daha çok siyasi akıl üretme ve diplomasi geliştirme dili olmalıdır. Müttefikler birbirleriyle konuşmalıdır, basın üzerinden birbiriyle konuşmaları ya da başka tezlerle uğraşmaları gibi bir durum müttefiklik ilişkisine zarar verir." dedi.

Son zamanlarda çok yoğun şekilde birtakım propaganda merkezleri tarafından Türkiye'nin terörle mücadelesinin farklı yerlere çekilmeye çalışıldığını belirten Çelik, şunları kaydetti:

"Türkiye'nin bölgede demografiyi değiştirmek, Kürt kardeşlerimizi hedef almak, bölgede başka birtakım çıkar ilişkileri ya da coğrafi şekillendirme peşinde koşmak gibisinden damgalanmaya çalışıldığını görüyoruz ama net bir şekilde demografiyi değiştirenlerin terör örgütleri olduğunu, çıkar peşinde koşanların, insani meseleleri bir tarafa itip petrol meselesine odaklananlar olduğunu ve Kürt meselesi konusunda bizim hedefimizin oradaki herhangi bir grup olmadığını, tamamen terör örgütlerini hedeflediğimiz en güçlü bir şekilde anlatılmaya devam edilmektedir. Sayın Cumhurbaşkanımızın son ABD ziyaretinde burada, Suriye ve Irak'tan gelen 300 bini aşan Kürt kardeşimizi misafir ettiğimiz ve burada herhangi bir şekilde etnik siyaset temelinde siyaset dünyasına bakmadığımız net bir şekilde ifade edilmiştir."

"TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN ÇIKARLARINI KORUMAK ESASTIR"

Çelik, bazı çevreler tarafından takıntı haline getirilen ve başından beri nasıl bir yol izleneceğine yönelik açıklama yapılan ABD Başkanı Trump'ın gönderdiği mektup konusunun da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ABD gezisiyle nihayete erdiğini ve mektubun iade edildiğini hatırlattı.

Birtakım kelimeler üzerinden birilerinin polemik yapmaya devam ettiğini söyleyen Çelik, "Cumhurbaşkanımız, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Başkanı ve hükümetin başı olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin ve milletimizin çıkarlarını garanti altına alan ve bunları korumaya dönük bir siyaset gütmektedir. Bu siyaset güdülürken kuşkusuz Türkiye Cumhuriyeti'nin vakarını da korumak, çıkarlarımızı, güvenliğimizi korumak ve çeşitli konularda birtakım ilerlemelere imza atmak esastır. Herhangi bir çevrenin, herhangi dar bir siyasi grubun tatmin edilmesi gibi bir siyaset izlenmesi hiçbir zaman söz konusu olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır." ifadelerini kullandı.

Çelik, "Türkiye Cumhuriyeti'ni ve milletimizi temsilen Cumhurbaşkanımız bu diplomasi trafiğini yürütürken ve yabancı bir ülkede ziyarette bulunduğu bir zamanda 'İstenmediği yerde bulunuyor' gibisinden başkalarının dilinden, başkalarının zihniyetiyle birtakım yayım faaliyetlerine maalesef ülkemizde de rastlamamız üzüntü vericidir." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tavrının açık ve net olduğunu vurgulayan Çelik, "Türkiye'nin tezleri, hiçbir yerde masadan kaçmadan, her türlü zeminde en güçlü şekilde Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ilgili kurumlarının uygun gördüğü her mekanizmada değerlendirme çerçevesinde, Cumhurbaşkanımızın uygun gördüğü her mekanizmada en güçlü şeklide savunulacaktır. Sahada olduğu kadar masada, masada olduğu kadar sahada. Bu karalılıktan asla taviz verilmeyecektir." ifadelerini kullandı.

DOĞU AKDENİZ'DEKİ SONDAJ ÇALIŞMALARI

Avrupa Birliği (AB) ile Doğu Akdeniz'deki sondaj faaliyetleri nedeniyle tartışmanın devam ettiğini hatırlatan Çelik, şunları kaydetti:

"Maalesef AB Dış İlişkiler Konseyi geçtiğimiz günlerde bir adım attı ve Doğu Akdeniz'de uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarımız ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) haklarını korumaya dönük adımlarımızı kendilerince cezalandırmaya dönük bir yaklaşım içerisine girdiler. Birtakım yaptırımlardan bahsediyorlar, bir mahalle dayanışması içerisine giriyorlar. Koskoca AB, Rum kesiminin marjinal tezlerinin peşine takılmış durumdadır. Doğu Akdeniz'de hiçbir şey görmüyorlar, sadece Rum iç siyasetinin birtakım gerekleri neticesinde ortaya koyulan bir güya dış siyasetin sadece peşine takılmışlar ve bunu da birtakım ilkelerle açıklamaya çalışıyorlar.

Türkiye ve KKTC 2004'ten bugüne kadar Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon kaynaklarının adil bir şekilde paylaşılması için karşı tarafa mekanizma öneriyor ama Rum kesimi her zaman olduğu gibi muğlaklığı ve gri bölgeyi tercih ediyor. 'Biz çıkaracağız daha sonra KKTC'nin de faydalanmasını, çözüme ulaşıldıktan sonra sağlayacağız' diyerekten. Biz bu konuda çok tecrübeliyiz. Rum kesiminin ne yapmak istediğini, Yunanistan'ın ne yapmak istediğini görüyoruz. Burada yine bir kere daha Tük kesiminin haklarını gasp etmek isteyen, hiçbir şekilde adil bir çözüme yanaşmayan ve istikrar değil, gerginlik üretmeye çalışan bir yaklaşım söz konusudur.

Burada Güney Kıbrıs'ın peşine AB'nin bu şekilde takılması bölgedeki istikrara değil tamamen gerginliğe hizmet etmektedir. Bu AB'nin tavrı ne uluslararası hukuka ne de hakkaniyete uygun bir karardır, tamamen Rum kesiminin marjinal esiri haline gelmiştir. Rum kesimiyle ilkeler çerçevesinde değil, tamamen mahalle dayanışması çerçevesinde bir dayanışma içerisindedirler. Uluslararası hukuka da hakkaniyet ilkelerine de uyumlu değildir. Türkiye Cumhuriyeti ne kendi haklarının ne de KKTC'nin haklarının tek taraflı bir biçimde gasp edilmesine müsaade etmeyecektir. AB'nin, buradaki tutumunu güçlü bir şekilde gözden geçirmesi gerekmektedir. Buradaki temel mesele AB, Doğu Akdeniz'deki meselede yapıcı bir taraf olmaktan çıkmıştır. AB, Doğu Akdeniz'de pozitif bir ajandanın sahibi değil tamamen gerginliğin tarafı haline gelmiştir." 

Avrupa Birliği'ne yönelik eleştirilerde bulunan Çelik, şunları söyledi:

"Avrupa Birliği açıkça Rum kesiminin bir kere daha gasbetme politikasının tarafı haline gelmiştir, destekleyicisi haline gelmiştir. Üstelik de bundan bahsederken bize iyi komşuluk ilişkisinden bahsediyorlar. Biz asıl iyi komşuluk ilişkisi ilkesini Avrupa Birliği'ne bir kere daha hatırlatıyoruz. Doğu Akdeniz'de ne Türkiye Cumhuriyeti'nin çıkarlarından ne de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin hak ve menfaatlerinden zerre kadar bir taviz verilmeyecektir."

Çelik, İsrail'in Gazze'ye yönelik hava saldırılarını hatırlatarak, şöyle devam etti:

"Gerek Gazze'ye dönük bombalı saldırıları gerekse Filistinli göstericilere yapılan bu gayriinsani müdahaleyi buradan bir kere daha şiddetle kınıyoruz. Bütün uluslararası toplumu bu konuda söz üretmek yerine eylem üretmeye çağırıyoruz. İsrail, uluslararası toplumu ve uluslararası hukuku tanımamaktadır. Filistin topraklarında 52 yıldır süren işgal, modern zamanların en uzun ve en saldırgan işgalidir. Uluslararası toplum, Filistin'de yaşanan bu trajediye sessiz kaldığı her gün maalesef bu zulüm daha da artmaktadır, İsrail bu şiddetin dozunu daha da artırmaktadır. Buradan bir kere daha uluslararası toplumu masum Filistinlileri koruma şeklindeki yükümlülüğü yerine getirmeye davet ediyoruz."

Dünyanın çeşitli yerlerinde yaşanan protestoları ve Irak'takileri yakından takip ettiklerini belirten Çelik, şunları kaydetti:

"Maalesef bu gösterilerde çok sayıda Iraklı gösterici kardeşimiz hayatını kaybetmiştir veya yaralanmıştır. Bunların hepsi çok üzüntü vericidir, Türkiye kardeş Irak'ın istikrar, barış, refah ve güvenlik içerisinde yaşamasına büyük bir önem vermektedir. Türkiye olarak, bu süren protestolarda yaşanan can kayıpları dolayısıyla kardeş Irak halkına bir kere daha taziyelerimizi ve baş sağlığı dileklerimizi iletiyoruz. Dost ve kardeş bir ülke olarak gördüğümüz Irak'ta halkın beklentilerinin karşılanması için hükümetin, halkın beklentilerini karşılaması için atması gereken adımların ve diyalog sürecinin en güçlü bir şekilde sürdürülmesi gerektiğinin altını çiziyoruz."

Çelik, Karaköy'deki başörtülü kadına yapılan saldırıya ilişkin soru üzerine şu ifadeleri kullandı:

"Prensip olarak hiç kimse hayat tarzından dolayı, giyim kuşamından dolayı herhangi bir tacize ve saldırıya uğramamalıdır. Hangi kimliğe sahipse hangi hayat tarzını tercih ediyorsa nasıl bir giyim kuşam tarzını tercih ediyorsa bunu özgürce yaşayabilmelidir, en temel prensip budur. Bu prensibin altına doğru bu somut olaylara geldiğimizde, başörtülü hanımlara dönük olarak sistematik bir saldırının birkaç yerde üst üste gelmesi ve bunun yoğunlaşması şeklinde bir kaygıyı ve bizimde kaygılanmamızı bu konuyu yakından takip etmemizi gerektirmektedir.

Zaten bütün kamuoyunda genel olarak gördüğümüz kadarıyla bir takım marjinaller ve hasta ruhlular hariç bu konuda hassasiyet ortaya koymuştur. Kim olursa olsun, hangi kimlikten olursa olsun bütün provokatörlere karşı ortak bir tutum geliştirmeliyiz. Hiç kimsenin bir diğerinin hayat tarzını taciz etmeye, ona müdahale etmeye, kılık kıyafetinden dolayı onu incitmeye hakkı yoktur."

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Karaköy'deki başörtülü kadına yapılan saldırıya ilişkin açıklamalarının sorulması üzerine Çelik, "Sayın Kılıçdaroğlu'nun açıklaması son derece müspet bir açıklamadır. Bütün siyasilerin ve bütün siyaset yapanların da hayat tarzlarına saygı konusunda, hayat tarzı yüzünden ya da kılık kıyafeti yüzünden saldırıya uğrayanlar konusunda hiçbir ayrım yapmadan topyekün bir sahiplenme içerisine girmesi toplumumuzun çimentosunun güçlenmesi bakımından son derece önemli olacaktır." değerlendirmesinde bulundu.

"Rusya ABD'nin Suriye'de Fırat Nehri üzerinde terk ettiği bir üsse yerleşti. Devir teslim töreninde Rus bayrağı ile terörist paçavraları takas edildi. Bu görüntüyü nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna Çelik, terör örgütleri konusundaki hassasiyeti her tarafta paylaştıklarını söyledi.

Çelik, Türkiye'nin müttefiklerinin ve dost ülkelerin yaklaşımlarındaki zaafları açık ve net bir şekilde gördüklerini dile getirerek, "Burada geçmişte Afganistan ve başka yerlerde yapılan hataların tekrarlandığının altını çiziyoruz. Bir terör örgütüyle mücadele ederken herhangi bir başka terör örgütüne olumlu yaklaşım ya da onun tavrını görmezden gelme gibi bir durumun kesinlikle söz konusu olmaması gerekir." diye konuştu.

Terörist Ferhat Abdi Şahin'in, DEAŞ elebaşı Ebubekir el-Bağdadi'den bir farkının olmadığını vurgulayan AK Parti Sözcüsü Çelik, şunları kaydetti:

"PKK/PYD/YPG dediğimiz terör organizasyonun DEAŞ'tan bir farkı yoktur. Bizim açımızdan DEAŞ'ın kullandığı bir paçavrayla dinimizi istismar ederek kullandığı ve insanlara zulmederek, kendi adına bir devlet ilan ederek, dinimizin temel değerlerini istismar ederek ortaya koyduğu bu yaklaşımla, bu PYD/YPG terör örgütünün kullandığı paçavra aynı şeydir. Dolasıyla bu yanlış bir harekettir. Biz müttefiklerimize, dostlarımıza hem askeri birimlerimiz hem diplomatik kanallardan bu yanlışların yapılmaması ve tekrarlanmaması gerektiğini ifade ediyoruz. Güçlü bir şekilde takip ediyoruz ve bu gündemimizde var."

"DÜRÜST BİR ŞEKİLDE TÜRKİYE'NİN GERÇEKLERİ PAYLAŞILMIŞTIR"

Çelik, EYT'liler hakkında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile muhalefetin açıklamalarına ilişkin bir soru üzerine, "Cumhurbaşkanımız çok uzun zamandır Türkiye'nin yönetiminde birinci derecede sorumluluk sahibi ve Türkiye'yi nasıl devraldığımız, Türkiye'yi geçmişteki sıkıntılarından nasıl kurtardığımız konusunda kendisi bu sürece liderlik etti." dedi.

Herhangi bir noktada, belli bir kesimi rahatlatmak için aşırı popülist bir uygulamaya gidildiği zaman toplumun tamamına zarar verildiği, aynı zamanda da o kesimdekilerin çocuklarına da zarar verildiği ve bunun Türkiye'nin geçmişinde çok yaşandığı değerlendirmesinde bulunan Çelik, şöyle devam etti:

"Şöyle bir şey yapılıyor. Biz EYT'li denilen kardeşlerimizin söylediklerine duyarsız davranıyoruz, sanki biz onlarla karşı karşıyayız gibisinden bir yaklaşım sergileniyor. Böyle AK Parti bir tarafta sanki vatandaşlarımızın bir kısmı olan ve bu şekilde söylenen vatandaşlarımız karşı karşıya gibisinden. Böyle bir şey söz konusu değil. Tabii ki söylediklerini dinliyoruz, tabii ki sorunlarına duyarlıyız ama netice itibarıyla bahsedilen tedbirleri almanın ya da bahsedilen politikaları uygulamanın ülkeye bir maliyeti vardır ve bu maliyet ülkenin altından kalkabileceği bir maliyet değildir. Cumhurbaşkanımız bunun altını çizmiştir. Netice itibarıyla bu noktada da Sayın Cumhurbaşkanımız son sözü söylemiştir.

Şunun kesinlikle bilinmesi gerekir. Mesala bugün bazı partilerde açıklama yapılıyor, basın toplantısı yapılıyor. Onlar Türkiye'yi yönetme sorumluluğu altında değildir. Bu denklemleri görseler, bu elimizdeki tabloyu görseler, aynı yaklaşım içinde olacaklardır. AK Parti hükümetleri, toplumun her kesiminin sorununun çözülmesi için en yüksek hassasiyetle davranan ve tamamen kararlılıkla bu meseleleri ele alan bir hükümet ve bir siyaset yapısına sahiptir. Eğer çözülebilecek bir mesele varsa çözülmektedir ama çözülemeyecek ya da talep edildiği gibi çözülemeyecek bir mesele söz konusuysa da Cumhurbaşkanımız başta olmak üzere bütün AK Parti kadroları bunu dürüst bir şekilde toplumla paylaşmaktadır. Dolayısıyla burada bazılarının yaptığı gibi bile bile gerçek saptırılmamıştır."

Çelik, vatandaşların duygularıyla oynama, onların gelecekle ilgili beklentilerini manipüle etme gibi bir yaklaşıma girilmediğini vurgulayarak, "Son derece dürüst bir şekilde Türkiye'nin gerçekleri paylaşılmıştır. Bu çerçevede bu mesele ele alınmıştır. Şu anki şartlarda bu konudaki yaklaşım Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından en net bir şekilde ifade edilmiştir." diye konuştu.

"VATANDAŞIMIZIN KALİTELİ SAĞLIK HİZMETİ ALMASI HER ŞEYDEN ÖNDE GELMEKTEDİR"

Şehir Hastanelerine ilişkin de açıklama yapan AK Parti Sözcüsü Çelik, "İktidarlarımız döneminde en yüksek ilerleme sağladığımız, devrim gerçekleştirdiğimiz alanların başında sağlık sektörü gelmektedir." ifadesini kullandı.

Çelik, geçmişte yaşanılan sıkıntıların bir daha olmaması, vatandaşın birinci sınıf sağlık hizmeti alması için çok büyük devrimlere imza atıldığını belirterek, şunları kaydetti:

"Bugün yurt dışında herhangi bir şekilde mecbur kalıp da acil servise giden vatandaşlarımız, oradaki acil servisle Türkiye'dekileri mukayese ettiğinde son derece güçlü bir şekilde Türkiye'nin ne kadar yüksek bir devrim gerçekleştirdiğini, sağlık sektöründeki seviyeleri ne kadar yükseğe getirdiğini net bir şekilde görmektedir. Buradan baktığımızda bu devrimin ilerleyen aşamalarında, taçlanmasının bir neticesi olarak vatandaşlarımızın herhangi bir komplekse girerek oradan oraya gezmeksizin, bütün sağlık hizmetlerinden faydalanması için şehir hastaneleri meselesi, Cumhurbaşkanımızın üzerinde hassasiyetle durduğu bir meseledir. Birileri, bir takım rakamlar ileri sürüyor, zarar etti, şu oldu, bu oldu, şöyle oldu, böyle oldu gibisinden. Bu, buna karşı söylenmiş bir tezdir. Vatandaşımızın sağlığı söz konusu olduğunda, vatandaşımızın sağlık hizmeti söz konusu olduğunda gereken harcamalar, gereken yatırımlar alınmaktadır. Çünkü, sağlık her şeyin başıdır ve vatandaşımızın kaliteli sağlık hizmeti alması her şeyden önde gelmektedir."

Bahsedilen rakamların bilgisinin kendisinde olmadığını belirten Çelik, "Bu ihtiyaç duyulduğu takdirde tabii ki Sağlık Bakanımız tarafından açıklanır. Ama vatandaşımızın, birinci sınıf sağlık hizmetinde bazı konularda dünyada bile olmayan standartlara kavuşması şeklindeki politikamız kararlılıkla ve hassasiyetle sürecektir." değerlendirmesini yaptı.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle