GeriGündem Ağabeyi elektrik direğinde öldü
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ağabeyi elektrik direğinde öldü

Mahsun Kırmızıgül, babası onları terk ettiğinden beri elektrikçilik yapan ağabeyini baba bilmişti

Çirkin Kral Yılmaz Güney, Filmlerin Kralı Ayhan Işık, Arabeskin Kralı Orhan Gencebay, Garibanların Kralı Müslüm Gürses, Şarkıların Kralı Ferdi Tayfur, Türkülerin Kralı İbrahim Tatlıses'ten sonra 'Alem Buysa Kral Sensin' şarkısıyla altı yıl önce 'Kral'lığını ilan eden son kraldır Mahsun Kırmızıgül. Şimdi size anlatacaklarımız da onun hayatından önemli kesitlerdir.

DÖRT ANNELİ ABDULLAH

Irak ve İran sınırında yaşamış, Kurtuluş savaşı sırasında Güneydoğu bölgesinde Kuvayı Milliye adına Fransızlar'la İtalyanlar'a kafa tutmuş bir avuçluk aşiretin reisidir Mahmut Bazencir. 1968'de Diyarbakır'ın Han ilçesinin Vezir köyünde doğan Abdullah Bazencir de çocukluğunda hep büyük dedesinin kahramanlıklarını dinleyerek büyür. Gün gelip, Mahsun Kırmızıgül adıyla tüm Türkiye'nin de onun sesinden türküler dinleyeceği hiç kimsenin aklına gelmez, o günlerde. Ailesi yoksuldur ama anne konusunda inanılmaz bir zenginliktir yaşadığı, Abdullah'ın. Biri öz, üçü üvey, tam dört tane annesi vardır. 21 tane de kardeşi. Ne var ki, babasıdır, önemli olan onun için.

'Babam dört evlilik yapmış, üçü imam, biri resmi nikahlı. Annem imam nikahı kurbanı olmuş, ben de tabii. Ben doğduktan sonra babam bizi bırakıp Bingöl'e gitmiş, orada resmi nikahla evlenmiş. Çok uzun yıllar yüzünü bile göremedim onun. Arayıp da sormazdı bizi. Özellikle bayram sabahları çok üzülürdüm. Babamın elinden tutup gezmeye gitmek isterdim hep.'

Abdullah, şimdi bildiğimiz adıyla Mahsun, ilkokul çağına gelince, aile Diyarbakır'a göçeder. Ailenin direği ise Mahsun'un baba gibi sevdiği ağabeyi Mahmut'tur. Diyarbakır'ın Kore Mahallesi'nde büyür Mahsun.

'Roman mahalleleri de yakındı Kore Mahallesi'ne. Oralarda yaşayan çocuklar, kemanla, klarnetle, darbukayla büyürler. Benim yetiştiğim mahallede de davulcular vardı, zurnacılar vardı. Ben türkü söylemeye çok meraklıydım. Bir de Yılmaz Güney'in filmlerine. Ağbim Mahmut'la birlikte giderdik sinemaya. Ailenin yükü onun üzerindeydi. Mesleği elektrikçiydi. Ama mezarlıklarda yasin okur, para kazanırdı ayrıca.

Bizim oralarda bir oduncu vardı. Bir gün hızarı bozulmuş, 'Mahmut ağbi, oduncu seni çağırıyor' dediler. Ağbim gitti, bir daha dönmedi. Ağbim, 'Elektrik fişini çekin, elektrik direğine çıkacağım' demiş. Adam fişi çekmeyince ağbim direkte can vermiş. Ben koştuğumda ağbimi direkten indirmişlerdi. Bana göstermediler yüzünü. Hem ağbimi, hem babamı kaybetmiştim.'

SUÇLULAR ARASINDA

Mahsun'u bekleyen zor günlerdir. Hem okur, hem çalışır. Dur durak yoktur artık onun için.

'Ağbim Mahmut'un ölümünden sonra annem de çalışmaya başladı. Kiremit ocağında çalışırdı annem. Saatlerce toz toprağın içinde kalırdı. Bu arada ben de çalışmaya başladım zaten. Her işi yapardım. Çiğ köftecide çalıştım, boyacılık yaptım, sigara sattım. Marlboro, Kent, Winston. O zaman kaçaktı yabancı sigara. Polis kovalardı beni. Sonra 12 Eylül oldu, bu kez asker kovalamaya başladı.

Diyarbakır'da Yeşil Çınar Aile Çay Bahçesi vardı. 600 metrekarelik bir alandı. Orada çaycılık yaptım okul yıllarımda. Süpür süpür bitmiyor. Okuldan çıkar oraya giderdim.'

O ara Kore Mahallesi'ne çok yakın olan genelevi de keşfeder Mahsun...

'Paytonla gelir geçerdi oradaki hanımlar. Ben onlara hep acıyarak bakardım. Daha o yaşta, onlar için üzülürdüm. Bizim mahallede yetişen çocuklar feleğin çemberinden çok küçük yaşlarda geçerlerdi. Hepsi bitirim olurdu. Hırsızlığı, cüzdan araklamayı öğrenirlerdi. Bugün Türkiye'de suç işlemiş ne kadar Diyarbakırlı varsa yüzde 80'i bizim mahalleden çıkmıştır. Oysa ben o dünyanın içinde, bambaşka bir dünyada yaşardım. Allah'tan korkardım. Mahmut ağbim dindardı, beş vakit namaz kılardı... Ben de bu yüzden hatadan, günahtan korkardım hep.'

TÜRKÜ TOKADI

Mahsun, müziğe yönelir. Her yerde türkü söyler, dinleyenler de sesini beğenir onun.

Önce Diyarbakır Karpuz Festivali'nde duyurur adını, sonra düğünlerde türküler söylemeye başlar...

'Bizim oraların düğünleri bir saatte bitmez. Birkaç gün sürer gider, sesi güzel olan herkes türkü söyler ha bire. Ben de bu düğünlere gider türküler söylerdim. Bahşiş de alırdım tabii.

Okulda da öğretmenim türkü söyletirdi bana. Hiç unutmam ortaokuldayken, Kendal Erdoğan adlı bir öğretmenim vardı. 'Hadi bir türkü söyle' dedi. Ben de o günlerde Kenan Temiz'in pek revaçta olan türküsü 'Dam üstünde un eler, tombul tombul memeler / Memeler baş kaldırmış, dayanmıyor düğmeler'i okumaya başladım. Birden şraaak diye bir tokat attı öğretmen bana. Türküm yarım kaldı, yüzüm kızardı, mahçup oldum. Sesimi beğenmedi diye düşündüm. Meğer türküdeki memeler lafına kızmış.'

DİYARBAKIR KARPUZ FESTİVALİ

O tokattan sonra tam üç yıl türkü söylemez Mahsun. Taa ki, Emrah'ın Diyarbakır Karpuz Festivali'nde adını duyurup İstanbul'a gittiğini öğrenene kadar sürer bu küskünlüğü. Sonrasında yüreğinde umutlar belirir Mahsun'un... Ve o da Diyarbakır Karpuz Festivali'nde duyurur sesini. Sonrası tamamen tesadüftür.

'Öz Diyarbakır seyahat şirketinde çalışan Hacı Tahir adlı bir şoför vardı. Tanırdım onu. Rahmetli ağbimin arkadaşıydı. Bir gün bana 'İstanbul'da tanıdığım plakçılar var, bir kasete türkü oku da götürüp dinleteyim' dedi. Önce havalara uçtum, sonra kara kara düşünmeye başladım. O kaseti nasıl yapacaktım! Son derece amatörce bir kaset doldurmanın fiyatı 4 bin liraydı. Ve ben o parayı bulabilmek için rahmetli ağbimin bisikletini sattım. Sonrasında Hacı Tahir'in otobüslerinin gelişini gözlemeye başladım hep. Bir gün 'Güneş Plak'tan Mustafa Bey dinledi, beğendi' dedi.'

Emrah'ın elinden tutan Mustafa Güneş, bu kez Mahsun'a yardımcı olur. Onu İstanbul'a getirtir (1984).

BİR ŞARKIYLA KRAL OLDU

İstanbul'da bambaşka bir mücadeleye girişen Mahsun, bu arada İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuvarı Şan Bölümü'nde eğitim görmeye başlar. Ve 1989'da Fatih'te oturan Gölgem Hanım'la evlenir, birkaç yıl sonra ayrılır. Bu evlilikten bir oğlu olur. Yitirdiği ağabeyinin adını verir ona: Mahmut. Ama babasının ona yaptığını yapmaz ve oğlu annesinin yanında kalsa da onu hiç yalnız bırakmaz; özellikle bayram günlerinde.

Derken, 1993, Mahsun'un yılı oluverir birden. 'Alem Buysa Kral Sensin' adlı şarkıyla müthiş bir çıkış yapar Mahsun Kırmızıgül. 'Sevdalıyım Hemşerim' adlı ikinci albümüyle, şöhreti de, adı da sanat dünyasında iyiden iyiye perçinlenir. O şimdi hem zirvedeki sanatçı, hem de zirvedeki patrondur. Prestij Müzik Şirketi'nin ortağı olarak, yeni sesler araştırıp bulurken, çoğu kez kendi çocukluğu gelir aklına. Diyarbakır'dan İstanbul'a gelişi, yaşadığı zorluklar canlanır gözünde.

HAYATI FİLM...

Söz aşktan açılınca suskun kalmak istiyor Mahsun Kırmızıgül. Çünkü, sözün dönüp dolaşıp Seda Sayan'a geleceğini tahmin ediyor.

'Beni taşıyacak birisini henüz bulamadım. Bu arada yaşadığım beraberlikler oldu. Ancak öncelikle sanatımla evliyim.'

Mahsun, beraberlikleri basına yansıyınca hayranlarının kendisine küseceğini sanıyor nedense. Bu yüzden de açık yürekli olamadığı tek konu, aşk. Evet, şimdi Mahsun'un gönlünde yatan, aslan gibi bir proje var. 'Bir Zamanlar Amerika' filminin bir benzerini çekmek, kendi hayatının bambaşka bir yönünü hayranlarına aktarmak istiyor Kırmızıgül. Kore Mahallesi'nden İstanbul'a uzanan ve zirveye çıkan kendi hayatını.

O kaseti nasıl yapacaktım! Amatörce bir kaset doldurmanın fiyatı 4 bin liraydı. Ve ben o parayı bulabilmek için rahmetli abimin bisikletini sattım.

Şimdi 'Bir Zamanlar Amerika' filminin bir benzerini çekerek, kendi hayatının bambaşka bir yönünü hayranlarına aktarmak istiyor.

Mahsun Kırmızıgül'ün Albümünden

ÇAYCILIK NOSTALJİSİ

İlkokula gittiği yıllarda bir ara Diyarbakır'daki Yeşil Çınar Aile Çay Bahçesi'nde çalışan Mahsun Kırmızıgül, şöhret olduktan sonra da çaycılık yaptığı bu mekanı sık sık ziyaret etmekten büyük keyif alır.

SEDA'YLA GİZLİ AŞK

Seda Sayan'la 1995'te başlayan aşkı üç yıl sürdü Mahsun Kırmızıgül'ün. O bunu hep inkar etse de, Sayan imam nikahı kıydırdıklarını bile gizlemedi. Anasını yerlere göklere koyamıyor Mahsun Kırmızıgül. 'Küçük oğlum bir tanedir' diyen Fahriye Hanım da ona bir başka sevgiyle sarılıyor. Ana oğul uzun yıllar önce yaşadıkları yoksullukları, acıları hatırlamak bile istemiyor şimdi.

1984 yılında İstanbul'a gelen Mahsun Kırmızıgül, 1989'da oryantal Gölgem Hanım'la evlenir. Bir süre sonra da yolları ayrılır. Bu evlilikten dünyaya gelen oğluna da yıllar önce kaybettiği çok sevdiği ağbisi Mahmut'un adını verir.

SİBEL CAN HAYRANLIĞI

Bugüne kadar pek su yüzüne çıkmamıştır, Mahsun Kırmızıgül'ün Sibel Can'a olan hayranlığı. Ancak, 1985'te çekilen bu fotoğraf her şeyi tüm çıplaklığıyla anlatmaya yetiyor doğrusu.




Yorumları Göster
Yorumları Gizle