GeriGündem Affet bizi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Affet bizi

Affet bizi
refid:25600389 ilişkili resim dosyası

Silivri’de bir cumartesi gecesi geç saatlerde, ‘Hava Kurşun Gibi Ağır’ adlı kitabı bitirdiğimde derin düşüncelere daldım. Nâzım Hikmet’in yaşam öyküsünden etkilenmiştim. Yattım. Biraz sonra uyandım. Aklım, ruhum düşüncelerle doluydu. En iyisi herhalde ruhumun içinde duyduklarımı yazmaktı. Ben de öyle yaptım.

‘BİRGÜN ‘Yaşamak acı çekmektir’ diye düşünürken aklımdan, kalemimden bazı mısralar birdenbire dökülüverdi. Şiir bana göre duymak ve duyduğunu da en kısa şekilde kâğıda aktarabilmektir. Ben şiire olan çok geç kalmış duygularımı ilk kez cezaevinde hissetim”... Tutukluluğunun 2’nci yılını tamamlayan eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, ‘Suçlamalara Karşı Gerçekler’ adlı kitabında cezaevindeki ilk şiir deneyiminin bu duygularla başladığını aktarıyor. Kitabında, cezaevi günlerinde kaleme aldığı şiirlere de yer veren İlker Başbuğ, Nazım Hikmet’e de ‘Affet bizi’ diye seslenirken Türk halkına ithafen yazdığı ‘Ayak Oyunu’ adlı şiirinde de “Ey halkım, Yeter seyrettiğin bu oyunu. Hukuksuzluğa karşı çıkmak, Bozmak için bu ayak oyununu, Hele bir doğrul, Gayrık yeter de!” mısraları ile haykırıyor...
Genelkurmay Başkanlığı görevini yürüttüğü sırada da entelektüel kimliğine, çok okumasına ve yazmasına da vurgu yapılan İlker Başbuğ, cezaevi günlerinde kişisel tecrübelerine şiiri yazmayı da ekledi. İlker Başbuğ’un şiire olan merakı şairlerin hayatına olan ilgisini de arttırmış. Bu konuda ilk okuduğu kitap ise Can Dündar’ın ‘Lüsyen’ isimli kitabı olmuş. Bu kitabı okumadığı için kendine kızdığını ifade eden Başbuğ, “Lüsyen Hanım’ın inanılmaz hikâyesi bile başlı başına bir anıt gibiydi. Tevfik Fikret’i ve Nazım Hikmet’i, Hıfzı Topuz’un yazmış olduğu kitaplardan daha yakinen tanıdım ve öğrendim” diyor. Başbuğ, Nazım Hikmet için kaleme aldığı ‘Affet Bizi’ şiirini yazdığı anı ise şöyle aktarıyor: “Silivri’de bir cumartesi gecesi geç saatlerde, Hava Kurşun Gibi Ağır adlı kitabı bitirdiğimde derin düşüncelere daldım. Nâzım Hikmet’in yaşamöyküsünden etkilenmiştim. Yattım. Biraz sonra uyandım. Aklım, ruhum düşüncelerle doluydu. En iyisi herhalde ruhumun içinde duyduklarımı yazmaktı. Ben de öyle yaptım.”

YÜCE TÜRK ŞAİRİNE

Yaban ellerinde,
mezarının başında,
yabancıyım sana.
Ne zaman ki,
Milli Mücadele’de Anadolu’ya kaçışını,
sonraki yıllarda,
ne büyük haksızlıklara,
zulümlere uğradığını,
ama
“Türklüğümü elimden alamazsınız”
diye haykırdığını,
Nüzhet, Piraye, Münevver, Vera ile,
yaşadığın inanılmaz aşklarını,
Raşit Kemali’den nasıl,
bir Orhan Kemal yarattığını,
öğrendiğim gün,
utandım.
Anadolu’da bir çınar altını,
senden esirgediğimiz için,
utandım.
Dedim ki:
üzülme, utanmazlığın, haksızlığın
diz boyu olduğu bir ülkede,
utanmak ayıp değil.
Sen,
vatanseverliğin,
gümbür gümbür sesi,
yüce Türk şairi,
affet bizi.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle