GeriGündem ABD'ye güvenli bölge eleştirisi: 3-5 araçla olacak iş değil
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

ABD'ye güvenli bölge eleştirisi: 3-5 araçla olacak iş değil

ABD'ye güvenli bölge eleştirisi: 3-5 araçla olacak iş değil

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Suriye’de güvenli bölge oluşturulmasına ilişkin ABD yönetimini “Bu iş öyle üç-beş helikopter uçuşuyla, beş-on araç devriyesiyle, göstermelik birkaç yüz askerin bölgede bulunmasıyla olacak iş değildir”diyerek eleştirdi. Malatya’da İnönü Üniversitesi’nde Önder İmam Hatipliler Derneği kurultayına katılan ve daha sonra halka seslenen Tayyip Erdoğan, özetle şunları söyledi:

ANLAŞILAN TERÖR ÖRGÜTÜ İÇİN GÜVENLİ BÖLGE OLUŞTURMA PEŞİNDE

“Onlar (ABD) terör örgütüyle bizi aynı zeminde idare etmenin hesaplarını yapıyorlar. Anlaşılan o ki müttefikimiz bizim için değil terör örgütü için güvenli bir bölge oluşturmanın peşinde. Böyle bir anlayışı reddediyoruz. Türkiye’nin güvenli bölge derken ne kastettiğini 2015 yılından beri tüm muhataplarımıza defalarca izah ettik. Şayet bize bu mücadelemizde gereken destek verilmezse ülkemizdeki 3 milyon 650 bin Suriyelinin de İdlib’den sınırlarımıza dayanacak 2 milyon kişinin de önünü alamayız. Fırat’ın doğusunu güvenli hale getirip orada en az 1 milyon kişinin iskânını sağlamak isterken yeni sığınmacı dalgalarına muhatap olmamıza yol açacak adımlara kesinlikle tahammülümüz yoktur.

EYLÜL AYI BİTMEDEN OLMAZSA KENDİ YOLUMUZA GİDERİZ

Eylül ayı bitmeden Fırat’ın doğusunda kendi askerlerimizle güvenli bölge oluşturulmazsa kendi yolumuza gitmekten başka çaremiz kalmayacaktır. Bu iş öyle üç-beş helikopter uçuşuyla, beş-on araç devriyesiyle, göstermelik birkaç yüz askerin bölgede bulunmasıyla olacak iş değildir. Orada 1 milyon kişiyi iskan edebilmek için şehirleri ve kırsalıyla tüm bölgeyi fiilen güvenli hale getirmeliyiz. Bunun için ne kadar güç gerekiyorsa o kadarını kullanmakta kararlıyız. Bölge halkı zaten bizim yanımızda olacaktır. Müttefiklerimizin taktik çıkarları için kendi hayati önceliklerimizden vazgeçmeyeceğiz. Türkiye gibi bir ülkeyi üç kuruşluk terör örgütlerine tercih edecek bir anlayış sadece bölgemiz için değil, tüm dünya için tehlike arz ediyor demektir.

ANALARIN DİRENİŞİ KANDİL’DEKİ KAN TÜCCARLARINA DİZ ÇÖKTÜRECEK

Cumartesi anneleri için Galatasaray’a giden sanatçılar, Diyarbakır’da evlatları dağa kaçırılmış annelerin yanına niçin gitmiyorlar? Çünkü bunlar ikiyüzlü, bunlar dürüst değil.

Ey PKK terör örgütünün desteklediği HDP, siz 14, 15, 16 yaşındaki bu çocukları kaçırmak suretiyle ne yapacağınızı zannediyorsunuz? Siz insanlıktan nasibinizi almadınız. Daha enteresanı bu yaz ülkemizin değişik yerlerinde ormanlar yakıldı. İstanbul’da 12 ağacın yeri değiştirildi diye kıyametler koparanlar neredesiniz? Niye sesiniz çıkmıyor? PKK üstleniyor bütün bu ormanların yakılmasını. Niye konuşmuyorsunuz? Bunlar sanatçı değil, sanatçı müsveddesi. Çünkü dürüst değiller. Biz Diyarbakır’daki malum partinin il başkanlığı önünde, o anaların yanındayız ve devlet olarak elimizden geleni yapıyoruz. Er veya geç, bu işin hesabını da soracağız. İstikbal, bölücülerin tehditlerine aldırmadan evlatlarını bölücü terör örgütünden kurtarmaya çalışan Diyarbakırlı cesur analarındır. Nasıl 28 Şubat’ta üniversite kapılarında gözyaşı döken kızlarımızın ahı, ikna odacılarının peşini hiç bırakmadıysa, ciğerpareleri dağa kaçırılan anaların direnişi de Kandil’deki kan tüccarlarına diz çöktürecektir.”

İBB'YE: 28 ŞUBAT’I HATIRLATIYOR

“İBB Başkanlığımızdan Cumhurbaşkanlığımıza kadar üstlendiğimiz tüm görevlerde imam hatip neslinin yetişmesine özel önem verdik. Biz bu okullarda mücadeleyi, sabrı, dirayeti, cesareti öğrendik. Biz imam hatiplerde ahlakı, dayanışmayı, sadece varlıkta değil, yoklukta bile ekmeğimizi muhtaçlarla paylaşmayı öğrendik. Dört evladımın dördünü de imam hatip okullarına gönderdim, eğitim öğretimlerini de imam hatip okullarına emanet ettim. Bundan da çok çok huzurluyum. Son seçimlerde kimi şehirlerde ortaya çıkan seçim sonuçlarının belli çevrelerdeki imam hatip hazımsızlığını tekrar nüksettirdiğini görüyoruz. Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi gibi el değiştiren bazı belediyelerde 28 Şubat dönemini hatırlatan uygulamalara imza atılıyor. Adeta bir öç alma duygusuyla, intikam hissiyle, asılsız ve çarpıtma bilgilerle gönüllü teşekküllerimiz hakkında iftira kampanyaları yürütülüyor. Fetövari taktikler kullanılarak, üniversiteli kız çocuklarımıza güvenli yurt imkanı sunan vakıf ve derneklerimiz hedef haline getiriliyor.

SAÇLA SAKALLA UĞRAŞIYOR

Seçimden önce öğrencilere burs vermekten, ücretsiz yurt sağlamaktan bahsedenler, koltuğa oturur oturmaz işe öğrenciye hizmet veren vakıf ve derneklere saldırmakla başladılar. Seçim döneminde inançlara saygıdan dem vuranlar, şimdi milletin saçıyla, sakalıyla kılık kıyafetiyle uğraşıyor. Bunu biz 12 Eylül’de yaşadık. O dönem İETT’ye bir albay getirilmişti. Ne kadar sakallı varsa hepsini kenara çekip sakallarını kestiler. Ben de sakallıydım, beni de çektiler, dediler ki; ‘Ya sakal ya istifa!’ Ben de ertesi gün istifamı verip ayrıldım. Seçim dönemindeki özgürlük maskesi yerini bugün baskıya, fişlemeye, faşizmi aratmayan bir tahammülsüzlüğe bıraktı. ‘Hiç kimsenin aşıyla ekmeğiyle oynamayacağız’ diyenler, binlerce insanı kapı dışarı etti.

Milletin cenazesini yıkayacak gassal dahi bulamadığı, yazdığı kitaplardan dolayı alimlerimizin darağaçlarına gönderildiği zor zamanlarımız oldu. Rahmetli Tahsin Banguoğlu Milli Eğitim Bakanı. Milli Türk Talebe Birliği’nde bir konferansını dinledim. Orada nasıl oldu da bu gassallık olayı, bu imam hatipler meselesi gündeme geldi. Ne dese beğenirsin? Kendisine İnönü talimat veriyor, ‘Ben senden’ diyor ‘Sadece cenazeleri yıkayacak gassal yetiştirmek için okullar açmanı istiyorum’ diyor. Yani imam hatiplerin açılışı da böyle. Bizim onurumuzla bu şekilde oynamaya çalıştılar. Ama ne oldu, onların işte gassal diye düşündüklerinden işte cumhurbaşkanı çıktı, başbakan çıktı.”

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle