Güncelleme Tarihi:

Oluşturulma Tarihi: Aralık 24, 1999 00:00

Merhabalar x :-)) Washington Post'un manşetinde Dennis Fong! O bir "süperkahraman"(mış). Amerika'da, bilgisayar oyunu dünyasıyla ilgili olup da Fong'u tanımayan yokmuş. (Benim bugüne kadar adını duymamış olmam hiçbirşeyi değiştirmiyor!) Washington Post Fong'u "dünyanın ilk ve (şimdilik) tek PROFESYONEL bilgisayar oyuncusu" olarak tanımlıyor. Zira zat-ı şahaneleri Internet üzerinde oynadığı para ödüllü bilgisayar oyunlarından son birkaç yıl içinde 250.000 Amerikan Doları kazanmış. Servis sağlayıcı paketi satıcılarından ve Internet'le ilgili kişilerden pekçok görüş almış haberi hazırlayanlar. Hemen herkesin ortak görüşü o ki, Internet, birkaç yıl içinde, çocukların ve yeniyetişen gençlerin yaşamında "televizyon"un yerini alacak. Daha doğrusu birkaç yıl önce televizyon, 12-18 yaş çocukların yaşamında nasıl vazgeçilmez bir büyük yer işgal ediyor idiyse, Internet de öyle olacak. İkinci sıradaki haber Grozny'den... Bomblanan şehre ilişkin gözlemler ve yorumlar... Vali Dudayev "gece bombalamaları bir felâketti zaten" demiş, "şehir çoktan parçalandı"... The New York Times'ın manşet haberi ilginç. New Jersey Yargı Makamı, Eyalet Polisinin "azınlık" kategorisine giren sürücülere farklı muamele yapıp yapmadığını ve yönetimin aldığı kararları yaşama geçirip geçirmediğini saptamak amacıyla bir "gözlemci" bulundurma kararı almış. Sözkonusu gözlemci Polis Organizasyonu dışından atanıp doğrudan ve sadece Federal Yargıç'a rapor verecekmiş... Gerçi tutulan raporlarda polis hatasını saptadığı, gözaltına aldığı, ceza kestiği veya mahkemeye intikal ettirdiği vatandaşlara ait cinsiyet, yaş, renk (ırk) bilgilerini de kaydediyormuş ama bu kayıtların, tek başına, polisin yaklaşımı hakkında herhangi bir fikir vermesi imkansız tabii... Dolayısıyla da böyle bir "insanî" denetlemenin çok daha anlamlı olacağını düşünmüşler... İlginç değil mi... Deliler gibi "teknolojiye" sardırdığımız günlerde, -tüm öznelliğine ve bu öznellikten kaynaklanabilecek sakıncalarına rağmen- "insan"a ve onun gözlem ve değerlendirmelerine dönmek... Hoşuma gitti bu haber... İkinci haberin başlığı şöyle: "Barak Arafat'la Görüştü" denmiş. Haberde "bir İsrail Başbakanı, tümüyle Filistin'in kontrolü altında bulunan bir şehre gidiyor, ve böyle birşey tarihte ilk kez oluyor" denmiş. İç basından ve televizyon haberlerinden de öğrendiğimiz Ortadoğu'nun istikrarı açısından çok önemli ve güzel haberler işte... Görüşmelere her iki taraf da açıkmış, yaklaşımlar olumluymuş ve taraflar Şubat ayında ABD'de biraraya gelerek daha kalıcı kararlar alıp hayati konularda mutabakat sağlama yoluna gideceklermiş vs vs... Yalnız, Filistinliler biraz temkinli yaklaşıyorlarmış olaya... Görüşmelere katılan bir Filistinli yetkili "İsrailliler halâ Al Aska Camiiinden ve Zeytin Dağından sözetmeye devam ediyorlar" demiş, "ve bu da, Jerusalem'in kaderi yaklaşımlarının devam ettiğini gösteriyor". Liderler 3 saat başbaşa görüşmüşler. Bu arada, görüşmenin bitimine kadar hazır bekletilen yemek masası Arap Salataları ve Et Yemekleriyle doluymuş. (Arap Salatası da ayıp bir lâf esâsında... Humustan, muhammaradan, acılı cevizli ıspanak kavurmalar, patatesli yumurtalı veya patlıcanlı-biberli-acılı "yemek"lerden "salata", ve mangal ve/veya tandır kebaplarından da "et yemekleri" diye sözetmek azıcık ayıp olmuş ama neyse... Haberin kendi güzel, affedelim bu seferlik.) New York Post, dün sözünü ettiğimiz dışa açılan ilk "Baby Bell" olan Bell Atlantic şirketini manşet yapmış. Bell Atlantic, kendinden büyük firmaların telaşa kapılacağı kadar iddialı bir kampanyayla girişmiş işe: Kendi hizmet alanındaki abonelere bölge dışına erişim imkanı sunacak ve bunu bölge içi mükâleme ile aynı fiyat üzerinden fatura edecekmiş... (Rüya gibi... Düşünüyorum da, böyle birşey olsa, benim sol kulağım "ahize" şeklini alır birkaç ay içinde!) Los Angeles Times'ın baş haberi Harley Davidson ve Honda motosikletlerdi... HD, ABD'de toplam motosiklet pazarının yaklaşık % 25'ini tutuyormuş da, Honda'nın yeni yılda gelecek modelleri meraklılarını çıldırtacak kadar hoşmuş vs vs. Ben zaten anlamam bu motosiklet işinden, hatta nefret ederim... Erkeklerin, kadınlara karşı birtürlü kazanamadığı bir "bağımsız olma" savaşının sembolü olarak içleracısı bulurum aslında... Birsürü kaza yapar ve canlarından olurlar... (Yine de teslim etmem gerekir ki "silah alan" bir erkeğe kıyasla "iyi çocuklardır" bu motosiklet alanlar. "Dört saatlik derin şoka sokan mermiler atan silahları" satınalan erkekler konusuna hiç giremeyeceğim maalesef... Şimdilik işimi seviyorum.) San Francisco Examiner'ın manşetinde Y2K... Tam tahmin ettiğim gibi... Başladılar işte... Bugünden itibaren bir hafta boyunca her gün, her gazetede çarşaf çarşaf görmeye hazırlıyorum kendimi. İnsanlar bayağı bayağı korkuyorlar... Tüm ABD alârm durumunda. Ordusundan polisine, güvenlik görevlisinden üstdüzey yöneticisine kadar... Bir de Internet adresi verilmiş, tüm olası "felâketlere karşı alınacak tedbirler ve sonrasında yapılacak şeyler hakkında hazırlanmış en kapsamlı rapor"u buradan bulmak mümkünmüş ve rapor İngilizceden başka 7 farklı dile de çevrilmiş olarak sitede parano.. ay pardon, meraklılarını bekliyormuş. Meraklıları için sitenin adresini de veriyorum: www.oes.ca.gov İngiliz gazetelerine de bakalım... Independent'ta Türkiye'den bir haber vardı. "350.000 Depremzede Halâ Çadırlarda Donuyor" başlığı altında... Düzce'nin halini anlatmışlar... Hükumet'in elinden geleni yaptığını ve çok sayıda prefabrike evi bitirip teslim ettiğini de eklemişler. "Ama" deniyor, "depremzedeler ya hasarlı evlerindeki eşyalara sahip çıkmak istediklerinden, ya da işlerini kaybetmemek için uzaktaki bir yerleşim alanına gitmekten çekiniyorlar ve bu prefabrike evlerin bir kısmı hala boş". Tarafsızca yazılmış doğru bir haber. Uzun da epeyce... Birçok depremzededen görüş alımış, adları da zikredilerek bölgenin sorunları uzun uzadıya anlatılıyor... The Times'ın UK haberlerinin başında Hamilton. (Dün de öyleydi aslında da, haber başlığını on kere tıkladığım halde haber metnine birtürlü erişemedim. Bugün de aynı şey olsaydı, "iki gündür uğraşıyorum, açamadım" deyip sıyırtacaktım; heyhaaat... sayfa açıldı!) Hamilton, özellikle son bir haftanın gündeminin baş kişisi olmuş durumda. Vaktiyle bakanlık görevinde de bulunmuş olan Conservatory Party (buna da kısaca Tory diyorlar) üyesi Neil Hamilton'ın, Harrods Mağazalarının sahibi Mohamed Al Fayed'den rüşvet aldığının tespit edilmesi üzerine başlayan tartışmalar ayyuka çıkmış durumda... Al Fayed, Rüşveti, bizdeki gibi somut bir "geri dönüş" karşılığı değil, ve fakat Hamilton'ın mecliste gündem yaratması karşılığında veriyor bu bir... İngiltere'de "lobi" oluşturmak bir suç değil, ve şirketler sadece "lobi" oluştursun diye, nüfuzlu kişilerle ünsiyeti olan kimi adamları yüksek ücretlerle istihdam ediyorlar. Bu kişiler de, tanıdıkları sözkonusu nüfuzlu kişileri yemeğe götürüyorlar, partilere davet ediyorlar vs... Bunların hiçbiri suç değil yasal olarak... Dolayısıyla da Hamilton'ın durumunun "sınırda" bir durumu var tümüyle dışarıdan bakan bir kişi (bu, örneğimizde "ben" oluyorum) için... Ama İngilizler için durum farklı. Diyorlar ki, bir parlementerin, parlementoda gündem yaratmak maksadıyla şirketin sahibinden bizzat para alması suçtur... Sonuçta Hamilton yargılanıyor ve rüşvet almaktan suçlu bulunuyor. Hapis cezası vermediler ama milyonlarca Sterlin tutarında bir para cezası kestiler ve sonuna kadar tahsil etmeye çalışıyorlar... Birkaç gün önceki bir tv programında "ben herşeyimi yitirmiş bir adamım şimdi" mealinde demeçler verdi hatta... Gerçekten de oturduğu evine ve tüm eşyalarına da haciz konarak ortada bırakıldı Hamilton... Bugünkü İngiliz gazetelerinin hemen hepsinde Lord Irvin of Lairg'in (bizdeki Yargıtay Başkanlığına mütekabil bir görevi var Lord'un) bir demeci vardı. Mealen demiş ki: "Yeni yılda, liberal yasaların kötü emellere alet edilmesine son verecek görüş ve önerilerimi yayınlayacağım!" (Haberin tamamı bu son paragraftaki kadardı aslında da, b
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!