GeriGündem 52 yaşında ehliyet aldım
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    5
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

52 yaşında ehliyet aldım

52 yaşında ehliyet aldım
refid:15177980 ilişkili resim dosyası

Kemal Bey, 1999 seçimi öncesi emekliliğini isteyip DSP’ye başvurdu. Rahşan Hanım onu alt sıralara bile koymadı.

Bunun üzerine emekliliğin keyfini yaşamaya başladı. 52 yaşında biraz da torpille ehliyet aldı. Uzun süre trafiğe çıkamadı. Bir gün arabanın tüm düğmelerini çevirip yola çıktı. Gerisi kendi ağzından: “Polis durdurdu, ‘Arkadaş, bütün lambaları yakmışsın, sis mi var?’ Ehliyeti ve ruhsatı verdik. Bir başka polis geldi, ‘SSK Genel Müdürü değil misiniz?’ dedi, gitti ehliyeti getirdi. Kulağıma eğilip, ‘Bizde sosyal demokratlara ceza yazılmaz’ dedi.”

1999 seçimleri öncesinde karar aşamasına gelmişti Kemal Bey. Artık siyasete girmek istiyordu. 26 yıllık bürokratlığı sırasında sosyal demokrat camia ile iyi ilişkiler kurmuş ama siyasetten de uzak durmuştu. Sadece Susurluk sonrasında “Sürekli aydınlık için 1 dakika karanlık” eylemine katılıp evde ailesiyle birlikte ışık yakıp söndürmüştü.
Çalışma Bakanı Nami Çağan, DSP’nin etkili ismi Hüsamettin Özkan’dan onun için randevu aldı. Özkan, “Parti bu konuda nasıl karar verebilir bilmiyorum. Kararlı mısın?” diye sordu. Kemal Bey emindi kararından. “Siyasete girmeye kararlıyım” dedi. Emeklilik dilekçesini verip DSP’ye başvurdu. Gazetelerde “DSP’nin yıldızları” arasında da adı geçti, yazıldı çizildi. Fakat o başkaca bir görüşme yapmadan beklemeyi yeğledi. DSP’nin milletvekili aday listeleri açıklandığında şaşırdı. Listede adı yoktu. Hem de hiç yoktu. Özkan’ın “parti” diyerek imada bulunduğu Rahşan Ecevit, Kemal Bey’i, alt sıralara bile koymaya gerek görmemişti.

Sosyal demokrata ceza yazılmaz

Artık yeni bir hayat uzanıyordu önünde. Bütün gününü vereceği bir işi yoktu. Erken yaşta emekli olmuştu, geri dönmeye de niyeti yoktu. Eve ve çocuklarına daha çok zaman ayırmaya başladı. Kerem ile birlikte sinemaya, hamburger yemeye, sahaflara ve resim sergilerine bile gidecek zamanı buldu. Bürokrat arkadaşlarıyla bir dostunun İncek’teki evinde düzenlenen hafta sonları buluşmalarına gitmeye başladı. Evde ailecek yapılan pazar kahvaltılarına daha bir keyifle oturdu. Evdeki divana uzanıp kitaplar okurken kendini yeniden hayata dönmüş gibi hissediyordu. Yeni yaşamının önemli sorunlarından biriydi araba konusu. O güne değin bir bürokrat olarak önce belediye otobüsü ve servisle, sonra da makam arabasıyla işe gidip gelmişti. Hiç araba kullanma ihtiyacı olmamıştı neredeyse. Önce çocuklarla oturup bir araba almaya karar verdiler. Ardından Kemal Bey’in 52 yaşında ehliyet alma serüveni başladı:
“Sincan’da bir arkadaş bulundu. Kitabı okudum, yazılı sınava girdim. Sonra araba verdiler, beceremedik ama biraz torpil yaptılar, ehliyet verdiler. Trafiğe hemen çıkmadım. Uzun süre bir hocayla direksiyon çalıştım. Sonra bir sabah havaalanına gittim. Akşam geç saatte geldim, arabaya bindim. Arabanın farları nereden yakılıyor onu bilmiyorum. Düğmeleri çevirdim yola çıktım. Pursaklar’dan sonra polis durdurdu. ‘Arkadaş, bütün lambaları yakmışsın, ortada sis mi var?’ Ehliyeti ve ruhsatı verdik. Bir polis geldi yanıma, ‘Sizi bir yerden tanıyorum’ dedi. Dedim ben emekli memurum. Sonra hatırladı. ‘SSK Genel Müdürü değil misiniz? Ne arıyorsunuz burada’ dedi. Dedim valla lambaları yakmışız, polis ehliyeti aldı. Olur mu öyle dedi. Gitti benim ehliyetimi ve ruhsatımı getirdi. O polisler gittikten sonra da kulağıma eğildi, ‘Bizde sosyal demokratlara ceza yazılmaz’ dedi.”

Gazetede köşe yazarlığı yaptı

DPT için kamu harcamalarıyla ilgili bir çalışma yaptı. Bu çalışmanın bir bölümü Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlandı. Bu sırada Hacettepe Üniversitesi’nden öğretim üyeliği teklifi gelince zevkle kabul etti. Sosyal güvenlik derslerine başladı. Onunla da yetinmedi tabii: “Vatandaşın Vergisini Koruma Derneği’nin başkanlığına seçildim. O dönem yine pek çok yolsuzluk dosyasını açıklıyorduk kamuoyuna. Bir de vergilerin nerelere harcandığını sorguluyorduk. Bir televizyon programı yaptım bir ara. O süre içinde Sabah Gazetesi’nde köşe yazarlığı yaptım, sosyal güvenlikle ilgili yazılar yazdım. Sonra dönemin Bakanı Yaşar Okuyan’ın rahatsızlığı nedeniyle o kesildi. Bana onun müdahale ettiği söylendi.”

Deniz Baykal’ın davetiyle CHP’de

Bir gün Bülent Tanla aradı. CHP’nin Bilim Yönetim Kültür Platformu’na yolsuzluk raporu hazırlamasını istiyordu. Raporu hazırladı Kemal Bey ve CHP’nin kapıları ona açıldı: “Deniz Bey telefon etti. ‘Bizimle çalışmak ister misiniz’ diye sordu. ‘Benim için onur olur’ dedim ve CHP’ye öyle girdim. Girdikten sonra hemen zaten kurultay vardı. Kurultayda Parti Meclisi’ne seçildim, oradan da MYK’ya girdim. Sonra Deniz Bey, İş Bankası Yönetim Kurulu’na önerdi. 5-6 ay kadar orada görev yaptım.” 2002 seçimleriyle birlikte de CHP saflarından Meclis’e girdi. Milletvekili olarak Plan ve Bütçe Komisyonu’nda çalıştı. Komisyonda muhalefetin etkili isimlerinden biriydi. 2004’te Baykal’a karşı hazırlanan “İktidara Yürüyüş Hareketi” başlıklı bildiriye imza vermekten de geri durmadı. Partide değişim taleplerinin dile getirildiği o bildiriye imza verenlerin çoğu tasfiye oldu. Sadece 3 kişi, Kemal Kılıçdaroğlu, Muharrem İnce, Mevlüt Aslanoğlu devam edebildi yoluna.

Baykal, Kemal Bey’i 2005’te yeniden milletvekili listesine koymakla kalmadı, Grup Başkanvekili seçtirerek siyaset sahnesinde spotların önüne çıkmasını sağladı. Kemal Bey pek de gönüllü davranmadı bu göreve. Bunu duyan Baykal, “Komisyonda biraz rahata erdi galiba” dedi, Genel Merkez’e çağırıp, “Grup Başkanvekili olacaksın” talimatı verdi.

Hesap uzmanları kokteylde
/images/100/0x0/55ea9814f018fbb8f88a293d


KILIÇDAROĞLU, sonraki yıllarda bakan olan Onur Kumbaracıbaşı’nın da katıldığı bir kokteylde hesap uzmanı arkadaşlarıyla birlikte. Prof. Dr. Onur Kumbaracıbaşı, Kılıçdaroğlu’nun da mezun olduğu AİTİA’nın başkanlığını uzun yıllar sürdürmüştü.

Kemal Bey’den Kılıçdaroğlu’na

İşte bu dönemde “Kemal Bey”, “Kılıçdaroğlu” haline geldi. Onu siyasetin Kılıçdaroğlu’su yapan asıl faaliyeti, birbiri ardına yolsuzluk dosyaları açması oldu. Hep de AKP iktidarının önemli isimlerini hedef aldı. Önce Şaban Dişli’nin parti yönetiminden istifa etmesini sağladı. Sonra Almanya’daki Deniz Feneri e.V davasını takibe başladı. AKP’nin iki numaralı ismi Dengir Mir Mehmet Fırat’ı da bir televizyon düellosu sonrasında istifaya mecbur bıraktı. Bir televizyon düellosunu da Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ile yaptı. Bu dönemde tüm zamanını gelen belgeleri incelemeye verdi. Çok istemesine rağmen günlük tutamadı bir türlü. Sinemaya da Can Dündar’ın “Mustafa” ve Zülfü Livaneli’nin “Veda” filmleri dışında gitme fırsatını bulamadı. 2009 yerel seçimleri gelip çattığında o artık CHP’nin Genel Başkanı’ndan daha çok ilgi gören ismiydi. Baykal, Ankara’dan değil İstanbul’dan belediye başkan adayı gösterdi. Kılıçdaroğlu, adaylığı açıklandığı andan itibaren Gürsel Tekin ile yoğun kampanyaya girişti. Kravatsız bir siyasetçi olarak çıktı halkın önüne. Kazanamasa da CHP’nin İstanbul’daki oylarını yüzde 25 artırdı. Sessizce Grup Başkanvekilliği’ne döndü. O dönemde kendisi dışında herkes onda Genel Başkanlık potansiyeli görüyor, bunu açık açık da söylüyordu. Buna rağmen Kılıçdaroğlu öne atılmadı, bekledi. Baykal’ın istifa etmesine kadar da öyle sürdü bu tutumu.

Özel gömlek ve Genel Başkanlık

Baykal’ın istifasından sonra önce aday olmadığını söyledi. Sonra Önder Sav ile görüşmenin ardından ani bir kararla adaylığını açıkladı. Sav’ın desteğini il başkanlarının desteği izledi ve hava birden Kılıçdaroğlu’na döndü. Hem de öyle ki, kurultay günü gelip çattığında sorun artık nasıl seçileceği değil, ne giyeceğiydi. Kurultay sonrası en büyük yankı yapan da konuşması, seçilmesi değil de o günkü gömlek seçimi oldu.
“Yaşar Tüzün, ‘Spor kıyafetle çıkarsan çok daha iyi olur’ dedi. Salon çok sıcak olur, kravat takarsan sıkıntı yaratır. Gittiğimiz mağazadan ayakkabı, pantolon, ceket aldım. O kıyafete hangi gömlek uyar dedik. Tezgâhtarlar bu gömleği getirdiler. Gömleğin fiyatını da bilmiyordum, tümü için ödeme yaptım. Böyle bir marka gömleğin olduğunu, gazetelerden öğrendim ben de.”

CHP Genel Başkanı seçildikten sonra en çok “Gandi” diye anıldı. Kimileri ise “Başbakan Kemal”, “Devrimci Kemal” gibi sıfatlarla andı onu. Ama o bunların hiçbirine gerek olmadığı kanısında. “Kemal denmesi yetiyor” diyor. Kılıçdaroğlu ile Kemal Bey kişiliklerinin birbirinden farklı olmadığına emin çünkü.

Ailece Karahayıt’ta

KEMAL Kılıçdaroğlu, eşi Sevim hanım ve çocuklarıyla Karahayıt Kaplıcaları’nda. Kılıçdaroğlu’nun üç çocuğu var; Aslı (Nadir), Zeynep ve Kerem. İlk çocukları Devrim Fırat’ı ise bir yaşına gelmeden önce hastalık nedeniyle kaybetmişler.

Hayatının en’leri

Hayatta en büyük korkunuz nedir?
Başarısızlık herhalde.
En çok neye dokunmaktan hoşlanırsınız?
Hayata.
En sevdiğiniz yemek?
Bamya. Lisedeyken o kadar acıkmıştım ki kendimi bir lokantaya zor attım. Orada ilk kez yediğim bamya hayatımın en güzel yemeklerden biri oldu.
En sevdiğiniz tarihi kişilik?
Klasiğin ötesinde bir cevap verilebilir Mustafa Kemal.
En sevdiğiniz film?
Marlon Brando’nun “Queimada”, Adada İsyan.
En sevdiğiniz sanatçı, müzik?
Sabahat Akkiraz.
En iyi dostunuz?
En iyi dostum eşim.
En sevdiğiniz koku?
Gül, hanımeli ve iğde.
En sevdiğiniz ilk üç şair?
Nâzım Hikmet, Ahmet Arif ve Enver Gökçe.
En sevdiğiniz üç yazar?
Yaşar Kemal, Orhan Kemal ve Orhan Pamuk.

Tarifeli uçağa bineceğim

PARTİ bütçesini mümkün olduğu kadar ekonomik kullanmaya özen gösteriyoruz. Eğer tarifeli seferler varsa onları kullanacağız. Ama seçimlerde çok zorunlu olur, bir günde üç yere gitmek gerekiyorsa belki özel uçak kullanırız. Mercedes makam arabasını kullanmıyorum. Çünkü toplumdaki Mercedes algısı farklı. Zaten partideki bütün araçlar yenilenecekti. O nedenle dedim ki, Mercedes almayalım, diğer araçlar neyse bana da ondan bir tane alın dedim.

Yemek yapamam yoğurt ekmek yerim

YEMEK seçmem. Akşam ne olursa onu yerim. Çok planlı programlı değilim, evde dağınık bir insanım aslında. Eşim o yüzden çok şikâyet eder. Eğer eşim burada yoksa bulaşıklar birikir, yatakları toplamayız, çamaşırlar birikir. Yemek yapamam, öyle bir alışkanlığım yok. O zaman yoğurt ekmek yerim. Üstüne biraz da şeker ekerim, müthiş güzel, keyifli bir yemek olur. Makarna yapmayı da bilmiyorum da ama yumurta kırabilirim tabii.

BİTTİ
Yorumları Göster
Yorumları Gizle