GeriGündem 25 yıllık bolluk dönemi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

25 yıllık bolluk dönemi

Dünyayı refah, özgürlük ve çevre koşullarında iyileşme dönemi bekliyorGeleceğin tarihçileri, içinde yaşadığımız çağı, dünya tarihinin olağanüstü bir dönemi olarak değerlendirecekler. 1980-2020 arasındaki kırk yıllık dönemi büyük dönüşümün anahtar yılları olarak işaretleyecekler.Önümüzdeki yıllarda, gelişmiş Batı ülkeleri, 1980'lerden beri geliştirilen teknolojik yeniliklerin getirdiği büyük verimlilik artışlarıyla, çok hızlı ekonomik büyüme rakamlarına ulaşacaklar. Teknolojik yenilikler 21. yüzyılın ilk yıllarında da geliştirilmeye devam edecek. Özellikle gelişmiş batı ülkelerini etkileyecek bu dönemin ardından amansız küreselleşme akımı başlayacak. Ulusal ekonomilerin dışa açılması ve pazarların entegrasyonuyla ‘‘Büyük Patlama''nın etkileri tüm dünyayı saracak. Yıldızı parlayan katılımcı Asya, birleşmiş büyük Avrupa ve iyileşmiş Rusya'nın birlikte yaratacağı ekonomik Mevlana, dünyanın diğer bölgelerini de dizginlenemez büyümenin içine çağıracak. Bu iki değişimci trend (kökten teknolojik değişim ve yeni açılmacılık değerleri), önümüzdeki yüzyılda filizlenecek medeniyetlerin medeniyeti; küresel medeniyetin tohumlarını atacak.KIRK YILLIK MODELİkinci Dünya Savaşı'nı takiben yaşanan, içinde bulunduğumuz dönemin hemen öncesindeki, 1940-1980 arası 40 yıllık dönemi düşünün. Önce, ABD ekonomisi, savaşın başlamasıyla duraklayan teknolojilerin hücumuna uğramıştı. Bilgisayarlar, atom enerjisi, roketler, ticari uçaklar, otomobiller ve televizyon ABD ekonomisini hızla ayağa kaldırdı. İkinci olarak, Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi uluslararası kurumlar aracılığıyla, özgür dünya olarak anılan dünyanın bir yarısında geniş bir ortak pazar oluştu. 1940'larda teknolojiyle ayağa kalkan ABD ekonomisi, 1950'lerde gelişkin uluslararası ticaret sistemi sayesinde tam bir patlama yaşadı. ABD'yi 1960'larda Avrupa izledi. Hızlı büyüme, 1970'lerde yine kendi sonucu olan yüksek enflasyonla vuruldu. 1950-1973 arası dönemde dünya ekonomisi ortalama yüzde 4.9 büyüme hızına ulaştı. O güne kadar benzeri görülmemiş ve bugüne kadar da tekrarlanmamış bu rekor büyüme hızına şimdi tekrar ulaşmak üzereyiz. Patlayan ekonomi ve artan refah düzeyi sosyal, kültürel ve siyasi değişimleri de beraberinde getirdi. 1960'lı yılların devrimci olarak anılması boşuna değil. Yaygınlaşan bollukla birlikte vatandaşlık haklarından mahrum ırklar ve diğer menfaat grupları da sosyal reform talepleriyle büyük baskılar yaratmaya başladılar. Bu baskılara cevap verebilen devletlerde reformlar, veremeyenlerde devrimler yaşandı.Bu güçlere şaşırtıcı derecede benzer ama çok daha etkili güçler bugün de boy göstermeye başladı. Askeri devletlerin 1980'lerde ki çöküşü, 1940'larda olduğu gibi, aralarında İnternet gibi yepyeni bir devin de olduğu bir dizi teknolojiyi dizginsiz bıraktı. Soğuk savaşın sona ermesi serbest pazar ekonomisi ve liberal demokrasi gibi bir dizi düşüncenin zaferiyle sonuçlandı. Bu sayede de gerçek bir küresel ekonominin ve tek bir bütünleşmiş pazarın kurulabilmesinin yolu açıldı. Bu tek pazar geçmişte olduğu gibi dünyanın yalnızca tek bir yarısını ya da emperyalist bir imparatorluğun kolonilerini kapsamayacak, dünya üzerinde yaşayan herkes aynı ekonominin bir parçası olacak. Bu tarihte eşi benzeri görülmemiş bir gelişme ve sonuçları da tarih boyunca rastlanmamış sonuçlar olacak. 1990'ların ABD'i, 1950'lerde yaşadığının benzeri bir ekonomik patlama yaşıyor. Ama asıl önemli gelişmeler önümüzdeki 1960'lara paralel on yılda gerçekleşecek.BEŞ ANA TEKNOLOJİBugün 1990'lardaki yerimizden, parçaların yerli yerine nasıl oturacağını görmek mümkün. Bizleri 2020'nin daha iyi dünyasına taşıyacak bir senaryo yazmak da mümkün. Bu bir tahmin değil, ama hem iyimser hem de makul bir senaryo olacaktır. Neden mi makul? Günümüzün bilim dünyası, çalışmalarını beş ana teknoloji dalgası üzerinde yoğunlaştırmış durumda. Bunlar kişisel bilgisayarlar, telekomünikasyon, biyoteknoloji, nanoteknoloji ve alternatif enerjiler... Hepsi çevreye zarar vermeden ekonomiyi hızla büyütebilecek niteliklere sahip. Bu senaryo, soğuk füzyon gibi dünya dengelerini alt üst edebilecek bilimsel devrimlerin gerçekleşme olasılığına dayanmıyor. Aksine doğruluğundan şüphe edilemeyecek kadar kesin trendlerin makul sonuçlarına dayanıyor. Örneğin, Asya'nın yükselişi durdulamaz bir yükseliş. Ya da Avrupa'nın bütünleşmesinin önüne geçilemez. Bunları iddia etmek, ABD'nin dünya lideri rolünde takınabileceği büyük strateji değişiklikleri gibi sonuca etkisi olabilecek bazı bilinmezleri hesaba katmamak değil. Yalnızca senaryoyu yazarken gerçekçiliği elden bırakmadan iyimser olmak...