Başbakan Erdoğan'dan önemli açıklamalar

Güncelleme Tarihi:

Başbakan Erdoğandan önemli açıklamalar
Oluşturulma Tarihi: Şubat 03, 2013 13:59

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Çek Cumhuriyeti'nin başkenti Prag'a hareketi öncesinde Atatürk Havalimanı'nda düzenlediği basın toplantısında soruları yanıtladı.

Haberin Devamı

Erdoğan, “Silahlar bıraktırılmadan, silahlar bırakılmadan, bizim bölücü terör örgütüyle mücadeleyi kesmemiz söz konusu değil. Bu kararlılığımız devam edecek. Siyasi temsilcileri, siyasi uzantılarıyla da müzakerelerimizi hep yapabileceğimizi söyledik” dedi.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın “Öcalan'ın belli bir şekilde verdiği mesajlarla örgütün silah bırakmasının mümkün olabileceği” açıklaması ve İmralı'ya ikinci heyetin ne zaman gideceğine ilişkin sorular üzerine Erdoğan, “Burada hedeflerle, gelinen durumu karıştırmak yanlış olabilir” dedi.
Erdoğan, hedefleri daha başından bu yana açıkladığını dile getirerek, “Silahlar bıraktırılmadan, silahlar bırakılmadan, bizim bölücü terör örgütüyle mücadeleyi kesmemiz söz konusu değil. Bu kararlılığımız devam edecek. Siyasi temsilcileri, siyasi uzantılarıyla da müzakerelerimizi hep yapabileceğimizi söyledik” diye konuştu.

“İmralı'nın vermiş olduğu mesajların çok önemli olduğunu, bunu yine istihbarat örgütümüzün bizlere aktardığı bilgiler çerçevesinde ediniyoruz, görüyoruz” diyen Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:
“Burada kendilerine göre Kandil'in, Avrupa'nın vermiş olduğu, siyasi uzantılarının da vermiş olduğu mesajlar var. Bu mesajlar çerçevesi içerisinde bu silahlar bırakılacak olursa -ki cuma günü bir televizyon programında bu konuda açıklamalarım oldu- hatta ülkemiz içerisindeki teröristlerin ülkemizi terketmeleri halinde de bu konuda her türlü, bizler geçmişte yapılanın tam aksine onların güvenlik içerisinde bu ülkeyi terk etmesine de imkan hazırlarız. Bunları da söyledik ve şu anda da aynı noktadayız. Yeter ki ülkemizin refahına, huzuruna adım atalım ve bölgedeki sükuneti, Güneydoğu Anadolumuz, Doğu Anadolumuz ve ülke genelinde sağlamış olalım. Şunun altını çizerek söylüyorum. Bizim güvenlik güçlerimiz hiçbir zaman operasyon meraklısı değildir. Gerek asayişin temininde gerekse terörle mücadelede onların asli görevi onu sağlamaktır, o güvenliği sağlamaktır, huzuru sağlamaktır. Bunun için operasyon yapılması gerekiyorsa o zaman operasyon yapılır. Bunun dışında ne polisimizin durup dururken gidip operasyon yapma derdi vardır, ne de durup dururken askerimizin operasyon yapma derdi vardır. Dertsiz başını niye derde soksun? Ama onların bir görevi var. Varoluş sebepleri neyse o varoluş, varlık sebeplerinin nedeni neyse yeri geldiği zaman yerine getirecektir.”

“Adalet Bakanımızın sunacağı tekliften sonra takvim belirleriz”

Başbakan Erdoğan, BDP heyetinin, İmralı'yı ziyaret etme talebiyle ilgili de şunları söyledi:
“Siyasi uzantılarının adaya gitmesi noktasında ise böyle verilmiş bir zaman veya söz, söz konusu değil. Fakat bu konuda bizler bu süreci, çözüm sürecini sağlıklı işletebilmek için Adalet Bakanlığımıza bu noktada biz bir tasarruf yetkisi verdik ve birincisi gerçekleştirildi. İkinci bu noktadaki ziyarete yönelik izni ve bunların kimler olabileceği noktasındaki tespitini Adalat Bakanımız yapar. O bu hafta içerisinde mi olur yoksa daha sonraki hafta içerisinde mi olur o da yine Adalet Bakanımızın şahsıma sunacağı tekliften sonra takvim belirleriz. 'Bu hafta içinde olur' diye böyle kesinleşmiş tarih söz konusu değil.”

İsrail'e 'şımarık oğlan' benzetmesi

Haberin Devamı

Erdoğan, “İsrail sorununa bir defa bugüne kadar, bu şekilde yanlış bakanlar, İsrail'i bir şımarık oğlan şeklinde besleyenler, yetiştirenler, İsrail'den her zaman her şeyi bekleyebilirler” şeklinde konuştu.

Haberin Devamı

Başbakan Erdoğan, İsrail'in Suriye'ye yönelik müdahalesine ilişkin sorular üzerine, bölgede her an her şeyin olabileceğini ifade etti.

Erdoğan, şöyle devam etti:

“Hele hele İsrail sorununa bir defa bugüne kadar, bu şekilde yanlış bakanlar, İsrail'i bir şımarık oğlan şeklinde besleyenler, yetiştirenler, İsrail'den her zaman her şeyi bekleyebilirler. Kaldı ki İsrail'in Suriye'ye ilk bu tür bir müdahalesi değildir. Bundan önce de birçok müdahalesi olmuştur. Golan tepeleri meselesi, halen ortadadır. İsrail ile Suriye arasında da tüm bunların çözümüne yönelik arabulucu da olduk. Nitekim 5 oturumu bu işin yapıldı. 6'ncısında beraber olduk İsrail Başbakanı Olmert, Türkiye'de resmi konutumuzda, kendisiyle 5 saat oturup çalıştık, olay geldi, bir iki kelimede tıkandı. Bir taraftan Beşar Esed ile görüşüyoruz, bir taraftan kendisiyle görüşüyoruz. Bu görüşmeler, pazartesi akşamı yapıyoruz, cuma günü tekrar oturacağız, görüşeceğiz, ayrılıyoruz ama cumartesi günü bütçe görüşmelerindeyiz, aynı gün maalesef Gazze'ye İsrail saldırıda bulunuyor ve 15 gün süren o malum saldırı...”

Haberin Devamı

İsrail'in, tarihinin de affetmeyeceği bir devlet yapısına sahip olduğunu belirten Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

“Zaman zaman da söylüyordum, İsrail devlet terörü estiren bir anlayışa sahiptir. Şu anda da nerede ne yapacağı belli değil. Lübnan'dan girmiştir, ondan sonra Şam istikametinde giderken, orta bir bölgede de bunu yapmıştır. Gerekçesi buradan Lübnan'a silah götürülüyor vesaire diyerek kalkmıştır, yapmış olduğu vurgunu yapmıştır. Oradan oraya götürür, götürmez ayrı bir konu. Sen bir defa Lübnan hava sahasını, burada kalkıyorsun, adeta orayı kendi takdirinle, hiçbir izne tabi olmadan, kullanarak Suriye'de bunu yapıyorsun.”

"İran'ın Suriye'ye karşı tavrını olumlu bulmuyoruz”

Haberin Devamı

İran'ın İsrail'e yönelik açıklamalarını ve tavrını ise Erdoğan, şu sözlerle değerlendirdi:

“İran şu ana kadar Suriye'ye yönelik takındığı tavrı bir check etmeli, gözden geçirmelidir. Çünkü biz İran'ın Suriye'ye karşı takındığı tavrı, bir defa şu ana kadar olumlu bulmuyoruz. Suriye'de bir zulüm vardır ve bu zulüm tanımlanabilecek kelimelerin bulunmadığı bir zulümdür. İşte 60 bini bulan insan burada öldürülmüştür. Bu insanlar Suriye'nin vatandaşı ve İran'ın değerlerini paylaştığı insanlardır. Bu insanlar orada öldürülürken İran buna hala sessizdir. 700 bine yakın artık mültecisi vardır Suriye'nin. Ülke içinde 2.5 milyon aynı şekilde mülteci vardır, göç ciddi manada başlamıştır. İran bunlara karşı ne yapıyor? Önce İsrail'in hava sahası ihlalini bu şekilde değerlendiren İran'ın aynı şekilde bunu da bir gözden geçirmesi, lazım. Değerlendirmesi lazım. Bölgede müşterek bazı adımların atılmasına imkan vermesi lazım. Tabi hava sahası ihlalini makul karşılamamız asla mümkün değil. İsrail'in bu yaptığı tamamen uluslararası hukuka ters bir yaklaşımdır. Bunu tasvip etmemiz asla mümkün değildir. Kınamanın ötesinde bir tavrın buna karşı konulması gerekir. Ancak burada, İran'ın Suriye'ye karşı tavrını gözden geçirmek suretiyle, eğer Suriye'de böyle bir tablo olmamış olsa, inanıyorum ki şu an İsrail ile Suriye arasında gelinen nokta da olmayabilirdi. Böyle bir tablo olunca, bunun daha da farklı gelişmeleri, senaryoları, gelecekte olabilir endişesini taşıyorum.”

Haberin Devamı

'Güçlendirilmiş yerel yönetimler ifadesi' doğru değil 

Erdoğan, konuşmasında ayrıca “Biz Kürt milliyetçiliğine de karşıyız, Türk milliyetçiliğine de karşıyız, diğer milliyetçiliklerin hepsine karşıyız. Yaradılanı Yaradan'dan ötürü seviyoruz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı ortak paydasında bütünleşelim diyoruz” dedi.

Bir gazetecinin, “Hedefler dahilinde çatışmasızlık takviminden zaman zaman söz ediliyor ve bir takım tarihler telaffuz ediliyor. Telaffuz edilen tarihlerin ne derece gerçeklik payı var? Bu sürece ilişkin örgütün demokratik özerklik yerine güçlendirilmiş yerel yönetimlere ilişkin bir talebinin olduğu iddiası var. Bu konuda gerçeklik payı var mı?” soruları üzerine Erdoğan, güçlendirilmiş yerel yönetimler ifadesini geçmişte yerel yöneticilik yapmış biri olarak doğru bulmadığını söyledi.

Erdoğan, şu anda Türkiye'deki yerel yönetimlerin hiçbir dönemde olmadığı kadar güçlü olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

“Mali noktada hiç bir dönemde görmedikleri imkanı görüyorlar. Fakat bunların tabii yakaladıkları imkanı... Maalesef işte bu KCK operasyonlarında gördüğümüz olay budur aslında. Bunu farklı yere kanalize etmek isteyenler var. Belediye ile yakından uzaktan ilgisi alakası olmayan tipler şu anda bu siyasi uzantının elindeki belediyelerle maalesef belediyeyi perde gerisinden adeta yönetmektedir. Kimsenin de kalkıp 'Sen nasıl burayı yönetiyorsun' deme hakkı yoktur. Mali imkanların harcanmasında belli sıkıntılar var. Bunu nerede görüyoruz. Bunu da o illerdeki, o ilçelerdeki, o beldelerdeki yatırımlarda görüyoruz. Yatırım yok. Ne altyapıda, ne üstyapıda bir şey göremiyorsunuz. Nereye gidiyor bu para? İmkanlar nerede? Bizim gönderilen paranın o şekilde eserini görmemiz lazım. Trilyonlarca lira bir şehre girer de o para eser olarak kendini göstermezse, tabii ki devletin üst kurumları bunu denetleyecektir. Bunu denetleme, bunları rahatsız ediyor. Arzusu ne bunların? 'Bizi kimse denetlemesin. Biz bu paraları istediğimiz gibi rahat bir şekilde harcayalım. Yargı yolu bu noktada kapalı olsun. Kimse de bizi yargılamasın.' Böyle bir şeyin olması mümkün değil. Burası bir defa hukuk devletidir. Devletin tüm anayasal kurumları görevini yapacaktır. Kaldı ki yerel yönetimlerin de böyle bir özelliği vardır. Bu yerel yönetimler de buradaki hukuka saygılı davranacaktır, uymadığı takdirde de bedelini ödeyecektir.”

Görevi kendilerine veren halkın “Benim kuruşum yerli yerinde harcanmalıdır. Eğer benim kuruşum yerli yerinde harcanmazsa, o zaman ben de sandıkta hesabını sana sorarım” dediğini aktaran Erdoğan, “Biz de görevi yerine getireceğiz ki halkımıza alnımız ak olarak bu hesabı verelim” dedi.

“Onlar bu işin spekülasyonunu yapmaktadırlar”

Erdoğan, Türkiye'de bir sessiz devrim gerçekleşiyorsa, demokratik alanlarda devrim gerçekleşiyorsa, geri gidiş değil, zor şartlara rağmen ileri gidiş devam ediyorsa, bunun sebebinin, “yolsuzlukların hortumunun kesilmesi” olduğunu kaydetti.

Kamu yönetimindeki tasarrufun bunu sağladığına işaret eden Erdoğan, “Oralarda da bu tasarruflar olmuş olsa, bütün imkanlar yerli yerinde harcanmış olsa, o zaman bölgenin girişimcileri rahat rahat gidecek orada yatırımlarını yapacak, halkımız daha huzurlu olacak, çok daha farklı bir şehirde, ilçede, beldede yaşayacaklar. Şu anda bu anlayış onlara bu imkanı vermiyor. Onun için güçlü yerel yönetim anlayışı bir defa ülkemizde vardır. Onlar bu işin spekülasyonunu yapmaktadırlar” diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, “demokratik özerklik” konusuna da değinerek şöyle devam etti:

“Bunu söyleyenler, bu ifadeleri kullananlar, bugün yaşadıkları şartları yaşıyorlar mı? Her zaman söylüyorum. Partimin kurulma çalışmalarını yaptığımda, özellikle bölgeyi dolaştığım zaman ve bölgedeki tüm Kürt kardeşlerimin bizden hep istediği şuydu. 'Şu olağanüstü hali kaldırın. Biz sizden başka bir şey istemiyoruz.' Biz daha iktidarımızın ilk ayında olağanüstü hali kaldırdık. Olağanüstü hali kaldırmakla kalmadık. Şu anda güneydoğu ve doğuya yapmış olduğumuz yatırımların toplam bedeli 36 katrilyonu bulmuştur. Cumhuriyet tarihinde böyle bir şey söz konusu değil. 36 katrilyon... Altyapı, üstyapı her şey... Bunun içinde eğitim, sağlık, adalet, ulaşım, enerji var. Köyler yol, su, bunlardan mahrumdu, sağlık hizmetlerinden tamamen mahrumdu. Şimdi Hakkari'nin merkezine 150 yataklı modern bir hastane kuruyorsun, Yüksekova'ya 150 yataklı modern bir hastane kuruyorsun, bunun kıymetini bilen anlayış yok. Şu anda Yüksekova'da biz havaalanı yapıyoruz. Havaalanını yapan müteahhit firmayı tehdit ediyor, bütün oradaki inşaat makinelerini yakıyorlar. Kim onlar? Benim Kürt kardeşimin temsilcisi olduğunu iddia eden teröristler. Belgelerle, vesikalarla, her şeyiyle bunları ortaya koyuyoruz. Yol yapacaklar, yol yaptırmazlar. Barajlar yapılıyor. Bu barajlar onlara karşı yapılıyormuş. Baraj ne için yapılır? Elektrik üretmek, içme suyu, kullanma suyu için yapılır. Yoksa bu sular akıp gider. Biz Allah'ın verdiği bu nimeti niye en iyi şekilde kullanmayalım? Yıllarca bu ülkede 'Su akar, Türk bakar' denildi. Artık 'Su akar Türk yapar' diyoruz.”

“İnkar politikaları ayaklarımızın altındadır”

Başbakan Erdoğan, etnik milliyetçiliğe karşı olduklarını da vurgulayarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Şu anda inkar politikaları ayaklarımızın altındadır. Asimilasyon politikaları ayaklarımızın altındadır. Kimse, benim Kürt kardeşimin varlığını inkar edemez. Her zaman şunu söylüyorum. Türkiye'de artık Kürt sorunu yoktur. Türkiye'de terör sorunu vardır. Biz burada etnik milliyetçiliklerin hepsine karşı olduğumuzu da söyledik. Biz Kürt milliyetçiliğine de karşıyız, Türk milliyetçiliğine de karşıyız, diğer milliyetçiliklerin hepsine karşıyız. Yaradılanı Yaradan'dan ötürü seviyoruz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı ortak paydasında bütünleşelim diyoruz. Bunda bütünleştikten sonra zaten herhangi bir sıkıntı kalmaz.”

Dünyanın hiçbir yerinde terörle mücadelede takvim ortaya konmayacağını belirten Erdoğan, “Kaldı ki biz kimseyle anlaşma masasına da oturmuyoruz. Bizim illegal bir örgütle anlaşma masasına oturmak gibi bir derdimiz asla olamaz” dedi.

CHP'ye DHKP-C eleştirisi

Erdoğan, konuşmasının devamında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, avukatların da gözaltına alındığı terör örgütü DHKP-C'ye yönelik operasyona ilişkin sözlerini eleştirerek, “Bu tür bir anamuhalefetin genel başkanının olduğu ülkede, şüphesiz terör örgütüyle mücadele kolay olmayacaktır” dedi.

Başbakan Erdoğan bir soru üzerine, terör örgütü DHKP-C'ye yönelik istihbarat teşkilatının ve güvenlik güçlerinin tedbirler aldığını belirtti.

Yakın zamanda terör örgütü DHKP-C'ye yönelik polisin başarılı bir operasyon gerçekleştirdiğini ve terör örgütünün elebaşlarının yakalandığını ifade eden Erdoğan, operasyonda gözaltına alınan avukatları “dışarıdaki bazı avukatların” savunduğunu ve bunu manidar bulduğunu söyledi.

CHP'yi eleştiren Erdoğan, şöyle konuştu:

“Terör örgütünün içindeki aktif işlev gören bu avukatları, dışarıda onlarla iltisaklı olan avukatlar da tabi savunuyorlar. Ne yazık ki bu ülkenin anamuhalefet partisi genel başkanı da savunuyor. Böyle bir müdahale yapılmaması gerekir gibi bir yaklaşım ortaya koyuyor. Bu tür bir anamuhalefetin genel başkanının olduğu ülkede, şüphesiz terör örgütüyle mücadele de kolay olmayacaktır. Burada yük ister istemez, iktidara ve iktidarla birlikte milletimize kalıyor. Milletimizle birlikte bu işi çözeceğiz. Bütün güvenlik güçlerimizle birlikte bu işi çözeceğiz. Burada çelik kapılar mı var? Kaynaklarla bunu kestik mi, kestik, kesemedik dışarıdan camdan gireceğiz ama bu işi yapacağız. Niye? Çünkü bizim görevimiz Hükümet olarak, tüm kurumlarımızla birlikte halkımızın, milletimizin güvenliğini, refahını, huzurunu sağlamaktır. Bize icazet sandıkta bunun için verildi. Bunu başarmak için elimizden ne geliyorsa yapacağız. Bunun böyle bilinmesi gerekir. Bizden kimse bunun dışında başka bir şey beklemesin. Bunların üzerine de oyunun kuralları neyi gerektiriyorsa, bunu yaparak gideceğiz.”

“Yunanistan'da terör örgütüne ait olduğu belirtilen kamplara ilişkin çalışmanız olacak mı?” sorusu üzerine ise Erdoğan bu konuda Yunanistan Başbakanı Antonis Samaras ile Katar'da görüştüklerini, 5 Mart'ta da kendileriyle yapacakları üst düzeyli istişare konsey toplantısında da bu konuyu masaya yatıracaklarını bildirdi.

Şanghay İşbirliği Örgütü

Bir basın mensubunun, kendisinin Şanghay İşbirliği Örgütü'ne dikkati çeken açıklamasını hatırlatarak, “Türkiye Avrupa Birliği yörüngesinden kayıyor mu? Nedir durumumuz” sorusuna Erdoğan, “Anladım. Bu işi anlamayanlar da var. Tabi sizleri tenzih ediyorum” yanıtını verdi.

Konuyla ilgili bazı köşe yazarlarının, Şanghay İşbirliği Örgütü için “96'da güvenlik amaçlı kurulmuş, AB ise farklı içeriğe sahip kuruluş, bunlar bir birinin alternatifi olabilir ya da olamaz” gibi “garip”, değerlendirmelerde bulunduklarını ifade eden Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Şangay Beşlisi, Avrupa Birliği ile alternatif kuruluşlar değil, bunu bir defa bilmemiz lazım. Birine girdiğinde, birini terk etmek... Terk edersin de o ayrı konu. Fakat, şunu bilmelerini istiyorum, '(Şanghay Beşlisi) güvenlik niyetiyle kurulmuş ve şu anda sınır güvenliği noktasındaki bir işbirliğiyle devam ediyor' mantığı yanlıştır. Şu anda ekonomik işbirliğini de en geniş anlamda sürdürmektedirler. Sadece onunla kalmamışlardır. Gözlemci üyeleri vardır. Diyalog ortaklığı, aynı şekilde onlarda mevcuttur. Nitekim biz şu anda diyalog ortaklığı unvanını Şangay Beşlisi'nde almış bir ülkeyiz. Geçen akşam bir televizyon programında, çok bildiğini söyleyen bir köşe yazarı var. Baktım ne diyor diye. 'Diyalog ortaklığı diye bir şeyi yok” diyor.”

Erdoğan, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu'na, “Şu an Şanghay Beşlisi'nin diyalog ortağı mıyız?” diye sordu. Sinirlioğlu'nun “Evet, ortağıyız” yanıtını vermesi üzerine Başbakan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“O da büyük köşe yazarlarından geçinen bir tanesi. 'Türkiye diyalog ortaklığına bile kabul edilmedi' diyor. Biz şu an Sanghay Beşlisi'nde diyalog ortağıyız. Buradan onun da bilmesini istiyorum öğrensin. O cehaletinden kurtulmuş olur. Avrupa Birliği sürecinde ise kalmak kalmamak noktasında, ben milletime ve size bir soru yöneltmek istiyorum. 50 yıl Avrupa Birliği kapısında bekletilen bir ülke, sonunda bir karar vermek durumunda olmaz mı? Bunu hiç bir ülkeye Avrupa Birliği uygulamamıştır. Böyle 50 yıl, 40 yıl, 30 yıl bekleyen bir ülke yok. Böyle bir uygulamayı Türkiye'ye karşı yapıyorlar. Biz de burada, yapacaksan yap, yapmayacaksan açıkça söyle. Bizim söylediğimiz bu. Yakında bizim bir Brüksel ziyaretimiz olacak orada da kendileriyle bunları açık açık konuşacağız. Yapacaksanız yapın bu işi. Olacaksa olsun. Olmayacaksa bunu da söyleyin. İlla bizim ayrılmamızı bu noktada, 'Hadi ayrılıyoruz, çekilelim' diye bir şey bekliyorsanız, bunu da değerlendiririz.”

Avrupa Birliği ile İngiltere ilişkilerinin örneğini veren Erdoğan, İngiltere Başbakanı David Cameron'un “Seçimi kazanırsam Avrupa Birliği ilişkilerini referanduma götüreceğim” ifadelerini hatırlatarak şöyle dedi:

“Bu soruyu bize soranlar İngiltere için niye düşünmüyor? Bak tutuştu? Almanya hemen 'İngiltere nasıl böyle bir şeyi yapar, Cameron nasıl böyle bir açıklama yapar' bunu söylüyor. İngiltere zaten Eurozone'a girmemek suretiyle aslında ilk tavrını koydu. 'Ben senin paranın kontrolü altına girmem. Ben kendi paramla devam edeceğim' dedi. Bu kararı vermekle isabetli karar vermiş. Nitekim Eurozone bedelini ödeyenler İngiltere'ye aynı bedeli ödetemiyorlar. Burada rahat bir konumda. Biz de böyle bu noktada, hamdolsun, hiç onlara ihtiyacımız olmadan, kendi ayaklarımız üzerinde durduk ve bu konuda da tabi ki bizim de alternatif arayışlarımız olacaktır.”

“Sanghay Beşlisi'nin olduğu ülkelerde demokrasi diye bir şey yok” yönündeki eleştirilere de değinen Erdoğan, şöyle konuştu:

“Avrupa Birliği üyesi ülkeler içinde şu andaki demokrasiye bir anda gelinmedi. Bakın, Ruanda'yı unutmayın. Avrupa Birliği üyesi ülkelerden bir tanesinin Ruanda'da yaptıkları, Cezayir'de yaptıkları, bunları bilelim. Kendi içinde demokrasi var diyorsunuz? Romanlar'ı niye Avrupa Birliği üyesi ülkelerde tehcire mecbur ettiler? Halbuki, Romanlar, Avrupa Birliği müktesebatı içinde ülkelerinde korunması gereken insanlardır. Roman olduğu için onlara her türlü demokratik olmayan uygulamaları yaptılar. Hala da yapıyorlar. Aynı şekilde zenci olanlara yaptılar, siyahlara yaptılar, Müslümanlar'a yaptılar, hala yapıyorlar. İşte İslamofobi. Hangi demokratik anlayışa uyuyor İslamofobi anlayışı? Antisemitizm noktasında ben açıklama yaptığım zaman bunların hiçbiri böyle bir açıklama yapmamıştı. Ancak İslamofobi noktasında kalkıp da hiçbir tanesi Avrupa Birliği ülkeler, ortaya tavır koyamıyor ve Müslümanlar'a karşı Avrupa Birliği üyesi ülkelerde ne yazık ki akla hayale gelmez özgürlükler noktasında uygulamalar yapılmaya başlandı. Bunları da görmek zorundayız. Orada da bunlar oluyor. Ben inanıyorum ki Şanghay Beşlisi zaman içinde, dün çok farklıydı, her geçen gün daha da ileriye gidiyorlar, onlar da bu demokratikleşme sürecini inanıyorum ki çok daha iyi bir konuma getireceklerdir. Türkiye'nin 15-20 sene önceki demokrasideki durumunu düşünün bir de bugün geldiği durumu düşünün. Biz ileri mi gidiyoruz, geri mi gidiyoruz, buna bakın. Şöyle bir çıkartın, cetvelde değerlendirmeyi ortaya koyun, göreceksiniz ki her geçen gün Türkiye çok daha ileri gidiyor. Dün konuşulamayanlar bugün konuşuluyor, dün yazılamayanlar bugün yazılabiliyor. Buralara durup dururken gelmedik. İnşallah oralarda da çok güzel şeyler olacak diye düşünüyorum.”

Ziyaret hakkında

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Slovakya ile Türkiye'nin ticaret hacminin artırılmasına yönelik çabaların yoğunlaştırılması, iradenin olması noktasında tereddütü bulunmadığını belirterek, “Geleceğe yönelik de bu ülkelerin Türkiye'de birçok yatırımlara güçlü bir şekilde girebileceklerine yönelik de bu seyahatimizde bu adımları, bu görüşmeleri yapacağız” dedi.

Ziyaretinde kendisine AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun da eşlik edeceğini kaydeden Erdoğan, Macaristan'ı 2005'te, Çek Cumhuriyeti'ni 2007'de ziyaret ettiğini hatırlatarak, Türkiye'den Slovakya'ya gerçekleştirilecek resmi ziyaretin de başbakan düzeyinde ilk olacağını bildirdi.

Erdoğan, her üç ülkeyle de Türkiye'nin ikili ilişkilerini geliştirme yönünde önemli adımları olduğunu belirterek, “Bu ülkeler aynı zamanda Türkiye'nin AB'ye katılım sürecini de samimiyetle, güçlü bir şekilde destekleyen ülkeler. Bu ülkelerde olan ilişkilerimiz, paylaştığımız ortak, evrensel değerler temelinde her alanda hızla gelişip devam ediyor” diye konuştu.

Ziyaret sırasında Çek Cumhuriyeti'nde Başbakan Petr Necas ile yapacağı ikili ve heyetlerarası görüşmenin yanı sıra Cumhurbaşkanı Vaclav Klaus, Temsilciler Meclisi Başkanı Miroslava Nemcova ve Senato Başkanı Milan Stech ile görüşeceğini kaydetti.

Erdoğan, Macaristan'da Başbakan Viktor Orban ile ikili ve heyetlerarası görüşmelerde bulunacaklarını, Cumhurbaşkanı Janos Ader ile görüşeceklerini ifade ederek, Macaristan'ın en köklü üniversitelerinden ELTE Üniversitesi'nde öğretim üyelerine ve öğrencilerine yönelik bir konferansa katılacağını anlattı.

Slovakya'da Başbakan Robert Fico ve Cumhurbaşkanı Ivan Gasparoviç ile bir araya geleceklerini dile getiren Erdoğan, Ulusal Meclis Başkanı Pavol Paska'ya nezaket ziyaretinde bulunacağını bildirdi.

Başbakan Erdoğan, yapacağı görüşmelere ilişkin şunları söyledi:

“Mevkidaşlarımızla görüşmelerimizde tabii ki siyasi, ekonomik ilişkileri gözden geçireceğiz ve geleceğe yönelik ikili olarak neler yapabiliriz bunları değerlendirme fırsatımız olacak. Gerek Çek Cumhuriyeti gerek Slovakya Cumhuriyeti ve Macaristan, yer aldıkları bölgenin istikrar ve refaha katkısı noktasında gerçekten devamlı olumlu, pozitif yaklaşımlar ortaya koyabilen ülkeler. Görüşmelerimizde muhataplarımızla tabii ikinci derecede Avrupa Birliği konularını tekrar ele alacağız. Kıbrıs'ın yanı sıra Suriye, Filistin meselesi, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki gelişmeleri değerlendirme imkanımız olacak. Afganistan, Pakistan, İran meselelerindeki gelişmeler, Balkanlar'daki gelişmeleri de değerlendireceğiz.”

80 kadar iş adamı eşlik edecek

Her 3 başkentte de ekonomik ve ticari işbirliğinin geliştirilmesi bakımından önemli işlev gören iş forumlarına da katılacağını bildiren Erdoğan, ziyarette 80 kadar iş adamının kendisine eşlik edeceğini, iş adamlarının akşam saatlerinde Türkiye'den Çek Cumhuriyeti'ne hareket edeceğini söyledi.

Erdoğan, 2012 yılının ilk 10 ayında Çek Cumhuriyeti ile Türkiye'nin ticaret hacminin 2,2 milyar dolar olduğunu kaydederek, “Şu an itibarıyla 2,5 milyar dolara ulaşmıştır diyebilirim” dedi.

Türkiye'nin Macaristan ile ticaret hacminin 1,5 milyar dolar, Slovakya ile 1,3 milyar dolar civarında olduğunu anlatan Erdoğan, “Türkiye olarak her 3 ülkeyle de ticaret hacmimizin artırılmasına yönelik çabaların yoğunlaştırılması, iradenin olması noktasında tereddütüm yok. Geleceğe yönelik de bu ülkelerin Türkiye'de birçok yatırımlara güçlü bir şekilde girebileceklerine yönelik de bu seyahatimizde bu adımları, bu görüşmeleri yapacağız. Her 3 ülkeyle olan mevcut ilişkilerimizin daha geliştirilmesi bakımından ziyareti çok çok önemsiyorum” diye konuştu.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!