Gündem Haberleri

    18 Mart Çanakkale Zaferi altın harflerle yazıldı.. 18 Mart şiirleri

    Hürriyet Haber
    14.03.2018 - 12:11 | Son Güncelleme:

    18 Mart Çanakkale Zaferi, Türk milletinin başka bir ulusa boyun eğmeyeceğini gösteren en önemli unsurdur. Üstüne türküler yazılan, şiirlerle anılan bu destan, 1915 yılından bu yana, verdiğimiz şehitlerin burukluğuyla birlikte anılmaktadır. Anadolunun her köşesinden gelen askerlerin mücadele ettiği 18 Mart Çanakkale Zaferi, her yıl şiirler ve kompozisyonlar ile anılmaktaadır. İşte, vatanları için canlarını feda etme konusunda zerre kararsızlık duymayan atamalarımızı yad etmek için etkinliklerde okuyabileceğiniz 18 Mart şiirleri ve sözleri derlemesi

    18 Mart Anma programlarının vazgeçilmezleri arasında yer alan şiirler ve sözler, bu yıl da etkinliklerin vazgeçilmezleri olacak. Atalarımızın verdiği şanlı Çanakkale Zaferi'nin anılmasına vesile olacak olan 18 Mart şiirleri, bu hafta etkinliklerde dillendirilecek. İşte, bu kapsamda kullanabileceğiniz 18 Mart kısa ve uzun şiirler derlemesi

    18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ NEDİR?

    18 Mart 1915 sabahı Çanakkale Boğazı’nın mavi sularında azametli bir müttefik filosu Marmara’ya doğru seyretmeye başlamıştı. Bu, döneminin en donanımlı deniz kuvvetlerinden biriydi.

    Çanakkale sularında seyreden bu deniz armadasının sahibi, o devrin büyük siyasi gücü İngiltere ile ona yakın bir gücü temsil eden Fransa idi. Bu bir koalisyon gücü idi. İngiliz askerî gücü, bütün okyanuslarda ve denizlerde hâkimdi. Diğer dünya güçlerini yenmiş, üstünlüğünü kabul ettirmişti. Çanakkale Boğazında seyreden gemiler, bu yüzden kendilerinden emin ve büyük bir mağruriyetle yol alıyorlardı. Hedef İstanbul’du. Yani dünyanın kıdemli devleti Osmanlı İmparatorluğu’nun başkentiydi. İngilizler ve Fransızlar, I. Dünya Harbine karşı cepheden girmiş bu devleti cezalandırmak ve en kısa yoldan işini bitirmek istiyorlardı. Bir taraftan da esas rakipleri olan Almanya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluklarını da güneyden kuşatmış olacaklardı.

    Boğazdaki donanma kendinden emindi. Müttefiklerin zaferden hiç şüpheleri yoktu. Londra gazetelerine göre “İstanbul yakında çöplüğe dönecekti”. Aslında dünyanın geri kalanı da Osmanlı Devletinin sonunu görme kanaatiyle acıyarak bakıyordu.

    Ancak! Beklenen olmadı. 18 Mart 1915 günü boğazın dar mevzilerinde patlayan Türk topları, beklenenin tam tersine bir gelişmeyi adeta bütün dünyaya haykırıyordu. Yenilmez denilen müttefik donanması, Mehmet‘çiğin imanlı göğsüne çarpmıştı. Arkasından deniz içinde hasmını bekleyen Nusrat’ın döktüğü mayınlar da patlamak için sıraya girmişler, beklenen vazifelerini bihakkın yerine getirmişlerdi. Tam altı saat gibi kısa bir zamanda bileği bükülmez armadadan sekizi devre dışı kalmıştı.

    18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ ŞİİRLERİ

    ZAFER TÜRKÜSÜ

    Yaşamaz ölümü göze almayan,
    Zafer, göz yummadan koşana gider.
    Bayrağa kanının alı çalmayan,
    Gözyaşı boşana boşana gider!

    Kazanmak istersen sen de zaferi,
    Gürleyen sesinle doldur gökleri,
    Zafer dedikleri kahraman peri,
    Susandan kaçar da coşana gider.

    Bu yolda herkes bir, ey delikanlı,
    Diriler şerefli, ölüler şanlı!
    Yurt için dövüşen başı dumanlı,
    Her zaman bu şandan, o şana gider.

    Faruk Nafız ÇAMLIBEL

    MEHMET AKİF'İN ÇANAKKALE ŞİİRİ

    Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi ?
    En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
    -Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
    Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya
    Ne hayasızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
    Nerde-gösterdiği vahşetle ‘bu:bir Avrupalı’
    Dedirir-Yırtıcı,his yoksulu,sırtlan kümesi,
    Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahud kafesi!
    Eski Dünya, yeni Dünya, bütün akvam-ı beşer,
    Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikak mahşer.
    Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,
    Ostralya’yla beraber bakıyorsun:Kanada!
    Çehreler başka,lisanlar,deriler rengarenk:
    Sade bir hadise var ortada:Vahşetler denk.
    Kimi Hindü, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela…
    Hani,tauna da züldür bu rezil istila!
    Ah o yirminci asır yok mu, o mahlük –i asil,
    Ne kadar gözdesi mevcud ise hakkıyle, sefil,
    Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
    Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına.
    Maske yırtılmasa hala bize afetti o yüz…
    Medeniyyet denilen kahbe, hakikat,yüzsüz.
    Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab,
    Öyle müthüş ki: Eder her biri bir mülkü haram.
    Öteden saikalar parçalıyor afakı;
    Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı;
    Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
    Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
    Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
    Atılan her lağamın yaktığı :Yüzlerce adam.
    Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
    O ne müdhiş tipidir:Savrulur enkaz –ı beşer…

    Kafa,göz,gövde,bacak,kol,çene,parmak,el,ayak,
    Boşanır sırtlara vadilere, sağnak sağnak.
    Saçıyor zırha bürünmüş de o namerd eller,
    Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.
    Veriyor yangını durmuş da açık sinelere,
    Sürü halinde gezerken sayısız teyyare.
    Top tüfekten daha sık,gülle yağan mermiler…
    Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
    Ne çelik tabyalar ister,ne siner hasmından;
    Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
    Hangi kuvvet onu, haşa,edecek kahrına ram?
    Çünkü te’sis –i İlahi o metin istihkam.
    Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
    Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
    Bu göğüslerse Huda’nın ebedi serhaddi;
    O benim sun’-i bedi’im , onu çiğnetme dedi.
    Asım’ın nesli… diyordum ya… nesilmiş gerçek:
    İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.
    Şüheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
    O , rükü olmasa,dünyada eğilmez başlar,
    Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
    Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!
    Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
    Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer.
    Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi…
    Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
    Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
    Gömelim gel seni tarihe desem, sığmazsın.
    Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitap…
    Seni ancak edebiyyetler eder istiab.
    Bu taşındır diyerek Ka’be’yi diksem başına;
    Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
    Sonra gök kubbeyi alsam da , rida namıyla,

    Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle ;
    Ebr-i nisanı açık türbene çatsam da tavan,
    Yedi kandilli Süreyya ‘yı uzatsam oradan;
    Sen bu avizenin altında,bürünmüş kanına,
    Uzanırken, gece mehtebı getirsem yanına,
    Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
    Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;
    Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
    Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.
    Sen ki ,son ehl-i salibin kırarak savletini,
    Şarkın en sevgili sultanı Salahaddin’i,
    Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran…
    Sen ki , İslam’ı kuşatmış , boğuyorken hüsran,
    O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
    Sen ki , ruhunla beraber gezer ecramı adın;
    Sen ki , a’ sara gömülsen taşacaksın … Heyhat,
    Sana gelmez bu ufuklar , seni almaz bu cihat…
    Ey şehid oğlu şehid , isteme benden makber,
    Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber

    Mehmet Akif Ersoy

    18 MART ÇANAKKALE

    Bulutlar sarmıştı her yanı,
    Kapkara bir geceydi,
    Yağmur,bardaktan boşalırcasına,
    Sağnak gibi yağıyordu,
    Yedi düvelin gemilerinden yükselen,
    Top,tüfek sesleri,
    Her yanı inletiyordu,
    Mustafa Kemalin askerleri,
    Aslanlar gibi dövüşüyordu,
    Ve Çanakkale kahramanca,
    Düşmana selam veriyordu,

    Kükrüyordu tepeden,
    Mustafa Kemal,
    Vatanıma ayak basacaksa düşman,
    Yaşamanın ne gereği var,
    En son nefer ölünceye kadar,
    Dövüşeceksiniz aslanlar,
    Görecek bütün dünya,
    Ne aslanlar doğururmuş,
    Emineler,Hatçeler,Ayşeler,Fatmalar.

    Ali Osman Yılmaz

    BİR YOLCUYA

    Dur yolcu! bilmeden gelip bastığın
    Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
    Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın
    Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

    Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda
    Gördüğün bu tümsek, Anadolu'nda
    İstiklal uğrunda, namus yolunda
    Can veren Mehmet'in yattığı yerdir.

    Bu tümsek, koparken büyük zelzele,
    Son vatan parçası geçerken ele,
    Mehmet'in düşmanı boğduğu sele
    Mübarek kanının kattığı yerdir.

    Düşün ki, haşre dek kemiğin, etin
    Yaptığı bu tümsek, amansız çetin
    Bir harbin sonunda bütün milletin
    Hürriyet zevkini tattığı yerdir.

    Necmettin Halil ONAN

    ÇANAKKALE GEÇİLMEZ

    Çanakkale dediğin manasızdır sanma sen
    Ordaki şehitlerdir tarihlere şan veren
    Vatan toprağı için can ile serden geçen
    Korkuyor bu kafirler tüyleri diken diken

    Su üstü mayın dolu nusret toplar mayını
    Bir yandan Elizabeth düşünüyor canını
    Komayacağız yerde şehitlerin kanını
    Korku bilmez bu millet artıracak şanını

    Mehmedoğlu Seyyid'in mermiyi kaldırışı
    Dünya durdu, dönmüyor seyreyliyor yarışı
    Anlayacak kafirler bucağı ve karışı
    Türküm başkaldırdı ki zaferdir haykırışı

    Gaza, cihad nasib et Türk milletine ya Rab!
    Anzak, Hindu, İngiliz... Hepsi harab ve bitab
    Her renk, her dil, her kıta bilsin ki bu kutlu ab
    Çanakkale suyu bu ne Rum dinler ne Arab

    Anafarta, Dardanos, Boğalı, Seddülbahir
    Türktedir bu topraklar dünyada evvel ahir
    Kayboldu İngilizler bilinmiyor nerdedir
    'Çanakkale Geçilmez' bu da açık gerçektir

    Samet Mehmet Bora

    ÇANAKKALEM

    Seni anlatmaya yetmez bu diller
    Senin tarihini bilmez bu eller
    Seninle ölmeye vaat edenler
    Toprağın altında rahat edendir
    Çanakkalem o ne büyük zaferdir

    Yirmi bir düşmana bir türk biçilir
    Uğrunda çarpışan erler seçilir
    Bu destan için bir anıt dikilir
    Üstüne şanlı al bayrak dikilir
    Çanakkalem o ne büyük zaferdir

    Zaferden zafere gark olan günler
    Yediden yetmişe verdi ümitler
    Toprağa sarılan canım bedenler
    Yılmadan ölümle raks edenlerdir
    Çanakkalem o ne büyük zaferdir

    Denizde karada çarpışan asker
    Vurulmuş yinede bu derdi çeker
    Kutsaldır yücedir vatan her sefer
    Nusretin düşmanı yardığı yerdir
    Çanakkalem o ne büyük zaferdir

    Dağlardan inen bu şanlı melekler
    Karışan şafakta verir bize fer
    Senindir bu zafer sevin muzaffer
    Şanının adının konduğu gündür
    Çanakkalem o ne büyük zaferdir

    İlkbahar sabahı açılan güller
    Sevgi bahçesine konmayı bekler
    Bir toprak uğruna ezilen erler
    Şehitler tahtında Rabbe gülendir
    Çanakkalem o ne büyük zaferdir

    Tazecik zihinler bu günü beller
    Yıkılmaz çanakkalem yıkılmaz derler
    Ecdadın kanıdır sulanan yerler
    Her şey vatan için şeref içindir
    Çanakkalem o ne büyük zaferdir

    O gün bir buluttur kendine çeken
    O gün bir umuttur mahvolup giden
    O mucize ile hayrete düşen
    Denize dökülen düşman şahittir
    Çanakkalem o ne büyük zaferdir

    Hüseyin Pelit

    ÇANAKKALE DİYARINDA

    Denize takılan kilit
    Dünyayı kaldıran yiğit
    Alaylar var toptan şehit
    Çanakkale diyarında

    Kahraman şehit cavuşlar
    Şehitliğe uçan kuşlar
    Savaşta yeni buluşlar
    Çanakkale diyarında

    ÇANAKKALE TÜRKÜSÜ

    Çanakkale içinde vurdular beni
    Ölmeden mezara koydular beni
    Of gençliğim eyvah
    Çanakkale köprüsü dardır geçilmez
    Al kan olmuş suları bir tas içilmez
    Of gençliğim eyvah
    Çanakkale içinde aynalı çarşı
    Anne ben gidiyorum düşmana karşı
    Of gençliğim eyvah
    Çanakkale içinde bir dolu testi
    Anneler babalar ümidi kesti
    Of gençliğim eyvah
    Çanakkale’den çıktım yan basa basa
    Ciğerlerim çürüdü kan kusa kusa
    Of gençliğim eyvah
    Çanakkale içinde sıra söğütler
    Altında yatıyor aslan yiğitler
    Of gençliğim eyvah
    Çanakkale’den çıktım başım selamet
    Anafarta’ya varmadan koptu kıyamet
    Of gençliğim eyvah

    BAYRAĞIM

    Şehit kanlarıyla, vermişim rengini,
    Gökten Ay’la-Yıldızı koparmışım;
    Yüreğimi koymuşum sana, yüreğimi;
    Birde vatan sevgimi
    Dalgalan ey şanlı Bayrağım;
    Sen dalgalan, ben coşayım,
    Uğruna destanlar yazayım!

    Delikanlımın damarındaki kansın,
    Sen, cansın, canansın.
    Yansın, bu yürekler sana yansın;
    Vatan aşkıyla yansın
    Dalgalan ey şanlı Bayrağım;
    Sen dalgalan, ben coşayım,
    Uğruna destanlar yazayım!

    Sevgisin, Mutluluksun, Umutsun;
    Aşksın, Destansın, bulutsun;
    Sen bensin, Benliğimsin
    Sana, canım feda olsun!
    Dalgalan ey şanlı Bayrağım;
    Sen dalgalan, ben coşayım,
    Uğruna destanlar yazayım!

    Son Dakika Haberler
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı