Gündem
Taş atan çocukları kurtaran adam

Cansu ÇAMLIBEL

Taş atan çocukları kurtaran adamOnlar her şeyden önce çocuk... Bu sözlerle yola çıktılar, internet üzerinden örgütlendiler.

Hiçbir zaman yönetimi, bütçeleri ya da ofisleri olmadı ama 8 bin kişi tek bir amaç uğruna, “Çocuklar İçin Adalet Çağırıcıları” adı altında bir araya geldi. Tek hedefleri, TMK ile çocuklara verilen ağır cezaların değiştirilmesi. Türkiye’de ilk defa denenen bu STK modelinin hikâyesini fikir babasından, tiyatrocu Mehmet Atak’tan dinledik...

ÇOCUKLAR İçin Adalet Çağırıcıları (ÇİAÇ), farklı siyasi görüşten, farklı mesleklerden, belki de hiçbir ortak noktası olmayan yaklaşık 8 bin kişiyi bir araya getirdi. Kurumsallaşmadan kabul görmeyi başaran çağırıcılar, taş atan çocuklar için ağır cezalar öngören Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) değişmesi için siyaset üzerindeki sosyal baskıyı diri tuttular. Biraz eksik, biraz gecikmeli de olsa hedefe ulaştılar. Hareketin başarısından nemalanıp başka misyonlar üstlenmek yerine kendilerini feshederek yeni bir modelin öncüsü oldular. 2006’da TMK değişince yaşlarını da boylarını da aşan cezalar alarak, terör örgütüne üye olmak suçundan cezaevine konulan “taş atan” 4 bini aşkın Kürt çocuk, 10- 15 yıl hapis cezalarına çarptırıldı. İçerideki çocuklardan birinin ablası Necla Akkaya’nın, bir grup insana gönderdiği mektubun 8 bin kişilik bir sivil harekete dönüşeceğine de kimse ihtimal vermiyordu.

Bütçesi yok

Elektronik postalar aracılığıyla örgütlenen ÇİAÇ, “Onlar her şeyden önce çocuk” diyerek yola çıktı. Tek hedef vardı: TMK ile çocuklara verilen ağır cezaların değiştirilmesi. Yönetimi, bütçesi, ofisi ya da lideri hiçbir zaman olmadı çağırıcıların. Herkes kendi kapasitesi, zamanı kadar tuz attı çorbaya. Kurumsallaşmaktan kaçındılar ama Cumhurbaşkanı ve Başbakan tarafından kabul edilecek kadar güçlü bir duruş yakaladılar. 3 yıl süren bir kampanyanın sonunda önerdikleri yasal değişikliklerin büyük bölümü Meclis’ten geçince misyonları da tamamlandı. Hareketin omurgası olan e-posta grubu 2 Ağustos’ta kapanıyor. ÇİAÇ’tan ilham alan bir grup şimdi ÇİAT’ı kurmaya hazırlanıyor, yani bu kez “Çocuklar İçin Adalet Takipçileri” bayrağı devralıyor.

İlham, süt eylemi

ÇİAÇ kendini feshetmeden önce bu STK modelinin hikâyesini fikir babasından, Mehmet Atak’tan dinledik: “Bir şeyler yapmalıydı ama STK’lar bana güven vermiyordu. Kafamda şimşek çaktıran, ABD’de izlediğim bir kampanya oldu. California’da idam cezası referandumunun yapıldığı dönemde süt dağıtım birliğinin tuhaf bir zammı oldu ve insanlar buna eylemlerle tepki gösterdi. Kısa sürede sonuç alındı. Benim de TMK mağduru çocuklar için ilk belirlediğim kriter bu oldu. Bu olgusal bir kampanya olacaktı. Aksi takdirde dağılma riski çok yüksekti. Sadece TMK mağduru çocuklarla çizildi hudutlar. ÇİAÇ her kuruma eşit mesafedeydi. Muhalefet partizanca bir tavırla yapılmamalıydı.”

Her kapıyı çaldılar

ÇİAÇ, çıktıkları destek turlarında Meclis’teki tüm siyasi partilerin kapısını çaldılar. Onlara en çok destek verenlerden biri Ak Parti Hakkari Milletvekili Abdülmuttalip Özbek’ti. Saadet Partisi Lideri Numan Kurtulmuş da çağırıcıları bizzat kabul eden liderler arasına girdi. TMK’da beklenen yasal değişikler ile ilgili en kritik eşik ise çağırıcılardan Mehmet Atak, Lale Mansur ve Avukat Mehmet Uçum’un Mart ayında Başbakan Tayyip Erdoğan ile yaptıkları görüşme oldu.

Çocukların kinetiğine Öcalan’ın sözü geçmez

 “Artık ne BDP, ne Karayılan’ın sözü geçmiyor çocuklar harekete geçtiğinde. Öcalan’ınkinin bile geçeceğini sanmıyorum. Bu kinetik talepleri doyurulmadıkça da sürecek. Talepleri şunlar: Ailelerindeki faili meçhul cinayetlerin failleri yakalanıp yargılansın, dağdaki ağabeyleri ablaları rahatça geri dönebilsin, bir de anadillerini konuşabilsinler. Mevcut uygulamayla hapiste kalan çocuklara ‘Haydi dağa çıkıyoruz’ teşviki yapıyoruz aslında. Bunu Cumhurbaşkanı’na söyledim. Çocuk içeride kaldığı sürece ayakta kalabilmek için aidiyet geliştiriyor, bu aidiyet de milliyetçi ve militer bir aidiyet oluyor. 16 yaşında 14 yıl ceza aldıktan sonra 1 yıl hapis yatıp sonra kaçıp dağa giden çocuk oldu.”

Hareketi e-postayla örgütledi

İlk etapta 250’ye yakın insana tek tek e-posta yazdım. Aklıma kim geldiyse. Bir süre sonra basına, böyle olgusal bir hak arama kampanyası başladığını duyurduk. Sonra insanlar birbirine haber vermeye başladı. Etkinlikler düzenlemeye başladık. Van’da, Diyarbakır’da, Adana’da duruşmalara gittik. Bu çocuklara ve ailelerine moral veriyordu. Konser, panel ya da film gösterimi gibi yan etkinlikler de düzenliyorduk. TMK mağduru çocuklar hakkındaki gelişmelerle ilgili bir de sunum yapılıyordu. Hukukçu, pedagog ya da psikiyatr ise kendi ihtisas alanları açısından durumu değerlendiriyordu. Bunlar farkındalık sunumlarıydı.

Tek çatlak talep TKP’den

Ofisimiz, merkezimiz hiç olmadı. Haberleşme yöntemiyle kafelerde, bazı çağırıcıların bürolarında buluşuyorduk. Ortak bir bütçemiz de yoktu. Kurumsallaşmamak, paraya dokunmamaktır. Konferanslar, paneller düzenledik. Bunların koordinasyonu için proje yürütme grupları önemliydi. Hareketimiz ses getirmeye başlayınca, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile görüşmemizden sonra, Türkiye Komünist Partisi (TKP) kökenli bazı çağırıcılar ısrarla yönetim kurulmasını istediler. Zapturapt olsun dediler. Her seferinde bu talepler bertaraf edildi.
İlgili Haberler
width=4 Türkiye’nin evi yanar, gider Hamas’a yardıma



31 Temmuz 2010