12 Eylül’de fırsat kaçtı

Güncelleme Tarihi:

12 Eylül’de fırsat kaçtı
Oluşturulma Tarihi: Kasım 08, 1999 00:00

Haberin Devamı

Oya ve Bülent Eczacıbaşı, Yeniköy'deki köşklerini ilk kez Hürriyet'e açtı

Bülent Eczacıbaşı'nı ilk tanıdığımda Berlin Üniversitesi son sınıf öğrencisiydi. Sessiz, efendi ve çok çalışkan bu öğrenci, Alman Lisesi'nden birincilikle mezun olmuştu. Daha sonra katıldığı Ezcacıbaşı grubunda sıradan biri gibi çeşitli görevler yaptı. Çok geçmeden ‘‘Beyefendi’’ Nejat beyin ‘‘Beyefendi’’ oğlu olduğunu kanıtladı. Önemli dernekleriin kuruluşlarında görev aldı, başkanlıklarını yaptı ve yapmakta...

Yeniköy sahil yolunda yüksek duvarların gerisindeki ‘‘Hollandalılar Yalısı’’ adıyla bilinen beyaz köşkün üst salonunda kahvelerimizi içip sohbet ediyoruz Bülent ve Oya Eczacıbaşı'yla. 10 yıl önce taşındıkları bu köşk, gerçekten Eczacıbaşı adına yakışır biçimde dekore edilmiş. Salonlarda, yemek odalarında, merdiven boylarında emsalsiz tablolar. Birbirinden güzel ve değerli mobilyalar, halılar, biblolar. Bu görkemli dekor içinde ilk konuyu politika olarak seçtim. Öyle ya, böylesine donanımlı genç bir işadamı neden Meclis'e gitmez?

YANLIŞ SİSTEM

- Yener bey, herkesin yaşamında bir seçim yapması gerektiğine inanıyorum. Ben işadamı olmayı seçtim, bu yolda devam ediyorum. Siyasete girmek çok köklü bir seçim insanın yaşamında. Bu seçimi yaparsanız önce işadamlığı şapkanızı çıkaracaksınız. Siyaset, ülkeye hizmet etmenin çok iyi bir yolu, doğrudan hedefe giden bir yol. Ama ülkeye hizmeten tek yolu siyaset değil, görevini yerine getiren her meslekten insan Türkiye'ye hizmet ediyor. Siyasetçilerimizi suçluyoruz ama asıl eksiklik sistemde. Yetenekli insanları iş başına getiren, onların yükselmelerine olarak veren bir düzenimiz yok.

YOLUMUZ DOĞRU

Siyasi sistemin değişmesi, ipleri elinde tutanların, sistemden yararlananların çıkarlarına aykırı. Siyasi sistemimiz başta liderler olmak üzere, ipleri elinde tutanların yararına çalışıyor. Birtakım kişiler bazı köşe başlarına, koltuklara oturmuşlar, her türlü kontrol olanaklarını ellerine geçirmişler, siyasi rekabet yaptırmıyorlar. Ben Türkiye'nin 12 Eylül 1980'de çok büyük bir fırsat kaçırdığına inanıyorum. Demokrasilerde müdahale hiçbir zaman istenen bir şey değildir ama, o zamanın şartlarını da göz önünde bulundurmak lazım. 12 Eylül'de Türkiye'nin siyasi sistemi sil baştan edildi ama, sistemin yeniden tasarımı doğru yapılmadı. Böyle bir olanak her zaman ele geçmez, inşallah bundan sonra o biçimde gelmez böyle olanak. Türkiye şu anda doğru yönde yol alıyor ama, istediğimizden daha yavaş.

İPLER LİDERLERDE

Madem ki başarılı bir işadamı, girsin aktif siyasete, orada da kendini göstersin.

- Başarılı bir işadamının siyasette de başarılı olacağına inanmıyorum, ayrıca örneği de yok. Babam da işadamlarının siyasete girmesine inanmazdı. Çünkü biz belirli alışkanlıklar içinde işlerimizi yapıyoruz. Örneğin beraber çalıştığımız insanları seçme özgürlüğüne sahibiz. Başarılı olanları ödüllendiriyoruz, terfi ettiriyoruz, onlara daha büyük sorumluluklar veriyoruz, başarısız olanlarla çalışmıyoruz. Bu olanak siyasette var mı? Mevcut partilerin içindeki yetenekli, birikimli insanların yolları tamamen kapalı. Meclisteki çok değerli insanlar niçin seslerini çıkaramıyorlar, niçin parti yönetimlerinde yükselemiyorlar? Siyasete özveride bulunarak girmişler, bunca yıllarını geçirmişler, geriye dönüp bir bakıyorlar ne yaptıklarına, elde var koca bir sıfır. Çünkü liderlerin olağanüstü yetkileri var, bütün ipler ellerinde. Ben bu duruma düşmek istemem.''

Evde yumurta bile kıramaz

Oya Eczacıbaşı, eski Çalışma Bakanlarından Prof. Dr. Turhan Esener'in kızı. Ortaokul ve liseyi Fransa'da okuduktan sonra Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümünden mezun oldu. Evlendikten sonra Eczacıbaşı'nın tüm kültür etkinliklerine aktif olarak katıldı, uzun yıllar Feshane'nin restorasyonunda görev aldı. İki çocuklu anne olmasına rağmen Londra'da müze işletmeciliği konusunda master yaptı. Halen Eczacıbaşı Sanal Müzesi ve İstanbul Bienali'nin yöneticileri arasında. Eşini şöyle anlatıyor:

AŞKIMIZ PEKİŞTİ

Yıllar geçtikçe aşkımızın karşılıklı pekiştiğini görüyorum. 25 Aralıkta evliliğimizin 19. yılını kutlayacağız. Bülent, çok iyi bir eş, çok iyi bir baba olmasının ötesinde çok dürüst ve neşeli bir insandır.

KONUŞMASI ETKİLEDİ

Tanıştığımız ilk günden bu yana hiç değişmedi. Seneler o kadar çabuk geçti ki. Onu ilk gördüğümde konuşmasından çok etkilenmiştim, hálá da öyledir. Oğlumuz Emre de babasına çekmiş, o da çok iyi bir konuşmacı.

DAKİK BİR ADAM

Bülent dakikliğe çok fazla önem verir. O Alman Lisesi mezunu, ben ise Fransa'da okudum. Bu nedenle aramızda farklı bir dakiklik mantalitesi oluyor. Mesela o randevularına 5 dakika önce gidip bekler, ben ise 5 dakika sonra gidebilirim.

ATLARI SEVER

Bülent ev işlerinden hiç anlamaz, yumurta bile kıramaz. Her ikimiz de at tutkunuyuz, bazı hafta sonları birlikte bu sporu yapıyoruz. İkimiz de yiyeceklerimize dikkat etmeye çalışıyoruz. Hamur işi, yağlıları soframıza koymuyoruz. Aslında Bülent doktorun yeme dediklerine bayılır.

SİGARA İÇMEZ

Sigaradan nefret eder, işyerindeki bölümünde kesinlikle içilmez.

OPERAYI SEVER

İkimiz de klasik batı müziğinden hoşlanırız, Bülent operayı daha çok sever. İkimiz de pek Türk müziği dinlemiyoruz. En büyük ortak hobimiz, plastik sanatlar.

BENİM SÖZÜM GEÇER

Evde benim sözümün geçtiğini tahmin ediyorum. Bülent'in giyimine, kuşamına kendisi sormadan karışmam.

ORTAK DEĞERLER

Huylarımız, zevklerimiz farklı olabilir ama, ikimizin de önemli kavramlardaki değer yargılarımız aynı. Belki de mutluluğumuzun temeli burada.

Evlilik fıkrası

Bülent Eczacıbaşı, arkadaşımız Yener Süsoy'a ‘‘evlilik ve kaçan fırsatlar‘‘ üstüne hoş bir fıkra anlattı:

Yirminci evlilik yıldönümü kutlayan çift, evlerinde dostlarına davet veriyorlarmış. Misafirlerden biri bakmış, ev sahibi adam bir köşede ağlıyor. ‘‘Bu mutlu gününde niçin ağlıyorsun’’ deyince adam cevap vermiş:

‘‘Evlenmeden önce kayınpederim bizi beraber yakaladı. Kızıyla evlenmeseydim 20 yıl hapis yatacaktım. Birader, evlenmeseydim bugün hapisten çıkmış olacaktım, ben ağlamayayım da kim ağlasın.’’



Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!