Gündem Haberleri

    Gümüş ekran

    Hürriyet Haber
    12.04.1998 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Kundun

    Tibet, son yıllarda yabancı filmlerin gözde mekanı. Bir inanç imparatorluğunun yokoluşunun duygusal yanı, batılıları çok ilgilendiriyor, siyasi yanına aldırış etmeseler de.

    Martin Scorsese'nin Kundun'u 14. Dalai Lama'nın öyküsünü anlatıyor.

    Hiç kuşkusuz, bu filmi ve konuyu bu kadar basite indirgeyemeyiz. Çin'in işgaliyle sona eren bir imparatorluğun inanç ve tapınma üzerine kurulan hayatı nasıl devam edebilirdi, bu sorunun cevabını ben veremiyorum.

    Kundun, bazı soruları gündeme getiriyor, inanca dayanan toplulukların anatomisi, tek kişiye bağlı devletçiklerin akıbeti.

    Ne olursa olsun, ruh mirası üzerine kurulu bir yönetim sistemi, insanların bir kez daha dogmalar karşısındaki teslimiyetini sergiliyor.

    Yeni Dalai Lama'nın seçiminden ülkesini terketmesine kadar olan zaman dilimi, Dalai Lama'nın bir rahipler cuntası tarafından yönlendirildiği ve yönetildiğini de ortaya koyuyor.

    Batı, daima donuk, durgun doğuya hayran olmuştur. Hızlı ritmini ancak orada durdurduğu için, onların yaşamına imrenir.

    Ben bunu, bir Pierre Loti tarzı hayranlık olarak yorumluyorum. Doğuyu kendi sıkıntıları içinde bırakmak bir tiyatro sahnesi gibi görmek.

    Tibet'teki yaşamın Çin işgalinden önce de iyi olduğu söylenemez, ancak onların kendi inançları, dogmaları içinde yaşama özgürlüğünü tanımak gerekirdi.

    Kundun'u seyredenler, orada Mao'nun Marks'tan aktardığı dinle ilgili sözleri de tartışabilirler. Scorsese, insanların dinle ilişkilerini bir ölçüde tartışmaya açıyor. Dinin kişisel konumu ile bir kurum olarak durumu arasındaki farka Kundun bir yorum getirmese de, dikkati çekiyor.

    Scorsese, yönetmen olarak tavrını Dalai Lama'dan yana koymuş. İşgalci Çinlileri zulmün temsilsilcisi olarak bize gösteriyor.

    Dalai Lama, işgale, zulme, öldürmelere rağmen barışçı tutumunu sürdürmek istiyor. Budha'nın öğretisi barışçıdır, ancak 'her şeye rağmen mi?' sorusu bugün havada kalıyor.

    Kundun, gerçekçi bir yaşam öyküsü, çünkü senaryosu şimdi ülkesinden uzakta yaşayan Dalai Lama ile birlikte yazılmış.

    Kundun'un müziğini ünlü, minimalist besteci Philip Glass yapmış. Bana sorarasanız çok isabetli bir seçim; başka bir besteci bu müziği başaramazdı.

    Glass, müziğine hem ses hem enstrüman açısından Tibet müziğinden bölümler almış. Müziğin bir amacı da, Tibetlilerin özgürlük için verdiği mücadeleyi sesle yansıtması.

    Eleştirmenler, Glass'ın müziğinin başarısını, Shine, Immortal Beloved, The Piano filimlerinin başarılı müziğiyle mukayese ediyorlar.

    Kundun, 'inanç', 'devrim' gibi bazı kavramlar üzerine düşünenlerin görmesi gereken bir film.

    Nefis görüntüleri ve olağanüstü güzellikte müziğini de ihmal etmeden.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı