"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Gülün, durmadan gülün yerli yersiz gülün!

<i>Bayıldım...</i>

Gülmek hayatın sırlarından biri!
Gülerken, harekete geçen yüz kaslarımız beynimize sinyal gönderiyor, “Gülme kasları çalışıyor. Bu gülüyor! Demek ki mutlu olunacak bir şey var!” diyor.
Ve basıyor vücuda mutluluk hormonunu...
O yüzden gözünüzü seveyim, gülün!
Durmadan gülün, yerli yersiz gülün.
Kendi kendinize gülün.
Aynaya bakın gülün.
Asansörde gülün.
Zorlayın kendinizi.
Tamam hayatta bir sürü problem de var ama bizler savaşçıyız, esas olan da mutlu olmak, asık suratın bize bir faydası yok.
Unutmayın, gülün.
Beyninizi şaşırtın, mutluluk hormonlarınızı hareket geçirin.
Ayşegül Kalem Ertal, genç bir klinik psikolog, Üsküdar Amerikan mezunu, San Francisco’da devam etmiş eğitimine, güler yüzlü, insanı kasmayan, baymayan biri.
İlginç bir kitap yazmış (Terapi Odamda Kesişen Öykülerimiz), bir terapistin “içeriden öyküleri”, bize terapi odalarını ve terapistleri insan olarak anlatıyor...
Ben sevdim, farklı ve yeni geldi.
Kitabı mayıs başında çıkıyor, denk gelirse alın okuyun, gelmezse bile, mutlu olabilmek için gülmek gerektiğini aklınızdan çıkarmayın.
Söz mü, bugün zorlayacaksınız kendinizi ve normalden daha fazla güleceksiniz...
Bakın görün, ruhunuz hafifleyecek!


Gülün, durmadan gülün yerli yersiz gülün

Psikoloji okumayı, Üsküdar Amerikan’da okurken kafaya koyuyorsunuz. Neden?
- Orta 2’de boş bir derste kütüphanedeyken elime bir kitap geçti. İçinde hayatımı değiştirecek bir makale vardı: “Mutlu oldukça mı güleriz, güldükçe mi mutlu oluruz?” Psikoloji sevdam, işte o makaleyle başladı. Boğaziçi’nde psikoloji okudum, ardından San Fransisco’da klinik psikoloji ve bugünlere geldim.
Gülmek, mutluluk sebebi miymiş gerçekten? Sadece gülerek mutlu olabiliyor muyuz yani...
- İnanması zor ama aynen öyle! Fizyolojimiz böyle. Gülerken harekete geçen yüz kaslarımız, beyne sinyal gönderiyor. Beyin de diyor ki, “Gülme kasları çalışıyor! Bu gülüyor! Demek ki mutlu olunacak bir şey var!”  Ve basıyor mutluluk hormonlarını vücuda. Şeker gibi oluyoruz!
Şahaneymiş. O zaman insan sebepsiz güldüğü için de mutlu olabilir, öyle mi?
- Öyle. Mutlu olduğumuzda gülüyoruz. Bu, evrimsel. Gülmek, mutluluğun “evrensel beden dili”. Bir de gülmek bulaşıcıdır ya, bir şey olur gülmeye başlarsınız, bir süre sonra neden güldüğünüzü bile hatırlamazsınız, karşı taraf gülmeye devam ettikçe de, siz de gülersiniz. Çünkü “ayna nöronlar” dediğimiz nöronlar devreye giriyor. Hatta bazen, bir grup insan gülerken yanlarına giderseniz, mevzuyu bilmeseniz bile, en azından gülümsersiniz. Biraz Cem Yılmaz sendromu. Orada da neye güldüğümüzü unutuyoruz bir noktadan sonra ama mutlu oluyoruz.
Siz de çok güler misiniz?
- Evet gülerim. Bunun için gayret de sarf ediyorum, hepimiz etmeliyiz. Benim hayatla, en temel baş etme kaynağım, birçok şeyi olabildiğince hafife almak. Bir şekilde kendimi güldürmeyi becerebiliyorum. Gün içinde bile, iki karikatür bakarım, klasik Türk filmi replikleri söylerim, aklıma güzel şeyler getiririm ve içimden gülerim.
Peki, bir psikolog olarak, insanlara olur olmadık yerlerde gülmelerini tavsiye eder misiniz?
- Ederim, etrafımızı rahatsız etmeden içten içe gülebilmeliyiz. Bu “hafifleyebilme”, bir anlık nefes alma ihtiyacıyla ilgili. Bana iyi geliyorsa, yapabilmeliyim. Ama başkasına neyin iyi geleceğini bilmediğim için, elbette rahatsızlık vermeden. Anneannemi kaybettiğimizde evde dua okunuyordu, biz arka odada onun komik hikâyelerini anlatıp gülüyorduk. Ama arka odada. Onu öyle uğurlamak iyi gelmişti hepimize. Dolayısıyla, gülebildiğiniz kadar gülün. Sabah iç sıkıntısıyla kalksanız bile, aynanın karşısına geçin, gülümseyin. Öyle hissetmeyi beklemeyin, siz gülümseyin, arkasından mutluluk duygusu geliyor çünkü...

Terapist dediğin süpermen değil

Terapi Odamda Kesişen Öykülerimiz” diye bir kitap yazdınız. Nedir bu? Danışanlarınızın hayatları mı?
- Kitapta, danışanlarım, terapi seanslarımız var ama ben de varım. Terapist olarak, seans odasında kendi içimde yaşadıklarım, mesleğimin hayatıma yansımaları, bir de kendi hayatımdan seans odasına taşıdıklarım. Danışanlarımın hayatlarından, benim hayatıma geçişler. Biraz mesleğimizi kurcaladığım, biraz seans odasını okuyucuya açtığım, danışanlarımıza da diğer koltuğu anlattığım bir kitap oldu.
Bir terapist olarak yaşadıklarınızı öyküleştirme fikri nereden aklınıza düştü? Sürekli dinleyen konumunda olmanızın bir etkisi var mı?
- Elbette. Dinle dinle, bir noktadan sonra dinlediklerin taşıyor. Nihayetinde mesleğin olsa da bu, sen de bir anadan doğmasın. Yüklendiğin malzemeyi bir yerlerde eritmek, akıtmak, paylaşmak, hafifletmek çok temel bir ihtiyaç haline geliyor.
İyi de psikolog-danışan ilişkisinin gizli olması gerekmiyor mu?
- Gizlidir zaten. Yani danışan istediğine anlatır seanslarını da, terapist sır küpü...
Danışanlarınızdan bu kitaba itiraz eden olmadı mı?
- Olmadı. İşin en güzel yanı da bu. Kimse, “Beni yazma!” demedi. Her birinden yazılı izin aldım. Hatta bazılarının gerçek adı geçiyor onlar izin verdiği için. Yazdıklarımın kitaba dönüşmesinde büyük payları var.
Peki, terapistin kendini anlatması doğru mu? Tamam bunaldıklarında anlatıyorlar ama başka bir meslektaşlarına, herkese değil...
- Doğruyu-yanlışı bilemem de, ben “Neden olmasın?” diye bakıyorum. Terapist kendini seansta anlatmıyor, evde de anlatmıyor, e biz de süpermen değiliz. Bilakis ben, kendimi açığa vurunca, meslek daha bir gerçek, daha bir samimi geliyor bana. Okuyanlara da öyle gelecek diye umut ediyorum.

RUHUNU HAFİFLET

Her gün o kadar dert dinleyince, siz o dertleri, problemleri, sorunları nereye boşaltıyorsunuz?
- O yüzden yazıyorum işte! Bir de tabii ekibim en büyük desteğim. Sonra yüzümü güldürecek şeyler yapıyorum, okuyorum, izliyorum. Eve dönüşlerde bet sesimle bağıra çağıra şarkı söylüyorum. Bazen yolu uzatıyorum, değiştiriyorum. Spor yapıyorum. Kocamla, evin tadını çıkarıyorum. Kardeşim gibi yakın olan dostlarım var, onlarla keyifleniyorum. Bazı geceler on sekizimdeki gibi dans ediyorum. Şimdilerde oğlumla dans ediyorum. 2.5 yaşında ve son 2.5 senenin en çok yüzümü güldüreni de o. Bazen de bir çift bota takılıyorum. Dünyanın en mühim meselesi gibi en basit şeyi bir misyona çeviriyorum. Biraz hafifletiyorum ruhumu. Hepimiz bunu becerebilmeliyiz: Sık sık gülmeyi ve ruhumuzu hafifletebilmeyi...

X