Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Gülseren’i eleştirenlerin niyeti gurbetçinin oyunu etkilemek

Erovizyon şarkı yarışmasında Türkiye’yi temsil etme hakkı kazanan <B>Gülseren</B> fazla üzülmesin. Ne birinci seçilemeyecek olmasına ne de kendisine yöneltilen çirkin saldırılara.

Tartışma aslında göründüğünden de saçma. Ne Sertab Erener’in Erovizyon birinciliğini profesyonelliğine bağlaması, ne Mazhar Alanson’un başarıyı kalçaya indirgemesi, ne de İngilizce’den Türkçe’ye geçişi gericilikmiş gibi sunanların durumu yeterli bu saçmalığın boyutunu anlamaya.

Tartışmanın saçmalığını kavrayabilmek için önce Erovizyon 2003’de birinci olabilmemizin altındaki acı gerçeği tüm içten yürekliliğimizle kabul etmemiz gerekiyor.

Erovizyon 2003’ü kazanmamızın nedeni ne Sertab Erener’in benim de çok güzel bulduğum sesi, ne gerçekten çok iyi olan yorumuydu. Birinci olmamızın nedeni yarışmaya İngilizce bir beste ya da Türk motifleri taşıyan hip-hop bir şarkıyla katılmamız da değildi. Aslına bakarsanız Sertab’ın ‘İngilizce sözlü hafif göbek havası’, bildiğimiz ‘yaş mı da kuru mu’ banal nakaratını hatırlatan bölümüyle basitliğin sınırlarında dolanan bir besteydi.

Kompleksli ülkeler hariç kimsenin takmadığı bir müsamereden ibaret olan Erovizyon’da 2003 yılında birinci olmamızın tek bir nedeni vardı o da, seyircilerin o yıl ilk kez cep telefonundan kısa mesajla oy verebilmesiydi. Sonradan Pop Star, Biri Bizi Gözetliyor, Kaynanam Olur musun, Bacıma Yan Bakar mısın gibi programlarda da şahit olacağımız gibi Türk insanının kullanmaya bayıldığı bu oylama yöntemi Türkiye’yi yıllardır sonuncu sıralarda volta attığı yarışmada birinci sıraya taşıdı. Gurbetçilerimizin yoğun yaşadığı Almanya, Hollanda, Belçika, Fransa gibi ülkelerden gelen puanların yüksekliği de, birinci olmamızın perde arkasının iyi birer göstergesiydi.

2003 sonuçları, yarışmayı İngilizce sözlü besteyle katıldığımız için kazandığımızı iddia edenlere de bir ders niteliğindeydi ama kimsenin umrunda olmadı. Sadece 2 puan farkıyla geçtiğimiz Belçika’nın şarkısı uydurmasyonca, 3 puan farkla geçtiğimiz Rusya’nın şarkısı ise Rusça idi. Yarışmada son dört sıra ise 0 puanla sonuncu olan İngiltere de dahil olmak üzere Malta, Latviya ve Slovanya’nın İngilizce sözlü parçaları arasında paylaşıldı.

Peki 2004’te neden birinci olamadık. Üstelik yarışma İstanbul’daydı ve yine İngilizce bir şarkıyla, üstelik ‘İngilizce sözlü hafif göbek havası’ndan çok daha kaliteli bir şarkıyla katılıyorduk. Athena’nın profesyonelliği ve sahne performansı da Sertab Erener’inki kadar iyiydi. 2004’te birinci olamamazın nedeni, bu yıl yarışmaya katılan, dolayısıyla halkı kısa mesajla oy veren ülkelerin, özellikle de eski SSCB ya da Doğu Bloku ülkesi olanların sayısının artmasıydı. Üstelik 2003’te halk bazı ülkelerde kısa mesajla oy kullanabilmişken, 2004’te eski SSCB ve Doğu Bloku ülkelerininkiler de dahil olmak üzere tüm ülkelerin vatandaşları cep telefonundan oy kullanabilmişti. Böylece 2003’te yalnızca 3 puan farkıyla geçebildiğimiz Rusya, bizi sollayıp birinciliği kapmıştı.

Kısacası Gülseren birinci olamayacak ama bunun Gülseren’in ve şarkısının kalitesiyle ilgisi sıfır. Ama Gülseren aleyhinde estirilen olumsuz hava gurbetçilerimizin yarışmaya ve oy vermeye yönelik ilgisini olumsuz etkilerse, normalde ilk beşe girmesi gereken Türkiye bu yıl çok gerilere düşebilir. Gülseren’i eleştirenlerin niyeti de bu zaten...

Rakıcıdan da gurme olmaz

Geçen salı sigara içenden gurme olmayacağını yazmıştım. Sigarayı bırakma hikayesini tefrika etmeye başlayan Reha Muhtar da tezimi doğrular kanıtlar sundu yazılarında. Hatta Sabah’ın damak düşkünlükleriyle de bilinen iki yazarı Mehmet Barlas ve Emre Aköz’ün, fosur fosur sigara içenlerden olduğunu ifşa etti.

Ben işi bir adım daha öteye götüreceğim. Sadece sigara içenden değil rakıcıdan da gurme olmaz... Çok keskin bir koku ve tada sahip olan rakı, eşlik ettiği her yemeğin tadını bastıran bir içkidir. Rakı içen birinin uyuşmuş dili, yediği yemeğin tadını alamaz. Rakı keskin tadı ve aromasıyla ancak aperitif, yani iştah açıcı olarak yemekten önce içilmesi gereken bir içkidir. Yanında da olsa olsa hıyar iyi gider. Bir de belki yemeklerden sonra, o da iyice sulandırılmış olmak kaydıyla hazım ettirici (digestive) olarak meyvayla birlikte içilmesi hoş görülebilir.

Damak tadına önem verenler, yemekte şarap ve nadir bazı durumlarda biradan başka alkollü içki içmez. Yemekte rakı içene ise gurme değil, olsa olsa akşamcı denir.

Galatasaray sansür istiyor

Galatasaray Spor Kulübü İletişim Koordinatörlüğü ’nün gönderdiği ihtarnameyi merakla beklediğimi yazmıştım. Kulübün resmi İnternet sitesinde, şahsımla ilgili küçük düşürücü ifadeler eşliğinde duyurulan ihtarname nihayet elime geçti. Tahmin ettiğim gibi çoğu GS taraftarınca da beğenilmeyen, eleştirilen ve benimsenmeyen ‘fb’li’ 100. Yıl Logosu’yla ilgili eleştirel yazılarımı durdurmama yönelik bir ihtarnameymiş. Bunun anlamı sansür istemektir. Gönül verdiğim kulübe yakıştıramadım, doğrusu.

Türkiye’nin batıya açılan penceresi olarak tanınan Galatasaray’ı, 100. şeref yılında sansür talep eden bir kurum olarak görmek, köklü bir Galatasaraylı olarak yüreğimi parçalıyor. Bu arada hurriyetim.com.tr/gs100 adresindeki anket devam ediyor. GS Spor Kulübü’nce açılan ancak sonra taraftarın emeği ve seçimi çöpe atılarak kaale alınmayan yarışmadaki logo çalışmalarından, seçtiğim dördünün oylandığı ve 15 bine yakın kişinin katıldığı ankette oyunuzu kullanmayı unutmayın.
X