« Hürriyet.com.tr
MENÜ

Gülen ‘insan’ Atatürk

Hürriyet Haber
SON GÜNCELLEME
ELİMDE bir kitap... ‘‘Paşa Kazım'ın Serüvenleri’’. (ARBA Yayınları). Paşa Kazım'ın hayatı roman! Ömrü gırgırla, dalga geçerek, avarelik yaparak, eğlenerek, insanları güldürerek geçmiş ve günün birinde yaşam öyküsünü yazmış. Kitap ilk kez 1944 yılında yayınlanmış. Paşa Kazım, Osmanlı ve cumhuriyetin ilk yıllarında çok tanınmış, sonra unutulmuş biri. İşte kitaptan bazı bölümler:‘‘1907 senesi, Kuleli'den (mezun olup) Harbiye'ye geçmiştim. Mektep yöneticilerince burada tahsilim değil, varlığımın bile mümkün olamayacağı anlaşılmış olacak ki, bir aya kalmadan Şam Harbiye mektebine sürgün olarak gönderildim. Fakat burada çıldıracaktım. Çünkü ne mektepten kaçan, ne kavga eden birileri olmadığı gibi, mapushanesi dahi yoktu. Meydan dayağı nasıl olur, kimse bilmiyordu. O kadar muntazam kaçacak gedikleri olduğu halde, değil kaçan, başını çevirip bakan bile yoktu.’’1908 yılında Kazım Şam Harbiyesi'nden de kovulmuş, Hayfa'da memur! Sahneye bir piyes konuyor ve Kazım orada paşa rolü oynuyor. Öylesine başarılı oluyor ki, ismi Paşa Kazım olarak kalıyor ve büyük ün yapıyor. Birinci Dünya Savaşı'na katılıyor ama her günü gırgır! Uzun maceralar sonrasında, 1920'li yılların başında yolu Ankara'ya düşüyor. Ankara'da Mustafa Kemal Paşa'nın da katıldığı bir müsamere yapılacak. Paşa Kazım'ı sahneye çıkarmak istiyorlar. Paşa tutturuyor ‘‘rakı içmeden çıkmam’’ diye! Sahnenin arkasında bir yerde çilingir sofrası kuruluyor, Paşa Kazım kafayı buluyor ve sahneye çıkıp rastgele anlatmaya başlıyor. Konuştukça konuşuyor:‘‘...Etrafı tetkik ediyordum. Oraya şeref veren Mustafa Kemal Paşa da bu konferanstan anlam çıkaramayınca, arkada duran yaverlerine benim kim olduğumu sordular. Herhalde kendilerine ismim yabancı gelmemiş ve bu saçmalardan zevk almış olacaklar ki, sözlerime devamımı arzu ettiklerini vaziyet ve tebessümlerinden (gülüşlerinden) anlamıştım...’’Konuşması devam ediyorken:‘‘...Arkadan bir ses yükseldi: ‘Yahu biz bu konferanstan bir şey anlamıyoruz.' Hiç bozmadan ‘Evet, hakkınız var. Ben dahi bir şey anlamıyorum' dedim.Perde kapanmıştı. Dışarıda bir uğultu başladı. Nevres hemen sahneye çıkarak ‘Efendiler, bu saçma konferansı veren zat, herkesin tanıdığı meşhur Paşa Kazım'dır deyince bir kahkaha koptu ve umumi arzu üzerine tam bir buçuk saat daha, alabildiğine saçma söyledim. Eğer yarım saat daha devam etseydi, birçok kişinin aklını oynatacağı şüphesizdi.İşte o gecemdir ki, sevgili Atatürk'ün aşinalığına (tanımasına), iltifat ve teveccühlerine mazhar olarak mutlulandım.O günden itibaren nereye gittiyse, maiyetinde (yanında) bulunmaktan övündüm.’’Demek ki Mustafa Kemal Paşa, zaferler kazandığı, yeni bir devlet kurmakta olduğu o yorgun ve gerilimli günlerde kendisini güldürecek birini arıyor, yanında bir yerlere götürüyor...Çünkü o da insan. Gülmesi, rahatlaması gerekiyor.***Paşa Kazım, o sırada Latife Hanım'la evli olan Gazi ile yurt gezisine çıkıyor:‘‘Özel trenle Adana'ya doğru yolu çıktık. Üçüncü gün Akşehir'e vardık. Atatürk istasyonda çay içiyor, Latife Hanımefendi de trenin penceresinden dışarıdaki kalabalığı seyrediyor. Ben de emirlerini beklemek üzere vaziyet almış, pencerenin hizasında yerde bulunuyorum. Başladım kulaklarımı oynatmaya. Bu halime çok gülen Hanımefendi, halka karşı gülmemek için dişlerini sıkıyordu. Sert bir işaretle vagona girmemi emrettiler ve ‘Nedir o maskaralık, neden kulaklarını sallıyorsun' diye sordular. ‘Hanımefendi hazretleri' dedim, ‘Siz şimdi Adana'da köşklerde ağırlanacaksınız. Fakat biz Paşa Kazım'ı götürüyoruz ama bunun parası var mıdır, ne yiyip ne içecek diye düşündünüz mü...’’Bu sözler üzerine Latife Hanım 15 lira veriyor ama Paşa Kazım uyanık! ‘‘Ancak 50 lira verirseniz kulaklarımın durdurulması için teşebbüs ederim ve inşallah başarırım’’ diyor ve 50 lirayı koparıyor. O günün değeriyle çok büyük para.Paşa Kazım kitabında anlatmayı sürdürüyor:‘‘Parayı aldım. Tren hareket etti. Hemen vakit geçirmeden, 50 lira da Atatürk'ten almak ümidiyle, 50 lirayı sağ yan cebime koyarak ve güya bu paranın ağırlığıyla sağa doğru yalpalayarak huzura girdim.Bu vaziyeti gören Atatürk ‘Yine ne oldu, yan yatmışsın' diye sordular. ‘Efendim' dedim, ‘Hanımefendi 50 lira verdiler, fakat bir türlü dengemi bulup doğrulamıyorum. Lütfen dengemin sağlanmasını istirham ediyorum...’’Gazi'den de 50 lira istiyor! Gazi gülmeye başlıyor:‘‘Ver o 50 lirayı, dediler. 50 lirayı iki tane 25 liralık yapıp birini sağ, birini sol cebime koydular.‘Haydi, dengen tamamdır. Marş marş' diyerek beni zarif bir şekilde kovdular.’’Allah hepsine rahmet eylesin. Nur içinde yatsınlar.

CANLI SKOR CEBİNDE!

Cep telefonunuza Spor Arena uygulamasını gönderelim.

SMS GÖNDERİLDİ!

Cihazınıza özel bağlantı linki sms ile gönderildi. Lütfen smslerinize bakınız.
Bunları da Beğenebilirsiniz